İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Velayet ve Kişisel İlişki

Yabancı Mahkemenin Velayet Kararı Türkiye’de Değiştirilebilir mi? Yetki, Değişen Koşullar ve Başvuru Süreci

Yabancı velayet kararı ve çocuğun yeni yaşam koşullarını gösteren belgelerin incelenmesi.
Yazar: Yayın tarihi: Yaklaşık 14 dakika okuma

Kurumsal hukuki inceleme ve kontrol: Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Yayımlayan: Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Özet

Yabancı mahkemenin verdiği velayet düzenlemesi, Türk mahkemeleri yeni bir koruma kararı vermeye yetkiliyse ve çocuğun güncel yararı değişikliği gerektiriyorsa Türkiye’de yeniden düzenlenebilir. Ancak tanıma veya tenfiz istemi, önceki davayı Türkiye’de baştan görmenin yolu değildir; çocuğun Türkiye’ye gelmesi, Türk vatandaşı olması ya da ebeveynlerin anlaşması da tek başına her durumda yetki sağlamaz. Önce uygulanabilir sözleşme, çocuğun mutat meskeni, taşınmanın hukuka uygunluğu ve önceki kararın etkisi belirlenir. Ardından değişen koşullar, gerekli koruma tedbirleri, deliller ve doğru başvuru yolu değerlendirilir. Özellikle uluslararası iade süreci varsa, velayet değişikliği talebiyle iade dosyasının birbirine etkisi ayrıca incelenmelidir.[1][3][5]

Değişiklik, tanıma ve tenfiz hangi ihtiyacı karşılar?

Yabancı kararın Türkiye’de kullanılmak istenmesi ile o kararın kurduğu bakım düzeninin değiştirilmesi farklı taleplerdir. Tanıma, kararın hukuki etkilerinin kabulünü; tenfiz veya uygulanabilir sözleşmedeki icra edilebilirlik işlemi, gerektiğinde zorla yerine getirilmesini sağlar. Değişiklik talebinde ise artık çocuğun yaşamını hangi düzenin koruyacağı incelenir. Türk hâkimi yabancı mahkemenin üst mahkemesi değildir. Yeni koruma kararı verilmesi, yabancı hükmün geçmişe etkili olarak iptali anlamına gelmez.[1][3]

Okuyucunun ihtiyacıDeğerlendirilecek usul yoluBu yolun sağlamadığı sonuç
Mevcut yabancı velayet kararının Türkiye’de etkili olmasıUygulanabilir sözleşmeye göre tanıma; gerektiğinde MÖHUK kapsamında tanımaVelayetin kendiliğinden diğer ebeveyne geçmesi
Mevcut teslim veya kişisel ilişki düzenlemesinin uygulanmasıİcra edilebilirlik/tenfiz ve uygun yerine getirme süreciKararın esasının yeniden görülmesi
Sonradan değişen koşullar nedeniyle yeni bakım düzeniYetkili makam önünde velayetin veya kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesiBaşvuru yapılınca eski kararın kendiliğinden durması
Çocuğun Türkiye’de acil tehlikeden korunmasıYetki ve şartları bulunan geçici koruma tedbiriHer durumda kalıcı velayet yetkisi kazanılması
Hukuka aykırı götürülen veya alıkonulan çocuğun geri dönmesiUygulanabiliyorsa 1980 Lahey Sözleşmesi uyarınca iadeVelayetin esasının kesin olarak belirlenmesi

Bu ayrım dilekçenin talep sonucuna yansıtılmalıdır. Yalnız “yabancı karar değiştirilsin” denmesi; tanımanın mı, görüşme takviminin mi, çocuğun kimin yanında yaşayacağının mı tartışıldığını açıklamaz.[1][5]

Hangi sözleşme veya kanun uygulanır?

1996 tarihli Lahey Çocuk Koruma Sözleşmesi, Türkiye bakımından 1 Şubat 2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. On sekiz yaşını doldurmamış çocuklar hakkındaki velayet ve kişisel ilişki tedbirleri kapsamındadır; çocuk nafakası ve boşanmanın kendisi aynı kuralların kapsamına otomatik olarak girmez. Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerin saklı tutulması MÖHUK m.1/2’nin de gereğidir.[1][2][3]

Dosyada kararın verildiği ülke, Sözleşme’nin o ülke bakımından yürürlük tarihi, Türkiye ile uygulanabilirliği, varsa ülkesel kapsam ve karar tarihi birlikte kontrol edilir. M.53, tedbirlerin alınması ile yabancı tedbirlerin tanınması ve icrası için zaman bakımından farklı bağlantılar kurar. Dolayısıyla 2017 öncesi bir yabancı kararın tanınma yolu ile bugün istenen yeni koruma tedbirinin dayanağı aynı olmak zorunda değildir.[1]

Örneğin Almanya taraf devlettir; ABD ise HCCH statü tablosunda yalnız imzacı görünmektedir. Bu iki ülkeden verilen kararlar için aynı sözleşme yolunun açık olduğu söylenemez. Bununla birlikte, bir devletin taraf olmaması da 1996 Sözleşmesi’nin bütün hükümlerini ilgisiz hâle getirmez. Sözleşmenin ilgili hükmünün kapsamı, varsa başka sözleşmeler ve ardından uygulanabilecek iç hukuk hükümleri ayrı incelenir.[1][2][4]

Türkiye’de yeni karar verilmesi için yetki nasıl belirlenir?

Çocuğun mutat meskeni ve hukuka uygun taşınma

1996 Sözleşmesi m.5’te temel bağlantı, çocuğun mutat meskeninin bulunduğu taraf devlettir. Mutat mesken, çocuğun fiilî yaşam merkezini anlatır. Nüfus kaydı, vatandaşlık veya bir ebeveynin Türkiye’de ev sahibi olması tek başına yeterli değildir. Okul, bakım düzeni, sosyal bağlar, kalışın amacı ve sürekliliği birlikte değerlendirilir; herkese uygulanan sabit bir altı ay şartı yoktur.[1][4]

Çocuğun mutat meskeni hukuka uygun biçimde Türkiye’ye geçmişse, m.7’deki hukuka aykırı götürme istisnası ve diğer özel hükümler saklı kalmak üzere Türk makamlarının yetkisi doğabilir. Taşınmaya verilen rızanın yalnız tatile mi, kalıcı yerleşmeye mi ilişkin olduğu bu nedenle önemlidir. Uçak bileti veya okul kaydı, rızanın kapsamını tek başına kanıtlamaz.[1][4]

Önceki boşanma mahkemesi her zaman yetkili kalmaz

M.10, başka taraf devlette mutat meskeni bulunan çocuk hakkında boşanma mahkemesine sınırlı yetki tanır. Dava başladığında ebeveynlerden birinin o devlette mutat meskeni bulunmalı ve en az biri ebeveyn sorumluluğuna sahip olmalıdır. Ayrıca anne ve babanın ve diğer sorumluluk sahiplerinin yetkiyi kabulü, çocuğun yararı ve mahkeme hukukunun buna izin vermesi aranır. Bu özel yetki, boşanma kararı kesinleşince veya dava başka nedenle sona erince biter. Eski boşanma protokolüne dayanarak süresiz değişiklik yetkisi kurulamaz.[1]

Sözleşme m.8–9’daki yetki aktarımı da makamların değerlendirmesi ve kabulünü gerektirir. Anne ve babanın “bundan sonra Türkiye yetkili olsun” anlaşması, bu mekanizmanın yerine geçmez. Başka yetkili taraf devlette aynı koruma talebi görülüyorsa m.13’teki paralel başvuru kuralı ayrıca değerlendirilir.[1]

MÖHUK m.40 ve 41’in yeri

Sözleşme hükümlerinin yerine kendiliğinden MÖHUK m.40 veya 41 konulamaz. Uygulama alanı bulunan hâllerde m.40 iç hukukun yer itibarıyla yetki kurallarına gönderme yapar. M.41 ise Türk vatandaşlarının kişi hâllerine ilişkin davaları için, yabancı ülkede dava açılmamış veya açılamıyor olması ve kademeli mahkeme bağlantıları gibi şartlar içerir. İki yabancı ebeveynin her uyuşmazlığında kullanılabilen genel bir Türkiye’de dava açma hükmü değildir.[3]

Çocuğun Türkiye’ye getirilmesi ve iade davası yetkiyi nasıl etkiler?

Çocuğun tatil sonunda geri götürülmemesi veya diğer hak sahibinin rızasına aykırı taşınması, Türkiye’de yeni velayet düzenlemesi yapılmasını güçleştirebilir. 1996 Sözleşmesi m.7, hukuka aykırı götürme veya alıkoymada önceki mutat mesken devletinin yetkisini belirli şartlarla sürdürür. Çocuğun başka devlette yeni mutat mesken edinmesine ek olarak bütün velayet hakkı sahiplerinin götürmeyi veya alıkoymayı kabullenmesi ya da m.7/1-b’deki koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. İkinci ihtimalde hak sahiplerinin çocuğun yerini öğrenmesi veya öğrenmesi gerekmesiyle bağlantılı bir yıl, bu sürede yapılan ve devam eden iade talebi bulunmaması ve yeni çevreye yerleşme değerlendirilir.[1]

1980 Lahey Sözleşmesi uygulanıyorsa, m.16 uyarınca hukuka aykırı götürme veya alıkoyma bildirimi sonrasında velayetin esası hakkında karar verilmesine ilişkin sınırlama gündeme gelir. Türkiye’de değişiklik davası açmak iade talebini ortadan kaldırmaz. İade kararı da m.19 gereği velayetin esasını çözmez. 1980 Sözleşmesi çocuk on altı yaşına ulaşınca uygulanmaz; bu yaş sınırı 1996 Sözleşmesi’ninkiyle karıştırılmamalıdır. 1996 Sözleşmesi m.50 iki sözleşmenin birlikte işlemesini korur.[1][5]

İçtihat: iade dosyasında somut riskin incelenmesi

AİHM, O.C.I. ve Diğerleri/Romanya, 21 Mayıs 2019, başvuru no.49450/17 kararında, çocukların İtalya’ya iadesi sürecinde fiziksel şiddet riskinin yeterince değerlendirilmemesini aile hayatına saygı hakkının ihlali saymıştır. Özellikle §§40–48’de iade yargılamasını velayet yargılamasından ayırmış ve somut koruma güvencelerinin önemini vurgulamıştır.[9]

Bu karar, Türkiye’ye gelen her çocuk için velayet yetkisinin Türkiye’ye geçtiğini göstermez. Uygulamaya katkısı şudur: ciddi risk iddiası varsa deliller yalnız değişiklik dosyasına bırakılmamalı, iade dosyasında da ilgili istisna ve koruma ihtiyacı kapsamında sunulmalıdır. Karardaki AB düzenlemesi bağlamı ise Türkiye’ye otomatik olarak taşınamaz.[9]

Yabancı karar tanınırken velayetin esası neden yeniden incelenmez?

1996 Sözleşmesi kapsamında tanıma kural olarak kendiliğindendir; m.24 uyarınca tanıma veya tanımamanın tespiti istenebilir. Zorla uygulama gerekiyorsa m.26, kararın verildiği devlette icra edilebilir olmasını ve talep edilen devlette uygun icra edilebilirlik işlemini öngörür. M.28 uygulamayı o devletin hukukuna bağlar.[1]

M.27’deki esastan inceleme yasağı, tanıma mahkemesinin “aynı eski delillerle ben farklı velayet kararı verirdim” diyerek hükmü değiştirmesini önler. Yetki, dinlenilme hakkı veya çocuğun yararı dikkate alınarak açık kamu düzeni aykırılığı gibi m.23’teki ret sebepleri ise kendi sınırları içinde incelenebilir. Her dinlenilme eksikliği otomatik ret değildir; ilgili bentlerin şartları ve aciliyet istisnası dikkate alınır.[1]

Sözleşme yolu uygulanmıyorsa MÖHUK m.50–59 çerçevesi, özel sözleşmeler saklı kalmak üzere gündeme gelir. Tanıma ile tenfizin şartları tamamen aynı değildir; örneğin m.58, tanımada karşılıklılık şartını aramaz. Yeni bakım ihtiyacının değerlendirilmesi ise yetkili makam önünde ayrı bir yeniden düzenleme meselesidir. Her olayda önce ayrı tanıma davası açılması gerektiği veya yabancı kararın hiç incelenmeden yok sayılabileceği söylenemez.[3]

Hangi değişen koşullar velayetin yeniden düzenlenmesini gerektirebilir?

Yeni olgu ile çocuğun ihtiyacı arasındaki bağ

Önce uygulanacak hukuk belirlenir. Türk makamları 1996 Sözleşmesi uyarınca koruma tedbiri alırken m.15 gereği kural olarak kendi hukuklarını uygular; maddenin istisnaları saklıdır. Sözleşmenin uygulanmadığı meselelerde, velayetin boşanmayla ilişkisine veya soybağına göre MÖHUK m.14/3 ve 17 gibi bağlama kuralları değerlendirilir. Türkiye’de dava açılması her uyuşmazlığın esasına Türk hukukunun uygulanacağını göstermez.[1][3]

Türk hukuku uygulanıyorsa TMK m.183, yeni olguların gerekli kıldığı önlemlere imkân verir. Diğer ebeveynle kişisel ilişkiyi engelleme bakımından m.324; çocuğun menfaatinin ve gelişiminin tehlikeye düşmesi bakımından m.346 önemlidir. Her anlaşmazlığın çözümü velayetin tamamen değiştirilmesi değildir; kişisel ilişki takviminin uyarlanması veya uygun koruma önlemi de yeterli olabilir.[6]

Yeniden evlenme, başka şehre taşınma ya da gelir artışı tek başına sonucu belirlemez. Örneğin taşınma, çocuğun tedavisinin aksamasına veya bakımın sürekli üçüncü kişilere bırakılmasına yol açıyorsa bunun etkisi açıklanmalıdır. TMK m.349, yeniden evlenmenin tek başına velayetin kaldırılmasını gerektirmediğini açıkça belirtir. Kişisel ilişki engeli de çocuğun menfaatine aykırı bir velayet değişikliğini haklı kılan ceza gibi kullanılamaz.[6]

Değişiklik nasıl ispatlanır?

Başvuruda, yabancı karar tarihindeki durum ile bugünkü durum karşılaştırılmalıdır. “Diğer ebeveyn ilgisiz” yerine; bakımın hangi tarihten beri aksadığı, okul veya tedavi ihtiyacına etkisi, görüşmelerin hangi sebeple gerçekleşmediği ve önerilen düzenin bunu nasıl gidereceği gösterilmelidir. Karşı tarafın güçlü savunması, ileri sürülen olayın zaten eski yargılamada incelendiği veya çocuğun düzenini değiştirmeyi gerektirmediği olabilir.

Çocuğun yaşı ve olgunluğuna uygun görüşünün alınması, bakım ortamlarının ve uzman değerlendirmesinin incelenmesi önem taşır. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.12, çocuğun kendisini etkileyen yargılamada dinlenilme fırsatını düzenler. TMK m.339 ebeveynlerin önemli konularda çocuğun düşüncesini gözetmesini; 4787 sayılı Kanun m.5 uzmanlardan yararlanılmasını öngörür. Çocuğa ebeveyn seçme baskısı kurulması yerine, görüşünün hangi koşullarda oluştuğu değerlendirilmelidir. Çekişmesiz yargıda resen araştırma ilkesi bulunması, tarafların ellerindeki belgeleri sunma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.[6][7][8][11]

Başvuru nereye yapılır ve hangi belgeler sunulur?

Görevli mahkeme ile milletlerarası yetki farklıdır

Velayetin yeniden düzenlenmesi ve aile hukukuna ilişkin yabancı kararların tanınması/tenfizi bakımından aile mahkemesi görevlidir; aile mahkemesi bulunmayan yerde belirlenen asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar. Ancak bu görev kuralı, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi bulunmadığı bir olayda yetki yaratmaz.[8]

Türkiye içindeki yer yetkisi talebe göre belirlenir. Çekişmesiz velayet değişikliğinde HMK m.384’ün ilgili kişinin oturduğu yere ilişkin hükmü; kişisel ilişki düzenlemesinde TMK m.326; MÖHUK kapsamında tanıma/tenfizde m.51 değerlendirilir. M.51’in Ankara, İstanbul veya İzmir seçeneği, karşı tarafın Türkiye’de yerleşim veya sakin olduğu yer bulunmamasına bağlıdır. Bu seçenek bütün velayet değişikliği taleplerine taşınamaz.[3][6][7]

Dosyanın belge omurgası

  1. Yabancı kararın tam örneği: hüküm bölümü, gerekçe, ekler ve daha sonra verilen değişiklik kararları.
  2. Kararın hukuki durumu: izlenen yola göre kesinleşme veya icra edilebilirlik belgesi; sürmekte olan kanun yolu ve durdurma kararları.
  3. Tebligat ve katılım belgeleri: diğer ebeveyne yapılan bildirimler, dinlenilme ve temsil bilgileri.
  4. Yaşam ve taşınma kronolojisi: okul, sağlık ve ikamet kayıtları; seyahat tarihleri; geçici seyahat veya kalıcı yerleşme iznini gösteren belgeler.
  5. Değişen koşulların delilleri: uzman raporları, bakım kayıtları, görüşme engellerini gösteren tutanaklar ve hukuka uygun elde edilmiş yazışmalar.
  6. Yeni düzen önerisi: günlük bakım, okul, tedavi, kişisel ilişki, ulaşım ve teslimin nasıl işleyeceği; kimlik ve temsil belgeleri.

MÖHUK m.53’ün belge şartları ile 1996 Sözleşmesi’nin sistemi karıştırılmamalıdır. Sözleşme kapsamında iletilen veya teslim edilen belgeler m.43 uyarınca tasdikten muaftır; bu nedenle apostil her dosyada zorunlu kabul edilemez. Muafiyet, belgenin tamlığı veya gerekli Türkçe tercümenin önemsiz olduğu anlamına gelmez.[1][3]

Yabancı adrese tebligat, tercüme ve uzman incelemesi giderleri baştan değerlendirilmelidir. Ebeveynlerin yeni düzende anlaşması başvuruyu somutlaştırabilir; ancak yetki şartlarını ve yetkili makamın çocuğun yararını değerlendirmesini ortadan kaldırmaz. Özellikle yaşam ülkesinin değiştirilmesi, bakım sorumluluğu ve kişisel ilişki düzeni açıkça gösterilmelidir.[1][6]

Dava sürerken acil koruma nasıl istenir?

Çocuk Türkiye’deyken gecikme ciddi tehlike yaratıyorsa, 1996 Sözleşmesi m.11 kapsamında gerekli acil koruma tedbirleri gündeme gelebilir. Talepte tehlikenin niteliği, beklemenin sonucu ve istenen önlemin kapsamı açıkça gösterilmelidir. Yalnız “diğer ebeveynle anlaşamıyoruz” denmesi acil tehlikeyi açıklamaz.[1][4]

Acil tedbir yetkisi, kalıcı velayet düzenleme yetkisinden farklıdır. M.11 tedbirlerinin sona ermesine ilişkin kurallar bulunur; önceki mutat mesken devleti m.7 kapsamında yetkisini koruyorsa Türkiye’nin müdahalesi de bu sınırlar içinde değerlendirilir. TMK m.346’daki koruma imkânı, milletlerarası yetki sorununu yok saymak için kullanılamaz.[1][6]

Değişiklik başvurusu eski kararı kendiliğinden durdurmaz. M.14’e göre m.5–10 temelinde alınan tedbirler, yetki dayanağı sonradan değişse bile, yetkili makam tarafından değiştirilene, yerine yenisi konulana veya sona erdirilene kadar kendi koşullarıyla yürürlükte kalır. Durdurma veya yeni geçici düzenleme gerekiyorsa bunun ayrıca ve uygun usulle karara bağlanması gerekir.[1]

İki temsili olayda başvuru yolu

Örnek 1: hukuka uygun taşınmadan sonra bakımın aksaması

Almanya’da verilen kararda çocuk anneyle yaşamaktadır. Diğer ebeveynin gerekli rızası ve ilgili kararların koşulları sağlanarak Türkiye’ye kalıcı taşınma gerçekleşmiş; çocuğun yaşam merkezi burada kurulmuştur. Sonraki dönemde ciddi sağlık takibinin yapılmadığı iddiası ortaya çıkmış, baba bakım sorumluluğunu üstlenmek istemiştir.

Bu varsayımsal olayda önce Türkiye’nin yeni mutat mesken olup olmadığı ve Sözleşme kapsamında yetkisi değerlendirilir. Ardından sağlık kayıtları, iki ebeveynin bakım olanakları ve çocuğun görüşü incelenir. Alman kararının tanınması, koşullar değiştiğinde yetkili makamın yeni koruma düzeni kurmasını engellemez. Bununla birlikte bakımın aksadığı iddiası kanıtlanmaz veya daha sınırlı önlem yeterli görülürse velayet değişmeyebilir.[1][6]

Örnek 2: tatil izninin kalıcı kalışa dönüştürülmesi

Çocuk Fransa’daki düzenli yaşamından Türkiye’ye yaz tatili için gelmiş, dönüş tarihinde geri götürülmemiştir. Türkiye’deki ebeveyn çocuğu okula kaydettirerek velayetin kendisine verilmesini istemiş; diğer ebeveyn kısa sürede iade başvurusu yapmıştır.

Bu varsayımsal olayda okul kaydı tek başına Türk mahkemelerine esas hakkında yetki sağlamaz. Tatil izninin kapsamı, hukuka aykırı alıkoyma iddiası, 1996 Sözleşmesi m.7 ve 1980 Sözleşmesi m.16 birlikte değerlendirilir. Somut şiddet veya sağlık riski varsa acil koruma ve iade istisnalarına ilişkin deliller ayrıca sunulur. Risk iddiası otomatik velayet devri, iade talebi de otomatik iade sonucu doğurmaz.[1][5][9]

Süreler, kanun yolları ve yeni kararın uygulanması

Değişen koşullara dayanan velayet talebi, eski yabancı kararın kanun yolu süresini uzatmaz. Önceki karara kendi ülkesinde itiraz etmek isteyen kişinin o usulü ayrıca değerlendirmesi gerekir. Yeni olguların varlığı da koruma ihtiyacını gecikmeden mahkemeye taşımanın önemini azaltmaz.

Türk yargılamasında velayetin bir ebeveynden diğerine verilmesi HMK m.382/2-b-13’te çekişmesiz yargı işi sayılır. M.387, hukuki yararı bulunan ilgililer için özel düzenlemeler saklı olmak üzere kararın öğrenilmesinden itibaren iki haftalık istinaf süresi öngörür. Bölge adliye mahkemesinin çekişmesiz yargı işindeki kararı ise m.362/1-ç uyarınca temyiz edilemez. Bu yüzden bütün dosyalara “önce istinaf, sonra Yargıtay” sırası uygulanamaz.[7]

Tanıma/tenfiz kararının kanun yolu ile velayet değişikliği kararının kanun yolu ayrıca belirlenir. MÖHUK m.57’de tenfize ilişkin kanun yolu ve yerine getirmeye etkisi düzenlenmiştir. Genel istinaf süresinde HMK m.345 tebliği esas alırken, yukarıdaki çekişmesiz yargı hükmü öğrenmeye bağlanır. Geçici tedbirde ise uygulanabilir özel itiraz hükümleri kontrol edilir; nihai kararın süresi tedbire aynen taşınmaz.[3][7]

Yeni karar verildiğinde, önceki düzenlemenin hangi kısmının değiştiği ve kişisel ilişkinin nasıl sürdürüleceği açık olmalıdır. Çocuk teslimi veya görüşmenin Türkiye’de yerine getirilmesi, uygulanabilir karar üzerinden adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğü sistemi içinde değerlendirilir. Kararın yurt dışında da uygulanması gerekiyorsa, yeni Türk kararının o ülkedeki tanınma ve icra koşulları ayrıca ele alınır.[1][10]

Sonuç

Yabancı velayet kararı, çocuğun gelecekteki ihtiyaçlarını değişmez biçimde sabitlemez. Türkiye’de yeniden düzenleme için önce doğru milletlerarası yetki ve uygulanacak hukuk, ardından değişen koşulların çocuk üzerindeki etkisi ortaya konulmalıdır. Tanıma itirazı, yeni velayet talebi, acil tedbir ve uluslararası iade süreci birbirinin yerine geçmez. Sağlam başvuru; önceki kararın bütününü, taşınmanın hukuki temelini, bugünkü bakım ihtiyacını ve uygulanabilir yeni düzeni aynı dosya mantığı içinde açıklayabilen başvurudur.

Sıkça Sorulan Sorular

Yabancı velayet kararını yalnız kararı veren ülke mi değiştirebilir?

Hayır. Özellikle çocuğun mutat meskeninin hukuka uygun biçimde başka taraf devlete geçmesiyle yeni yetki doğabilir. Önceki devletin yetkisinin sürdüğü istisnalar ve mevcut kararın devam eden etkisi ayrıca incelenir. Yetki açıklamaları için yukarıdaki ilgili bölüme bakılmalıdır.[1]

Çocuğun Türk vatandaşı olması Türkiye’de dava açmaya yeter mi?

Tek başına yeterli değildir. Uygulanabilir sözleşme öncelikle değerlendirilir. MÖHUK m.41 de kendi şartları bulunan özel bir hükümdür; vatandaşlıktan hareketle her mahkemenin yetkili olduğu sonucu çıkarılamaz.[1][3]

Türkiye’ye taşınınca yabancı karar sona erer mi?

Hayır. 1996 Sözleşmesi m.14 kapsamındaki karar, yetkili makam değiştirmedikçe kendi koşullarıyla sürer. Taşınma yetkiyi etkileyebilse de mevcut velayet veya görüşme düzenini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.[1]

Değişiklik istemeden önce mutlaka ayrı tanıma davası mı açılır?

Her olayda değil. 1996 Sözleşmesi kapsamında tanıma kendiliğinden gerçekleşebilir; ihtilaf varsa tespit istenebilir. Sözleşme dışındaki durumlarda tanıma ihtiyacı ve izlenecek usul, yabancı kararın niteliği ve yeni talep birlikte incelenerek belirlenir.[1][3]

Tanıma mahkemesine diğer ebeveynin artık iyi bakmadığını anlatmak yeterli mi?

Bu iddia tek başına tanıma dosyasını velayet değişikliği yargılamasına dönüştürmez. Tanımanın ret sebepleri ile güncel bakım düzeninin değiştirilmesini gerektiren olgular ayrılmalı; gerekiyorsa yetkili makamdan yeni koruma kararı istenmelidir.[1]

Diğer ebeveyn yeniden evlenirse velayet mutlaka değişir mi?

Hayır. Türk hukuku uygulanıyorsa TMK m.183 ve 349 bakımından yeni durumun çocuğa etkisi değerlendirilir. Yeniden evlenme olgusu, çocuğun yararını etkileyen başka koşullar gösterilmeden otomatik değişiklik sebebi yapılamaz.[6]

Türkiye’de velayet davası açılması çocuğun iadesini durdurur mu?

Kendiliğinden durdurmaz. İade süreci kendi şartları ve istisnalarıyla yürür; 1980 Sözleşmesi m.16 velayetin esasına ilişkin karar verilmesini sınırlayabilir. Ciddi risk iddiaları ilgili delillerle iade sürecinde de ileri sürülmelidir.[5][9]

Her yabancı karar için apostil ve kesinleşme belgesi gerekir mi?

İzlenen hukuki yol belirleyicidir. MÖHUK m.50 ve 53’ün şartları ile 1996 Sözleşmesi’nin icra edilebilirlik ve m.43 tasdik muafiyeti ayrı değerlendirilir. Her belgeyi aynı kesinleşme veya apostil koşuluna bağlamak doğru değildir.[1][3]

Velayet değişikliği kararına karşı mutlaka temyiz açık mıdır?

Hayır. Çekişmesiz yargı niteliğindeki velayet değişikliğinde istinaf mümkün olmakla birlikte, bölge adliye mahkemesi kararı HMK m.362/1-ç uyarınca temyiz edilemez. Tanıma/tenfiz ve geçici koruma kararları için başvuru yolu ayrıca belirlenir.[7]

Kaynakça

1 — HCCH, 19 Ekim 1996 tarihli Çocuk Koruma Sözleşmesi, resmî tam metin, özellikle m.2–5, 7–15, 23–28, 43, 50, 52–53 ve 58.

2 — HCCH, 1996 Sözleşmesi taraflık ve yürürlük tablosu, Türkiye, Almanya, Fransa ve ABD kayıtları.

3 — 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, m.1–2, 14, 17, 40–41 ve 50–59.

4 — HCCH, Practical Handbook on the Operation of the 1996 Hague Child Protection Convention, 2014, bölümler 3–4, 6, 8 ve 13.

5 — HCCH, 25 Ekim 1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme, özellikle m.3–4, 12–13 ve 16–19.

6 — 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.183, 324, 326, 339, 346 ve 349.

7 — 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.345, 362, 382, 384–388 ve 389–394.

8 — Adalet Bakanlığı, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun, m.2, 4 ve 5.

9 — AİHM, O.C.I. ve Diğerleri/Romanya, başvuru no.49450/17, 21.05.2019, özellikle §§40–48.

10 — 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, m.41/A ve devamı.

11 — Birleşmiş Milletler, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, 20.11.1989, m.3 ve 12; UNICEF Türkçe metni.

YAZAR

Av. Umut Güneş

Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Görüş veya düzeltme bildirin

Kaynak, tarih, içerik veya bağlantılarla ilgili görüş ve düzeltme önerilerinizi iletebilirsiniz.

Makalenin başlığını ve ilgili bölümü belirtmeniz yeterlidir. Kişisel dosya bilgisi veya belge göndermeyiniz.

GÜNEŞ & GÜNEŞ HUKUK BÜROSU

Büromuzla İletişim ve Görüşme

1999’dan bu yana faaliyet gösteren Antalya merkezli hukuk büromuz, Türkiye bağlantılı hukukî konularda Türkçe, İngilizce, Almanca ve Rusça iletişim imkânı sunmaktadır.

Türkiye’de veya yurt dışında bulunmanızdan bağımsız olarak telefon, WhatsApp, e-posta, yüz yüze görüşme veya video konferans yoluyla iletişim kurabilirsiniz.

Görüşme süreci ve gerekli bilgiler

Hukukî durumunuzun değerlendirilmesi, planladığınız işlemin hukukî yönlerinin incelenmesi veya uygulanabilecek başvuru yollarının belirlenmesi için konunun kısa özetini, talebinizi ve tercih ettiğiniz dili paylaşabilirsiniz.

Varsa dosya veya işlem bilgilerini, süre içeren karar, tebligat veya bildirimleri ve bildiğiniz önemli tarihleri belirtmeniz yararlı olur. Hizmet kapsamı, gerekli belgeler ve ücretlendirme ayrıca değerlendirilir.

İlgili hizmet alanları