Ceza davasında tanık ve bilirkişi dinlenmeden karar verilebilir mi?
Her dinleme talebi zorunlu değildir; ancak savunmanın delili sınama hakkı esastır
Ceza muhakemesinin amacı, hukuka uygun yöntemlerle maddi gerçeğe ulaşmak ve adil bir hüküm kurmaktır. Bu amaç, ne savunmanın gösterdiği herkesin sınırsız biçimde dinlenmesini ne de yargılamanın yalnız yazılı tutanakların okunmasıyla tamamlanmasını gerektirir. Mahkeme, dinletilmek istenen kişinin hangi vakıayı aydınlatacağını, mevcut delillerin yeterliliğini, delilin hüküm üzerindeki muhtemel etkisini ve talebin gerekçesini birlikte değerlendirmelidir.
Tanık ile bilirkişi farklı hukuki işlevler üstlenir. Tanık geçmişte yaşanan olay hakkında algıladığı bilgileri açıklar. Bilirkişi ise çözümü özel veya teknik bilgi gerektiren meseleyi inceler; olayın hukuki nitelendirmesini hâkimin yerine yapamaz (CMK m. 63, 67/3). CMK m. 67/6 uyarınca tarafça alınan bilimsel mütalaa da mahkemenin atadığı bilirkişi raporuyla aynı usulî statüde değildir. Bu nedenle tanığın dinlenmemesi için öngörülen ölçütleri bütün ayrıntılarıyla bilirkişiye doğrudan aktarmak doğru değildir. [1, 14, 16]
Duruşmaya ilişkin en önemli ayrım şudur: Yazılı delilin dosyada bulunması, içeriğinin savunma tarafından etkili biçimde sorgulandığını tek başına göstermez. Tanığın anlatımının güvenilirliği sorularla sınanabilir; bilirkişinin raporundaki yöntem, hesap, dayanak kayıt ve belirsizlikler sözlü açıklamayla aydınlatılabilir. Buna karşılık dosyada usulüne uygun sunulmuş, tartışılmış ve yeterince açıklanmış bir raporun her koşulda aynı bilirkişiye yeniden okutulması da gerekli değildir.
Tanık, bilirkişi ve bilimsel mütalaa hazırlayan uzman arasındaki fark
| Kişi veya belge | Yargılamadaki işlevi | Duruşmada sorulacak temel soru | Başlıca hukuki dayanak |
|---|---|---|---|
| Tanık | Olayı nasıl gördüğünü, duyduğunu veya öğrendiğini anlatır | Bilginin kaynağı, görme-duyma koşulları ve çelişkiler nedir? | CMK m. 45–59, 201, 210–212 |
| Mahkemenin atadığı bilirkişi | Özel veya teknik bilgi gerektiren bulguyu değerlendirir | İncelenen veri ve yöntem teknik sonucu doğruluyor mu? | CMK m. 63, 67–68 |
| Bilimsel mütalaa hazırlayan uzman | İddia veya savunmanın temin ettiği bağımsız teknik görüşü sunar | Karşı raporu hangi somut veri ve yöntemle sorguluyor? | CMK m. 67/6, 68/3, 178 |
| Önceki ifade tutanağı veya yazılı rapor | Önceki beyanı ya da teknik değerlendirmeyi belgelendirir | Hangi koşullarda okunabilir, taraflarca nasıl tartışılır? | CMK m. 210–217 |
Tanığın önceki ifadesinin okunması, duruşmada dinlenmesi yerine geçer mi?
CMK m. 59 uyarınca tanık önce kendi bilgisiyle olayı anlatmalıdır
CMK m. 59, tanığa tanıklık edeceği konunun açıklanmasından sonra bildiklerini anlatma imkânı verilmesini öngörür. Tanığın anlatımının gereksiz yere kesilmemesi, olayla ilgili neleri kendiliğinden hatırladığının görülmesini sağlar. Sonrasında eksik veya belirsiz hususların açıklanması amacıyla sorular yöneltilebilir. Tanığın önceki ifadesini kabul ettiğini söylemesi, onun duruşmada usulüne uygun dinlenmesinin otomatik eşdeğeri değildir. [1, 4]
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.2022 tarihli, E. 2020/193, K. 2022/215 sayılı kararında, tanıklara önceki ifadelerini kabul edip etmedikleri sorulduktan sonra doğrudan soru aşamasına geçilmesi tartışılmıştır. Kurul, tanıkların olay hakkındaki bilgilerini serbestçe anlatmalarının sağlanmamasını usule aykırı değerlendirmiştir. Somut karardaki bozma gerekçeleri ve başka usul sorunları birlikte dikkate alınmalı; karar, her soru-cevap yönteminin tek başına mahkûmiyeti geçersiz kıldığı biçiminde genelleştirilmemelidir. [4]
CMK m. 210: Olayın delili tek tanık beyanıysa dinleme zorunluluğu
CMK m. 210/1, olayın delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması hâlinde tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesini öngörmektedir. Bu durumda önceki dinleme tutanağının ya da yazılı açıklamanın okunması kural olarak dinlemenin yerine geçmez. Bu açık düzenleme, ceza yargılamasında tanığın canlı anlatımına verilen önemi gösterir. Fakat tanık sayısı birden fazla olduğu için sorgulama hakkının tümüyle ortadan kalktığı da düşünülemez; bu durumda Anayasa Mahkemesinin, beyanın hükümdeki ağırlığına ilişkin değerlendirmesi ayrıca önem kazanır. [1, 11]
CMK m. 210/2'ye göre tanıklıktan çekinebilecek kişi duruşmada bu hakkını kullanırsa önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz. Bu özel yasak, tanığın ölmüş, bulunamamış veya başka nedenle dinlenememiş olmasıyla aynı kategoriye konulmamalıdır.
CMK m. 211 istisnaları sınırsız bir tutanakla yetinme yetkisi değildir
CMK m. 211, tanık veya sanığın suç ortağının ölmesi, bulunamaması, sağlık veya giderilemeyen başka nedenle hazır bulunamaması gibi durumlarda ve maddenin öngördüğü diğer hâllerde önceki tutanakların okunmasına olanak tanır. İlgili kişilerin birlikte rızasıyla tutanak okunması da ayrıca düzenlenmiştir. Mahkeme, tanığın neden getirilemediğini ve önceki beyanın hangi istisna kapsamında okunduğunu somut dosyadan göstermelidir. Savunmanın tanığı daha önce sorgulayıp sorgulayamadığı ile beyanın mahkûmiyetteki ağırlığı ayrıca incelenmelidir. [1, 11]
Önceki ifade ile duruşma anlatımı çelişiyorsa CMK m. 212 uygulanır
Tanık bir ayrıntıyı hatırlamıyorsa önceki ifadesinin ilgili bölümü okunarak hatırlamasına yardım edilebilir. Önceki beyanla duruşmadaki anlatım arasında çelişki varsa, çelişki belirlenip açıklığa kavuşturulmaya çalışılır. Bu işlemde amaç tanığı eski tutanağı aynen tekrar etmeye zorlamak değil; farklılığın nedenini ortaya çıkarmaktır. Örneğin olayın görüldüğü yer, saat, ışık koşulları veya kişinin olayla ilişkisi hakkında iki ayrı açıklama bulunduğunda, ilgili ifadeler birlikte değerlendirilmelidir. [1]
Tanıklara hangi sorular sorulabilir ve soru sorma hakkı nasıl kullanılır?
CMK m. 58/1: Kimlik, ilişki ve güvenilirlik araştırması
Tanığa öncelikle kimlik ve iletişim bilgileri sorulur; gerektiğinde şüpheli, sanık veya mağdurla ilişkileri ve anlatımın güvenilirliği bakımından önem taşıyan durumlar araştırılır. Bu yönüyle CMK m. 58/1, tanığın yalnız olayın sonucunu söylemesini değil, bilgisine neden güvenilebileceğinin anlaşılmasını da amaçlar. Tanığın yakınlık veya husumet ilişkisi tek başına beyanını geçersiz yapmaz; ancak diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gereken bir olgudur. [1]
Bir tanığın olayı bizzat mı gördüğü, başkasından mı duyduğu, olay yerinde hangi uzaklıkta bulunduğu, olaydan sonra kiminle konuştuğu veya anlatımındaki kesinliğin gözleme mi tahmine mi dayandığı sorulabilir. Mahkeme, ilgisiz veya baskı oluşturucu sorulara müdahale edebilir; fakat bu denetim, tanığın bilgisini sınayacak her takip sorusunu gereksiz sayma yetkisi değildir.
CMK m. 59/2 ve m. 201: Açıklayıcı soru ile doğrudan soru yöneltme
CMK m. 59/2, anlatılan hususları aydınlatmak ve bilginin dayandığı koşulları değerlendirmek için ek sorulara izin verir. CMK m. 201 ise Cumhuriyet savcısına, müdafiye ve vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukata sanığa, katılana, tanığa, bilirkişiye ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere doğrudan soru yöneltme yetkisi tanır. Sanık ve katılan sorularını mahkeme başkanı veya hâkim aracılığıyla yöneltir. Heyet üyeleri de maddede öngörülen yetkiyi kullanabilir. [1]
Avukatın sorusunu her defasında başkanın yeniden kurması veya yalnız hâkim aracılığıyla iletmesi, CMK m. 201'de avukata tanınan usulün yerini almaz. Bununla birlikte hâkim duruşmanın düzenini sağlar; uyuşmazlıkla ilgisi bulunmayan, kişiyi küçük düşüren, tekrarlayıcı veya hukuka aykırı soru yöntemlerine müdahale edebilir. Avukatın doğrudan soru yöneltmesi, duruşma yönetiminin bütünüyle avukata geçmesi anlamına gelmez. [1, 17]
Tanığa yalnızca “evet” veya “hayır” soruları mı sorulabilir?
Hayır. CMK'da bütün soruların yalnızca “evet” veya “hayır” cevabıyla sınırlandırılmasına ilişkin genel bir kural yoktur. Olayı açıklatmaya yarayan açık uçlu sorular da, bir çelişkiyi belirlemeye yönelik kısa sorular da kullanılabilir. Ancak soru, tek bir somut meseleyi hedeflemeli; içine birkaç varsayım gizlenmemeli ve cevabı belirli yöne zorlayan bir baskı aracına dönüştürülmemelidir.
Savunma bakımından en güçlü sorgulama, tanığın suskunluğundan veya heyecanından otomatik sonuç çıkaran sorgulama değil; gözlem imkânının, bilgi kaynağının, önceki anlatımla çelişkinin ve diğer delillerle uyumun somut sorularla sınandığı sorgulamadır.
| Araştırılacak nokta | Duruşmada yöneltilebilecek örnek soru | Değerlendirmeye etkisi |
|---|---|---|
| Görme koşulları | “Olayı gördüğünüz yer ile kişi arasında yaklaşık ne kadar mesafe vardı?” | Doğrudan görgünün mümkün olup olmadığını araştırır |
| Bilginin kaynağı | “Bu sözleri kendiniz mi duydunuz, bir başkasından mı öğrendiniz?” | Doğrudan anlatımla aktarılan bilgiyi ayırır |
| Zaman | “Belirttiğiniz saati bir kayda dayanarak mı, tahminen mi söylediniz?” | Hatırlama ile tahmini ayırır |
| Önceki ifadeyle fark | “Önceki ifadenizde farklı bir yer belirtmenizin sebebini açıklar mısınız?” | Çelişkinin giderilmesine yardım eder |
| İlişki ve menfaat | “Olaydan önce taraflardan biriyle aranızda bir uyuşmazlık var mıydı?” | Beyanın güvenilirliğine ilişkin bağlamı ortaya koyar |
Hâkim, tanığın soruyu soran avukata bakmasını engelleyebilir mi?
Duruşmanın düzenini sağlamak ve tanığın baskı altında kalmasını önlemek hâkimin yetkisindedir. Ancak “cevabı yalnız kürsüye dönerek ver” talimatının her olayda hukuken zorunlu olduğu söylenemez. Böyle bir yönlendirme, tanığın dinlenmesini ve savunmanın takip sorularını fiilen etkisizleştiriyorsa somut etkisi değerlendirilmelidir. Sadece kişinin hangi yöne baktığına dayanarak usul ihlali sonucuna ulaşılamaz; esas ölçüt avukatın sorusunun sorulabilmesi, tanığın yanıtının anlaşılması ve gerekli takip sorusunun yöneltilebilmesidir.
Sanığa soru yöneltme ve susma hakkı
CMK m. 201 kapsamında sanığa soru yöneltilebilmesi, sanığın kendisini suçlamama ve susma hakkını kaldırmaz. Sanığın bu hakları kendisine bildirilmeli; soru yöntemi zorla ikrar sağlamaya dönüştürülmemelidir. Tanık hakkında düzenlenmiş bir usul hükmünün sanık aleyhine kıyas yoluyla genişletilmesi kabul edilemez. Duruşmada açıklığa kavuşturulacak mesele ile soru sorulan kişinin usulî sıfatı ayrı ayrı belirlenmelidir. [1]
Tanıklıktan çekinme ve cevap vermeme hakkı soru sorma imkânını nasıl etkiler?
CMK m. 45 ile m. 48 farklı güvenceleri düzenler
CMK m. 45, kanunda sayılan belirli yakınlık ilişkileri nedeniyle tanıklıktan çekinmeyi düzenler. CMK m. 48 ise tanığın kendisini veya m. 45/1'deki kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikteki belirli sorulara cevap vermekten çekinmesini güvence altına alır. Bu iki hak aynı değildir: kişi tümden tanıklıktan çekinme hakkına sahip olabileceği gibi, tanık olduğu durumda kendisini veya yakınını suçlayabilecek bir soruya cevap vermeyebilir. Meslek ve sır saklama kapsamında CMK m. 46'daki özel çekinme hâlleri de ayrıca dikkate alınır. [1, 17]
CMK m. 48 uyarısı her sorudan önce mi yapılmalıdır?
Kanun, cevap vermekten çekinme hakkının tanığa önceden bildirilmesini öngörür. Bu nedenle her soru öncesinde aynı formülün mekanik biçimde tekrarı, tek başına kanuni bir zorunluluk değildir. Bununla birlikte yeni yöneltilen bir sorunun tanığı veya kanunun koruduğu yakınını suçlayabilecek niteliği belirginleşiyorsa, hak konusunda tereddüt giderilmeli ve tanığa fiilen kullanabileceği bir seçim tanınmalıdır. Ön bilgilendirme, sorgulamanın bütünüyle ortadan kaldırılmasının genel gerekçesine dönüşmemelidir. [1]
Çekinme hakkının kullanılması yalan veya suçun kabulü değildir
Hakkını kullanan tanığın bu tutumu, tek başına hakkında suç şüphesi bulunduğunun veya açıklamadığı olgunun doğruluğunun kanıtı sayılamaz. Buna karşılık mahkemenin, her soruyu m. 48 kapsamında görüp ilgili sorunun ceza kovuşturması tehlikesiyle bağını tartışmaması savunmanın tanık anlatımını sınama imkânını gereksiz ölçüde daraltabilir. Sorunun içeriği, hakkın kapsamı ve yargılamadaki önemi somutlaştırılmalıdır.
Duruşmaya getirilmeyen aleyhe tanığın beyanı mahkûmiyete dayanak yapılabilir mi?
AİHM ve AYM'nin üç aşamalı değerlendirmesi
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) m. 6/3-d, sanığın aleyhindeki tanıkları sorgulama veya sorgulatma ve lehindeki tanıkların aynı koşullarda çağrılıp dinlenmesini isteme güvencesini düzenler. AİHM Büyük Dairesinin Schatschaschwili/Almanya kararı ve Anayasa Mahkemesinin tanık sorgulama içtihadı, duruşmada sorgulanamayan aleyhe tanık açıklaması kullanıldığında birbirine bağlı üç soruya odaklanır: [3, 11, 12]
- Tanığın duruşmaya getirilmemesi veya sanığın sorgulamasına imkân verilmemesi için yeterli ve somut neden gösterilmiş midir?
- Tanığın sorgulanmamış beyanı mahkûmiyetin tek, belirleyici veya önemli ağırlıktaki delili midir?
- Savunmanın karşılaştığı güçlüğü giderecek yeterli dengeleyici usul güvenceleri sağlanmış mıdır?
Bu değerlendirme mekanik bir üç kutu testi değildir. Geçerli neden bulunmaması tek başına her zaman ihlal sonucuna götürmeyebileceği gibi; beyanın tek delil olmaması da mahkemenin kalan usul güvencelerini değerlendirme yükümlülüğünü otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Hükmün bütünü ve savunmanın fiilî imkânları birlikte incelenir.
Ömer Akgün kararı: SEGBİS neden kullanılmadı?
AYM'nin 29.04.2025 tarihli Ömer Akgün, B. No. 2020/31577 kararında mahkûmiyette önem taşıyan tanık, hüküm veren mahkeme önünde ve sanık tarafından sorgulanabileceği bir usulle dinlenmemiştir. AYM, tanığın istinabe ile dinlenmesi karşısında neden eş zamanlı ses ve görüntü yöntemiyle soru sorma imkânı sağlanmadığını; tanık beyanının hükümdeki belirleyiciliğini ve telafi edici güvenceleri incelemiştir. Sonuçta tanık sorgulama hakkının ihlaline ve giderim olarak yeniden yargılamaya karar verilmiştir. İhlal kararı, başvurucunun otomatik olarak beraat ettiği anlamına gelmez. [11]
Anayasa Mahkemesinin 2025 tarihli norm denetimi kararı: İstinabe istisnai bir yöntemdir
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 10.09.2025 tarihli, E. 2024/217, K. 2025/180 sayılı kararıyla CMK m. 180 ve m. 209'daki istinabeyle ilgili hükümlere yöneltilen Anayasa'ya aykırılık itirazlarını değerlendirmiş; esastan incelediği kurallar yönünden iptal istemini reddetmiştir. Karar, 24.12.2025 tarihli ve 33117 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. İptal isteminin reddedilmiş olması, mahkemelerin her somut olayda tanığı istinabeyle dinleyebileceği veya duruşmada soru yöneltme hakkını gerekçesiz sınırlayabileceği anlamına gelmez. [19]
Yüksek Mahkeme, hüküm verecek mahkeme önünde doğrudan dinlenmenin ilke olduğunu; istinabenin zorunlu hâllerde, son çare olarak başvurulabilen bir usul niteliği taşıdığını açıklamıştır. Tek tanık açıklamasının mahkûmiyetin tek delili olması hâlinde CMK m. 210/1 uyarınca doğrudan dinleme zorunluluğu korunur. Beyan belirleyici nitelikteyse somut dinlememe gerekçesi, savunmanın soru sorma imkânı ve dengeleyici güvenceler birlikte incelenir. CMK m. 180/5 kapsamında eş zamanlı görüntülü ve sesli dinleme olanağı ile m. 181'deki haber verme güvenceleri de gözetilmelidir. Norm denetimindeki anayasal uygunluk tespiti ile somut ceza davasında tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediği ayrı değerlendirmelerdir. [1, 11, 19]
Savunma tanığı ile aleyhe tanık için aynı test uygulanmaz
AİHM Büyük Dairesinin Murtazaliyeva/Rusya kararında savunmanın dinletmek istediği tanığın reddi açısından ayrı ölçütler geliştirilmiştir: Tanığın dinlenmesi talebi suçlamayla ilgili ve yeterince gerekçeli midir; mahkeme bu ilgiyi değerlendirmiş ve ret için yeterli neden göstermiş midir; ret yargılamanın bütününün adilliğini zedelemiş midir? Talebin ilgisinin zaten açık olduğu dosyalarda savunmadan yapay ölçüde ayrıntı istenemez. AİHM somut başvuruda bu yönüyle ihlal bulmamıştır. [13]
Bu ayrım özellikle önemlidir: Savunmanın çağırmak istediği lehe tanığın reddi ile mahkûmiyette kullanılan aleyhe tanığın hiç sorgulanamaması ayrı olay ve değerlendirme yapılarıdır. Her ikisi savunma hakkını ilgilendirir, ancak ret gerekçesi ve hükme etkisi aynı formülle çözülemez.
Gizli tanık, kırılgan mağdur ve sesli-görüntülü dinleme
Tanığın can güvenliği veya mahremiyetinin korunması meşru bir amaç olabilir. CMK m. 58'deki özel koruma usulleri ile çocuk ve kırılgan mağdurun dinlenmesine ilişkin CMK m. 236 hükümleri kanuni koşulları içinde uygulanır. Koruma tedbiri, savunmanın soru yöneltme hakkını gereksiz biçimde etkisizleştirmemeli; alternatif usulün ne ölçüde soru sormaya ve güvenilirlik denetimine olanak tanıdığı değerlendirilmelidir. Her yargılamada fiziksel yüz yüzelik zorunludur veya SEGBİS kurulmuşsa sorgulama hakkı mutlaka kullanılmıştır denilemez. [1, 11, 18]
Bilirkişi raporu dosyadayken bilirkişinin duruşmada dinlenmesi gerekli midir?
CMK m. 63, 67 ve 68: Teknik bilgi ile yargısal değerlendirme ayrımı
Bilirkişi, hâkimin genel hukuk bilgisini ikame eden ikinci bir karar mercii değildir. CMK m. 67/3, bilirkişinin raporunda ve sözlü açıklamalarında kendi özel veya teknik bilgi alanı dışına çıkarak hukuki nitelendirme yapmasını yasaklar. “Sanık suçlu mudur?” sorusu bilirkişinin değil mahkemenin görevidir; “İncelenen ses kaydında hangi teknik kesinti veya değişiklik vardır?” sorusu ise uzman incelemesinin konusu olabilir. [1, 16]
CMK m. 68/1 uyarınca mahkeme kendiliğinden veya ilgililerin istemi üzerine bilirkişiyi duruşmaya çağırabilir. Bilirkişinin her rapordan sonra istisnasız salonda dinlenmesi kanuni zorunluluk değildir. Buna karşılık rapordaki sonucun neye dayandığı anlaşılamıyor, önceki raporla esaslı çelişki bulunuyor veya savunmanın ortaya koyduğu kritik teknik itiraz hiç incelenmiyorsa, yalnız “rapor dosyada” denilerek dinleme talebinin karşılıksız bırakılması hükmün denetlenebilirliğini zayıflatabilir. [1, 10, 16]
Bilirkişi raporu neden yalnızca okunarak geçiştirilemez?
Raporda bir dijital kaydın incelendiği belirtilmiş fakat kaynak kayıt, yöntem, tarih veya bütünlük denetimi açıklanmamışsa okuyucu teknik sonucun nasıl üretildiğini izleyemez. Bir görüntüde kişinin tanınabildiği söyleniyor ama ışık, çözünürlük, görüntü kalitesi veya karşılaştırma ölçütü gösterilmiyorsa sonuç tartışmaya açıktır. Adli tıp raporunda alternatif nedenler değerlendirilmemişse bu belirsizlik açıklama gerektirebilir. Uzmanlık görüşünün güvenilirliği, onu hazırlayan kurumun veya kişinin unvanından değil, bilimsel dayanağının denetlenebilirliğinden doğar.
Bilirkişinin sözlü dinlenmesi her eksikliği gidermez. Bazı sorunlar ham verinin dosyaya getirtilmesini, ek raporu, yeni uzmanlık dalından bilirkişi görevlendirilmesini veya farklı teknik incelemeyi gerektirebilir. Mahkeme hangi yöntemi seçerse seçsin, savunmanın ileri sürdüğü hüküm bakımından önemli teknik itirazın nasıl değerlendirildiğini gösterebilmelidir.
Rapora itiraz ve bilimsel mütalaa için süreler birbirine karıştırılmamalıdır
CMK m. 67/5, rapor tamamlandığında ilgililere itiraz veya yeni bilirkişi incelemesi istemini bildirebilmeleri için süre verilmesini öngörür; aynı fıkradaki üç gün, itiraz için genel süre değil, istemin reddi hâlinde gerekçeli karar verilmesiyle ilgilidir. Hukuk yargılamasındaki HMK m. 281 süresi ceza yargılamasına kendiliğinden aktarılmaz. CMK m. 67/6 kapsamında uzmanından bilimsel mütalaa alınabilir; fakat yalnız bu nedenle ayrıca süre istenemez. Bunun yanında rapor eklerine erişim sağlanmaması veya gerçek savunma hazırlığı olanağının bulunmaması gibi farklı gerekçeler kendi koşullarında ayrıca değerlendirilir. [1]
Bilirkişiye veya bilimsel mütalaa hazırlayan uzmana sorulabilecek sorular
| Teknik konu | Açıklığa kavuşturulacak mesele | Soru örneği |
|---|---|---|
| Dijital delil | Kaydın kaynak ve bütünlük incelemesi | “İncelenen dosyanın kaynak kaydı ile bütünlüğü hangi yöntemle doğrulandı?” |
| Ses ve görüntü | Kayıt bütünlüğü ve çözümleme yöntemi | “Sonuca esas alınan görüntü hangi zaman aralığını ve çözünürlük düzeyini içeriyor?” |
| Adli tıp | Alternatif neden ve belirsizlik | “Tespit edilen bulguları açıklayabilecek başka nedenler değerlendirildi mi?” |
| Hesap veya ölçüm | Varsayımın sonuca etkisi | “Hesap başlangıç parametresi değiştiğinde sonuç ne ölçüde farklılaşıyor?” |
| Çelişen raporlar | Veri, yöntem veya yorum farkı | “İki raporun farklı sonuçlarına yol açan somut teknik ayrım nedir?” |
Bilimsel mütalaa hazırlayan uzman duruşmaya getirilirse dinlenmeli midir?
CMK m. 67/6 ile 68/3: Uzman görüşü bir savunma imkânıdır
Savunma, iddianın dayandığı teknik rapora karşı aynı alanda uzman bir kişiden bilimsel mütalaa alabilir. Bu kişinin mahkeme tarafından atanmış bilirkişi olmaması görüşünü kendiliğinden değersiz kılmaz; ancak görüşün bilimsel temeli, kullanılan verileri ve güvenilirliği tıpkı diğer deliller gibi tartışılır. CMK m. 68/3, bilimsel mütalaa hazırlayan uzmanın duruşmada dinlenmesi bakımından bilirkişiye ilişkin hükümlere atıf yapmaktadır. [1, 16]
Bilirkişi ve uzman görüşlerinin aynı fikirde olması aranmaz. Esas olan, savunmanın hazırlattığı rapordaki belirleyici itirazın dışlanmaması ve mahkemenin farklı teknik açıklamalar arasındaki tercihini gerekçelendirmesidir. Bir raporu esas alıp karşı görüşü hiç değerlendirmemek ile karşı görüşü gerekçeli biçimde yetersiz bulmak farklı işlemlerdir.
CMK m. 178: Çağrılmayan veya çağrılması reddedilen kişinin hazır edilmesi
CMK m. 178, sanık veya katılanın gösterdiği tanık ya da uzman kişinin çağrılmasına ilişkin talep reddedilirse bu kişilerin doğrudan mahkemeye getirilebilmesini ve dinlenmesini düzenler. Aynı maddede, davayı uzatmak amacıyla yapılan taleplerin reddedileceği de belirtilmiştir. Bu son cümle 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesiyle eklenmiş, 7070 sayılı Kanunun 4. maddesiyle aynen kabul edilmiştir; 7073 sayılı Kanun atfı doğru değildir. [1]
Bu düzenleme ne her hazır uzmanın talep konusu gösterilmeksizin mutlaka uzun süre dinlenmesi gerektiği ne de “yargılamayı uzatır” formülüyle talebin kolayca reddedilebileceği anlamına gelir. Dinletilmek istenen kişinin uzmanlığı, açıklayacağı somut mesele, önceki yazılı değerlendirme, mevcut raporlar, talebin zamanlaması ve duruşmada hazır bulunması birlikte incelenmelidir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2025: Hazır edilen uzmanın dinlenmemesi bozma sebebi
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 14.10.2025 tarihli, E. 2025/654, K. 2025/7061 sayılı kararında, sanık müdafiinin hazır bulunduğunu bildirdiği uzman bilirkişilerin dinlenmesi talebinin hukuka uygun olmayan soyut gerekçeyle reddini savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirmiştir. İstinaf başvurusunu esastan reddeden karar, esasa ilişkin diğer nedenler incelenmeden bozulmuştur. Aynı kararda tahliye istemi reddedilmiştir. Dolayısıyla usul bozması, sanığın kendiliğinden beraati veya tahliyesi anlamına gelmemektedir. [5]
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2024: Aynı meselede farklı sonuç, kararın sonraki seyri
Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 09.10.2024 tarihli, E. 2024/4895, K. 2024/8624 sayılı ilk bozma ilamında hazır uzmanın dinlenmemesi sorun yapılmıştır. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Dairenin 11.12.2024 tarihli, E. 2024/7167, K. 2024/11441 sayılı kararıyla önceki bozma kaldırılmıştır. Çoğunluk, daha önce sunulan uzman mütalaasının değerlendirilmesini, farklı teknik raporları ve savunmaya tanınan süreyi de dikkate almış; başka bir vekâlet ücreti hatasını düzelterek hükmü onamıştır. Karşı oy, uzmanın dinlenmemesi yönünden eleştirel yaklaşımı sürdürmüştür. [6]
Bu iki kararın birlikte ortaya koyduğu mesele, farklı olguların farklı hukuki sonuçlar doğurmasıdır. İlk bozmayı yürürlükteki son karar gibi göstermemek; son karardaki karşı oyu çoğunluk görüşü olarak aktarmamak gerekir. Kuralın uygulanmasında uzman çağrısı talebinin içeriği, önceki teknik incelemeler ve ret gerekçesi belirleyicidir.
Anayasa Mahkemesi 2016: Her uzman dinletme reddi ihlal sayılmaz
Anayasa Mahkemesinin Yahya Murat Demirel ve Hüsnü Barbaros Olcay, 17.02.2016, B. No. 2013/7996 sayılı kararında uzman ve bilirkişi şikâyetleri bakımından dosyadaki mevcut teknik raporlara erişim, bunlara itiraz ve karşı bilimsel görüş sunma imkânı değerlendirilmiştir. Duruşmada daha önce iki uzmanın dinlenmiş olması ve üçüncü uzmanın görüşünün yazılı olarak dosyaya girmiş bulunmasıyla birlikte, bu uzmanın ayrıca sözlü dinlenmesinin zorunlu olduğunun somutlaştırılmaması dikkate alınmıştır. Bu şikâyetler açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Kararda farklı bir şikâyet yönünden verilen makul süre ihlali sonucunun, uzman dinlenmesi şikâyetinin sonucuymuş gibi aktarılması doğru değildir. [10]
Bu karar, rapora karşı yazılı inceleme ve başka savunma imkânlarının yeterli görülebildiği durumları gösterir; ancak önemli teknik itiraz hiç değerlendirilmiyorsa her dinleme talebinin reddedilmesine dayanak yapılamaz. Yargıtay 1. ve 7. Ceza Dairelerinin farklı sonuçlara ulaşan kararlarıyla birlikte okunduğunda, talebin somutluğu ve karşı inceleme imkânlarının etkinliği ortak değerlendirme ölçütleri olarak görünmektedir.
AİHM Matytsina kararı: Uzman görüşüne karşı gerçek tartışma imkânı
AİHM'in Matytsina/Rusya kararında bilirkişi ve uzman görüşlerinin ele alınışındaki usul dengesizliği, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama bakımından tartışılmıştır. Mahkeme, uzman ve tanık rollerini bütünüyle özdeşleştirmeden; savunmanın aleyhte teknik değerlendirmeyi etkin biçimde sınayabilmesi gereğini vurgulamıştır. İhlal tespiti, her uzman için evrensel zorunlu yüz yüze dinleme kuralına değil, somut yargılamada savunmanın esaslı dezavantajda bırakılmasına dayanmaktadır. [14]
Ses ve görüntü kayıtları duruşmada izlenmeden hükme esas alınabilir mi?
Çözümleme tutanağı her durumda kaydın kendisiyle eşdeğer değildir
Ses veya görüntü kaydının dosyaya yazılı çözümleme olarak alınması, kimi durumlarda inceleme kolaylığı sağlar. Ancak görüntünün bağlamı, kesintisi, zaman akışı, ses tonu, kişinin hareketi veya teknik kalitesi tartışmalıysa yalnız fotoğraf kareleri yahut yazıya geçirilmiş ifadeler üzerinden hüküm kurulması esaslı eksiklik yaratabilir. Kayıt duruşmada teknik araçlarla izlenerek tarafların beyanına açılmalı; gerekiyorsa orijinal kayıt ve inceleme yöntemi tartışılmalıdır. Bu işlem kişisel veriler ve özel dinleme usulleri bakımından koruma yükümlülükleriyle birlikte yürütülür. [1, 7]
2025 tarihli Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararı
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 18.11.2025 tarihli, E. 2025/4278, K. 2025/8655 sayılı kararında, müdafi tarafından sunulan görüntülerin duruşmada izlenmemesi ve hazır edilen tanıkların dinlenmesi için engel bulunmadığı hâlde talebin reddedilmesi değerlendirilmiştir. Daire, savunma hakkının kısıtlanmasına işaret ederek istinafın esastan reddine ilişkin kararı bozmuştur. Somut hükümde ayrıca yazım hatası da bulunmaktaydı. [7]
2026 tarihli Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararı: Mağdur beyanının tartışılması
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.02.2026 tarihli, E. 2021/25553, K. 2026/741 sayılı kararında çocuğun cinsel istismarı suçuna ilişkin beraat hükmünün incelenmesinde, olayın tek tanığı niteliğindeki mağdurun kovuşturmada dinlenmemesi veya bunun mümkün olmadığı durumda soruşturmadaki görüntülü ifadesinin duruşmada izlenerek taraflarla tartışılmamasını eksik inceleme saymıştır. Bu kararın bozma konusu beraat hükmüdür. Usul kurallarının amacı yalnız mahkûmiyetleri bozmak değil, bütün taraflar bakımından hukuka uygun ve yeterli incelemeyle hüküm kurulmasını sağlamaktır. Çocuğun yeniden dinlenmesi kararı verilmeden önce CMK m. 236'nın koruyucu ve tekrar dinlemeyi sınırlayan hükümleri titizlikle gözetilmelidir. [8]
2026 Yargıtay içtihadında tutanak görevlilerinin tanık olarak dinlenmesi
Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 19.02.2026 tarihli, E. 2021/7419, K. 2026/1897 sayılı kararında uyuşturucu ticareti iddiasına ilişkin kolluk olay tutanağının içeriğiyle sanığın savunması arasındaki çelişkiye dikkat çekmiştir. Tutanakta imzası bulunan görevlilerin tanık olarak dinlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur. [9]
Bu karar, her kolluk tutanağında bütün görevlilerin mutlaka dinlenmesi gerektiği şeklinde okunmamalıdır. Tutanağın olayın önemli bir unsuruna dayanak oluşturması, sanığın bunu inkâr etmesi ve bu farklılığın hüküm yönünden açıklanmasının gerekmesi somut kararın ayırt edici özellikleridir. Tutanak adı taşıyan her belgenin içerdiği olguları tartışmasız doğru kabul etmek ceza muhakemesinin doğrudan doğruyalık ilkesine uygun düşmez.
Mahkeme tanık veya bilirkişi dinleme talebini reddederse ne yapılmalıdır?
Dinleme talebi kişi ismiyle değil somut uyuşmazlıkla gerekçelendirilmelidir
CMK m. 177, sanığın tanık veya bilirkişi çağrılması yahut savunma delillerinin toplanması isteğinde ilişkin olduğu olayları göstererek duruşmadan en az beş gün önce dilekçe vermesini düzenler. CMK m. 179 isim ve adreslerin makul sürede bildirilmesi konusunda tamamlayıcı kurallar içerir. Buna karşılık CMK m. 207, delilin yalnız geç bildirildiği gerekçesiyle reddini önler. Usulî planlamaya ilişkin süreyle salt geç bildirmenin kesin delil ret sebebi olmaması birlikte değerlendirilmelidir. [1]
Talepte kişi adı yanında şu bilgiler açık olmalıdır: hangi olay açıklanacaktır; hangi rapor, kayıt veya tanık anlatımıyla çelişmektedir; beklenen açıklama suçun maddi unsuru, sanığın katılımı veya hukuki durumunu nasıl etkileyebilir; kişiye hangi somut sorular yöneltilecektir; mevcut inceleme neden yeterli değildir? Soruların ve rapor sayfalarının önceden belirlenmesi, dinleme talebinin konuyla ilgisini görünür kılar.
CMK m. 206/2 ve 178 kapsamında “davayı uzatma” gerekçesi
Mahkeme, kanunda öngörülen ret sebeplerini uygulayabilir. Bununla birlikte yargılama dosyasının hacmi, önceki celse sayısı veya hüküm için takvim oluşturulmuş olması tek başına talebin yalnız davayı uzatmaya yönelik olduğunu göstermez. Talep gerçekten ilgisiz veya tekrar niteliğinde olabilir; bu durumda karar, o somut delilin neden sonuç üzerinde etkisiz görüldüğünü açıklamalıdır. Özellikle CMK m. 178 kapsamındaki hazır tanık veya uzman yönünden mahkemenin ret gerekçesi, istinaf ve temyizde denetlenebilecek açıklıkta olmalıdır. [1, 5, 6]
Reddedilen sorunun, itirazın ve ret nedeninin tutanağa geçirilmesi
CMK m. 201 kapsamında bir sorunun sorulup sorulamayacağına itiraz edildiğinde mahkeme başkanı karar verir. CMK m. 192/2, başkanın duruşma yönetimine ilişkin tedbirlerinin hukuken kabul edilemeyeceği itirazı hâlinde mahkemenin kararını öngörür. Bu mekanizmaların kapsamı farklıdır; her reddedilen sorunun ayrıca bağımsız itiraz kanun yoluna tabi olduğu varsayılamaz. [1]
Savunma, reddedilen sorunun tam veya anlaşılır içeriğinin, sorunun hangi vakıayla ilgili olduğunun, ret gerekçesinin ve bu husustaki itirazın duruşma tutanağına alınmasını istemelidir. CMK m. 219–222 çerçevesinde tutanağın ispat işlevi önemlidir. Eksikliği yalnız daha sonra hazırlanan bir dilekçede anlatmak, resmî tutanağı kendiliğinden değiştirmez. Usulüne uygun resmî ses ve görüntü kaydı bulunuyorsa ilgili kısmın korunması ve değerlendirilmesi talep edilebilir; bu durum tarafların duruşmayı izinsiz kaydetmesini meşrulaştırmaz.
Duruşmada kullanılabilecek örnek talep gerekçeleri
Tanık için örnek: “Tanığın soruşturmadaki anlatımıyla duruşmada açıkladığı yer ve zaman bilgileri arasında giderilmemiş farklılık bulunmaktadır. Bu husus sanığın olay yerinde bulunmasına ilişkin değerlendirmenin sonucunu etkileyebileceğinden önceki ifadenin ilgili bölümü CMK m. 212 kapsamında ele alınarak tanığa görüş açısı, uzaklık ve bilgi kaynağına ilişkin sorular yöneltilmesini talep ederiz.”
Bilirkişi için örnek: “Bilirkişi raporunun sonuç bölümünde kayıt bütünlüğünün doğrulandığı yazılmış olmasına rağmen incelemeye alınan dosyaların kaynak kayıtları, kullanılan yöntem ve kontrol sonuçları açıklanmamıştır. Rapor hakkındaki yazılı itirazımız bu belirsizliği ortaya koymaktadır. CMK m. 68 gereğince bilirkişinin sözlü açıklama yapması, ilgili kayıtların dosyaya alınması ve sorularımızın yöneltilmesi talebimizin değerlendirilmesini isteriz.”
Hazır uzman için örnek: “Mahkemece çağrılması kabul edilmeyen bilimsel mütalaa hazırlayan uzmanımız duruşmada hazırdır. Uzmanın dinlenmesi istemimiz dosyada bulunan iki teknik rapor arasındaki yöntem farkına ve bu farkın isnadın ispatına etkisine ilişkindir. Hazır bulunma olgusunun, dinletilmek istenen konunun ve ret hâlinde ret gerekçesinin tutanağa geçirilmesini; CMK m. 178 ve 68 hükümleri gözetilerek değerlendirme yapılmasını talep ederiz.”
Bu metinler yalnız usulî açıklama örnekleridir; gerçek dilekçe olarak kullanılmadan somut dava dosyasına göre yeniden kurulmalıdır.
Savunmanın kısıtlanması istinaf, temyiz ve bireysel başvuruda nasıl ileri sürülür?
CMK m. 289/1-h bakımından her ret kararı mutlak bozma nedeni değildir
CMK m. 289/1-h, hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararıyla savunma hakkının sınırlandırılmasını hukuka kesin aykırılık hâli olarak düzenler. Ancak bir usul talebinin reddedilmiş olması, bu hükmün uygulanması için tek başına yeterli değildir. Reddedilen soru veya delilin hüküm bakımından önemi ile savunmaya getirilen sınırlamanın sonucu açıklanmalıdır. Gerekçeli karar hakkı bakımından ayrıca m. 289/1-g koşulları değerlendirilebilir. Delil tartışmasının yeterliliği CMK m. 216–217 kapsamında da incelenir. [1]
Kanun yolu başvurusu; ilgili celsenin tarihini, ara kararın metnini, dinlenmeyen kişi veya sorulmayan soruyu, bu işlemin hangi vakıayla bağlantılı olduğunu, hükmün ne ölçüde bu delile dayandığını ve savunmaya başka hangi imkânların sağlandığını somutlaştırmalıdır. İspat amacıyla duruşma tutanağı, ilgili dilekçeler, uzman görüşleri, rapor ekleri ve mevcutsa resmî görüntü/ses kayıtları birlikte gösterilmelidir.
Kanun yolu süreleri ve başvuru koşulları ayrı ayrı değerlendirilir
CMK m. 273 ve m. 291 çerçevesinde istinaf ve temyiz için genel süre, ilgili güncel düzenlemede gerekçeli hükmün tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak kanun yolunun açık olup olmadığı, temyiz edilebilirlik sınırı, hangi karar dönemine hangi düzenlemenin uygulanacağı ve CMK geçici m. 6 gibi geçiş hükümleri somut dosyada ayrıca araştırılmalıdır. Önceki tarihli hükümlerde eski başvuru rejimi söz konusu olabilir. Bir önceki hükmün süre ve yol bilgileri incelenmeden yalnız bu genel süreye güvenilmemelidir. [1]
Olağan başvuru yolları tüketildikten sonra AYM bireysel başvuru imkânı, 6216 sayılı Kanun m. 47/5 uyarınca kural olarak otuz günlük süre ve kabul edilebilirlik şartlarıyla değerlendirilir. AİHM için AİHS m. 35 kapsamındaki dört aylık genel süre ve iç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesi geçerlidir. Bu yollar mahkemenin her ara kararına karşı kullanılabilen ek bir olağan itiraz mekanizması değildir. [2, 3]
İhlal kararı doğrudan beraat, tahliye veya tazminat sonucu doğurmaz
Savunmanın kısıtlanmasına ilişkin bozma veya hak ihlali tespiti, hukuka aykırılığın giderilmesini ve gerektiğinde yeniden yargılama yapılmasını gerektirebilir. Fakat beraat, mahkûmiyet, tahliye, tazminat ve yeniden yargılama farklı şartlara bağlı kararlardır. Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2025 tarihli usul bozmasında tahliye istemi ayrıca reddedilmiş; AYM'nin Ömer Akgün kararında ise tanık sorgulama ihlaline bağlı giderim ayrı değerlendirilmiştir. [5, 11]
Uygulamada savunmayı etkisizleştiren alışkanlıklar ve hukuki değerlendirme
Duruşma, tutanak okumayla tamamlanan sembolik bir aşamaya dönüştürülemez
İş yükü, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması ve ilgisiz tekrarın önlenmesi meşru gereksinimlerdir. Ancak bu gereksinimler, CMK'nın delili duruşmada ortaya koyma ve tartışma hükümlerinin fiilen işlemesini ortadan kaldırmamalıdır. Tanığın sözlü anlatımına hiç fırsat verilmemesi, cevabı hukuken önemli sorunun açıklatılmaması veya teknik raporun yalnız sonuç cümlesinin okunması, kararın maddi ve hukuki temellerini zayıflatabilir.
Uygulamanın “dosyada rapor var”, “tanığın önceki ifadesi okunmuştur”, “talep davayı uzatmaya yöneliktir” gibi genel cümlelerle yetinmesi, her uyuşmazlığın niteliğine göre gerekçe gösterme zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Mahkeme, kararını oluşturan delilin neden yeterli olduğunu; savunma da hangi önemli sorunun yanıtsız kaldığını açıklamalıdır. Bu yaklaşım savunma hakkı kadar isabetli, denetlenebilir ve makul süreli yargılama için de önemlidir.
Mahkeme, iddia makamı ve savunmanın ayrı sorumlulukları vardır
Duruşmayı yöneten mahkemenin görevi, iddia veya savunmanın yerine geçmek değil, hukuka uygun çelişmeli yargılamayı sağlamaktır. Cumhuriyet savcısı soruşturma aşamasında lehe ve aleyhe delillerin araştırılması yükümlülüğünü gözetmeli; savunma ise talep ettiği tanığın veya uzmanın hangi somut meseleyi aydınlatacağını açıklamalıdır. Yargılamada etkinlik, delili tartışma imkânının kaldırılmasından değil, tartışılması gereken sorunun doğru belirlenmesinden doğar.
Savunma makamının her uzmanı veya tanığı gerekliliğini göstermeden çağırma iddiasında bulunması kadar, mahkemenin hukuken önemli ve somutlaştırılmış talebi alışkanlıkla reddetmesi de ceza muhakemesinin işleyişini bozar. Kanuni güvenceler yalnız metinde değil, duruşma tutanağında ve gerekçeli kararda görünür hâle gelmelidir.
Doktrinsel değerlendirme: Doğrudan doğruyalık ve çelişmeli yargılama birlikte anlaşılmalı
Mahmut Gökpınar'ın delillerin doğrudan doğruyalığına ilişkin akademik incelemesi, tanık gibi kişisel delillerin duruşmada doğrudan değerlendirilmesinin delil ikamesi bakımından önemini açıklamaktadır. İbrahim Dülger'in bilirkişilik incelemesi, bilirkişinin teknik bilgi rolü ile uzman mütalaasının ayrı konumunu ele alır. Fatih Selami Mahmutoğlu'nun tanıklıktan çekinme üzerine çalışması, tanık ve katılan sıfatlarıyla savunmanın soru yöneltme hakkının kesiştiği sorunlara işaret eder. Bu görüşler, güncel kanun hükmünün yerine geçen bağlayıcı kurallar değil; uygulamadaki ayrımları açıklamaya yardımcı bilimsel değerlendirmelerdir. [15, 16, 17]
Sonuçta sözlülük ve doğrudan doğruyalık ilkeleri mahkemenin yalnızca bir belgeyi görmesini değil; gerektiğinde bu belgenin doğruluğunu taraflarla birlikte tartışabilmesini gerektirir. Bu nedenle iyi yönetilen duruşmada amaç mümkün olduğu kadar çok soru sorulması değil, hükmü etkileyebilecek önemli soruların usulüne uygun biçimde sorulması ve cevaplarının denetlenebilmesidir.
Sonuç
Ceza davasında tanık veya bilirkişi dinlenmeden hüküm kurulması, olayın ve delilin niteliğine göre hukuka uygun da olabilir, savunma hakkını ihlal eden esaslı bir usul eksikliği de oluşturabilir. Hangi sonucun doğacağını belirleyen unsurlar; dinlenmesi istenen kişinin açıklayacağı olayın önemi, delilin hükümdeki ağırlığı, mevcut başka deliller, soru yöneltme ve karşı görüş sunma imkânı ile mahkemenin verdiği somut ret gerekçesidir.
CMK m. 210/1'deki zorunlu tanık dinleme düzeni ile m. 68'deki bilirkişi dinleme yetkisi birbirinden ayrılmalı; m. 178 kapsamında hazır edilen kişinin dinletilmesine ilişkin güvence de göz ardı edilmemelidir. Duruşmada sorulmayan önemli sorunun ve reddedilen dinleme talebinin içeriğinin tutanakta görünür hâle getirilmesi, daha sonra yapılacak istinaf veya temyiz denetimini kolaylaştırır. Maddi gerçeğe ulaşma amacı, savunmanın delili sınama imkânından vazgeçmenin değil, o imkânı hukuk içinde etkili biçimde kullanmanın gerekçesidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Ceza davasında bütün tanıkların duruşmada dinlenmesi zorunlu mudur?
Hayır. Kanuni istisnalar ve somut delilin önemi değerlendirilir. Ancak olayın delili yalnız bir tanığın açıklamasından ibaretse CMK m. 210/1 özel dinleme zorunluluğu getirir. Sorgulanamayan belirleyici aleyhe beyanlar bakımından AYM ve AİHM güvenceleri ayrıca uygulanır.
Avukat tanığa hâkim aracılığı olmadan soru sorabilir mi?
Evet. Müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat, CMK m. 201 uyarınca duruşma düzenine uygun biçimde doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan ise sorularını hâkim veya mahkeme başkanı aracılığıyla sorar.
Tanığa yalnızca evet veya hayır soruları mı yöneltilebilir?
Hayır. CMK'da böyle genel bir sınır yoktur. Açık uçlu ve açıklayıcı sorular yöneltilebilir; ilgisiz, baskı oluşturucu veya duruşma düzenini bozan sorular bakımından mahkemenin denetim yetkisi korunur.
Tanık kendisini suçlayabilecek soruya cevap vermeyebilir mi?
Evet. CMK m. 48 kapsamındaki koşullar oluşursa kişi kendisini veya kanunda belirtilen yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek sorulara cevap vermekten çekinebilir. Hakkı önceden bildirilmelidir; her sorudan önce mekanik tekrar zorunluluğu yoktur.
Tanık önceki ifadesini kabul ederse yeniden anlatımına gerek kalmaz mı?
Her durumda değil. CMK m. 59 kapsamında tanığın bildiklerini anlatmasına imkân sağlanması ile önceki ifadeye ilişkin soruların sorulması ayrı aşamalardır. Ceza Genel Kurulunun 30.03.2022 tarihli kararı bu ayrımın önemini göstermektedir.
Gizli tanık mutlaka sanıkla yüz yüze getirilir mi?
Hayır. Kimliğin korunması için kanuni koşullar oluşabilir. Ancak savunmanın beyanı sınama hakkı ile koruma ihtiyacı birlikte değerlendirilir; alternatif usulde savunmaya sağlanan imkânların yeterliliği önemlidir.
Bilirkişi raporu varsa bilirkişinin duruşmada bulunması zorunlu mudur?
Her olayda zorunlu değildir. Ancak raporun önemli teknik noktasının açıklanması gerekiyorsa CMK m. 68 kapsamında sözlü dinleme istenebilir. Ret gerekçesi, delilin hüküm için önemine göre değerlendirilir.
Bilimsel mütalaa hazırlayan uzman duruşmada dinlenebilir mi?
Evet. CMK m. 68/3 bu olanağı düzenler. Çağrılması reddedilen tanık veya uzman kişinin doğrudan hazır edilmesine ilişkin CMK m. 178 hükmü de, davayı uzatma amaçlı talepler konusundaki istisnayla birlikte dikkate alınır.
Bilirkişi raporuna itiraz için her ceza davasında iki hafta mı vardır?
Hayır. Ceza muhakemesinde CMK m. 67/5 kapsamındaki süre usulüne uygun olarak verilir; hukuk yargılamasındaki genel bilirkişi raporu itiraz süresi otomatik uygulanmaz. Somut dosyadaki bildirim ve verilen süre incelenmelidir.
SEGBİS ile dinleme tanık sorgulama hakkı için yeterli olabilir mi?
Olabilir. Ancak ses ve görüntünün anlaşılabilirliği, müdafiin ve sanığın soru yöneltme veya yöneltme talebini etkili biçimde kullanabilmesi ve bağlantı sorunlarının giderilmesi değerlendirilmelidir. Sadece bağlantı kurulmuş olması her koşulda yeterli değildir.
Tanık başka mahkeme aracılığıyla veya SEGBİS üzerinden dinlenebilir mi?
Kanuni koşullarda tanığın eş zamanlı ses ve görüntü bağlantısıyla dinlenmesi mümkündür. İstinabe ise kural değil, zorunlu durumlarda başvurulabilecek istisnai bir yoldur. Tanık beyanının hükümdeki önemi, taraflara dinleme gününün bildirilmesi ve savunmanın etkili soru sorabilmesi belirleyicidir. AYM'nin 10.09.2025 tarihli E. 2024/217, K. 2025/180 sayılı kararı bu ayrımı açıklamaktadır.
Mahkemeye getirilen tanık dinlenmeden gönderilirse karar bozulur mu?
Somut koşullara bağlıdır. CMK m. 178'in şartları, kişinin neyi açıklayacağı, ret gerekçesi ve hükme etkisi değerlendirilir. Hukuka aykırı ve önemli savunma sınırlaması bozma nedeni olabilir; her ret otomatik bozma değildir.
Soru yöneltme talebi reddedilirse ne yapılmalıdır?
Reddedilen sorunun içeriği, ilgisi ve ret gerekçesinin duruşma tutanağına geçirilmesi istenmelidir. Gerektiğinde duruşmanın yönetimine ilişkin usulî talep veya yazılı beyan da sunulabilir. Kanun yolu denetimi bakımından somut tutanak ve ara karar önemlidir.
Tanık dinlenmemesi kararı otomatik beraat veya tahliye sağlar mı?
Hayır. Usul aykırılığının giderilmesi, bozma veya yeniden yargılama gerekebilir. Beraat, mahkûmiyet ve tutukluluğa ilişkin kararlar farklı şartlar çerçevesinde verilir.
Savunmanın kısıtlanması kanun yolunda nasıl anlatılmalıdır?
Hangi celsede hangi talebin reddedildiği, delilin hangi vakıayla ilgili olduğu, hükümdeki önemi, savunmaya sağlanmayan imkân ve ret kararının gerekçesi birlikte belirtilmelidir. CMK m. 289/1-h değerlendirmesi soyut şikâyetle değil bu somut bağlantıyla yapılır.
Kaynakça
1 — 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu. Özellikle m. 45–48, 58–59, 63, 67–68, 177–181, 192, 201–202, 206–207, 210–222, 236, 267, 273, 286, 289, 291 ve geçici m. 6. Adalet Bakanlığı – mevzuat kaydı.
2 — 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun. m. 45–47. Resmî Mevzuat Bilgi Sistemi.
3 — Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi. m. 6 ve 35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi – Türkçe Sözleşme metni.
4 — Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.03.2022, E. 2020/193, K. 2022/215. Tanığın önceki ifadeyi kabul etmesi ile duruşmada serbest anlatımı. Kararın tam metni.
5 — Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 14.10.2025, E. 2025/654, K. 2025/7061. Hazır edilen uzmanların dinlenmesi ve savunmanın kısıtlanması. Kararın tam metni.
6 — Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 11.12.2024, E. 2024/7167, K. 2024/11441. Başsavcılık itirazı üzerine önceki bozmanın kaldırılması; çoğunluk ve karşı oy değerlendirmesi. Kararın tam metni.
7 — Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 18.11.2025, E. 2025/4278, K. 2025/8655. Görüntü kaydının izlenmesi ve hazır tanıkların dinlenmesi. Kararın tam metni.
8 — Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.02.2026, E. 2021/25553, K. 2026/741. Mağdurun beyanı ve görüntülü ifade kaydının duruşmada tartışılması. Kararın tam metni.
9 — Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 19.02.2026, E. 2021/7419, K. 2026/1897. Olay tutanağını imzalayan görevlilerin tanık olarak dinlenmesi. Kararın tam metni.
10 — Anayasa Mahkemesi, Yahya Murat Demirel ve Hüsnü Barbaros Olcay, 17.02.2016, B. No. 2013/7996, özellikle §§ 44–62. Bilirkişi ve uzman görüşüne ilişkin şikâyetler. Resmî karar.
11 — Anayasa Mahkemesi, Ömer Akgün, 29.04.2025, B. No. 2020/31577, özellikle §§ 17–28. Tanık sorgulama hakkının ihlali ve yeniden yargılama. Resmî karar.
12 — AİHM, Schatschaschwili/Almanya (Büyük Daire), 15.12.2015, B. No. 9154/10, §§ 100–131, 160–165. HUDOC.
13 — AİHM, Murtazaliyeva/Rusya (Büyük Daire), 18.12.2018, B. No. 36658/05, §§ 158–177. HUDOC.
14 — AİHM, Matytsina/Rusya, 27.03.2014, B. No. 58428/10, özellikle §§ 168–195, 203–208. HUDOC.
15 — Mahmut Gökpınar, “Ceza Muhakemesinin Temel Bir İlkesi Olarak Delillerin Doğrudan Doğruyalığı”, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 14/2, 2025, s. 937–986, DOI: 10.54704/akdhfd.1450583. DergiPark kayıt ve özeti.
16 — İbrahim Dülger, “Ceza Muhakemesi Kanunundaki Bilirkişi İncelemesine İlişkin Düzenlemelerin Değerlendirilmesi”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 11/1, 2007, s. 657–678. DergiPark makale kaydı.
17 — Fatih Selami Mahmutoğlu, “Ceza Yargılamasında Katılanın, Aynı Zamanda CMK 45. Maddede Öngörülen Kişilerden Biri Olması Halinde, Tanıklıktan Çekilme Hakkını Kullanıp Kullanamayacağı Sorunu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 19/2, 2013. DergiPark.
18 — Berrin Akbulut, “Sanığın Duruşmaya SEGBİS Aracılığıyla Katılması ve Esas Hakkında Mütalaa ile Son Söz Uygulaması”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 63, 2025. DergiPark.
19 — Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 10.09.2025, E. 2024/217, K. 2025/180. CMK m. 180 ve 209 bakımından istinabe, doğrudan doğruyalık ve tanık sorgulama hakkı; norm denetiminde iptal isteminin reddi (R.G. 24.12.2025, sayı 33117). AYM Norm Kararlar Bilgi Bankası; karar metni.