İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

İş Hukuku

Arabuluculuk Son Tutanağındaki Eksiklik: Dava Hakkı Şekilciliğe Feda Edilemez

Mermer salonda açık duran büyük ahşap kapı, önünde dolma kalemli belgeler ve hukuk kitapları; görselin üzerinde “Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı: Dava Hakkı Şekilciliğe Feda Edilemez” yazısı.
Yazar: Yayın tarihi: Yaklaşık 13 dakika okuma

Kurumsal hukuki inceleme ve kontrol: Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Yayımlayan: Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Özet

Arabuluculuğa taşındığı anlaşılan bir işçilik alacağı, yalnızca son tutanakta açıkça adlandırılmadığı için hiç arabuluculuğa götürülmemiş sayılamaz. Anayasa Mahkemesi, Durmuş Çelik kararında, son tutanağın genel ifadelerle düzenlenmesinin bütün sonuçlarının işçiye yüklenmesini mahkemeye erişim hakkı bakımından değerlendirdi. Karar; talebin sürece dâhil edilmesi ile bunun belgeye eksik geçirilmesini birbirinden ayırıyor, arabulucunun tutanağın içeriği ve düzenlenişi hakkında açıklama yapma yükümlülüğünü öne çıkarıyor. Bu yaklaşım, her genel ifadeli tutanağın bütün alacaklar için yeterli olduğu anlamına gelmiyor. Belirleyici olan, dava konusu talebin önceki arabuluculuk sürecine gerçekten taşınıp taşınmadığının somut olayın koşullarıyla incelenmesidir. [1, §§18–22]

AYM’nin Durmuş Çelik Kararı Işığında İşçilik Alacakları, Mahkemeye Erişim Hakkı ve Arabulucunun Bilgilendirme Yükümlülüğü

İncelenen karar: Anayasa Mahkemesi, İkinci Bölüm, Durmuş Çelik, B. No: 2023/33449, 18 Mayıs 2026. Resmî Gazete: 20 Ekim 2026, Sayı 33406. Kararın türü: Bireysel başvuru kararı. [1]

Esastan kabul edilen dava neden usulden reddedildi?

Bir işçi alacağını arabuluculuğa taşımış, anlaşma sağlanamamış ve mahkemeye başvurmuş olabilir. Buna rağmen, son tutanakta alacaklarının adı tek tek yazılmadığı için davasının esasına girilmemesi şu soruyu doğurur: Gerçekleştirilen bir usul işlemi, eksik kayda geçirildiği için yapılmamış sayılabilir mi?

Durmuş Çelik başvurusunda tartışılan sorun budur. İş sözleşmesinin askerlik nedeniyle sona ermesinin ardından başvurucu, 10 Ağustos 2018’de arabuluculuğa başvurdu. 3 Eylül 2018 tarihli belgelerde uyuşmazlık, işçi ile işveren ilişkisinden doğan bir uyuşmazlık olarak genel ifadelerle belirtildi. Anlaşma sağlanamadı. Başvurucu, 28 Eylül 2018’de kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücreti talepleriyle dava açtı. [1, §§2, 17]

Afyonkarahisar İş Mahkemesi davayı kabul etti. İşverenin istinaf başvurusu üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, ilk derece kararını kaldırdı ve davayı arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddetti. Gerekçe, son tutanakta ve esas alınan başvuru formunda genel ifadelerin bulunması; alacak kalemlerinin ayrı ayrı gösterilmemesiydi. [1, §§3–4]

Buradaki ret, işçinin kıdem tazminatına hak kazanmadığı veya fazla çalışma yapmadığı değerlendirmesine dayanmıyordu. Uyuşmazlığın esasına girilmesini engelleyen bir usul yorumu söz konusuydu. Böylece tutanağın düzenlenme biçimi, alacak iddiasının mahkemede incelenip incelenemeyeceğini belirleyen noktaya dönüştü.

AYM’nin incelemesi de bu noktada yoğunlaştı: Dava şartı arabuluculuk kuralları, başvurucuya yüklenen sonuç bakımından ölçülü mü uygulanmıştı? Mahkeme, yalnızca belgenin kullandığı ifadeye bakarak önündeki talebin arabuluculuğa taşınmadığını kabul edebilir miydi? [1, §§11–12, 20–22]

Tutanakta yazılmayan her talep ileri sürülmemiş midir?

AYM, kararının 18. paragrafında yaklaşımını açıkça ortaya koydu:

“Ara buluculuk görüşmelerinde önemli olan işçilik alacaklarının taraflarca ara buluculuk görüşmelerine konu edilip edilmediğidir.” [1, §18]

Bu cümle, incelemenin merkezini belirler. Başvurunun kapsamı, yalnızca bir kutucuğun işaretlenip işaretlenmediğine veya tutanakta belirli bir sözcüğün bulunup bulunmadığına indirgenemez. Dava konusu talebin sürece dâhil edilip edilmediği, somut olayın hukuken değerlendirilebilir kayıtlarıyla birlikte ele alınmalıdır.

Durmuş Çelik kararında AYM, başvurucunun kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücretini müzakere konusu yapma iradesini, işverenin bu kapsama itiraz etmemesini ve tutanağa geçen açıklamasını birlikte değerlendirdi. İşverenin telefonla, başvurucunun alacağı bulunmadığını ve tazminat ödemeyeceğini belirttiği kayıtlıydı. Mahkeme, bu koşullarda söz konusu alacakların arabuluculuğa konu edilmediğinin söylenemeyeceği sonucuna ulaştı. [1, §§17–18]

Tutanağın susması, tarafın sustuğunu kendiliğinden kanıtlamaz. Bir alacağın belgede açıkça adlandırılmamış olması elbette değerlendirilir. Ancak bunun anlamı, dosyanın diğer verileriyle sınanmalıdır. Aksi hâlde kaydın eksikliği, başvurunun yokluğu gibi değerlendirilir.

Burada savunulan, belgenin önemini azaltmak değildir. Belgenin doğru soruya cevap vermesini sağlamaktır: Bu alacak, dava açılmadan önce yürütülen arabuluculuk sürecinin kapsamında mıydı? Cevap, yalnızca eksik kelimenin gösterilmesiyle verilemez.

Üç ayrı sorun aynı ret gerekçesine dönüştürülemez

Arabuluculukla ilgili her eksiklik aynı hukuki nitelikte değildir. Uygulamada birbirine karıştırılabilen üç durum özellikle ayrılmalıdır. [2, m.3/2], [1, §§16–22]

DurumHukuki değerlendirme
Dava şartı kapsamındaki talep için dava öncesinde arabuluculuğa hiç başvurulmaması7036 sayılı Kanun m.3/2’deki dava şartı yokluğundan usulden ret düzenlemesi uygulanır.
Arabuluculuk süreci tamamlanmışken anlaşmama son tutanağının dava dilekçesine eklenmemesiKanun, tutanağın sunulması için bir haftalık kesin süreyi ve usulden ret ihtarını öngörür.
Son tutanağın sunulması fakat alacakların genel ifadelerle belirtilmesiTalebin önceki sürecin kapsamında bulunup bulunmadığı, somut kayıtlar ve mahkemeye erişim hakkı gözetilerek değerlendirilmelidir.

Birinci durumda eksik olan, dava öncesinde yerine getirilmesi gereken başvurudur. İkinci durumda yapılmış başvurunun sonuç belgesi dava dilekçesine eklenmemiştir. Üçüncü durumda belge vardır; onun neyi kayda geçirdiği ve neyi eksik anlattığı tartışılmaktadır.

Bu ayrımın sonucu açıktır: Belgenin sunulmaması, belgenin yetersiz yazılması ve işlemin hiç yapılmaması aynı olgu değildir. Üçünün de tek bir “arabuluculuğa başvurulmamış” değerlendirmesinde birleştirilmesi, dava şartı denetimini gerçekte ne olduğundan uzaklaştırır.

Öte yandan bir haftalık kesin süre, dava öncesinde hiç yapılmamış arabuluculuk başvurusunu dava sırasında gerçekleştirme imkânı olarak okunamaz. Kanundaki süre, mevcut anlaşmama son tutanağının mahkemeye sunulmasına ilişkindir. Durmuş Çelik kararı da bu süreyi her türlü eksiklik için genel bir tamamlama süresine dönüştürmemiştir. [2, m.3/2]

Usulün amacı ile belgenin biçimi yer değiştirdiğinde

Dava şartı arabuluculuk, iş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlığın daha kısa sürede ve daha az masrafla, mahkemeye taşınmadan çözülebilmesine imkân sağlama amacını taşır. AYM bu amacı meşru kabul etmektedir. Sorun, bu amaca hizmet eden usul kuralının somut olayda kişiye yüklediği külfetin ölçüsüdür. [1, §12]

Bir alacağın arabuluculuğa taşındığı eldeki kayıtlardan anlaşılıyor ve süreç anlaşmama ile sonuçlanmışsa, son tutanaktaki ifade eksikliği nedeniyle davayı reddetmek hangi eksikliği gidermektedir? Gerçekte kullanılmamış bir çözüm yoluna mı yönlendirmektedir, yoksa kullanılmış yolun eksik belgesini bütün sürecin önüne mi geçirmektedir?

Sorun tam burada ortaya çıkar. Bir tutanağın daha açık hazırlanması gerektiğini söylemek haklı olabilir. Bundan, açık hazırlanmamış tutanağın konusu olan sürecin hiç yaşanmadığı sonucuna geçmek ise ayrıca gerekçelendirilmesi gereken farklı bir adımdır.

Belge, yapılan işlemi görünür kılmak için düzenlenir. Belgedeki eksiklik, gerçekleştiği anlaşılan işlemi kendiliğinden yok etmez. Birinci değerlendirme belge düzenine, ikincisi kişinin mahkemeye erişimine ilişkindir. Sonucun ağırlığı arttıkça, ikisi arasındaki bağın daha dikkatli kurulması gerekir.

Anayasa’nın 36. maddesindeki mahkemeye erişim güvencesi, usul kurallarının uygulanışını da kapsar. Bir ret kararının kanuni dayanağının bulunması, uygulamanın her durumda ölçülü olduğunu göstermez. Durmuş Çelik kararında ihlale götüren de bu ayrımdır: Meşru bir dava şartı, somut olayın gerçeklerinden koparılan katı bir yorumla başvurucuya aşırı yük getirmiştir. [1, §§9–12, 20–22]

Arabulucunun açıklama görevi neden belirleyici?

Kararın ikinci önemli yönü, son tutanağın kim tarafından ve nasıl düzenlendiğine dikkat çekmesidir. 6325 sayılı Kanun’un 17. maddesine göre son tutanak arabulucu tarafından düzenlenir. Faaliyetin sonuçlanması dışında tutanağa hangi hususların yazılacağına taraflar karar verir; arabulucu da tutanak ve sonuçları hakkında gerekli açıklamaları yapar. Sürecin başındaki aydınlatma görevi ayrıca Kanun’un 11. maddesinde düzenlenmiştir. [3, m.11, m.17/2–3]

Tarafların tutanağın içeriğinde söz sahibi olması, açıklama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bir belgenin düzenlenmesine katılmak ile o belgedeki her ifade eksikliğinin ileride doğuracağı usul sonucunu bilmek aynı şey değildir. Kanunun arabulucuya açıklama görevi vermesinin anlamı da burada ortaya çıkar.

AYM, Bölge Adliye Mahkemesinin, anlaşma sağlanamayan alacak kalemlerinin tutanakta belirtilmesi gerektiği konusunda başvurucunun bilgilendirildiğine ilişkin bir tespitte bulunmadığını vurguladı. Bu koşullarda genel ifadenin somutlaştırılmasına ilişkin sorumluluğun tamamen başvurucuya yüklenmesini aşırı külfet olarak değerlendirdi. [1, §19]

Bu gerekçe şu soruyu gerekli kılar: Kişinin ne hakkında bilgilendirildiği ortaya konulmadan, uzmanlık gerektiren belge düzenindeki eksikliğin bütün sonucu neden yalnızca ona yüklenmektedir? İşçinin kendisinden beklenen açıklığı sağlamadığı ileri sürülüyorsa, sürecin diğer aktörlerinin kendilerine düşen açıklamayı yapıp yapmadıkları da değerlendirmeye katılmalıdır.

Bilgilendirme görevi hukuki danışmanlıkla karıştırılmamalı

Arabulucunun tutanağın içeriği ve sonuçları hakkında açıklama yapması, taraflardan birinin avukatlığını üstlenmesi anlamına gelmez. Hangi davanın açılması gerektiği yönünde hukuki strateji önermek ile düzenlenen belgenin neyi ifade ettiğini ve nasıl oluşturulduğunu açıklamak farklı görevlerdir.

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 17/5. maddesindeki hukuki tavsiyede bulunma yasağı korunur. Bunun yanında Kanun’un öngördüğü aydınlatma ve açıklama görevleri de yerine getirilmelidir. Tarafsızlık ile bilgilendirme birbirini dışlayan yükümlülükler olarak sunulamaz. [3, m.11, m.17/3], [4, m.17/5]

İhlal kararı arabulucunun kusurunu otomatik olarak belirlemez

Durmuş Çelik kararında AYM, arabulucunun hukuki veya disiplin sorumluluğu hakkında hüküm kurmamıştır. AYM’nin vurgusu, Bölge Adliye Mahkemesinin bilgilendirme yapıldığına ilişkin bir tespitinin bulunmaması ve eksikliğin bütün sonuçlarını başvurucuya yüklemesidir. Mahkemenin değerlendirme eksikliği, arabulucunun görevini ihlal ettiğinin tespitiyle aynı şey değildir. [1, §19]

Dolayısıyla karar, arabulucunun görevinin önemini gösterir; her eksik tutanakta kendiliğinden kusur ve tazminat sorumluluğu bulunduğunu göstermez. Böyle bir iddia, ilgili sorumluluk koşulları ve somut olayın delilleri üzerinden ayrıca incelenmelidir.

Başvuru formundan son tutanağa uzanan anayasal yaklaşım

Durmuş Çelik kararı, tek başına okunabilecek olmakla birlikte önceki bireysel başvuru kararlarıyla birlikte değerlendirildiğinde daha açıklayıcı hâle gelir. Ortak sorun, arabuluculuğun gerçek kapsamının belge üzerindeki bir eksiklik nedeniyle gözden çıkarılmasıdır.

Ferhat Küçük kararında form ile son tutanak arasındaki fark

AYM’nin 24 Ekim 2024 tarihli Ferhat Küçük kararında, başvuru formunda işe iade talebinin belirtilmemesine karşılık son tutanakta işe iadenin arabuluculuğa konu edildiğinin anlaşılması önem taşımıştır. Mahkeme, tarafların iradeleri ile son tutanağı birlikte değerlendirerek, başvuru formundaki eksiklik üzerinden dava şartının gerçekleşmediğinin kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. [5, §§18, 21–26]

Karar, başvuru formunun süreçte ne gerçekleştiğini gösteren diğer kayıtlardan koparılarak mutlak bir ölçüye dönüştürülemeyeceğini gösterir.

Ulaş Özel kararında talebin kapsamının doğru okunması

3 Mart 2026 tarihli Ulaş Özel kararında da işe iade talebinin başvuru formu ve son tutanak üzerinden değerlendirilmesindeki katılık incelenmiştir. AYM, talebin süreç kapsamına alındığını gösteren veriler gözetilmeden dava şartının yerine getirilmediği sonucuna ulaşılmasını mahkemeye erişim hakkı bakımından sorunlu bulmuştur. [6, §§15–21]

Bu dosyada işverenlerin toplantıya katılmamış olması ayrıca önemlidir. Dava şartının gerçekleşmesi için her olayda iki tarafın fiilen bir araya gelerek karşılıklı müzakere yapması gerektiği sonucu çıkarılamaz. Kanun, taraflara ulaşılamaması veya katılmamaları nedeniyle görüşme yapılamadan da arabuluculuk faaliyetinin sona ermesini düzenlemektedir. [6, §15], [2, m.3/11]

Durmuş Çelik kararının eklediği nokta

Ferhat Küçük kararında başvuru formundaki eksikliğin değerlendirilmesinde son tutanak öne çıkarken, Durmuş Çelik kararında son tutanağın kendisi genel ifadeler taşımaktadır. AYM bu kez sürecin koşullarını, başvurucunun iradesini, işverenin kayıtlı açıklamasını ve arabulucunun bilgilendirme görevini birlikte değerlendirmiştir. [1, §§13, 17–19]

Yeni kararın katkısı bu noktada belirginleşir. Son tutanağın kendisi de genel ifadeler içeriyorsa inceleme burada sona ermez. Talebin sürece dâhil edilip edilmediği ve eksikliğin sonuçlarının kime, hangi gerekçeyle yüklendiği araştırılmaya devam edilmelidir.

Yargıtayın açıklık arayışı ile aşırı şekilcilik arasındaki sınır

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14 Mayıs 2024 tarihli, E.2024/4484, K.2024/8260 sayılı kararında, son tutanakta anlaşma sağlanan veya sağlanamayan alacakların ayrı ayrı belirtilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Karar, 2 Haziran 2018 sonrasındaki başvurular yönünden genel ifadeli tutanaklara daha katı yaklaşmaktadır. [7, V/C/3, bent 5–9]

Alacakların açık yazılması, kapsam tartışmalarını azaltır; son tutanağın bu açıklıkla hazırlanması yerindedir. Bununla birlikte, açık yazılması gereken bir belgenin eksik hazırlanmış olması ile o eksiklik nedeniyle davanın tamamen kapatılması ayrı değerlendirmelerdir.

AYM’nin yaklaşımı, ikinci değerlendirmeye anayasal sınır getirir. Dava şartı denetimi yapılırken somut olayın bütününün, kişiye yüklenen sonucun ve bilgilendirme boyutunun hesaba katılması gerekir. Durmuş Çelik kararını “Yargıtay içtihadı iptal edildi” şeklinde sunmak doğru olmaz. Karar, belirli bir yorumun somut olayda doğurduğu ölçüsüz sonucu ortaya koymaktadır. [1, §§19–22]

Açık tutanak düzenlemek uygulamacının sorumluluğudur. Eksik tutanağın sonucunu ölçülü belirlemek ise mahkemenin sorumluluğudur. Birinci görevin önemi, ikinci görevi ortadan kaldırmaz.

Kararın sınırları nasıl okunmalı?

Bu karar, genel ifadelerle yazılmış her tutanağın bütün işçilik alacaklarını kapsadığı anlamına gelmez. Dava konusu her talebin, önceki arabuluculuk süreciyle bağlantısı değerlendirilmelidir. Örneğin yalnızca kıdem tazminatı talebinin arabuluculuğa götürüldüğü belirlenmişse, daha sonra ileri sürülen her farklı alacağın kendiliğinden bu sürecin içinde bulunduğu varsayılamaz.

Karar, dava şartı arabuluculuğu kaldıran bir norm denetimi kararı da değildir. Bireysel başvuruda, belirli bir yargılama işleminin mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediği incelenmiştir. AYM, ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiş; işçinin alacaklarını doğrudan hüküm altına almamıştır. [1, §§27–28 ve hüküm]

Aynı dikkat dava süreleri için de gereklidir. AYM’nin Utku Öner kararında, avukatla takip edilen süreçte açık kanuni dava süresinin kaçırılması ayrı değerlendirilmiş; son tutanakta kanun yolu ve süre bilgisi bulunmaması mahkemeye erişim hakkının ihlali sayılmamıştır. Durmuş Çelik kararından, arabulucu her dava süresini bildirmedikçe sürelerin işlemeyeceği sonucu çıkarılamaz. [8, §§39–41]

Kararın gücü, bütün usul kurallarını etkisizleştirmesinde aranamaz. Gücü, yerine getirildiği anlaşılan bir yükümlülüğün eksik kaydı nedeniyle yok sayılmasına karşı, somut ve ölçülü bir inceleme istemesindedir.

Devam eden davalarda hangi sorular sorulmalı?

Son tutanaktaki genel ifadeler nedeniyle dava şartı itirazıyla karşılaşılan bir dosyada, yalnızca Durmuş Çelik kararının adını belirtmek yeterli olmayacaktır. AYM’nin gerekçesi ile eldeki dosyanın özellikleri arasında açık bir bağ kurulmalıdır.

İlk soru, dava konusu talebin hangi arabuluculuk başvurusuyla ilişkilendirildiğidir. Talebin adı, sürecin zamanı ve dava açılmadan önceki kapsamı açıklanmalıdır. Birden çok alacak varsa her biri bakımından aynı çalışma yapılmalı; bir talebe ilişkin kayıt, açıklama yapılmadan diğer bütün taleplere yayılmamalıdır.

İkinci soru, eksikliğin nerede bulunduğudur. Başvuru formunda mı, son tutanakta mı, belgenin dava dilekçesine eklenmesinde mi, yoksa gerçekten talebin arabuluculuğa hiç götürülmemesinde mi? Bu teşhis yapılmadan uygun hukuki sonuç belirlenemez.

Üçüncü soru, mahkemenin hangi veriyi değerlendirmediğidir. Dava şartının kapsamını hukuken göstermeye elverişli kayıtlar, belgedeki genel ifadenin somut olayda ne anlama geldiğini ortaya koyabilir. Bu kayıtların kararda tartışılmaması hâlinde, eksik değerlendirme açıkça gösterilmeli; yalnızca “şekilcilik yapıldı” denilmesiyle yetinilmemelidir.

Dördüncü soru, tutanak düzenlenirken yapılan açıklamaların nasıl değerlendirildiğidir. AYM’nin üzerinde durduğu bilgilendirme boyutu dosyaya uyarlanmalı; bilgi verildiği veya verilmediği peşinen varsayılmamalıdır. İleri sürülen olgu, dosyadaki dayanağıyla ilişkilendirilmelidir. [1, §19]

Son olarak, ret sonucunun ağırlığı ile usul kuralının amacı birlikte tartışılmalıdır. İleri sürülen talep için arabuluculuk yolunun kullanıldığı anlaşılıyorsa, yalnızca belge dilindeki eksiklik nedeniyle esasa erişimin engellenmesinin neden ölçüsüz olduğu somutlaştırılmalıdır. Bu, her davanın sonucunu önceden belirleyen bir formül değil, anayasal gerekçeyi dosyaya taşımanın yoludur.

Kapsamı araştırmak gizlilik kurallarını kaldırmaz

Arabuluculuğa hangi talebin götürüldüğünü belirlemek ile görüşmelerde yapılan uzlaşma tekliflerini alacağın varlığının delili olarak kullanmak farklı meselelerdir. Durmuş Çelik kararının ilk meseleye ilişkin yaklaşımı, ikinci meselede sınırsız bir kullanım yetkisi vermez.

6325 sayılı Kanun’un 4 ve 5. maddelerindeki gizlilik ve belirli beyan veya belgelerin kullanılamamasına ilişkin kurallar korunur. Görüşmelerde ortaya atılan öneriler, uzlaşma teklifleri veya müzakere içindeki kabuller, sırf bu karar nedeniyle davanın esasını ispatlayan serbest delillere dönüşmez. [3, m.4–5]

Bu nedenle yapılacak incelemede belgenin hangi amaçla kullanılacağı önem taşır. Başvurunun kapsamını ve sürecin sonucunu göstermek için hukuken kullanılabilecek kayıtlar ile gizlilik ve kullanım yasağına tabi içerikler ayrılmalıdır. Mahkemeye erişimi savunurken arabuluculuğun güven içinde yürütülmesini sağlayan güvenceler gözden çıkarılmamalıdır.

Sonuç

Durmuş Çelik kararı, arabuluculuk son tutanağının önemini azaltmıyor. Son tutanağın, belgelediği gerçek süreçten koparılarak değerlendirilmesine sınır getiriyor. Bir alacağın adının eksik yazılması ile o alacağın hiç ileri sürülmemesi arasında, dava hakkını doğrudan etkileyen bir fark vardır.

Son tutanaklar açık hazırlanmalı, talep kapsamı belirgin olmalı, arabulucu gerekli açıklamaları yapmalıdır. Ancak bunlardan birindeki eksiklikle karşılaşan mahkeme, gerçek süreci ve eksikliğin koşullarını incelemeden bütün sonucu başvurucuya yükleyemez. Özellikle arabuluculuğa konu edildiği anlaşılan bir talebin, yalnızca genel bir ifadeyle kayda geçirilmiş olması nedeniyle hiç arabuluculuğa götürülmemiş sayılması, hak arama özgürlüğünü belge diline bağımlı hâle getirir. [1, §§18–22]

Bu nedenle sorulması gereken soru, yalnızca “Tutanakta hangi kelime eksik?” değildir. Asıl soru şudur: “Dava konusu talep arabuluculuğa gerçekten taşınmış mı; buna rağmen mahkeme yolu hangi somut ve ölçülü gerekçeyle kapatılıyor?”

Bu sorunun cevabı, başvurunun gerçek kapsamı araştırılmadan verilemez. Usulün koruduğu düzen ile kişinin mahkemeye erişimi arasındaki denge de ancak böyle kurulabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Son tutanakta alacakların ayrı ayrı yazılmaması davanın mutlaka reddini gerektirir mi?

Hayır. Durmuş Çelik kararına göre, somut olayda alacakların arabuluculuğa konu edildiği anlaşılıyorsa yalnızca son tutanağın genel ifadeler taşımasına dayanılarak davanın reddedilmesi mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bununla birlikte her genel ifadeli tutanak bütün alacakları kapsamaz. Dava konusu talebin önceki sürece dâhil edilip edilmediği ayrıca değerlendirilmelidir. [1, §§18–22]

Son tutanağın sunulmaması ile arabuluculuğa hiç başvurulmaması aynı şey midir?

Hayır. Süreç tamamlandığı hâlde son tutanağın dava dilekçesine eklenmemesi durumunda 7036 sayılı Kanun m.3/2, belgenin sunulması için bir haftalık kesin süre ve ihtar öngörür. Dava öncesinde gerekli arabuluculuk başvurusunun hiç yapılmamış olması ise farklı bir dava şartı eksikliğidir. Bir haftalık süre, yapılmamış başvuruyu sonradan gerçekleştirme imkânı olarak anlaşılmamalıdır. [2, m.3/2]

Arabulucu son tutanağın düzenlenmesi konusunda açıklama yapmak zorunda mıdır?

Evet. 6325 sayılı Kanun m.17/3, tutanak ve sonuçları hakkında gerekli açıklamaların yapılmasını öngörür. AYM de Durmuş Çelik kararında tutanağın içeriği ve düzenlenişi konusunda bilgilendirmeyi vurgulamıştır. Bu görev, taraflardan birine hukuki strateji önerme veya onun avukatlığını üstlenme görevi değildir; hukuki tavsiye yasağı ayrıca korunur. [1, §19], [3], [4]

İşveren toplantıya katılmamışsa dava şartı yerine gelmemiş mi olur?

Katılmama, tek başına böyle bir sonuç doğurmaz. Kanun, taraflara ulaşılamaması veya katılmamaları nedeniyle görüşme yapılamadan da sürecin sonlandırılmasını düzenler. Başvurunun dava konusu talebi kapsayıp kapsamadığı ve sürecin mevzuata uygun yürütülüp sonuçlandırıldığı değerlendirilmelidir. Ulaş Özel kararında da işverenlerin toplantıya katılmaması, tek başına dava şartının gerçekleşmediği sonucuna dayanak yapılmamıştır. [2, m.3/11], [6, §§15–21]

AYM bu kararda işçinin alacaklarının ödenmesine karar verdi mi?

AYM, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini tespit ederek yeniden yargılama yapılmasına karar verdi. Alacakların esasını doğrudan karara bağlamadı. Başvurucunun maddi ve manevi tazminat talepleri reddedildi. Hükümde yer alan 41.480,40 TL ise harç ve vekâlet ücretinden oluşan yargılama gideridir; ihlal nedeniyle hükmedilmiş bir tazminat değildir. [1, §§27–28 ve hüküm]

Karar arabulucunun otomatik olarak sorumlu olduğunu gösterir mi?

Hayır. AYM, somut yargılamada mahkemeye erişim hakkının ihlalini incelemiştir. Bilgilendirme yapıldığına ilişkin bir tespit bulunmamasını ve eksikliğin bütün sonuçlarının başvurucuya yüklenmesini değerlendirmiştir. Arabulucunun mesleki, disiplin veya tazminat sorumluluğu yönünden otomatik bir sonuç çıkarılamaz; böyle bir iddia kendi koşulları içinde ayrıca incelenir. [1, §19]

Kaynakça

1 — Anayasa Mahkemesi, İkinci Bölüm, Durmuş Çelik, B. No: 2023/33449, 18.05.2026; Resmî Gazete 20.10.2026, Sayı 33406. Özellikle §§9–22, 27–28 ve hüküm. Resmî karar PDF’si · AYM Kararlar Bilgi Bankası.

2 — 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, m.3/2 ve m.3/11. Adalet Bakanlığı mevzuat kaydı · TBMM kabul metni.

3 — 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, m.4–5, m.11 ve m.17/2–3. Adalet Bakanlığı mevzuat kaydı. Son tutanak ve sonuçları hakkında temel açıklama yükümlülüğü, başvuruya konu 2018 tarihli süreçte de yürürlükteydi.

4 — Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği, özellikle m.17/5; Resmî Gazete 02.06.2018, Sayı 30439. Avrupa Konseyi sitesindeki yönetmelik metni.

5 — Anayasa Mahkemesi, İkinci Bölüm, Ferhat Küçük, B. No: 2020/19910, 24.10.2024; özellikle §§18, 21–26. AYM karar kaydı · Karar tam metni.

6 — Anayasa Mahkemesi, İkinci Bölüm, Ulaş Özel, B. No: 2022/82055, 03.03.2026; özellikle §§15–24. AYM karar kaydı · Karar tam metni.

7 — Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 14.05.2024, E.2024/4484, K.2024/8260; V/C/3 Değerlendirme bölümü, bent 4–9. Karar tam metni.

8 — Anayasa Mahkemesi, İkinci Bölüm, Utku Öner, B. No: 2019/34103, 10.01.2024; özellikle §§39–41. AYM karar kaydı.

9 — Şamil Demir, “AYM: Arabuluculuk tutanağındaki eksiklik tek başına davanın reddine gerekçe olamaz”, Hukuki Haber. Konuya ilişkin değerlendirme. Hukuki çözümlemede yukarıda belirtilen kararlar ve mevzuat esas alınmıştır.

YAZAR

Av. Umut Güneş

Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Görüş veya düzeltme bildirin

Kaynak, tarih, içerik veya bağlantılarla ilgili görüş ve düzeltme önerilerinizi iletebilirsiniz.

Makalenin başlığını ve ilgili bölümü belirtmeniz yeterlidir. Kişisel dosya bilgisi veya belge göndermeyiniz.

GÜNEŞ & GÜNEŞ HUKUK BÜROSU

Büromuzla İletişim ve Görüşme

1999’dan bu yana faaliyet gösteren Antalya merkezli hukuk büromuz, Türkiye bağlantılı hukukî konularda Türkçe, İngilizce, Almanca ve Rusça iletişim imkânı sunmaktadır.

Türkiye’de veya yurt dışında bulunmanızdan bağımsız olarak telefon, WhatsApp, e-posta, yüz yüze görüşme veya video konferans yoluyla iletişim kurabilirsiniz.

Görüşme süreci ve gerekli bilgiler

Hukukî durumunuzun değerlendirilmesi, planladığınız işlemin hukukî yönlerinin incelenmesi veya uygulanabilecek başvuru yollarının belirlenmesi için konunun kısa özetini, talebinizi ve tercih ettiğiniz dili paylaşabilirsiniz.

Varsa dosya veya işlem bilgilerini, süre içeren karar, tebligat veya bildirimleri ve bildiğiniz önemli tarihleri belirtmeniz yararlı olur. Hizmet kapsamı, gerekli belgeler ve ücretlendirme ayrıca değerlendirilir.

İlgili hizmet alanları