Ceza infaz kurumunda bulunmak, din ve vicdan özgürlüğünü ortadan kaldırmaz. Hükümlü veya tutuklu, inancının gerektirdiği ibadeti yerine getirebilme, dinî yaşamı için gerekli kitap ve eşyaya erişebilme ve kanuni koşullar içinde din görevlisiyle görüşebilme hakkına sahiptir. Aynı koruma, herhangi bir inancı benimsememeyi ve ibadete katılmamayı da kapsar. Güvenlik ve kurum düzeni, hakkın kullanımında dikkate alınır; ancak bu gerekçelerin tekrarlanması, her sınırlamayı kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Bu konuyla bağlantılı olarak cezaevinde eğitim ve sınava katılma hakkı yazısı da okunabilir.
Etkili bir başvuruda hangi ihtiyacın engellendiği, uygulamanın ne kadar sürdüğü, kurumun hangi gerekçeyi gösterdiği ve önerilen alternatifin gerçekten kullanılabilir olup olmadığı açıklanmalıdır. Kutsal kitabın genel kitap kotasına dâhil edilmesiyle bütün dinî yayınların sınırsız biçimde kabul edilmesini istemek aynı hukuki mesele değildir. Anayasa Mahkemesinin kararları da bu ayrım üzerinden okunmalıdır.
Hükümlü ve tutukluların inanç özgürlüğü
Anayasa’nın 24. maddesi din ve vicdan özgürlüğünü, 13. maddesi temel hak sınırlamalarının sınırlarını düzenler. Ceza infazı bakımından özel düzenleme, 5275 sayılı Kanun’un 70. maddesidir. Bu madde, hükümlünün kurum düzenini bozmayacak ve çalışmasını engellemeyecek biçimde ibadet edebilmesini; ibadette kullanılan eşyayı ve dinî yaşamı bakımından zorunlu kitap ve eserleri bulunduğu yerde bulundurabilmesini öngörür. Tutuklular bakımından 116. maddedeki, tutukluluk hâliyle uzlaşan hükümlerin uygulanmasına ilişkin çerçeve ayrıca dikkate alınır.[1] [2]
İnanmama ve ibadete katılmama özgürlüğü
Koruma yalnızca dinî uygulamaları yerine getirmek isteyenlere ait değildir. Kişi inancını açıklamaya, belirli bir ibadete katılmaya veya bir dinî anlayışı benimsemeye zorlanamaz. Aynı yaşam alanını paylaşan kişilerin farklı inançlara sahip olması veya hiçbir inanca bağlı olmaması, çoğunluğun tercihiyle ortadan kaldırılamaz.
Bu tür bir şikâyette baskıyı yapan kişinin kim olduğu, davranışın niteliği, tarihleri, kurumun durumdan haberdar edilip edilmediği ve verdiği cevap önem taşır. Personelden kaynaklanan bir zorlama ile diğer mahpusların davranışları karşısında idarenin gerekli korumayı sağlamaması farklı değerlendirmeler gerektirir. Her iki durumda da yalnızca “baskı vardır” demek yerine somut olayları ve istenen korumayı belirtmek gerekir.
Devletin gerekli koşulları sağlama görevi
Din özgürlüğü, devletin sadece müdahale etmemesiyle sınırlı değildir. Kapalı bir kurumda kişinin kendi imkânlarıyla sağlayamayacağı ihtiyaçlar bakımından, hakkın fiilen kullanılabilmesini sağlayacak tedbirler de gündeme gelir. Kutsal kitaba erişim bunun belirgin örneklerinden biridir.
Bir eserin kurum kütüphanesinde bulunması, her durumda yeterli erişim sağlandığını göstermez. Kaç nüsha bulunduğu, kaç kişinin yararlandığı, ödünç süresi, bekleme sırası ve kişinin kitabı hangi sıklıkla kullanmaya ihtiyaç duyduğu birlikte incelenmelidir. Buna karşılık yeterli ve sürekli erişim gerçekten sağlanıyorsa bu olgu da değerlendirmeye katılır. Ahmet Sil kararının önemi, kâğıt üzerinde bulunan imkânla somut ihtiyaç arasındaki farkı ortaya koymasıdır.[5]
Kutsal kitaplar genel kitap kotasına dâhil edilebilir mi?
Genel yayın hakkı ile dinî yaşam için gerekli eser ayrımı
5275 sayılı Kanun’un 62. maddesi genel yayınlara erişimle, 70. maddesi ise dinî yaşam bakımından gerekli kitap ve eserlerle ilgilidir. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirilir. Sürekli yararlanılması gereken kutsal kitabın, sıradan bir okuma tercihi gibi genel kitap kotası içinde ele alınması din özgürlüğü yönünden sorun doğurabilir.
Bununla birlikte dinî konulu her tarih kitabı, yorum eseri, dergi veya araştırma aynı zorunluluk düzeyinde değildir. Başvuruda eserin kutsal metin, meal, yorum veya başka bir yayın olup olmadığı; dili, baskısı ve kişinin neden o esere ihtiyaç duyduğu açıklanmalıdır. Böylece “bütün dinî yayınlar sınırsızdır” biçiminde dayanaksız bir genelleme yerine, somut eserin dinî yaşam içindeki işlevi tartışılır.[2] [6]
Güvenlik gerekçesi somut olmalıdır
Kurumun güvenlik incelemesi yapabilmesi, eserin teslimini soyut ihtimallerle engelleyebileceği anlamına gelmez. Gizli haberleşme veya örgütsel iletişim riski ileri sürülüyorsa, bunun somut eser veya teslim biçimiyle bağlantısı kurulmalıdır. Ahmet Sil kararında, genel nitelikteki güvenlik değerlendirmesinin başvurucunun kutsal kitaba erişim ihtiyacıyla yeterince ilişkilendirilmemesi önem taşımıştır.[5]
İnceleme, inancın doğruluğunu yargılama amacına dönüşmemelidir. Asıl mesele, talebin dinî yaşamla ilişkisi ve sınırlamanın gerekliliğidir. Güvenlik sorunu belirli bir nüshanın fiziksel özelliğinden kaynaklanıyorsa, kontrol edilmiş başka bir nüsha gibi daha hafif bir çözümün mümkün olup olmadığı da değerlendirilmelidir.
Kütüphaneden erişim her olayda yeterli alternatif değildir
Kütüphane seçeneğinin yeterliliği, yalnızca katalog kaydıyla anlaşılamaz. Sınırlı sayıda nüshanın çok sayıda mahpus arasında dönüşümlü kullandırılması, sürekli erişim ihtiyacını gidermeyebilir. Kişinin anlayabildiği dilde nüsha bulunmaması veya kitabın ancak kısa süreli verilebilmesi de önemlidir.
Başvuruda kütüphane envanteri ve ödünç kayıtlarının incelenmesi istenebilir. Bu kayıtlar başvurucunun elinde değilse, erişemediği belgeler açıkça belirtilerek kurumdan getirtilmesi talep edilmelidir. Belgesiz bir tahmin kesin sayı gibi sunulmamalıdır.
İbadet eşyası ve din görevlisiyle görüşme
Eşyanın niteliği ve güvenli kullanımı
İbadet eşyası bakımından değerlendirme, eşyanın ne olduğuna ve nasıl kullanılacağına göre yapılır. Malzeme, ölçü, kesici veya yanıcı özellik, saklama koşulu ve ortak yaşam alanına etkisi önem taşıyabilir. Bir eşyanın dinî amaçla kullanılacak olması bütün güvenlik incelemelerini gereksiz kılmaz; güvenlik gerekçesi de bütün ibadet eşyalarının topluca reddedilmesini haklı göstermez.
Talepte eşyanın işlevini ve mümkünse teknik özelliklerini açıklamak, uyuşmazlığın somutlaşmasını sağlar. Daha güvenli bir boyut, malzeme veya kullanım biçimi önerilebiliyorsa bunun değerlendirilmesi istenebilir. Ret kararında, neden bu alternatifin de yeterli görülmediği açıklanmalıdır.
Din görevlisinin ziyareti
5275 sayılı Kanun’un 70. maddesinin ikinci fıkrası, hükümlünün mensup bulunduğu dinin görevlilerince ziyaret edilmesini ve onlarla iletişim kurmasını kurum güvenliğinin tehlikeye düşürülmemesi koşuluyla düzenler. Bu talep, yalnızca aile ziyaretine ilişkin kurallar tekrarlanarak değerlendirilmemelidir.[2]
Görüşülmek istenen kişinin din görevlisi sıfatı, görüşmenin amacı ve talep edilen düzen yazılı başvuruda belirtilmelidir. Kurum, güvenlik ve organizasyon bakımından koşullar belirleyebilir; ancak ret veya ertelemenin gerçek gerekçesi açıklanmalıdır. Azınlıkta kalan bir inanca bağlı olmak, talebin değerlendirme dışı bırakılmasının sebebi olamaz. Somut olayın özelliklerine göre eşitlik ilkesi de din özgürlüğüyle birlikte gündeme gelebilir.
İbadet düzeni diğer kişilerin haklarıyla birlikte ele alınır
Ortak alandaki ses, aydınlatma, hareket ve kullanım saatleri, aynı koğuşta kalan diğer kişilerin haklarını etkileyebilir. Kişisel ibadetin korunması, diğer kişilerin buna katılmak veya her türlü etkiye katlanmak zorunda olduğu anlamına gelmez. Kurumun görevi, mümkün olduğu ölçüde hakların birlikte kullanılmasını sağlayan bir düzen kurmaktır. Ayrıntılı bilgi için cezaevinde arama ve insan onurunun korunması başlıklı yazıya başvurulabilir.
Bu nedenle sınırlamanın hangi somut sorunu çözmek için getirildiği önemlidir. İbadetin bütünüyle yasaklanması yerine saat, yer veya kullanım biçimi bakımından daha hafif bir düzenlemeyle amaca ulaşılabiliyorsa, bu seçenek göz ardı edilmemelidir.
Beslenmede dinî gerekler nasıl gözetilir?
5275 sayılı Kanun’un 72. maddesi, beslenme düzeninde yaş, sağlık ve çalışma durumuyla birlikte dinî ve kültürel gereklerin de dikkate alınmasını öngörür. Bu düzenleme, kişinin istediği her menünün koşulsuz sağlanacağı anlamına gelmez; ancak dinî gerekçeyle ileri sürülen beslenme ihtiyacının sıradan bir tercih olarak reddedilmesini de haklı kılmaz.[2]
Başvuruda hangi yiyeceğin hangi sebeple tüketilemediği, mevcut menünün ihtiyacı neden gidermediği ve uygulanabilir alternatifler açıklanmalıdır. Sorunun tek öğünle sınırlı mı yoksa süreklilik gösteren bir beslenme yetersizliği mi olduğu ayrıştırılmalıdır. Sağlık etkisi ileri sürülüyorsa buna ilişkin muayene ve değerlendirmeler de önem kazanır.
Kurumun vereceği cevap; mevcut imkânlar, besin yeterliliği ve ihtiyacın niteliği arasında somut bir değerlendirme içermelidir. “Özel yemek verilmez” biçimindeki genel bir cevap, kanunda öngörülen dinî gereklerin gerçekten ele alındığını tek başına göstermez.
Gerçek AYM kararları nasıl kullanılmalıdır?
Ahmet Sil kararında sürekli kutsal kitap erişimi
AYM, Ahmet Sil başvurusunda (B. No: 2017/24331, 9/5/2018), başvurucunun kendi Kur’an-ı Kerim nüshasına erişememesini din ve vicdan özgürlüğü bakımından incelemiştir. Kurum kütüphanesindeki dört nüshanın yaklaşık üç bin kişinin bulunduğu kurumda dönüşümlü kullandırılması, kişisel ve sürekli erişim ihtiyacının değerlendirilmesinde önem taşımıştır.[5]
Mahkeme, güvenlik gerekçelerinin ve sunulan alternatifin başvurucunun durumuyla yeterince ilişkilendirilmediğini belirleyerek ihlal sonucuna ulaşmış ve yeniden yargılama yolunu göstermiştir. Karar, bütün kitap teslimlerinin incelemesiz yapılması gerektiği şeklinde okunamaz. Somut güvenlik sorunu ve gerçekten yeterli erişim imkânı bulunan farklı bir olay ayrıca değerlendirilir. Yakın bir konu olarak cezaevinde dilekçe ve mahkemeye erişim hakkı yazısı da değerlendirilebilir.
Guvanch Saparmadov kararında kutsal kitap ile genel kota ayrımı
Guvanch Saparmadov kararının tarihi 11/6/2025, başvuru numarası 2020/26196’dır. Kararın 16/1/2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olması, karar tarihinin 2026 olduğu anlamına gelmez. AYM, kutsal kitap ve mealin genel kitap sınırına dâhil edilmesini din ve vicdan özgürlüğü yönünden inceleyerek ihlal kararı vermiştir.[6]
Aynı başvuruda genel kitap sayısına ilişkin ifade özgürlüğü şikâyeti ise farklı sonuçlanmıştır. On kitap bulundurma ve on beş günde bir değiştirme imkânına ilişkin değerlendirmede bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur. Dolayısıyla kararın bütün kitap sınırlamalarını hukuka aykırı ilan ettiği söylenemez.
Sonradan uygulamanın değiştirilmesi, geçmişteki müdahalenin incelenmesini kendiliğinden ortadan kaldırmamıştır. AYM, başvurucunun durumu ve sonraki gelişmeler nedeniyle yeniden yargılamada hukuki yarar görmemiş; 30.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Bu tutar, benzer başvurular için otomatik veya sabit bir ödeme tarifesi değildir.
Başvuruda olay, belge ve talep nasıl bağlanır?
| İhtiyaç veya sorun | Açıklanması ve belgelenmesi gereken husus |
|---|---|
| Kutsal kitaba erişim | Eserin niteliği, teslim veya ret tarihi, kota uygulaması, kütüphanedeki gerçek erişim imkânı |
| İbadet eşyası | Eşyanın özellikleri, kullanım amacı, ret gerekçesi ve daha güvenli alternatif |
| Din görevlisiyle görüşme | Görevli bilgisi, yazılı talep, görüşme amacı, ret veya erteleme cevabı |
| İbadete katılmaya zorlama | Somut davranışlar, tarihler, kurumun haberdar edilmesi ve koruma talebi |
Genel itiraz yerine somut istem
Kutsal kitabın kota dışında tutulması, kişiye ait nüshanın teslim edilmesi ve yeterli süreyle başka bir nüshaya erişim sağlanması farklı taleplerdir. Başvurucu esas istediği sonucu ve varsa kabul edilebilir alternatifini açıklamalıdır. Talebin sonradan kısmen yerine getirilmesi hâlinde hangi sorunun sürdüğü ayrıca belirtilmelidir.
Başvuru yalnızca karar numaralarının sıralandığı bir metne dönüşmemelidir. Emsal kararın hangi gerekçesinin mevcut olayla örtüştüğü ve varsa farklılığın neden sonucu değiştirmediği gösterilmelidir. Genel yayınlara erişimle bağlantılı meseleler için cezaevinde ifade özgürlüğü ve yayınlara erişim başlıklı inceleme de birlikte okunabilir. Konuya ilişkin ayrı bir değerlendirme için cezaevinde kamera kaydı ve mahremiyet yazısına göz atılabilir.
İspat erişilebilen belgeler üzerinden kurulur
Başvuru dilekçeleri, teslim tutanakları, kurul kararları, tebliğ belgeleri ve kütüphane kayıtları olayın izlenmesini sağlar. Elde bulunmayan kayıtların hangi kurumda olduğu belirtilerek getirtilmesi istenebilir. Her belge bütün uyuşmazlığı kanıtlamaz; örneğin bir kitabın kütüphanede kayıtlı olması, başvurucunun ona kesintisiz erişebildiğini tek başına göstermez.
Şikâyet, itiraz ve bireysel başvuru
4675 sayılı Kanun kapsamında infaz hâkimliğine şikâyet, işlemin veya faaliyetin öğrenilmesinden itibaren on beş gün ve her hâlde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde yapılır. Süregelen uygulamalarda başlangıç ve hangi işlemden şikâyet edildiği somut olay üzerinden belirlenmelidir. Aynı konuda yeniden idareye dilekçe verilmesi, önceki işlemin süresini kendiliğinden yeniden başlatmaz.[3]
İnfaz hâkimliğinde belirleyici iddiaların değerlendirilmesi
İnfaz hâkimliğinden, kişinin ihtiyacıyla kurumun güvenlik gerekçesinin birlikte incelenmesi; alternatif erişimin yeterliliği ve daha hafif tedbirlerin değerlendirilmesi istenebilir. Karara karşı tebliğden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir. İtiraz, önceki dilekçeyi tekrarlamakla sınırlanmamalı; kararda değerlendirilmemiş veya hatalı ele alınmış hususları göstermelidir.
Şikâyet başvurusu işlemi kendiliğinden durdurmaz. Kanundaki erteleme veya durdurma tedbiri için giderilmesi güç ya da imkânsız sonuçlarla açık hukuka aykırılık koşulları birlikte değerlendirilir. Usul çerçevesi infaz hâkimliğine başvuru ve itiraz incelemesinde açıklanmaktadır. Bu başlıkla ilgili ayrıca cezaevinde disiplin cezalarına şikâyet ve itiraz yazısı incelenebilir.
AYM başvurusunda aynı iddianın izlenmesi
Bireysel başvuru, etkili başvuru yolları tüketildikten sonra, nihai kararın öğrenilmesinden itibaren otuz gün içinde yapılmalıdır. Yalnızca kitap sayısına itiraz edilmişken dinî yaşam bakımından zorunlu erişim ihtiyacının ilk kez AYM önünde ileri sürülmesi, başvuru yollarının tüketilmesi yönünden sorun doğurabilir.[4] Ayrıntılı açıklama için cezaevinde sağlık ve tedavi hakkı yazısına bakılması yararlı olur.
Olay, ihlal edildiği ileri sürülen hak ve talep edilen giderim arasında bağlantı kurulmalıdır. Mevcut engelin kaldırılması, geçmiş müdahalenin tespiti ve manevi zararın giderilmesi aynı sonuçlar değildir. Başvurunun güncel durumu ve ihlalin devam edip etmediği açıkça anlatılmalıdır.
Sonuç
Cezaevinde din ve ibadet özgürlüğünün korunması, güvenlik gerekçeleriyle bireysel ihtiyacın somut biçimde değerlendirilmesini gerektirir. Kutsal kitaba erişim, ibadet eşyası, din görevlisiyle görüşme ve beslenme talepleri kendi özellikleri içinde ele alınmalıdır. Etkili hukuki koruma; ihtiyacı açıkça ortaya koyan, kurumun cevabını belgeleyen, uygulanabilir çözümü belirten ve süreleri gözeten bir başvuru hazırlığıyla sağlanabilir. Konunun ayrıntıları için cezaevinde kalabalık koğuş ve barınma koşulları yazısına bakılabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Kutsal kitap genel kitap kotasına dâhil edilebilir mi?
Dinî yaşam bakımından zorunlu kutsal kitap ve mealin sıradan yayınlarla aynı kota içinde ele alınması din özgürlüğünü ihlal edebilir. Guvanch Saparmadov kararı bu ayrımı ortaya koymaktadır; her dinî içerikli yayın için sınırsız kabul sonucu doğurmaz.
Mahpus ibadete katılmaya zorlanabilir mi?
Hayır. Din ve vicdan özgürlüğü, ibadete katılmamayı ve inancını açıklamamayı da korur. Somut zorlama ve kurumun koruma yükümlülüğü ayrıca incelenir.
Kütüphanede kutsal kitap bulunması yeterli midir?
Her durumda yeterli değildir. Nüsha sayısı, yararlanan kişi sayısı, ödünç süresi, dil ve sürekli erişim ihtiyacı birlikte değerlendirilir.
Din görevlisiyle görüşme koşulsuz bir hak mıdır?
Kanun, kurum güvenliğinin tehlikeye düşürülmemesi koşulunu öngörür. Bu koşul, gerekçesiz ve toplu ret yetkisi olarak kullanılamaz.
Uygulama sonradan değişirse geçmiş ihlal incelenebilir mi?
Evet. Sonraki değişiklik geçmişteki müdahaleyi kendiliğinden ortadan kaldırmaz; güncel durum, mağdur sıfatı ve uygun giderim somut olayda değerlendirilir.
Kaynakça
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 10, 13 ve 24.
- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, m. 62, 70, 72 ve 116.
- 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu, m. 4–6.
- 6216 sayılı Kanun, m. 45, 47, 48 ve 50.
- AYM, Ahmet Sil, B. No: 2017/24331, 9/5/2018, özellikle §§ 40–55.
- AYM, Guvanch Saparmadov, B. No: 2020/26196, 11/6/2025, özellikle §§ 13–30; RG 16/1/2026, sayı 33139.