İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Anayasa Mahkemesi ve AİHM Başvuruları

Hukuka Saygı, Savunmaya Saygıyla Başlar

Adliye holünde koltuğunun altında dosyayla yürüyen cübbeli avukat, adalet heykeli ve yön tabelaları; makalenin başlığını, bir alıntıyı ve beş ilkeyi gösteren infografik.
Yazar: Yayın tarihi: Yaklaşık 18 dakika okuma

Kurumsal hukuki inceleme ve kontrol: Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Yayımlayan: Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Özet

Adalete erişim hakkı; etkili savunma, dinlenilme, adli yardım, adliye koşulları, makul süre ve kararın uygulanmasıyla birlikte inceleniyor.

Adalete erişim, hak arayan kişinin başvurusunu sunabilmesinden ibaret değildir; iddiasını açıklayabilmesini, etkili hukuki yardım alabilmesini, delilleri tartışabilmesini ve verilen kararın sonuçlarından yararlanabilmesini gerektirir. Bu nedenle savunmaya saygı, yalnız nezaket değil, yargısal yetkinin kullanımına yön veren bir hukuk devleti ölçütüdür. Hâkimin bağımsızlığı, savcının kamusal yetkileri ve avukatın mesleki bağımsızlığı birbirinin yerine geçmez; bu görevlerin doğru ayrılması, kişinin haklarının korunmasını sağlar. Adliye mekânı ve çalışma koşulları bu bütünün önemli bir parçasıdır; fakat ekonomik engeller, usul, dil, yargılama süresi, gerekçe ve kararın uygulanması incelenmeden adalete erişimin bütünü açıklanamaz. [1] [2] [3]

Hukuka saygı, hak arayan kişiyi yargılamanın öznesi kabul etmeyi gerektirir

“Hukuka saygı, hak arayan kişiye ve onun savunmasına saygıyla başlar.” Bu cümle, yalnızca daha nazik bir adliye dili talebi değildir. Hukuki bir itirazı dinlemeyi, ilgili belgeyi incelemeye açmayı, açıklama için gerekli imkânı tanımayı ve verilen cevabı gerekçelendirmeyi merkeze alan bir yargı anlayışını ifade eder. İnsanı dosya numarasının, savunmayı da tamamlanması gereken şekli bir işlemin arkasında bırakan anlayışın karşısında durur.

Hakkını arayan kişi, kamu makamlarının kendisine zaman ayırmasını lütuf olarak beklemez. Yargıya başvururken öngörülen kurallara uymakla yükümlüdür; buna karşılık başvurusunun hukuken değerlendirilmesini ve usul güvencelerinin uygulanmasını isteme hakkına sahiptir. Yargısal makamın saygınlığı, itirazdan korunmasında değil, itirazı hukuk içinde değerlendirebilmesinde aranmalıdır.

Buradaki eleştiri, bütün hâkim ve savcıların belirli biçimde davrandığı iddiasına dayanmamaktadır. Ölçüt, kişilerin niyetleri hakkında toplu hüküm vermek değil; her somut işlemde hak arayanın ne söyleyebildiğini, neyi inceleyebildiğini ve hangi gerekçeyle sonuca ulaşıldığını denetlemektir. Aynı ölçüt, avukatsız kişiyi, mağduru, şüpheliyi, davacıyı ve davalıyı da kapsar.

Türk Yargı Etiği Bildirgesi, insan onurunu, eşitliği, tarafsızlığı ve muhataba saygılı davranmayı yargı görevinin gerekleri arasında sayar. Dolayısıyla bu yaklaşım, yargıya dışarıdan yöneltilmiş bir nezaket beklentisinden ibaret değildir; yargının kendi etik çerçevesinde de karşılığı vardır. [4]

Adalete erişim, mahkemeye ulaşmakla başlar; hakkın etkili korunmasıyla anlam kazanır

Mahkemeye erişim, adalete erişimin önemli bir unsuru olmakla birlikte bütününü tüketmez. Dar anlamda mahkemeye erişim, uyuşmazlığın yargı önüne taşınabilmesiyle ilgilidir. Daha geniş erişim tartışması ise kişinin hakkını tanıyabilmesini, yardım almasını, sürece katılmasını, etkili bir hukuki korumaya ulaşmasını ve kararın uygulanmasını birlikte ele alır. Avrupa hukukuna ilişkin adalete erişim el kitabı da hukuki yardım, etkili giderim ve erişimi sınırlayan engelleri ayrı boyutlar olarak inceler. [3]

Bu ayrım önemlidir: Dava dilekçesi kabul edilen kişinin delillerini tartışamaması, başvuru masraflarını ödeyemeyen kişinin mahkeme kapısından içeri girebilmesi veya lehine karar alan kişinin kararın uygulanmasını yıllarca beklemesi, aynı sorunun farklı aşamalarını gösterebilir. Başvurunun kayda alınmış olması, bütün bu güvencelerin sağlandığını kanıtlamaz.

Anayasa’nın 36. maddesi iddia, savunma ve adil yargılanma hakkını; 40. maddesi hak ihlaline karşı başvuru imkânını ve devlet işlemlerinde başvuru yollarının, mercilerin ve sürelerin gösterilmesini düzenler. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ise kendi kapsamındaki uyuşmazlıklarda bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde adil yargılanmayı güvenceye alır. Geniş adalete erişim kavramı ile belirli bir başvuruda uygulanabilecek anayasal veya sözleşmesel güvence aynılaştırılmamalıdır. [1] [2]

Adalete erişim, davayı kazanma garantisi değildir. Haksız talebin reddedilmesi, delilin hukuka uygun gerekçeyle kabul edilmemesi veya kanuni bir başvuru şartının uygulanması tek başına erişim ihlali oluşturmaz. Esas mesele, kuralların kişiyi dinlemeden sonuca götüren bir eleme mekanizmasına dönüştürülmemesi ve sınırlamaların somut olayda ölçülü olmasıdır. [3] [10]

Yargısal yetki, savunma üzerinde mesleki hiyerarşi kurmaz

Hâkim, savcı ve avukatın görevleri aynı değildir. Farklı görev ve yetkiler, savunmanın iddia makamına veya mahkemeye mesleki olarak tâbi olduğu anlamına gelmez. Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi, avukatı yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmanın temsilcisi olarak tanımlar. Mahkemenin yargılamayı yönetmesi ile avukatın hukuki görüşünü veya mesleki bağımsızlığını yönetmesi birbirinden ayrılmalıdır. [6]

Savcılık, soruşturma yürütürken adli kolluk aracılığıyla araştırma yapabilir ve kamu görevlilerinden bilgi isteyebilir. Savunma ise aynı kamu gücünü kullanmaz. Bu imkân farklılığı karşısında gerekli olan, avukata savcının bütün yetkilerini vermek değil; savunmanın suçlamayı öğrenme, ilgili delile erişme ve onu etkili biçimde tartışma imkânını korumaktır. Kamusal yetkinin ağırlığı, savunmayı önemsizleştirme gerekçesi değil, usul güvencelerini ciddiyetle uygulama nedenidir. [2] [7]

CMK m.160/2, savcıyı yalnız aleyhe delil toplamakla görevlendirmez; şüphelinin lehine olan delillerin toplanmasını, muhafazasını ve haklarının korunmasını da emreder. Bu nedenle soruşturmanın başarısı, her durumda iddianame veya mahkûmiyet sonucuna ulaşılmasıyla özdeşleştirilemez. Lehe ihtimalleri araştırmak, savunmaya verilmiş bir taviz değildir. [7]

Mahkemenin bağımsızlığı da yalnız dış müdahaleye karşı korunmaz; iddia işleviyle karar verme işlevinin ayrılması gerekir. HSK’nın Türk Yargı Etiği Bildirgesi Rehberi, davanın esası hakkında hâkim ile savcı arasında duruşma öncesinde veya sırasında görüş alışverişinden kaçınılmasını; savcıların karar müzakeresine katılmamasını ayrıca açıklar. Aynı rehber, avukatla takip edilmeyen işlerin sırf bu nedenle geri plana atılmamasını ister. Bunlar etik rehberdeki açıklamalardır; belirli bir dosyada verilmiş ihlal kararı değildir. [5]

Savunmayı dinlemek, konuşmasına şeklen izin vermekten fazlasıdır

Hukuki dinlenilme hakkı, yalnız söz sırası verilmesi değildir. HMK m.27; yargılama hakkında bilgi sahibi olmayı, açıklama ve ispat imkânını, açıklamaların değerlendirilmesini ve kararın somut biçimde gerekçelendirilmesini birlikte düzenler. Sözün tutanağa geçirilmesi önemlidir; fakat hukuki iddianın değerlendirilmesi yerine geçmez. [8]

Bir avukatın belirli bir belgedeki çelişkiyi açıklarken sürekli kesilmesi ile uyuşmazlıkla ilgisiz tekrarların sınırlandırılması aynı değildir. İlkinde esaslı iddianın anlaşılmasını engelleyen bir uygulama bulunabilir; ikincisinde yargılamanın düzenli yürütülmesi amaçlanabilir. Ayrım, konuşmanın kaç dakika sürdüğünden çok, neyin açıklanmasına ihtiyaç bulunduğuna göre yapılmalıdır.

HSK Rehberi bu konuda açık bir cümle kullanır: “Hâkimler ve savcılar, taraflara kendilerini ifade etmeleri için yeterli zamanı verirler.” Rehberin ilgili açıklamaları, makul sabırla dinlemeyi ve avukatlara mesleki konumlarına uygun saygıyı birlikte ele alır. Yeterli zaman tanımak, sınırsız konuşmaya veya yargılamayı sürüncemede bırakmaya izin vermek değildir. [5]

Mahkemenin bütün cümlelere ayrı ayrı cevap yazması beklenmez. Buna karşılık sonucu değiştirebilecek açık bir itirazın neden reddedildiğinin anlaşılması gerekir. “Değerlendirildi” sözcüğü, değerlendirmenin kendisi değildir. Gerekçe, tarafın haklı bulunmasını değil; neden haklı bulunmadığını da anlayabilmesini sağlamalıdır. [8]

Görülmeyen delile karşı etkili savunma hazırlanamaz

AYM’nin Rıdvan Batur, B. No: 2018/17680, 03.12.2020 kararında, güvenlik soruşturması nedeniyle atanmama işlemine karşı açılan davada belirleyici belgeler başvurucuya sunulmadan değerlendirilmiştir. Mahkeme, belgelere ilişkin görüş ve itiraz ileri sürmek için pratik ve etkili imkân sağlanmamasını silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı bulmuştur. İhlal ve yeniden yargılama sonucuna ulaşılmış; tazminat talebi reddedilmiştir. [9]

Kararın önemi, bütün gizli belgelerin koşulsuz açıklanmasını emretmesinde değil; hükme esas olan verilerin tartışılabilmesi için etkili usul güvencelerinin gerekliliğindedir. Karar, belirli bir adliye masasının veya salon düzeninin hukuka aykırılığı hakkında değildir. Ancak dosyanın resmen mevcut olmasıyla savunma tarafından kullanılabilir olması arasındaki farkı somutlaştırır. [9]

Savunmaya saygı, avukatın bağımsız çalışma imkânını korumaktır

Avukatın dosya üzerinde çalışabilmesi, müvekkiliyle güven içinde görüşebilmesi ve mesleki değerlendirmesini baskı altında kalmadan yapabilmesi, yalnız avukatın kişisel çalışma rahatlığıyla ilgili değildir. Bunlar, temsil edilen kişinin etkili hukuki yardım almasının koşullarıdır. Avukatın işlevini küçümsemek, çoğu zaman onun arkasındaki kişinin hak arama imkânını küçümsemek sonucunu doğurur.

Avukatlık Kanunu m.2’deki yardım yükümlülüğü ve m.46’daki dosya inceleme düzeni bu çerçevenin parçasıdır. Ancak dosyayı inceleme, örnek alma, elektronik erişim ve dosyada usul işlemi yapma aynı yetki değildir. Vekâletnamesiz inceleme imkânını, her belgeyi edinme veya herkes adına işlem yapma yetkisine dönüştürmek doğru olmaz. Ceza soruşturmasındaki özel hükümler ayrıca gözetilir. [6] [7]

Bağımsız savunma, avukatın kişisel ayrıcalığı olarak savunulduğunda asıl hukuki gerekçe zayıflar. Talep, diğer kişilerin önüne geçmek veya personelin yetkili çalışma alanını sınırsız kullanmak değil; üstlenilen hukuki işi gereği gibi yapabilmektir. Bu anlayış, avukatsız kişinin de aynı ciddiyetle dinlenmesini zorunlu görür.

Savunmanın sert ve ısrarlı olması, tek başına saygısızlık değildir. Dosyayla ilgili kararlı itiraz ile kişisel hakaret birbirinden ayrılmalıdır. Aynı şekilde mesleki bağımsızlık, avukata gerçeğe aykırı beyanda bulunma veya başkalarının haklarını ihlal etme serbestisi vermez. Karşılıklı saygı, hukuki tartışmayı susturmamalı; tartışmanın kişisel çatışmaya dönüşmesini önlemelidir.

Ekonomik güçsüzlük, hak arama iradesinin önüne geçmemelidir

Bir başvuru yolunun kanunda bulunması, onu herkes için fiilen kullanılabilir hâle getirmez. Harç, bilirkişi, tebligat, yolculuk, tercüme ve temsil giderleri kişinin koşullarında birlikte değerlendirilmelidir. Az gelirli bir kişi için düşük görülen bir tutar dahi önemli olabilir. Bu nedenle mali yükün etkisi, yalnız tarife veya ortalama gelir üzerinden açıklanamaz. [3] [10]

Mahkemeden talep edilen adli yardım, baronun avukat görevlendirmesine ilişkin adli yardım hizmeti ve ceza muhakemesindeki müdafi görevlendirmesi farklı düzeneklerdir. Birinden yararlanılması, diğerinin bütün sonuçlarını kendiliğinden doğurmaz. Başvurunun kapsamı, şartları ve giderlerin sonradan tahsili ayrıca değerlendirilmelidir; adli yardım her durumda ve kalıcı olarak bütün giderlerin kaldırılması değildir. [6] [7] [10]

AYM’nin Çaçan Sirek ve Trko Sirek, B. No: 2021/58761, 26.03.2025 kararında mali durumun değerlendirilme biçimi incelenmiştir. Çaçan Sirek yönünden ölüm nedeniyle düşme; Trko Sirek yönünden mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucuna ulaşılmıştır. Çoğunluk, kişinin ekonomik koşullarının yeterince değerlendirilmeden adli yardım talebinin reddedilmesini ölçüsüz bulmuştur. Başvurucunun sonradan giderleri ödemesi ve esas davayı kazanması, bu incelemeyi gereksiz kılmamıştır. [10]

Karşıoy, mali durumu belgeleme yükünün başvurana ait olduğunu ve mahkemeye kanunda öngörülmeyen bir araştırma külfeti yüklenemeyeceğini savunmuştur. Bu tartışmanın uygulamadaki karşılığı şudur: Mali güçsüzlük açık ve belgeli anlatılmalı; mahkeme de belgeleri kişinin gerçek yaşam koşulları içinde değerlendirmelidir. Tek bir karar, belgesiz her talebin kabul edileceği şeklinde okunamaz. [10]

Usul kuralları, hakkı koruyan düzen olmaktan çıkarılıp engel üretmek için kullanılamaz

Süre, görev, yetki ve başvuru biçimi kuralları; öngörülebilirlik, karşı tarafın korunması ve hukuki güvenlik açısından önemlidir. Bunların bulunması adalete erişimle çelişmez. Sorun, kuralın amacından koparılarak kişinin esas talebinin hiç incelenmemesine yol açan orantısız bir biçimciliğe dönüşmesidir. Avrupa adalete erişim yaklaşımı bu nedenle usulî sınırlamanın amacıyla yarattığı külfeti birlikte değerlendirir. [3]

Buradan “her eksiklik sonradan giderilebilir” veya “süreler önem taşımaz” sonucu çıkarılamaz. Eksikliğin tamamlanmasına izin veren hüküm varsa işletilmeli; telafisi mümkün olmayan süreler bakımından ise başvurucu açıkça bilgilendirilmelidir. Anayasa m.40’taki başvuru yolu, merci ve süreyi gösterme yükümlülüğü bu bakımdan önemlidir. [1]

Özellikle hak kaybı doğuran kararların muhatabına anlaşılır biçimde bildirilmesi, yalnız bürokratik bir son işlem olarak görülemez. Kişi hangi karara, hangi yoldan ve hangi süre içinde başvurabileceğini anlayamıyorsa biçimsel tebliğ ile etkili başvuru imkânı arasındaki ilişki ayrıca incelenmelidir.

Adliye mekânı, hakkın kullanımını etkilediği ölçüde adalete erişimin konusudur

Mekân ile hak arasındaki bağlantı doğrudan fakat koşulludur: Hukuken kullanılabilecek bir yetki, fiziksel düzen nedeniyle etkili kullanılamıyorsa mimari mesele hukuki bir meseleye dönüşür. İnceleme hakkı bulunan dosya üzerinde karşılaştırmalı çalışılamaması, duruşmanın duyulamaması veya müvekkille gerekli görüşmenin yapılamaması bu bağlantıyı açıklayan örneklerdir. Bunlar, belirli bir adliyede yapılmış saha araştırmasının sonuçları olarak sunulmamaktadır.

Bu nedenle dosya inceleme masası talebi yalnız mobilya; akustik düzen yalnız konfor; erişilebilir banko yalnız mimari ayrıntı değildir. Buna karşılık her masa eksikliğinden kendiliğinden anayasal ihlal çıktığı da söylenemez. Eksikliğin niteliği, süresi, sunulan alternatif ve ilgili hakkın kullanılmasına etkisi somutlaştırılmalıdır. İhlalin otomatik olmaması, eksikliğin önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Oğuz Ongun’un tez özeti, kullanıcı odaklı tasarımı erişimin parçası olarak ortaya koyar

Oğuz Ongun’un İstanbul Bilgi Üniversitesindeki 2019 tarihli Bir Adalete Erişim Meselesi Olarak Adliye Mimarisi: Çağlayan Adliyesi Örneği başlıklı tezinin kurumsal özetinde şu değerlendirme yer alır: “Adliyelerin tasarımlarının ve fiziksel koşullarının, yapıyı kullanacak bireylerin erişimini artıracak şekilde tasarlanmaması bir adalete erişim sorunudur.” [11]

Özetin ana fikri, adli işlemlerin kolay yürütülmesiyle bu işlemlerin gerçekleştirildiği mekânın kullanılabilirliğinin birlikte düşünülmesidir. Savunma ve soruşturma faaliyetleri fiziksel bir ortamda gerçekleştiği için tasarım, kullanıcıların bu faaliyetlere katılımını etkiler. Özet, literatürden hareketle oluşturulan ölçütler üzerinden örnek yapıları ve Çağlayan Adliyesini ele aldığını da belirtir. Bu aktarım kurumsal kayıt ve tez özetiyle sınırlıdır; tezin erişilemeyen bölümlerinden belirli bir eksiklik veya saha bulgusu ileri sürülmemektedir. [11]

Mulcahy ve Bybee, mekânı katılım ve kurumsal iletişim üzerinden okumayı sağlar

Linda Mulcahy’nin 2007 tarihli Architects of Justice: the Politics of Courtroom Design makalesinin yayıncı özeti, Türkçe çevirisiyle “duruşma salonlarının tasarımı ile katılımcı adalet anlayışı arasındaki ilişki” üzerinde durur. Adli mekânı tarafsız bir zemin kabul eden bakışı sorgular; özellikle izleyicinin konumuna odaklanır. Bu yaklaşım, yerleşimin kimin dinleyebildiğini ve sürece hangi koşullarda katılabildiğini etkileyebileceğini düşünmeye yardımcı olur; Türkiye’deki bütün salonlara ilişkin bir tespit değildir. [12]

Keith J. Bybee’nin 2012 tarihli Judging in Place: Architecture, Design, and the Operation of Courts incelemesinin özetinde “a socially contingent form of communication” ifadesi kullanılır; Türkçe karşılığıyla “toplumsal koşullara bağlı bir iletişim biçimi”. Bybee, adli mimariyi kurumun otoriteyi ve kullanıcıyla ilişkisini nasıl ifade ettiği yönünden tartışır. Burada kullanılan dayanak, incelemenin yayıncı özetidir. [13]

Bu üç yaklaşımı birlikte okuduğumuzda önerdiğimiz sonuç şudur: Adliye, hak arayanı yalnız kabul eden değil, hakkını kullanabilir durumda tutan bir kurum olarak tasarlanmalıdır. Bunun için binanın neyi simgelediği kadar, içindeki insanın hangi işi gerçekten yapabildiği de önemlidir.

Türkiye’de kalem ve duruşma düzeni, savunmanın işlevi gözetilerek kurulmalıdır

Bir dosyayı bankodan teslim almak ile dosya üzerinde çalışmak aynı faaliyet değildir. İnceleme; tarihleri karşılaştırmayı, raporla ekini birlikte okumayı ve çelişkili beyanı belirlemeyi gerektirebilir. Personelin alanını koruyan banko düzeni, uygun bir inceleme yeriyle tamamlanmıyorsa işi fiilen güçleştirebilir. Çözüm, bankoyu her durumda kaldırmak değil, incelemenin yapılabileceği kontrollü alanı işler hâle getirmektir.

Avukatlık Kanunu m.50, adalet dairesinde baroya; mahkeme salonu ve icra dairesinde avukatlara ihtiyaca yeterli yer ayrılmasını düzenler. Bu hüküm her kalemde belirli ölçülerde özel masa tarif etmez. Buna rağmen, savunmanın çalışma ihtiyacının kurum planlamasında dikkate alınması gerektiğini gösterir. Ayrılan yerin adı değil, amacına uygun kullanılabilmesi önemlidir. [6]

Duruşma salonunda değerlendirme daha geniştir: Taraf söyleneni duyabiliyor mu? Avukat dosyasını açıp not alabiliyor mu? Gerekli anda müvekkiliyle iletişim kurabiliyor mu? Tanığa yöneltilen soru ve verilen cevap anlaşılabiliyor mu? Uzaktan bağlantı kullanılıyorsa ses, görüntü ve söz isteme imkânı kesintisiz mi? Salonda veya ekranda bulunmak, etkili katılımın kendisi değildir.

Kürsünün yüksekliği veya belirli bir oturma düzeni tek başına her dosyada ihlal kanıtı sayılmaz. Fakat tasarımın ve fiilî kullanımın, iddia ile savunma arasında dışlanma veya iletişim güçlüğü yaratıp yaratmadığı araştırılmalıdır. Personelin güvenliği ve başka dosyaların gizliliği meşrudur; bunlar ile savunmanın çalışması arasında zorunlu bir tercih varmış gibi davranılmamalıdır.

Avrupa Konseyi CEPEJ’in 2014 tarihli rehberi, avukatların müvekkilleriyle mahrem görüşebilecekleri alanlara ve adliye düzeninin savunma hakkının fiilen kullanılmasını desteklemesine yer verir. Rehber, Türkiye’de belirli bir banko ölçüsünü zorunlu tutan iç hukuk normu değil, tasarım ve hizmet organizasyonu bakımından yol gösterici bir kaynaktır. [14]

Aynı işlem biçimini herkese uygulamak, her zaman eşit erişim sağlamaz

Dil, engellilik, yaş, sağlık durumu ve dijital okuryazarlık, kişinin süreci anlama ve kendisini ifade etme imkânını değiştirebilir. Eşitlik, bu farklılıkları görmezden gelmek değildir. İhtiyaca uygun düzenleme, bir tarafa davayı kazandıran ayrıcalık değil; usulî hakkını gerçekten kullanabilmesini sağlayan araç olarak değerlendirilmelidir.

CMK m.202, Türkçeyi yeterince bilmeyen sanık veya mağdur bakımından tercümeyi ve engelli kişilere esaslı hususların anlayabilecekleri biçimde anlatılmasını düzenler. Bununla, sanığın kendisini daha iyi ifade edeceği başka dilde savunmasına ilişkin ayrı seçenek aynı değildir; koşullar ve gider rejimi farklılaşabilir. [7]

Dijital hizmetler de aynı ölçütle değerlendirilmelidir. Elektronik kanallar yararlı olsa bile belgenin okunamaması, eksik ek, erişim yetkisi sorunu veya teknik kesinti için işleyen çözüm bulunmalıdır. CEPEJ’in kullanıcı odaklı yargı çalışması, anlaşılır iletişim ve dijital araçları ele alırken erişemeyen kişilerin dışlanmamasını önemser. [15]

Teknik imkân, ancak kişi onu kullanabildiğinde hukuki imkâna dönüşür. Kullanıcıyı anlamadığı bir ekrana yönlendirmek veya erişemediği belgenin sistemde bulunduğunu söylemek, tek başına hizmetin tamamlandığını göstermez.

Makul süre, savunmayı kısaltmanın değil gereksiz gecikmeyi önlemenin ölçütüdür

Yargılamanın uzaması yalnız takvim meselesi değildir. Delilin kaybolması, ekonomik değerin erimesi veya kişinin yaşam planının belirsizlik içinde kalması gibi sonuçlar doğurabilir. Bunun karşısındaki çözüm ise savunmayı biçimsel bir aşamaya indirmek olamaz. Gecikmeyi azaltmak ile gerekli açıklama ve delil tartışmasını ortadan kaldırmak farklı şeylerdir.

Anayasa m.141, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargının görevi sayar. Sözleşme m.6 da makul süreyi adil yargılama çerçevesinde güvenceye bağlar. Bu yükümlülükler, incelemenin niteliğinden vazgeçilerek yerine getirilemez. [1] [2]

İş yükü ve personel yetersizliği ciddi yönetim sorunlarıdır; çözümün planlama, kapasite ve doğru görev dağılımı üzerinden aranması gerekir. Kişinin usul hakkını sürekli daraltarak kurumsal eksikliği görünmez hâle getirmek sürdürülebilir bir kalite politikası değildir. Gecikmenin giderimi için başvurulabilecek yollar da dosyanın türü ve uygulanacak güncel rejim üzerinden ayrıca belirlenmelidir.

Hüküm verilmesi yeterli değildir; gerekçesiyle birlikte uygulanması gerekir

Bir yargı sisteminin değeri yalnız verdiği kararların sayısıyla ölçülemez. Karar, neden verildiği anlaşılmıyorsa denetlenmesi; uygulanmıyorsa sonuçlarından yararlanılması güçleşir. Kâğıt üzerinde kazanılmış fakat fiilen etkisiz bırakılmış hak, tamamlanmış hukuki korunma değildir.

AYM’nin Mehmet Şakir Onur, B. No: 2019/4825, 23.10.2024 kararında, okul müdürlüğüyle ilgili işlemlere karşı verilen iptal kararlarının gereği gibi uygulanmaması incelenmiştir. Çoğunluk, kararın icrası hakkının ihlaline ve yeniden yargılamaya karar vermiştir. Kararın şeklen uygulanmasıyla gerekçesine ve amacına uygun uygulanması arasındaki fark belirleyicidir. Tazminat talebi reddedilmiş; makul süre şikâyeti ise başvuru yolları tüketilmediği için kabul edilemez bulunmuştur. [16]

Karşıoy, yeniden değerlendirme işlemleri ve nihai yargısal süreç dikkate alındığında uygulanmayan bir hükümden söz edilemeyeceğini savunmuştur. Dolayısıyla karar, her yeni idari işlemin önceki hükme aykırı olduğu anlamına gelmez. Uygulamada sorulacak soru, yeni işlemin önceki kararın giderilmesini istediği hukuka aykırılığı gerçekten giderip gidermediğidir. [16]

Aynı düşünce kanun yolları için de geçerlidir. Üst inceleme, yalnız dosyanın başka bir makama aktarılması değil; ileri sürülen esaslı hukuka aykırılıkların ilgili kanun yolu kapsamı içinde değerlendirilmesidir. Her karar için sınırsız başvuru veya mutlaka aynı inceleme derecesi bulunmaz; mevcut yolun gerçek işlevi korunmalıdır.

Adalet hizmetinde kalite, bağımsızlığı zayıflatmadan hakların kullanımını güçlendirmelidir

Kalite tartışması, hâkimden tarafları memnun edecek karar vermesini istemek değildir. Dava sonucundan duyulan hoşnutsuzlukla hizmetin hukuka uygunluğu birbirine karıştırılamaz. Bağımsızlık, kalite ölçümünün engeli değil; onun vazgeçilmez sınırıdır. CEPEJ’in 2021 çalışması da iletişim ve değerlendirme araçlarının yargısal bağımsızlığı zedelememesini vurgular. [15]

Türkiye bakımından önerdiğimiz değerlendirme çerçevesi aşağıdadır. Bu tablo yürürlükteki zorunlu bir ulusal standart veya bütün adliyelerde yapılmış ölçüm değildir; hak odaklı kurumsal inceleme önerisidir.

İncelenecek alanSorulacak somut soruKorunacak değer
Bilgilendirme ve mali erişimKişi yolu, süreyi, gideri ve uygun yardım kanalını anlayabiliyor mu?Başvurunun fiilen kullanılabilmesi
Savunma ve delilİlgili belge incelenebiliyor, esaslı itiraz açıklanabiliyor mu?Etkili katılım ve silahların eşitliği
Kalem ve salon düzeniİnceleme, duyma, not alma ve gerekli görüşme mümkün mü?Çalışabilir ve erişilebilir adliye
Yargısal iletişimBaşvurucu küçümsenmeden dinleniyor, ret nedeni açıklanıyor mu?İnsan onuru ve gerekçeli değerlendirme
Süre ve uygulamaGereksiz bekleme önleniyor, kararın gereği yerine getiriliyor mu?Zamanında ve sonuç doğuran korunma

Bu başlıklar yalnız avukatların değil, adliye personelinin ve farklı ihtiyaçları bulunan başvurucuların katılımıyla değerlendirilmelidir. Bir odanın varlığı, dosyanın oraya getirildiğini; bir şikâyet kaydı, sorunun giderildiğini; bir dijital ekran, işlem yapılabildiğini kendiliğinden göstermez. Kalite, hazırlanan düzenin fiilen nasıl işlediğiyle anlaşılır.

Hakkı etkileyen engel, somut talep ve denetlenebilir kayıtla ortaya konulmalıdır

Bir erişim sorunu yaşandığında ilk adım, hangi hakkın hangi işlem nedeniyle kullanılamadığını açıkça belirlemektir. Dosya, belge, sıfat, yaklaşan duruşma veya süre, yapılan başvuru ve verilen cevap birlikte kaydedilmelidir. Talep, kişisel tartışma yerine gerekli işlemin yapılmasına yönelmelidir.

Örneğin, “Rapora ait ekleri inceleyip açıklama hazırlayabilmem için erişime sunulmasını ve uygun inceleme imkânı sağlanmasını; mümkün görülmüyorsa gerekçesinin bildirilmesini talep ederim” şeklindeki açıklama, sorunu hukuki işlevi üzerinden somutlaştırır. Bu örnek tek başına her dosyada kullanılabilecek tamamlanmış bir dilekçe değildir.

Yargısal kararın denetimi, idari hizmet şikâyeti, barodan mesleki destek ve disiplin başvurusu birbirinin yerine geçmez. Hangi makama başvurulacağı, engelin bir mahkeme kararından mı, savcılık işleminden mi, yoksa hizmet organizasyonundan mı doğduğuna göre belirlenmelidir. HSK’ya veya başka bir şikâyet kanalına başvurulması, kanun yolunun kullanıldığı ya da süresinin korunduğu varsayımına dayanak yapılamaz. [1] [2]

Kayıt oluşturmak da sınırsız ses ve görüntü kaydı yetkisi vermez. Başka dosyaların gizliliği ve kişisel veriler korunmalı; olay mümkün olduğunca hukuka uygun başvuru, tutanak ve belge kayıtlarıyla ortaya konulmalıdır. Kurumsal iyileştirme talebi ile belirli bir kişinin ceza, disiplin veya tazminat sorumluluğu farklı şartlara tabidir.

İlgili yazılar: Mahkemeye erişim hakkı: dava açma, kanun yolları ve başvuru engelleri; Avukatın savunma özgürlüğü ve dilekçedeki ifadeler; Gerekçeli karar hakkı; Makul sürede yargılanma hakkı ve tazminat.

Sonuç

Savunmaya saygı, yargının otoritesinden vazgeçmesi değil, otoritesini hukuk içinde kullanmasıdır. Hâkim, karar verme yetkisini itirazdan üstün sayarak değil, itirazı bağımsız ve gerekçeli biçimde değerlendirerek; savcı, kamu gücünü yalnız suçlama üretmeye değil gerçeği araştırmaya yönelterek; avukat ise bağımsızlığını mesleki özenle kullanarak hakların korunmasına katkı verir.

Adalete erişim için bina, banko ve salon önemlidir; fakat mesele bunlardan ibaret değildir. Bilgiye, hukuki yardıma, delile, dinlenilmeye, zamanında karara ve kararın uygulanmasına ulaşılmadığında, açık bir adliye kapısı tek başına yeterli olmaz. Fiziksel düzen ile yargılama kültürü, aynı hak koruma amacına hizmet etmelidir.

Hak arayanı küçülten bir usul, savunmayı etkisizleştiren bir düzen ve kararın sonucunu ortadan kaldıran bir uygulama, hukuka saygı söylemiyle meşrulaştırılamaz. Hukuka saygı, hak arayan kişiye ve onun savunmasına saygıyla başlar.

Sıkça Sorulan Sorular

Adalete erişim ile mahkemeye erişim aynı şey midir?

Tam olarak değildir. Mahkemeye erişim yargısal başvuru imkânına odaklanır; geniş adalete erişim tartışması hukuki bilgi, yardım, etkili katılım, giderim ve kararın uygulanmasını da kapsar. Somut ihlal iddiasında hangi güvenceye dayanıldığı ayrıca belirlenir. [1] [2] [3]

Savunmaya saygı, avukatın her talebinin kabul edilmesi midir?

Hayır. Talep hukuka uygun gerekçeyle reddedilebilir. Esas olan, ilgili iddianın anlaşılması, değerlendirilmesi ve sonuca etkili hususlar bakımından ret nedeninin açıklanmasıdır. [8]

Savcının kamu gücü, avukat üzerinde hiyerarşik yetki yaratır mı?

Savcının soruşturma yetkileri ile avukatın bağımsız savunma görevi farklıdır. Delil toplama imkânı, savunmayı tâbi bir mesleki unsur hâline getirmez; savcı şüphelinin lehine delilleri ve haklarını da gözetmelidir. [6] [7]

HSK’nın etik metinleri somut mahkeme kararını kendiliğinden ortadan kaldırır mı?

Hayır. Etik ilkeler yargısal davranışın değerlendirilmesinde önemlidir; fakat istinaf, temyiz veya diğer kanuni denetim yollarının yerine geçmez. Somut işlemin hukuki etkisi uygun usul içinde incelenir. [4] [5]

Kalemde inceleme masası bulunmaması otomatik hak ihlali midir?

Otomatik bir sonuç değildir. Dosyanın hacmi, inceleme ihtiyacı, engelin süresi ve alternatifler önemlidir. Ancak eksikliğin bir hakkın fiilen kullanılmasını engellemesi, onu basit bir konfor tartışmasının dışına çıkarır. [6] [14]

Avukatsız başvurucu daha düşük hizmet standardına tâbi tutulabilir mi?

Hayır. Temsil durumu, kişinin dinlenme ve saygılı muamele görme ihtiyacını ortadan kaldırmaz. HSK Rehberi de avukatsız takip edilen işlerin bu nedenle geri bırakılmamasını açıklar. [5]

Adli yardım her giderden kesin muafiyet sağlar mı?

Hayır. Mahkeme adli yardımı, baronun hukuki yardım hizmeti ve ceza muhakemesindeki görevlendirmeler ayrı incelenir. Kapsam, şartlar ve giderlerin sonradan tahsili başvuru türüne göre değişebilir. [6] [7] [10]

Kazanılan davada kararın uygulanmaması da adalete erişimi ilgilendirir mi?

Evet. Kararın etkili uygulanması, hukuki korunmanın sonuç doğurmasını sağlar. Uygulama değerlendirilirken yalnız yeni bir işlem yapılmış olmasına değil, hükmün gerekçesi ve gereğine uyulup uyulmadığına bakılır. [16]

Dijital sistem bulunması fiziksel veya alternatif hizmet ihtiyacını bitirir mi?

Hayır. Sistemin gerçekten kullanılabilmesi, belgelerin okunabilirliği ve erişim sorunlarının çözümü önemlidir. Dijital araçlar hak kullanımını kolaylaştırmalı, kullanamayan kişiyi dışlamamalıdır. [15]

Şikâyet başvurusu dava veya kanun yolu süresini durdurur mu?

Genel bir durma sonucu varsayılamaz. Başvurunun türü ve uygulanacak kanuni düzenleme ayrıca incelenmeli; şikâyet yapılmış olması gerekli usul işleminin yerine geçmiş sayılmamalıdır.

Kaynakça

  1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. m.36, 40, 138 ve 141; hak arama, başvuru bilgisi, bağımsızlık, gerekçe ve sürat. Bağlantı
  2. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi. m.6; m.13 ile etkili başvuru bağlamı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkçe metni. Bağlantı
  3. FRA / Avrupa Konseyi, Handbook on European law relating to access to justice (2016). Hukuki yardım, mali/usulî engeller, etkili giderim ve adalete erişim kapsamı. Rehberdir. Bağlantı
  4. HSK, Türk Yargı Etiği Bildirgesi (2019). İnsan onuru, eşitlik, bağımsızlık ve özellikle 7.2–7.3 saygı, nezaket ve hizmet niteliği. Bağlantı
  5. HSK, Türk Yargı Etiği Bildirgesi Rehberi (2025). Basılı s.28, uygulama örnekleri 19–20; s.56–57, örnekler 18–20. Dinleme, avukata saygı, avukatsız başvurucu ve hâkim–savcı işlevlerinin ayrılığı. Bağlantı
  6. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu. m.1–2, 46, 50 ve 176 ve devamı. Bursa Barosu tarafından yayımlanan mevzuat metni. Bağlantı
  7. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu. m.149–154, 160–161, 201–202; Adalet Bakanlığı metni. Savunma, soruşturma ve tercüme hükümleri. Bağlantı
  8. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.27. Hukuki dinlenilme hakkı. TBMM kabul metnindeki hüküm; bütün kanunun güncel konsolidasyonu değildir. Bağlantı
  9. AYM, Rıdvan Batur, B. No: 2018/17680, 03.12.2020. Özellikle §§33–42, 49–50 ve hüküm. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama; ihlal ve yeniden yargılama, tazminat isteminin reddi. Bağlantı
  10. AYM, Çaçan Sirek ve Trko Sirek, B. No: 2021/58761, 26.03.2025. Özellikle §§19, 26–38, hüküm ve karşıoy. Çaçan yönünden düşme; Trko yönünden mahkemeye erişim ihlali. Hükümde 10.000 TL manevi tazminat. Bağlantı
  11. Oğuz Ongun, Bir Adalete Erişim Meselesi Olarak Adliye Mimarisi: Çağlayan Adliyesi Örneği (2019). İstanbul Bilgi Üniversitesi; kurumsal kayıt ve Türkçe tez özeti. Alıntı tez özetindendir. Bağlantı
  12. Linda Mulcahy, Architects of Justice: the Politics of Courtroom Design (2007). Social & Legal Studies, 16(3), 383–403. DOI: 10.1177/0964663907079765. Yayıncı özeti. Bağlantı
  13. Keith J. Bybee, Judging in Place: Architecture, Design, and the Operation of Courts (2012). Law & Social Inquiry, 37(4), 1014–1028. DOI: 10.1111/j.1747-4469.2012.01327.x. Yayıncı özeti; İngilizce alıntı ve Türkçe karşılık. Bağlantı
  14. CEPEJ(2014)15, Guidelines on the organisation and accessibility of court premises. 12.12.2014; özellikle §§5–6 ve 99. Savunma hakkının kullanılmasına uygun mekân ve avukat–müvekkil mahrem görüşme alanı. Bağlantı
  15. CEPEJ(2021)6, For a better integration of the user in the judicial systems. 17.06.2021; kullanıcıya yönelik iletişim, açık dil, dijital erişim ve bağımsızlığı koruyan kalite değerlendirmesi. Bağlantı
  16. AYM, Mehmet Şakir Onur, B. No: 2019/4825, 23.10.2024. Özellikle §§48–58, 60–64, hüküm ve karşıoy. Kararın icrası hakkı ihlali; yeniden yargılama; makul süre şikâyetinin farklı usul sonucu. Bağlantı

YAZAR

Av. Umut Güneş

Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Görüş veya düzeltme bildirin

Kaynak, tarih, içerik veya bağlantılarla ilgili görüş ve düzeltme önerilerinizi iletebilirsiniz.

Makalenin başlığını ve ilgili bölümü belirtmeniz yeterlidir. Kişisel dosya bilgisi veya belge göndermeyiniz.

GÜNEŞ & GÜNEŞ HUKUK BÜROSU

Büromuzla İletişim ve Görüşme

1999’dan bu yana faaliyet gösteren Antalya merkezli hukuk büromuz, Türkiye bağlantılı hukukî konularda Türkçe, İngilizce, Almanca ve Rusça iletişim imkânı sunmaktadır.

Türkiye’de veya yurt dışında bulunmanızdan bağımsız olarak telefon, WhatsApp, e-posta, yüz yüze görüşme veya video konferans yoluyla iletişim kurabilirsiniz.

Görüşme süreci ve gerekli bilgiler

Hukukî durumunuzun değerlendirilmesi, planladığınız işlemin hukukî yönlerinin incelenmesi veya uygulanabilecek başvuru yollarının belirlenmesi için konunun kısa özetini, talebinizi ve tercih ettiğiniz dili paylaşabilirsiniz.

Varsa dosya veya işlem bilgilerini, süre içeren karar, tebligat veya bildirimleri ve bildiğiniz önemli tarihleri belirtmeniz yararlı olur. Hizmet kapsamı, gerekli belgeler ve ücretlendirme ayrıca değerlendirilir.

İlgili hizmet alanları