İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Tapu İptal ve Tescil Davaları

Devam Eden Önalım Davalarında Rayiç Bedel: Hak Arama Hürriyeti ve Hukuki Güvenlik

Paylı taşınmazı temsil eden maket, açık dava dosyası ve taşınmaz bedeli ile hukuki dengeyi simgeleyen terazi
Yazar: Yayın tarihi: Yaklaşık 12 dakika okuma

Kurumsal hukuki inceleme ve kontrol: Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Yayımlayan: Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Özet

7571 sayılı Kanun, önalım bedelinde rayiç değer esasını değişiklikten önce açılmış davalara da taşıdı. Devam eden dosyalarda ortaya çıkan ek ödeme yükü; hukuki güvenlik, mahkemeye erişim, silahların eşitliği ve alıcının mülkiyet hakkı birlikte ele alınarak değerlendirilmelidir. Düzenlemeye yönelik anayasal itiraz, yürürlükteki hükmün ve mahkemenin verdiği sürelerin kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Önalım davasında bedelin yargılama devam ederken değişmesi, davacının payı edinebilmek için üstlendiği ekonomik yükü doğrudan etkiler. Eski kurala göre hesaplanan bedeli yatırmış bir kişi, yeni değerleme sonucunda ek ödeme yapmak zorunda kalabilir. Bu durumda uyuşmazlık, taşınmazın kaç lira ettiğinin ötesine geçer: Davacıdan sonradan istenen yükün, dava açarken dayanabildiği hukuk düzeniyle ve karşı tarafın haklarıyla nasıl bağdaştırılacağı da açıklanmalıdır.

25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanunla Türk Medeni Kanunu’nun 734. maddesi değiştirildi; aynı Kanunla eklenen geçici 1. maddenin ikinci fıkrası, değişikliğin önce açılmış davalara da uygulanmasını öngördü. Bu yazı, söz konusu geçişin anayasal denetimini ve derdest, yani görülmeye devam eden dosyalardaki sonuçlarını inceliyor.[1]

Önalım hakkının doğması, dava açma süreleri, fiilî taksim ve görevli mahkeme hakkında genel açıklamalar için mevcut rehberimiz okunabilir. Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası.

Yeni bedel kuralı devam eden davayı nasıl etkiliyor

Yeni TMK m.734/2, dava konusu payın rayiç bedelinin hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenmesini ve bu tutarla alıcıya düşen tapu giderlerinin kesin süre içinde nakden yatırılmasını öngörüyor. Para nemalandırılacak; hüküm kesinleşince nemasıyla ilgilisine ödenecek. Yükümlülüğün süresinde yerine getirilmemesi, davacı adına tescile engel oluşturuyor.[1]

Satış tarihi ile dava tarihi farklı soruları cevaplar

Geçici madde, TMK m.733’teki süre ve satış türü değişiklikleri bakımından önceki satışları korurken, m.734’teki bedel değişikliğini önceden açılmış davalara da uyguluyor. Dolayısıyla eski bir satış için eski hak düşürücü sürenin geçerli olması, bedelin de mutlaka eski kurala göre kalacağı anlamına gelmiyor.[1]

Bu ayrımın anayasal değerlendirmesinde, hakkın kullanılabileceği zaman ile hakkı kullanmanın ekonomik şartları arasındaki ilişki önem taşır. Sürenin korunması davacıya dava açma olanağı sağlayabilir; buna karşılık sonradan ortaya çıkan yüksek bir nakit yükü, açılmış davada talep sonucuna ulaşmayı güçleştirebilir. İki geçiş tercihi arasındaki fark tek başına anayasaya aykırılık sonucunu doğurmaz; farklılığın amacı ve taraflar üzerindeki etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

Önceden bedel yatırılması yeni hesabı ortadan kaldırmıyor

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 4 Şubat 2026 tarihli, E.2025/2386, K.2026/575 sayılı kararında, değişiklikten önce açılmış davada yeni rayiç hesabının yapılması gerektiği kabul edildi. Karar, önceki depo ile nemasının birlikte mahsup edilmesini, fark doğarsa bu bakiyenin de nemalandırılmak üzere yatırılmasını öngörüyor.[2]

Tamamen varsayımsal bir hesapta, daha önce yatırılan tutar 250.000 TL, biriken nema 90.000 TL, belirlenen pay rayici 1.200.000 TL ve alıcıya düşen tapu gideri 20.000 TL olsun. Bu varsayımlarla toplam 1.220.000 TL’den mevcut 340.000 TL düşüldüğünde 880.000 TL fark ortaya çıkar. Gerçek dosyada esas alınacak tarih, giderler ve banka kayıtları ayrıca incelenir. Örneğin amacı, eski deponun hesaba katılmasına rağmen ek yükün önemli olabileceğini göstermektir.

Rayiç bedelin hangi tarihe göre belirleneceği neden önemli

TMK m.734’ün yeni metninde değerleme tarihi açıkça belirtilmiyor. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, anılan 575 sayılı kararında değişiklikten sonra açılan davalar için dava tarihini; değişiklik tarihinde derdest davalar için 25 Aralık 2025 tarihini benimsedi. Karşı oyda ise satış tarihindeki rayicin esas alınması ve nemalandırma yoluyla denge kurulması savunuldu. Bu nedenle 25 Aralık 2025 ölçütü, kanunda aynen yazılı bir tarih değil, kararda çoğunluğun kabul ettiği yorumdur.[1][2]

Dairenin 2 Haziran 2026 tarihli, E.2025/5945, K.2026/2870 sayılı kararında da aynı tarih ayrımı ve mahsup yöntemi sürdürülmüştür. Bu, incelenen kararlar arasındaki devamlılığı gösterir; bütün dosyaların aynı maddi koşulları taşıdığı veya yorumun gelecekte değişmeyeceği anlamına gelmez.[13]

Hukuk Genel Kurulunun 1 Nisan 2026 tarihli, E.2025/216, K.2026/195 sayılı kararı da yeni bedel hükmünün önce açılmış davalarda değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak bu karar, rayicin hangi tarihe göre hesaplanacağı tartışmasını ayrıca sonuçlandırmıyor. Bir kararın derdest davalara uygulanmayı kabul etmesi ile belirli bir değerleme tarihini benimsemesi birbirinden ayrılmalıdır.[3]

Anayasal sorun da bu ayrımda somutlaşır. Satış tarihindeki gerçek değerin araştırılması, eski bedelin enflasyon karşısında korunması ve daha sonraki bir tarihin piyasa değerinin davacıya yüklenmesi farklı sonuçlar doğurabilir. Bilirkişi raporunda kullanılan tarih, ekonomik külfetin büyüklüğünü etkilediği için raporun hesap tekniği kadar hukuki dayanağı da tartışılmalıdır.

Hak arama hürriyeti açısından değerlendirme

Mahkemeye erişim ve yargılamada etkili sonuç alabilme

Anayasa’nın 36. maddesindeki güvence, kişinin iddia ve savunmalarını mahkeme önünde ileri sürebilmesini ve adil yargılanmasını korur. Derdest önalım davasında incelenecek mesele, sonradan değişen ekonomik şartın bu güvenceler üzerinde ne ölçüde etkili olduğudur.[4]

Önalım bedeli, bir mahkeme harcı gibi nitelendirilemez; payın edinilmesi karşılığında yerine getirilen maddi bir yükümlülüktür. Bununla birlikte bu yükümlülüğün yargılama sırasında ağırlaştırılması, mahkemeden istenen tescil sonucuna ulaşmayı etkileyebilir. Anayasal itirazın, yalnız ödeme güçlüğünü belirtmekle yetinmeyip değişikliğin somut dosyada neden öngörülemez ve aşırı bir yük doğurduğunu göstermesi gerekir.

Bu değerlendirmede eski bedelin yatırılıp yatırılmadığı, yargılamanın ne kadar sürdüğü, sürenin uzamasında davacının etkisi, yeni tutarın nasıl hesaplandığı ve mahkemenin verdiği sürenin kullanılabilirliği birlikte incelenmelidir. Davanın ilk derecede kabul edilmiş olması da beklentinin gücünü değerlendirmede önem taşıyabilir; ancak kesinleşmemiş kararın değişmez bir sonuç yarattığı kabul edilemez.

Silahların eşitliği ve yasamanın devam eden uyuşmazlığa etkisi

Anayasa Mahkemesinin Kahraman Vural kararında, sınırdaş tarım arazisi malikinin açtığı önalım davası sırasında hakkın kanunla kaldırılması ve bu değişikliğin davanın reddine yol açması incelendi. Mahkeme, yargılama sürerken yasama müdahalesinin taraflardan biri lehine sonuç doğurmasını silahların eşitliği yönünden değerlendirdi ve ihlal sonucuna ulaştı.[5]

Bu kararın bugünkü tartışma için değeri, yasama müdahalesinin derdest davanın sonucuna etkisini denetleyen yaklaşımıdır. Karar, 7571 sayılı Kanunla getirilen rayiç hükmünü incelememiştir. Hakkın tamamen kaldırılması ile bedel şartının değiştirilmesi arasındaki fark dikkate alınmalı; yeni bedelin somut olayda hakkın kullanılmasını ne ölçüde güçleştirdiği gösterilmelidir.

AİHM’in Vezon/Fransa kararı da devam eden özel hukuk uyuşmazlığına kanunla müdahaleyi adil yargılanma güvencesi açısından ele alır. Bu yaklaşım, devletin davada doğrudan taraf olmamasının müdahaleyi denetim dışında bırakmadığını gösterir. Derdest davayı etkileyen kanun bakımından müdahaleyi haklı gösterebilecek zorlayıcı kamu yararı gerekçeleri ve müdahalenin kapsamı birlikte incelenir.[6]

Hukuki güvenlik ve meşru beklenti nasıl korunmalı

Hukuki güvenlik, kişilerin davranışlarını düzenlerken hukuk kurallarının sonuçlarını makul ölçüde öngörebilmesini gerektirir. Bu güvence, hiçbir kanunun değişmeyeceği anlamına gelmez. Değişikliğin geçmişte kurulmuş hukuki durumlara ve başlamış yargılamalara etkisinin gerekçelendirilmesini gerektirir. Dava açan kişinin eski kanuna dayanması ile kazanılmış ve kesinleşmiş bir hakkının bulunması da aynı değerlendirme değildir.

Anayasa Mahkemesinin E.2018/108, K.2019/5 sayılı kararında, başlamış icra takiplerinin sonradan getirilen bir kurala tabi tutulması hukuki güvenlik yönünden ele alınmıştır. Bu kararın önalım uyuşmazlığına katkısı, takip veya dava başlangıcındaki öngörülebilirliğin önemidir. Kararın başka bir hukuki ilişkiyi konu aldığı gözetilmeli; sonucu önalım geçiş hükmüne doğrudan taşınmamalıdır.[8]

Önalım bakımından korunmaya değer beklentinin gücü, somut dosyanın koşullarına bağlıdır. Süresinde açılmış bir dava, mahkemenin belirlediği bedelin yatırılması ve davacı lehine verilen kararlar bu değerlendirmede dikkate alınabilir. Buna karşılık yalnız dava açmış olmak, payı belirli bir tutarla edinmenin kesin olarak güvence altına alındığını göstermeye yetmez. Beklenti ile kesinleşmiş mülkiyet hakkı arasındaki ayrımı korumak, anayasal itirazın tutarlılığını güçlendirir.

AYM’nin E.2024/152, K.2025/116 sayılı kararı, yasal önalımın kanuni bir hak olduğunu ve kullanılmasının mülkiyet hakkının koruma alanıyla ilişkisini açıklıyor. Bu yaklaşım, davacının menfaatinin anayasal değerlendirmede dikkate alınmasına dayanak sağlar. Ancak karar, daha sonra yürürlüğe giren rayiç düzenlemesini veya onun geçici maddesini iptal eden bir karar değildir.[9]

Alıcının mülkiyet hakkı ve değer kaybı da hesaba katılmalı

Önalım davasında payını kaybetmesi istenen alıcının menfaati de korunur. AİHM’in El/Türkiye kararında, önalım bedelinin uzun süreçte enflasyon karşısında değer kaybetmesi ve mahkemede nemalandırılmaması mülkiyet hakkı yönünden ihlal oluşturmuştur. Karar, piyasa değerindeki her artışın alıcıya ödenmesi gerektiği sonucunu kurmaz; paranın değer kaybı ile taşınmazın piyasa artışını ayrı değerlendirmek gerekir.[7]

Bu nedenle anayasal inceleme, davacının eski bedelden yararlanması talebini tek başına esas alamaz. Alıcının hangi tutarı hangi tarihte alacağı, depo işleminin gecikip gecikmediği ve paranın nasıl korunduğu da değerlendirilmelidir. Önalım hakkının kullanılabilirliği ile alıcının aşırı kayba uğramaması arasında somut bir denge kurulmalıdır.

Ölçülülük incelemesinde hangi sorular sorulmalı

Kanaatimizce temel soru, alıcının korunması amacının, değişiklikten önce dava açmış kişiye getirilen ek külfeti her durumda haklı kılıp kılmadığıdır. Denetim; yeni bedelin bu amaçla ilişkisini, daha hafif bir geçiş modelinin mümkün olup olmadığını ve davacıya yüklenen külfetle sağlanan yararın dengesini ele almalıdır.

Örneğin önceki depo ile nemanın eksiksiz dikkate alınması, farklı yargılama aşamalarının gözetilmesi ve öngörülebilir bir değerleme tarihinin belirlenmesi değerlendirmeye alınabilecek unsurlardır. Yeni bir kanuni geçiş modeli bakımından, eski dosyaların özelliklerine göre ayrım yapılması ve yargılama giderlerinin açıkça düzenlenmesi de tartışılabilir. Bunlar mevcut kanunda tanınmış otomatik muafiyetler değil, ölçülülük değerlendirmesinde incelenebilecek çözüm seçenekleridir.

Anayasa Mahkemesi süreci devam eden dosyayı kendiliğinden durdurur mu

AYM’nin 16 Temmuz 2026 tarihli Genel Kurul gündeminde E.2026/23 sayılı dosya, TMK m.734/2’deki bazı ibareler ile geçici m.1/2 hakkındaki esas incelemesi kapsamında yer alıyor. Gündem kaydı, dosyanın incelenmek üzere gündeme alındığını gösterir; tek başına iptal veya ret kararı değildir.[10]

21 Ekim 2026 tarihli resmî gündemde, geçici m.1/2’ye ilişkin E.2026/246 ve E.2026/247 sayılı başvurular da ilk inceleme aşamasında yer alıyor. 8 Eylül 2026 gündem ve sonuç kaydında ise E.2026/223 sayılı başvurunun yöntemine uygun olmadığı için reddedildiği görülüyor. Usulden ret, düzenlemenin Anayasa’ya uygun bulunduğu anlamına gelmez. Bir esas kararının etkisi değerlendirilirken gerekçeli metin, hükmün kapsamı, yürürlük tarihi ve Resmî Gazete yayımı birlikte incelenmelidir.[10]

Somut norm denetimi ile genel bekleme talebi farklıdır

Anayasa m.152’ye göre davaya bakan mahkeme, uygulanacak kuralı Anayasa’ya aykırı görür veya tarafın aykırılık iddiasını ciddi bulursa AYM’ye başvurarak davayı geri bırakır. İşin AYM’ye gelişinden başlayan beş aylık anayasal sürede karar verilmezse yürürlükteki hükme göre davayı sonuçlandırır; esas hakkındaki karar kesinleşmeden AYM kararı gelirse buna uymak zorundadır.[4]

Başka bir mahkemenin aynı düzenleme için AYM’ye başvurmuş olması, bütün önalım dosyalarında süreleri otomatik olarak durdurmaz. Dosyanın bekletilmesi isteniyorsa talebin hukuki dayanağı, uyuşmazlıkla bağlantısı ve mahkemenin bu konuda verdiği karar açıklığa kavuşturulmalıdır. Anayasal itiraz ileri sürülmesiyle depo yükümlülüğünün kendiliğinden kalktığı varsayılmamalıdır.

Ek bedel istenen önalım davasında hangi noktalar incelenmeli

Bilirkişi raporu ve hesap yöntemi

Raporun taşınmazın tamamıyla dava konusu payı ayırıp ayırmadığı, hangi tarih için değerleme yaptığı, emsallerin karşılaştırılabilirliği ve eski depo ile nemanın hesaba katılıp katılmadığı incelenmelidir. Taşınmazın imar ve kullanım özelliklerine ilişkin somut itirazlar, yalnız bedelin yüksek olduğunun söylenmesinden daha açıklayıcıdır.

HMK m.281 uyarınca bilirkişi raporuna itiraz için kural olarak tebliğden itibaren iki haftalık süre bulunur; kanundaki şartlarla ve süresinde talep edilerek ek süre istenebilir. Rapor itirazı ile bedelin yatırılmasına ilişkin kesin süre ayrı işlemlerdir. Birine başvurulmasının diğerini kendiliğinden durdurduğu kabul edilmemelidir.[11]

Kesin sürenin ve yatırmama sonucunun açıklığı

Mahkemenin ara kararında yatırılacak tutar, yer, süre ve uyulmamasının sonucu anlaşılır olmalıdır. HMK m.94’teki kesin süre rejimi de bu açıdan dikkate alınır. Tutarın yanlış hesaplandığı veya ara kararın yeterince açık olmadığı düşünülüyorsa mesele süre dolmadan mahkemenin önüne taşınmalıdır.[11]

Burada önemli bir usul ayrımı vardır: TMK m.734/2, bedel süresinde yatırılmazsa davacı adına payın tesciline karar verilemeyeceğini belirtir. Bu sonuç, tek başına HMK m.150 anlamında dosyanın işlemden kaldırılması ve davanın açılmamış sayılması değildir. Takipsiz bırakma, feragat, geri alma ve bedelin yatırılmaması farklı koşullara ve sonuçlara bağlıdır.[1][11]

Yargılama giderleri ve kanun yolları

HMK m.326’daki genel kural, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilmesidir; özel hükümler ve davanın sona erme biçimi ayrıca değerlendirilir. Kanun değişikliği nedeniyle ek bedelin karşılanamaması, kendiliğinden bir gider veya karşı vekâlet ücreti muafiyeti yaratmaz. Giderler konusundaki itirazın da gerekçesiyle ileri sürülmesi gerekir.[11]

İstinaf ve temyiz incelemesi söz konusu olduğunda, değerleme tarihi ve mahsup hesabıyla birlikte anayasal iddianın nasıl ele alındığı da değerlendirilmelidir. Temel haklara ilişkin itirazların somut olay ve belgelerle derece mahkemeleri önünde açıklanması, daha sonraki incelemeler bakımından önemlidir. Bireysel başvuru ise doğrudan kanunu iptal ettirme yolu değildir; kabul edilebilirlik koşulları ve olağan başvuru yolları ayrıca incelenir.[4]

Bireysel başvurunun genel koşulları ve sık karşılaşılan başvuru hataları için ilgili rehberimiz incelenebilir. AYM Bireysel Başvuru Şartları ve Kabul Edilebilirlik.

Değerlendirme

Rayiç bedelin derdest önalım davalarına uygulanması, tarafların ekonomik konumunu yargılama sırasında değiştirdiği için ciddi bir anayasal değerlendirme gerektirir. İnceleme, alıcının değer kaybından korunması ile davacının hukuki güvenliğini ve adil yargılanma güvencelerini birlikte ele almalıdır. Değişiklikten önce yükümlülüğünü yerine getiren davacının durumuyla henüz bedel yatırmamış davacının durumu arasındaki fark da gerekçesiz bırakılmamalıdır.

Kanaatimizce güçlü bir anayasal itiraz, soyut bir geriye yürümezlik söyleminin ötesinde, geçiş hükmünün somut dosyada doğurduğu ek yükü ve bu yükün neden orantısız olduğunu açıklamalıdır. Buna eşlik eden pratik çalışma da raporu, eski depo ve nemayı, kesin süreyi ve kanun yolu başvurularını birlikte izlemeyi gerektirir. Geçiş hükmünün anayasal denetimi ile yürürlükteki usul yükümlülüklerinin takibi eş zamanlı yürütülmelidir.

Sıkça Sorulan Sorular

2025 yılından önce açılan önalım davasında rayiç bedel uygulanır mı

TMK geçici m.1/2, bedel değişikliğinin önceden açılmış davalara da uygulanmasını öngörür. İncelenen Yargıtay kararları, bu hükmü henüz kesinleşmemiş eski davalarda uygulamaktadır. Somut dosyanın aşaması ve sonraki norm denetimi kararları ayrıca değerlendirilir.[1][2][3]

Eski satış bedelini yatırmış olmak ek ödemeyi önler mi

Tek başına önlemez. Yeni hesapta eski depo ile neması birlikte dikkate alınır; toplam yeterli değilse ek ödeme gündeme gelebilir. Hesabın banka kayıtları ve ara kararla karşılaştırılması gerekir.[2]

25 Aralık 2025 değerleme tarihi kanunda açıkça yazıyor mu

Hayır. Yeni TMK m.734, rayicin esas alınacağını belirtir; değerleme tarihini açıkça düzenlemez. Bu tarih, incelenen 7. Hukuk Dairesi kararında derdest davalar bakımından çoğunluk tarafından benimsenmiştir.[1][2]

AYM başvurusu bulunduğu için depo bedeli yatırılmayabilir mi

Başka bir dosyadaki AYM başvurusu, sizin dosyanızdaki kesin süreyi kendiliğinden durdurmaz. Mahkemenin somut norm denetimi ve davanın geri bırakılması konusunda verdiği karar ayrıca incelenmelidir.[4]

Ek bedel yatırılmazsa dava açılmamış mı sayılır

TMK m.734/2’deki sonuç, davacı adına tescile karar verilememesidir. Davanın açılmamış sayılması ve işlemden kaldırılması farklı usul hükümlerine bağlıdır; yalnız depo eksikliğinden otomatik olarak bu sonuç çıkarılamaz.[1][11]

Sonradan verilecek iptal kararı kesinleşmiş dosyayı otomatik açar mı

Böyle bir otomatik sonuç kabul edilemez. Anayasa m.153’teki iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesi, kararın kapsamı ve yürürlük tarihi ile somut dosyanın durumu birlikte incelenir. Kesinleşmeden gelen AYM kararı için m.152 ayrıca önem taşır.[4]

Kaynakça

1 — 7571 sayılı Kanun m.35–37 ve 39 — TBMM resmî kanun metni. Kabul 24.12.2025; RG 25.12.2025, sayı 33118. TMK m.734/2 ve geçici m.1’in değişiklik metni.

2 — Yargıtay 7. HD, 04.02.2026, E.2025/2386, K.2026/575. Resmî tam karar metni ve karşı oy. Değerleme tarihi ile önceki depo ve nemanın mahsubu.

3 — Yargıtay HGK, 01.04.2026, E.2025/216, K.2026/195. Resmî tam karar metni, özellikle paragraflar 23–24. Yeni hükmün önce açılan davalara uygulanması.

4 — Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.2, 13, 35, 36, 148, 152 ve 153. Anayasal güvenceler, somut norm denetimi ve kararların etkisi.

5 — AYM, Kahraman Vural, B. No 2021/30295, 29.07.2025. Özellikle paragraflar 11–16. Resmî künye ile karşılaştırılan, Hukuki Haber’de yayımlanmış tam karar aktarımı; 7571 sayılı Kanunun denetimi değildir. Resmî karar kaydı.

6 — AİHM, Vezon/Fransa, B. No 66018/01, 18.04.2006. Özellikle paragraflar 30–34; devam eden özel hukuk uyuşmazlığına yasama müdahalesi. HUDOC künyesi; Çek Adalet Bakanlığının Mezi–soudy portalındaki Fransızca tam karar metni. Resmî karar kaydı.

7 — AİHM, El/Türkiye, B. No 35952/10, 16.11.2021. HUDOC’taki Adalet Bakanlığı Türkçe çevirisi, özellikle paragraflar 19–26. Piyasa artışı ile bedelin enflasyon karşısındaki kaybı ayrımı. Türkçe karar çevirisi.

8 — AYM, 13.02.2019, E.2018/108, K.2019/5. Başlamış icra takipleri ve hukuki güvenlik; özellikle paragraf 33. Önalım geçiş hükmüne doğrudan ilişkin değildir. Legalbank üzerinden okunan tam karar aktarımı. Resmî karar kaydı.

9 — AYM, 03.06.2025, E.2024/152, K.2025/116. Özellikle paragraflar 32–33. Resmî künye ile karşılaştırılan tam karar aktarımı; önalım ile mülkiyet hakkının ilişkisi. Resmî karar kaydı.

10 — AYM Genel Kurul gündem ve sonuç kayıtları — 16.07.2026, 08.09.2026 ve 21.10.2026. E.2026/23 ve birleşenler; E.2026/223 yöntemden ret; E.2026/246 ve E.2026/247 ilk inceleme gündemi. Resmî sayfaların indekslenmiş içeriğiyle doğrulandı; gündem kaydı esas hakkında karar olarak kullanılmamıştır. 8 Eylül 2026 gündem ve sonuçları. 21 Ekim 2026 gündemi.

11 — 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.94, 150, 281, 326 ve ilgili hükümler. Kesin süre, takipsizlik, bilirkişi raporuna itiraz ve yargılama giderleri.

12 — Sinan Erkam Şimşek — Önalım Davalarında Rayiç Bedelin Derdest Davalara Uygulanması Hükmünün Hak Arama Hürriyeti Bağlamında Ele Alınması. Hukuki Haber, 14.10.2026. İlgili doktrinel değerlendirme; bu yazıdaki görüş ve sonuçlar bağımsız olarak değerlendirilmiştir.

13 — Yargıtay 7. HD, 02.06.2026, E.2025/5945, K.2026/2870. Resmî tam karar metni; derdest davada değerleme tarihi, eski depo ve nemanın mahsubu.

YAZAR

Av. Umut Güneş

Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Görüş veya düzeltme bildirin

Kaynak, tarih, içerik veya bağlantılarla ilgili görüş ve düzeltme önerilerinizi iletebilirsiniz.

Makalenin başlığını ve ilgili bölümü belirtmeniz yeterlidir. Kişisel dosya bilgisi veya belge göndermeyiniz.

GÜNEŞ & GÜNEŞ HUKUK BÜROSU

Büromuzla İletişim ve Görüşme

1999’dan bu yana faaliyet gösteren Antalya merkezli hukuk büromuz, Türkiye bağlantılı hukukî konularda Türkçe, İngilizce, Almanca ve Rusça iletişim imkânı sunmaktadır.

Türkiye’de veya yurt dışında bulunmanızdan bağımsız olarak telefon, WhatsApp, e-posta, yüz yüze görüşme veya video konferans yoluyla iletişim kurabilirsiniz.

Görüşme süreci ve gerekli bilgiler

Hukukî durumunuzun değerlendirilmesi, planladığınız işlemin hukukî yönlerinin incelenmesi veya uygulanabilecek başvuru yollarının belirlenmesi için konunun kısa özetini, talebinizi ve tercih ettiğiniz dili paylaşabilirsiniz.

Varsa dosya veya işlem bilgilerini, süre içeren karar, tebligat veya bildirimleri ve bildiğiniz önemli tarihleri belirtmeniz yararlı olur. Hizmet kapsamı, gerekli belgeler ve ücretlendirme ayrıca değerlendirilir.

İlgili hizmet alanları