Tasfiyeye giren anonim veya limited şirketin borçları kendiliğinden silinmez. Alacaklı, belgelerini tasfiye memuruna bildirerek ödeme veya uygun güvence isteyebilir; şartları varsa şirkete karşı dava ve icra takibi de başlatabilir. Üçüncü alacaklı çağrısından sonraki üç ay, alacağı sona erdiren başvuru süresi değildir. İzlenecek yol; şirketin hâlen sicilde bulunmasına, alacağın vadesine, uyuşmazlık olup olmamasına ve iflas kararına göre değişir. Ortağa veya tasfiye memuruna kişisel başvuru için ayrıca hukuki sebep gerekir.[1][2]
Tasfiye kararı alacaklı açısından neyi değiştirir?
Tasfiye, şirketin mevcut ilişkilerinin sonuçlandırıldığı, varlıklarının değerlendirildiği ve borçlarının karşılandığı aşamadır. TTK m.533 uyarınca şirket tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini korur; unvanına “tasfiye hâlinde” ibaresi eklenir. Dolayısıyla sözleşmenin borçlusu olan şirketin yerine sırf tasfiye başladı diye ortakları geçmez. Limited şirketlerde de tasfiye usulü bakımından anonim şirket hükümleri uygulanır.[1]
Alacaklı için ilk işlem, güncel ticaret sicili kaydını ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilanlarını kontrol etmektir. Şirket faal mi, tasfiyede mi, iflas etmiş mi, yoksa sicilden silinmiş mi? Tasfiye memuru kimdir ve temsil şekli nedir? Birden çok memur varsa imza düzeni ayrıca incelenmelidir. Aynı adreste çalışan başka bir şirketin veya benzer unvanlı işletmenin malvarlığı, borçlu şirkete ait kabul edilemez.
| Şirketin durumu | İlk muhatap | Başlıca yol | Kritik ayrım |
|---|---|---|---|
| Olağan tasfiye sürüyor | Şirket, tasfiye memuruyla temsil | Bildirim, dava veya takip | Borçlu şirket kalır |
| Alacak çekişmeli | Şirket ve tasfiye memuru | Uyuşmazlığın çözümü ve güvence | İtiraz, korumayı kaldırmaz |
| İflas açılmış | İflasın yetkili organları | Alacağın masaya bildirilmesi | Toplu tasfiye kuralları |
| Sicilden terkin edilmiş | İhya sürecinin muhatapları | Gerekiyorsa ek tasfiye | Önce taraf ehliyeti sorunu |
Bu çerçeve olağan anonim ve limited şirket tasfiyesi içindir. Adi ortaklıklar, şahıs şirketleri, kooperatifler ve özel kanuna tabi kuruluşlar aynı sorumluluk düzenine sahip değildir. Vergi ve SGK alacaklarının tahsil usulü de özel hukuk alacağından ayrılır. Bu aşamanın ayrıntıları Limited ve Anonim Şirket Tasfiyesi başlıklı yazıda ayrıca ele alınmıştır.
Alacaklılara çağrı nasıl yapılır, bildirim yapılmazsa hak kaybolur mu?
TTK m.541, alacaklıların bilgilendirilmesini tasfiye memurunun görevi olarak düzenler. Şirketin defter veya belgelerinden alacaklı olduğu anlaşılan ve adresi bilinen kişilere taahhütlü mektup gönderilir. Diğer alacaklılar için Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi, şirket internet sitesi ve esas sözleşmede öngörülen ilan düzeni içinde, birer hafta arayla üç çağrı yapılır.[1]
Şirket kayıtlarında görünmek, alacağın tek ispat yolu değildir. Teslim tutanağı, sözleşme, banka hareketi veya yazışma da talebi destekleyebilir. Buna karşılık faturanın düzenlenmiş olması, dayandığı teslimin veya hizmetin her durumda ispatlandığı anlamına gelmez. Tasfiye memuru borcu reddederse taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü gerekir; memurun reddi, mahkeme kararı yerine geçmez.
Üçüncü çağrıdan itibaren üç aylık bekleme, TTK m.543/2'de kalan varlığın pay sahiplerine dağıtılması için öngörülmüştür. Süre 7341 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle altı aydan üç aya indirilmiştir. Bu nedenle eski kaynaklardaki altı aylık veya bir yıllık süreler güncel işlemlere doğrudan uygulanamaz. Mahkeme, alacaklılar açısından tehlike bulunmayan durumda daha erken dağıtıma izin verebilir.[1][2]
Bu üç ay içinde bildirim yapmayan herkesin alacağı düşmez. Bekleme süresinin amacı, ortaklara dağıtım yapılmadan alacaklıları korumaktır; alacağın kendi zamanaşımı ayrı işler. Öğretide de dağıtım için bekleme süresi ile alacağın talep edilebileceği süre açıkça ayrılmaktadır.[3] Ancak gecikmek malvarlığının dağıtılması, şirketin terkin edilmesi ve ek dava gereksinimi nedeniyle tahsili güçleştirebilir. Sürenin hak düşürücü olmaması, beklemeyi yararlı hâle getirmez.
Bankaya depo, notere depo ve teminat arasındaki fark
Bilinen fakat bildirim yapmayan alacaklı
Tasfiye memuru, bildirim gelmediği gerekçesiyle bildiği borcu yok sayamaz. TTK m.541/2'ye göre bu alacağın tutarı, Bakanlıkça belirlenen bankaya depo edilir. Buradaki koruma yalnızca alacaklının ilanı görüp görmemesine bağlı değildir; memurun borcu bilmesi önem taşır.[1]
Alacaklı, başvurusunda hangi tutarın, hangi kişi adına ve hangi işlemle depo edildiğini gösteren belgenin paylaşılmasını isteyebilir. “Karşılık ayırdık” şeklindeki açıklama ile kanunun öngördüğü depo aynı işlem değildir. Muhasebe kaydı, paranın gerçekten yatırıldığını veya alacaklının erişebileceği hukuki güvence kurulduğunu tek başına göstermez.
Vadesi gelmemiş veya uyuşmazlık bulunan borç
TTK m.541/3, henüz muaccel olmayan yahut çekişmeli borçları karşılayacak paranın notere depo edilmesini öngörür. Ancak borç yeterli biçimde teminat altına alınmışsa veya şirket varlığının ortaklara dağıtılması borcun ödenmesi şartına bağlanmışsa noter deposu zorunlu değildir.[1]
Bu istisnalar, “ödemeyi sonra düşünürüz” açıklamasına indirgenemez. Teminatın tutarı, süresi, paraya çevrilebilirliği ve kapsadığı borç belirlenmelidir. Dağıtımın ödeme şartına bağlandığı durumda da şirket, önce parayı ortaklara verip sonra alacaklıya ödeme sözü vererek aynı korumayı sağlamış olmaz. Depo ve teminat, alacak hakkında verilecek esas kararın yerine geçmez; borçlu şirketin itirazları ayrıca incelenir.
Vadesi gelmemiş borçlarda TTK m.542/1-h de dikkate alınır: İskonto edilebilir borçlar, kanunun belirttiği Merkez Bankası oranıyla iskonto edilerek derhâl ödenir ve alacaklı bu ödemeyi kabul etmek zorundadır. Kanunen iskonto edilemeyen alacaklar ayrıdır. Dolayısıyla yalnızca tasfiye tesciline bakarak bütün vadeleri aynı gün gelmiş saymak veya her vadeli borcu hiçbir değerlendirme yapmadan notere yatırmak doğru değildir.[1]
Tasfiye memuruna yapılacak başvuruda hangi belgeler bulunmalı?
Bildirim, alacağın kayda alınmasını ve gereğine göre ödeme, depo veya güvence sağlanmasını istemelidir. Noter ihtarı, teslimi kanıtlanabilen posta veya uygun elektronik bildirim yöntemi seçilebilir. Tacirler arasındaki temerrüt ihtarı bakımından TTK m.18/3 ayrıca gözetilir. Ticaret siciline bir dilekçe bırakılması, şirkete yöneltilecek ödeme talebinin ve gerekli dava veya takibin yerine geçmez.[1]
Başvuru dosyası şu bilgileri bir araya getirmelidir:
- Borçlu şirketin tam unvanı, sicil bilgileri, tasfiye memuru ve tebligat adresi.
- Alacağın sözleşmesel veya diğer hukuki dayanağı; sözleşme, sipariş, teslim ve kabul belgeleri.
- Ana para, yapılan ödemeler, mahsuplar, vade ve talep edilen faizin ayrı hesabı.
- Fatura, banka dekontu, mutabakat, yazışma, çek veya senet gibi destekleyici belgeler.
- Devam eden dava ve icra dosyalarının numaraları; itirazlar, kararlar ve mevcut teminatlar.
- Ödeme talebi; çekişme varsa uygun koruma isteği ve verilen cevabın belgeyle açıklanması talebi.
“Bütün alacaklarım saklıdır” ifadesi, hangi borcun talep edildiğini açıklama yükünü karşılamaz. Ekli hesapta aynı ödeme iki kez düşülmemeli; farklı faturaların vadeleri ve para birimleri ayrılmalıdır. Dosyanın kronolojisi de önemlidir: teslim, vade, ihtar, kısmi ödeme, tasfiye ilanı ve takip tarihleri birlikte görülmelidir.
Şirkete dava veya icra takibi yapılabilir mi?
Doğru borçlu ve doğru temsilci
Olağan tasfiye tek başına şirkete karşı takip veya dava yasağı getirmez. Mevcut alacak, hukuki niteliğine uygun yolla şirkete yöneltilir. Tasfiye memuru şirketi temsil eder; temsilci olarak dilekçede gösterilmesi, borcun şahsen ondan istendiği anlamına gelmez. Sadece tasfiye memurunun adını borçlu yazarak şirket borcunu takip etmek, taraf ve sorumluluk bakımından sorun yaratabilir.[1][4]
Derdest dava veya takip de tasfiye kararından dolayı kendiliğinden sona ermez. Güncel temsil ve tebligat bilgileri dosyaya sunulmalı, tasfiye memuruna uyuşmazlık ayrıca bildirilmelidir. Şirketin sonradan terkin edilmesi ise farklıdır; bu aşamada taraf ehliyeti ve ihya ihtiyacı gündeme gelir. Bu konuya ilişkin İtirazın İptali Davası yazımızda daha ayrıntılı bilgi bulunmaktadır.
Takip yolu, görev ve arabuluculuk
Para alacağında uygun şartlarla genel haciz yoluyla ilamsız takip yapılabilir; elde ilam veya kambiyo senedi bulunması farklı takip yollarını gündeme getirir. Genel haciz yolundaki ödeme emrine itiraz süresi, usulüne uygun tebliğden itibaren kural olarak yedi gündür. İtiraz takibi durdurursa alacaklı, belge durumuna göre itirazın kaldırılmasını veya iptalini değerlendirmelidir. İtirazın iptali için itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süre, uygun belgelerle kaldırma yolunda ise altı aylık süre ayrı izlenir.[4]
Görevli mahkeme, borçlunun şirket olmasına bakılarak otomatik belirlenmez. Alacağın kaynağı ve tarafların sıfatı birlikte incelenir. Ticari dava niteliğindeki para alacağı genellikle asliye ticaret mahkemesine gider; işçilik, tüketici veya kira ilişkisinde özel görev kuralları uygulanabilir. Yetkide şirketin yerleşim yeri yanında ifa yeri, geçerli yetki sözleşmesi ve talebe özgü kurallar önem taşıyabilir.[1][5]
TTK m.5/A kapsamındaki ticari alacak ve tazminat davaları ile ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava öncesi arabuluculuk şartı kontrol edilmelidir. Dava şartı arabuluculuk, sırf bu nedenle icra takibinden önce de zorunlu bir başvuru yapılacağı anlamına gelmez. İşçi ve tüketici uyuşmazlıklarının kendi kapsam ve istisnaları vardır. Başvurunun doğru şirket ve temsil bilgileriyle yapılması, görüşmeler sonunda düzenlenen tutanağın dava dosyasına uygun biçimde sunulması gerekir.[1][6] Konunun ayrıntıları için Türkiye’de Alacak Nasıl Tahsil Edilir? yazısına bakılabilir.
Malvarlığı dağıtılıyorsa ihtiyati haciz mi, ihtiyati tedbir mi?
Tahsil riskinin artması hâlinde alacağın korunması, esas davanın sonuna bırakılamayabilir. İhtiyati haciz, para alacağı için borçlunun malvarlığını geçici olarak güvenceye alan yoldur. İİK m.257 uyarınca rehinle güvence altına alınmamış ve vadesi gelmiş para alacağında talep edilebilir. Vadesi gelmemiş alacaklar bakımından ise kanunun öngördüğü özel hâller gerekir. Tasfiyeye girilmiş olması, bu istisnaların kendiliğinden oluştuğunu göstermez.[4]
Alacak ve gerekli şartlar yaklaşık ispat düzeyinde ortaya konulmalıdır. Sözleşme ve teslim kayıtları, borç ikrarı, yazışmalar, varlık devirleri ve dağıtım kararları bu değerlendirmede kullanılabilir. Teminat gösterilmesi ve haksız haciz nedeniyle sorumluluk ihtimali ayrıca değerlendirilir. Kararın verildiği tarihten itibaren on gün içinde uygulanması istenmelidir. Dava veya takipten önce haciz uygulanmışsa, haczin uygulanmasından; alacaklı yokken uygulanmışsa tutanağın tebliğinden itibaren yedi günlük tamamlama süresi de izlenir.[4]
İhtiyati tedbir ise HMK m.389 çerçevesinde uyuşmazlık konusu hakkın korunmasına yönelir. Örneğin kanuna aykırı tasfiye dağıtımının önlenmesi için koruma isteniyorsa, hangi işlemle hangi hakkın tehlikeye düştüğü açıklanmalıdır. Yalnızca para tahsilini sağlamak amacıyla bütün malvarlığına genel bir “tedbir” talebi, ihtiyati haczin şartlarını bertaraf eden bir yöntem olarak kurulamaz. Korumanın konusu ve ölçüsü somut tehlikeye uygun olmalıdır.[3][5]
Dava şartı arabuluculuk sürerken de geçici koruma değerlendirilebilir. HUAK m.18/A-16, belirtilen dava açma sürelerinin arabuluculuk başvurusundan son tutanağa kadar işlememesini düzenler. Bu hüküm, kararı uygulatmaya ilişkin bütün sürelerin durduğu şeklinde okunmamalıdır; kararın uygulanması ile sonrasında dava açılması ayrı takip edilmelidir.[6] Benzer bir durumla karşılaşan okuyucular için İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz yazısı yol gösterebilir.
Ortak veya tasfiye memuru şirket borcunu şahsen öder mi?
Anonim ve limited şirket ortağı, yalnızca ortak olduğu için şirketin bütün özel hukuk borçlarının kişisel borçlusu olmaz. Geçerli kefalet, garanti, ayrıca üstlenilmiş borç veya hukuka aykırı fiil gibi bağımsız sebepler farklıdır. Kamu alacaklarının özel sorumluluk hükümleri de bu değerlendirmeyle karıştırılmamalıdır.[1]
Tasfiye memurunun sorumluluğu da tahsil edilemeyen faturanın doğrudan onun adına çevrilmesi değildir. TTK m.553 kapsamında yükümlülük ihlali, kusur, zarar ve nedensellik bağı değerlendirilir. Bilinen alacağı korumadan dağıtım yapılması veya varlıkların alacaklı zararına çıkarılması sorumluluk tartışması yaratabilir. Buna karşılık baştan beri yetersiz olan şirket malvarlığı, tek başına her eksik tutarın memurdan tahsilini sağlamaz.[1]
Doğrudan alacaklı zararını, şirkete verilen zararın alacaklıya yansımasından ayırmak gerekir. Şirket zararına dayalı talepler ile alacaklının kendi zararını istediği dava; dava hakkı, tazminatın kime ödeneceği ve iflas idaresinin önceliği bakımından aynı değildir. TTK m.555 ve 556 bu ayrımın merkezindedir.[1]
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2 Aralık 2024 tarihli, E.2023/6783, K.2024/8545 sayılı kararında avukatlık ücretine ilişkin uyuşmazlık değerlendirilmiştir. Şirkete karşı takip ve dava imkânının sürdüğü, tasfiyenin henüz tamamlanmadığı somut olayda, tasfiye memurlarına yöneltilen sorumluluk davası erken bulunmuştur. Ret sonucu, gerekçesi düzeltilerek onanmıştır. Karar, zararın gerçekleşmesinin ve doğru muhatabın önemini gösterir; her türlü doğrudan zarar davasının mutlaka tasfiye sonuna bırakılacağı sonucuna genellenemez.[9] Şirket Tasfiyesinde Vergi ve SGK Borçları yazısı da bu konuyu farklı bir açıdan incelemektedir.
İflas ve sicilden silinme hâlinde yol nasıl değişir?
Şirketin borçları varlıklarını aşıyorsa tasfiye memurları durumu derhâl şirket merkezindeki asliye ticaret mahkemesine bildirmelidir. İflas hâlinde tasfiye, TTK m.534 gereğince İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yürütülür. Olağan tasfiyedeki alacak bildirimi ile iflas masasına alacak kaydı aynı başvuru değildir.[1]
İflasın açılması, İİK m.193 çerçevesinde kapsamındaki takipleri durdurur; iflas kararının kesinleşmesiyle bu takipler düşer. Kanuni istisnalar ve davalara ilişkin ayrı hükümler saklıdır. Alacaklı, iflas ilanı ve masaya kayıt sürecini izlemeli; alacağın kabulü, reddi ve sıra cetveli karşısındaki yolları ayrıca değerlendirmelidir. Şirketin sadece tasfiyeye girmiş olması ile bu sonuçlar doğmaz.[4]
Olağan tasfiye sonunda sicilden silinen şirkette, ihmal edilmiş borç veya devam eden yargılama nedeniyle ek tasfiye gerekebilir. TTK m.547, alacaklıya şirket merkezindeki asliye ticaret mahkemesinden gerekli ek işlemler tamamlanıncaya kadar yeniden tescil isteme imkânı verir. İhya, alacağın esasını kesin olarak çözen veya kendiliğinden ödeme sağlayan karar değildir. Terkinin olağan tasfiyeden mi yoksa TTK geçici m.7 gibi özel bir yoldan mı kaynaklandığı belirlenmelidir; bütün ihya taleplerine tek bir süre kuralı uygulanamaz.[1]
Zamanaşımı, faiz ve 2026 usul değişiklikleri
Tasfiyeye giriş, alacağın zamanaşımını kendiliğinden durdurmaz veya yeniden başlatmaz. TBK m.146'daki genel süre on yıl olmakla birlikte kira, dönemsel edim, vekâlet ve eser sözleşmesi gibi ilişkilerde farklı süreler bulunur. Başlangıç genellikle muacceliyetle ilgilidir. Tasfiye memuruna yalnızca ihtar gönderilmesi zamanaşımını kesen bir işlem sayılmaz; borç ikrarı, dava ve icra takibi gibi TBK m.154'teki sebepler ayrıca değerlendirilir. Dava şartı arabuluculuk süresince ise kanuni durma hükmü uygulanır.[6][7]
Tasfiye memuruna yöneltilen TTK sorumluluk talebinde m.560'ın, zarar ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve fiilden itibaren beş yıl düzeni ile daha uzun ceza zamanaşımı istisnası ayrıca incelenir. Şirkete karşı asıl alacak ile memura karşı tazminat talebinin süreleri birbirinin yerine kullanılamaz.[1]
Faizde ana paranın vadesi, borçlunun temerrüde düşmesi ve uygulanacak faiz türü ayrı belirlenir. 7589 sayılı Kanun'un 10. maddesi, 3095 sayılı Kanun'daki kanuni faiz hesabını değiştirmiştir. Bu nedenle yıllara yayılan bir alacağa güncel tek oranı baştan sona uygulamak yerine, talebin türü ve ilgili dönemler üzerinden hesap yapılmalıdır.[7][8]
31 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren değişiklikle HMK m.107 kaldırılmış, m.109/4'e kısmi davada talebin tahkikat sonuna kadar aynı davada bir defa artırılabilmesi ve artırılan kısım için zamanaşımının dava tarihinde kesilmiş sayılması düzenlemesi eklenmiştir. Eski m.107 kapsamında daha önce açılan davalarda uygulama, 7589 sayılı Kanun'un kendi geçici m.1/10 hükmüne göre sürer. Bu nedenle tutarı incelemeyle netleşecek bir alacakta dava tarihi, talep biçimi ve artırım aşaması birlikte planlanmalıdır.[8]
İki varsayımsal durumda hangi adımlar öne çıkar?
Bir tedarikçinin teslim belgeleri bulunan 700.000 TL alacağı olduğunu, borçlu limited şirketin üçüncü tasfiye çağrısından dört ay sonra durumu öğrendiğini düşünelim. Şirket hâlen sicildeyse yalnızca üç ay geçtiği için ihya davasına ihtiyaç yoktur. Alacak ve ödemeler doğrulanır; memura belgeli başvuru yapılır; vade, zamanaşımı ve ticari dava şartı dikkate alınarak takip veya dava planlanır. Alacak şirkette biliniyorsa bildirim gelmemesinin depo yükümlülüğüne etkisi de araştırılır.
Başka bir örnekte şirket, 500.000 TL hizmet bedelinin ayıplı ifa nedeniyle ödenmeyeceğini ileri sürerken ortaklara dağıtım hazırlıyor olsun. Burada yalnız faturayı sunmak yeterli görülmeyebilir; hizmetin kapsamı, kabul kayıtları ve ayıp iddiasına cevap hazırlanmalıdır. Çekişme nedeniyle TTK m.541/3 koruması gündeme gelir. Dağıtımın koşulları ve somut tehlike ayrıca belgelenerek uygun geçici koruma değerlendirilir. Tasfiye memurunun borcu tartışması, alacaklının davayı kazandığı veya memurun şahsen borçlandığı anlamına gelmez.
Hukuki değerlendirme ve belge paylaşımı
Sağlıklı bir değerlendirme için sicil kayıtları, ilanlar, sözleşmeler, ödeme belgeleri ve mevcut dava veya takip dosyaları birlikte incelenmelidir. Böylece ödeme talebi, koruma ihtiyacı ve sorumluluk iddiası kendi delilleriyle kurulabilir.
Büroya iletilen bilgi ve belgeler, hukuki değerlendirme ve üstlenilen hizmet amacıyla, meslek sırrı ve kişisel verilerin korunması ilkeleri çerçevesinde ele alınır. Hassas belgeler gönderilmeden önce güvenli iletişim kanalı bürodan öğrenilmelidir. İlk iletişim kurulması tek başına işin kabul edildiği anlamına gelmez.
<!-- grup-3-baglantilari -->
İlgili konularda şirketin ihyası ve ek tasfiye ve tasfiye memurunun sorumluluğu hakkındaki incelemelerimize bakabilirsiniz. Tasfiyeden dönme sürecinde alacaklıların konumu için Tasfiyeden Dönme yazısına bakılabilir.
Sonuç
Tasfiye hâlindeki şirketten tahsilde belirleyici olan, güncel sicil durumu ile alacağın vadesi ve ispatıdır. Bildirim, ödeme veya güvence talebi, dava ve takip birbirini tamamlayabilir. Üç aylık dağıtım süresi alacağı sona erdirmez; fakat malvarlığı ve zamanaşımı risklerini izlemek gerekir. Ortak veya tasfiye memuruna kişisel başvuru ise şirket borcundan ayrı bir hukuki sebep ve delil gerektirir.
İlgili yazılar: Ortağın Şirkete Verdiği Borç.
Sıkça Sorulan Sorular
Tasfiye ilanını kaçırdım; artık alacağımı isteyemez miyim?
İlanlardan sonraki üç aylık süre, alacağı düşüren genel bir başvuru süresi değildir. Alacağın zamanaşımı ve şirketin sicil durumu incelenir. Şirket silinmişse ek tasfiye ihtiyacı doğabilir.[1][3]
Şirket tasfiyede olduğu için icra takibi bekletilir mi?
Olağan tasfiye tek başına takipleri durdurmaz. İflas, konkordato veya somut bir mahkeme kararı gibi farklı hukuki sebepler ayrıca kontrol edilmelidir.[1][4]
Şirket borcu kabul etmiyorsa depo yükümlülüğü ortadan kalkar mı?
Hayır. TTK m.541/3, uyuşmazlık bulunan borçlar için de koruma öngörür. Noter deposu, yeterli teminat veya dağıtımın ödemeye bağlanması şartları somut alacağa göre değerlendirilir.[1]
Alacağımı doğrudan şirket ortağından isteyebilir miyim?
Anonim ve limited şirkette ortaklık sıfatı tek başına yeterli değildir. Kişisel garanti veya ayrıca sorumluluk doğuran bir işlem gibi bağımsız sebep gerekir. Kamu borçlarının özel kuralları ayrıdır.[1]
Tasfiye memuruna ihtar göndermek zamanaşımını keser mi?
Tek başına ödeme ihtarı bu sonucu doğurmaz. Borcun ikrar edilmesi, dava veya takip gibi kanuni kesilme sebepleri ile arabuluculuğun süreye etkisi ayrı incelenmelidir.[6][7]
İhya kararı alırsam şirket borcu hemen öder mi?
İhya, gerekli ek işlemlerin yapılabilmesi için şirketin yeniden tescilini sağlar. Alacağın varlığı ve tutarı çekişmeliyse ayrıca çözümlenir; tahsil, erişilebilir malvarlığına ve takip koşullarına bağlıdır.[1]
Kaynakça
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, özellikle m.4–5/A, 18, 329, 533–547, 553–561, 573, 643–644; Aydın Ticaret İl Müdürlüğü mevzuat nüshası.
- 7341 sayılı Kanun, m.17; TBMM kabul metni.
- Şengül Al Kılıç, “Anonim Şirketlerde Pay Sahiplerinin Tasfiye Payı Alma Hakkı”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019, 23/4, s.47–98; özellikle s.72–74. Çalışmadaki tarihsel bekleme süresi, sonraki kanun değişikliğiyle birlikte değerlendirilmiştir.
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, özellikle m.62, 66–68, 193–194, 257–264; Adalet Bakanlığı karşılaştırma tablosundaki mevcut kanun metni. Burada dayanılan hükümler, tablonun taslak hükümleri değil mevcut İİK sütunudur.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özellikle m.2, 4, 6, 10, 17 ve 389–397; 2026 değişiklikleri için [8].
- 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, özellikle m.18/A.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, özellikle m.117, 146–154.
- 7589 sayılı Kanun, m.10, 19–20, geçici m.1/10 ve m.26; TBMM kabul metni.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 02.12.2024, E.2023/6783, K.2024/8545, tam karar yeniden yayımı, Karamercan Hukuk.