İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Anayasa Mahkemesi ve AİHM Başvuruları

Gazetecinin Haber Takibinin Engellenmesi: Polis Müdahalesi ve Basın Özgürlüğü

Kamerasıyla bir toplanma alanını izleyen gazeteci ve arkada güvenlik görevlilerinin oluşturduğu hat; temsili sahne.
Yazar: Yayın tarihi: Yaklaşık 8 dakika okuma

Özet

Bir gazetecinin toplumsal bir olayı izlemesinin engellenmesi, yalnızca olay yerindeki kişinin çalışma imkânını etkilemez; kamuoyunun haber alma özgürlüğünü de ilgilendirir. Polis müdahalesi sırasında gazetecinin yaralanması ve olayın yeterince araştırılmaması ise ayrı anayasal güvenceleri gündeme getirir. Anayasa Mahkemesi, Erdal İmrek kararında hem insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının hem de ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararın önemi, müdahaleyi ve sonrasındaki soruşturmayı birlikte fakat ayrı ölçütlerle değerlendirmesidir.

Haber takibi neden basın özgürlüğünün kapsamındadır?

Anayasa’nın 26. maddesi haber ve fikir alma ve verme serbestliğini, 28. maddesi ise basın özgürlüğünü güvence altına alır. Bu koruma yalnızca hazırlanmış bir yazının yayımlanması aşamasına ilişkin değildir. Haberin kaynağına ulaşmak, olayı izlemek ve kamuoyuna aktarılacak bilgiyi toplamak da gazetecilik faaliyetinin parçasıdır.

Bir gösterinin haberleştirilmesi bakımından gazeteci ile gösteriye katılan kişinin konumu ayrıca değerlendirilmelidir. Gazetecinin olay yerinde bulunması, göstericilerin bütün davranışlarının kendisine yüklenmesini haklı kılmaz. Somut kişinin ne yaptığı, görevini yerine getirip getirmediği ve kolluk faaliyetine gerçekten engel olup olmadığı incelenmelidir. Erdal İmrek kararında başvurucunun gazetecilik faaliyeti yürüttüğü ve bunun kamu makamlarınca bilindiği önem taşımıştır. (AYM, §§ 79–89.)

Toplantı hakkı ile basın özgürlüğü nasıl ayrılır?

Bu makalede incelenen uyuşmazlık, başvurucunun gösterici olarak toplantıya katılma hakkı üzerine kurulmamıştır. Esas mesele, gazetecinin habere erişiminin ve haberi aktarma faaliyetinin engellenmesidir. Bu nedenle aynı kamusal olay, farklı kişiler bakımından farklı haklar üzerinden incelenebilir.

Başvurucu polis kordonunda tutulmasını kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla da ilişkilendirmiştir. AYM, somut iddiayı basın özgürlüğü kapsamında ele almıştır. Bu karara, Anayasa’nın 19. maddesi yönünden ayrıca ihlal hükmü verilmiş gibi atıf yapılamaz. Hukuki nitelendirme, ileri sürülen bütün madde numaralarının karar sonucuna aynen taşınmasıyla yapılmaz. (AYM, § 75.)

Erdal İmrek başvurusunda ne yaşandı?

Başvuru, Gezi Parkı olaylarının yıl dönümünde 2014 yılında gerçekleşen bir gösterinin haberleştirilmesi sırasında yaşanan polis müdahalesiyle ilgilidir. Başvurucunun da aralarında bulunduğu yaklaşık yirmi gazeteci kordon içine alınmış, hareketleri ve görüntü almaları engellenmiştir. Dosyada biber gazı kullanılması, başvurucunun tutulup götürülmesi ve yaralanmasına ilişkin iddialar ile tıbbi bulgular yer almıştır.

Gazeteciler, görevlerini yapmalarının engellendiğini görevlilere bildirmiştir. AYM, başvurucunun basın mensubu olduğunun bilindiğini ve olayları haberleştirmeye çalıştığını değerlendirmiştir. Başvurucunun polise şiddet uyguladığı, görev yapılmasını engellediği veya kolluk açısından tehdit oluşturduğu yönünde bir tespit bulunmaması, müdahalenin gerekliliği bakımından belirleyici olmuştur. (AYM, §§ 80, 87–89.)

Olay sonrasında yapılan ceza soruşturması kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanmış; idari yargıda da başvurucunun talebi karşılanmamıştır. AYM önünde hem fiziksel müdahale hem soruşturmanın yeterliliği hem de gazetecilik faaliyetinin engellenmesi değerlendirilmiştir. Bu ayrım, aynı olayın yalnızca bir tazminat meselesi olarak görülmemesi gerektiğini gösterir.

Polis müdahalesi hangi gerekçeyle değerlendirilir?

2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 16. maddesi zor kullanma yetkisini koşullara bağlar; direnişin niteliği, derecesi ve etkisiz kılınması amacıyla bağlantılı kademeli güç kullanımını düzenler. Bu hüküm, olay yerindeki herkese ayrım gözetmeden müdahale edilebileceği anlamına gelmez. Müdahalenin kime, hangi davranış nedeniyle ve hangi ölçüde uygulandığı belirlenmelidir.

Basın özgürlüğü bakımından AYM’nin beklediği açıklama şöyledir:

“Bu noktada kamu gücünü kullanan organlardan beklenen, başvurucunun da aralarında olduğu gazetecilerin görevlerini yapmalarına engel olunmasının makul sebeplerini göstermeleridir.”

Doğrudan alıntı: AYM, Erdal İmrek, B. No: 2015/4206, 17/7/2019, § 89. Kararın tam metni.

Somut dosyada idare, haber takibinin engellenmesi ve fiziksel müdahalenin kesinlikle gerekli olduğunu gösteren yeterince güçlü ve tutarlı dayanaklar sunamamıştır. Genel bir güvenlik görevinin bulunması, belirli gazeteciye yapılan müdahalenin gerekliliğini tek başına açıklamaz. Bu sonuç, kararın olaya uygulanan gerekçesidir; bütün güvenlik tedbirlerinin yasak olduğu anlamına gelmez.

Gazetecilik sıfatı da hiçbir güvenlik önleminden etkilenmeme konusunda mutlak bir ayrıcalık sağlamaz. Bununla birlikte müdahalenin haklılığı, gazetecinin gerçek davranışları ve haber takibine etkisi üzerinden açıklanmalıdır. Kamu makamları, gazetecilik faaliyetini gösteriye katılma veya şiddet kullanma ile gerekçesiz biçimde özdeşleştiremez.

Kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutları

Anayasa’nın 17. maddesindeki koruma, kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü güvence altına alır. Maddi boyut, kişinin maruz kaldığı muamelenin niteliğiyle ilgilidir. Usul boyutu ise savunulabilir kötü muamele iddialarının etkili biçimde araştırılmasını gerektirir. Bir soruşturma dosyasının açılmış olması, bütün gerekli araştırmanın yapıldığı anlamına gelmez.

Erdal İmrek başvurusunda tıbbi rapor, yaralanmayı ve biber gazına maruz kalmayı değerlendirmede önemli rol oynamıştır. AYM, kötü muamele iddialarında doktor raporlarının anahtar niteliğini vurgulamıştır. Yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir görülmesi, olayı anayasal incelemenin bütünüyle dışına çıkaran otomatik bir eşik olarak kullanılmamıştır. (AYM, §§ 52–59.)

Kamerada bir anın görünmemesi bütün olayı açıklamaya yeter mi?

Dosyadaki belirli görüntülerde doğrudan darp görülmemiş olması, olayın bütün zaman ve alan bakımından eksiksiz kaydedildiği anlamına gelmez. AYM, görüntülerin bütün olayı kapsadığı varsayımına dayanılarak sonuca gidilmesini eleştirmiştir. Kayıtların kapsadığı süre, çekim açısı ve arada kalan bölümler değerlendirilmelidir. (AYM, § 69.)

Buradan çıkan hukuki değerlendirme, görüntünün tek başına değersiz olduğu değildir. Görüntü, tıbbi kayıt, tanık anlatımı ve diğer bulgularla birlikte ele alınmalıdır. Bir bulgunun göstermediği hususla o hususun hiç yaşanmadığı iddiası aynı değildir. Karar, eksik araştırmanın varsayımla tamamlanmasına karşı somut bir örnek oluşturur.

Soruşturmada hangi eksiklikler tespit edildi?

Mahkeme; çevredeki işyerlerinin kamera kayıtlarının toplanması için adım atılmamasını, başvurucunun isimlerini bildirdiği üç tanığın ve diğer kişilerin dinlenmemesini ve bilgi taleplerine aylarca cevap verilmemesi karşısındaki pasif tutumu değerlendirmiştir. Özellikle saklama süresi dolabilecek görüntülerin zamanında istenmemesi, gerçeğin ortaya çıkarılma imkânını azaltan bir eksikliktir. (AYM, §§ 62–64.)

“Kötü muamele vakasıyla ilgili bir ceza soruşturmasında, olayı aydınlatma kapasitesine sahip önemli birtakım delillerin toplanmaması bile tek başına, ulaşılan neticenin tutarlılığına gölge düşürebilir.”

Doğrudan alıntı: AYM, Erdal İmrek, B. No: 2015/4206, 17/7/2019, § 67. Kararın tam metni.

Etkili soruşturma yükümlülüğü, her şikâyette mutlaka mahkûmiyet kararı verilmesini gerektirmez. Gereken, olayın açıklığa kavuşturulmasına elverişli adımların özenle atılması ve sonucun yeterli araştırmaya dayanmasıdır. AYM’nin ihlal tespiti de belirli polis görevlileri hakkında ceza mahkemesince verilmiş bir mahkûmiyet hükmü yerine geçmez.

Kararın hükmü ve sınırları

AYM, 17/7/2019 tarihinde oybirliğiyle, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar vermiştir. Ayrıca Anayasa’nın 26. maddesindeki ifade özgürlüğü ile 28. maddesindeki basın özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bu sonuçlar birbiriyle bağlantılıdır; ancak aynı hukuki kavramı ifade etmez.

Hüküm başlığıKararın sonucu
Anayasa m. 17İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarında ihlal
Anayasa m. 26 ve 28İfade ve basın özgürlüklerinde ihlal
GiderimYeniden soruşturma ve yeniden yargılama için gönderme
Manevi tazminatBaşvurucuya net 27.500 TL
Diğer tazminat talepleriRet

Kararın bir örneği, ihlalin sonuçlarının giderilmesi için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ve İstanbul 2. İdare Mahkemesine gönderilmiştir. 27.500 TL, bu dosyada ve karar tarihinde hükmedilen manevi tazminattır; günümüzdeki her polis müdahalesi için uygulanacak sabit tutar değildir. Yargılama gideri ayrıca 2.959,40 TL olarak hüküm altına alınmıştır. Tazminat ile gider kalemleri ayrı tutulmalıdır. (AYM, hüküm.)

Karar, bütün polis görevlilerinin cezai sorumluluğunu kesinleştiren veya gazetecilerin her koşulda her güvenlik alanına sınırsız girebileceğini belirleyen bir hüküm içermez. İncelenen müdahalenin gerekçesi, kişinin davranışı ve eksik soruşturmanın sonuçları üzerinden anayasal ihlal tespit eder.

Benzer olaylarda hangi belgeler ve başvuru yolları önemlidir?

Olayın ve haber takibinin belgelenmesi

Gazetecilik görevlendirmesi, olay yerindeki çalışma, müdahalenin zamanı, sağlık kayıtları, görüntülerin asılları ve görgü tanıkları birlikte değerlendirilmelidir. Belirli bir basın belgesinin sunulması ile somut olayda gazetecilik faaliyetinin ortaya konulması aynı mesele değildir. Erdal İmrek kararından, yalnızca belirli bir kartı taşıyan kişilerin basın özgürlüğünden yararlanabileceği sonucu çıkarılamaz.

Çevredeki kamera kayıtlarının nerede bulunduğu ve hangi saat aralığının gerekli olduğu açıkça belirtilmelidir. Kayıtların saklama süresi sınırlı olabileceğinden, yetkili makamlardan zamanında toplanmalarının istenmesi önemlidir. Olay anlatımında doğrudan gözlenen hususlar, başkalarından öğrenilen bilgiler ve hukuki yorum ayrılmalıdır. Bu yaklaşım, iddianın açıklığını ve araştırılabilirliğini güçlendirir.

Ceza soruşturması ile idari tazminat yolu aynı değildir

Ceza soruşturması kişilerin cezai sorumluluğunun araştırılmasına, idari tam yargı yolu ise idarenin eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelir. Başvurulardan birinin yapılması, diğerinin sürelerinin kendiliğinden durduğu anlamına gelmez. Hangi yolun hangi iddia için etkili olduğu ve bireysel başvurudan önce hangi yolun tüketilmesi gerektiği, ileri sürülen ihlalin niteliğine göre ayrıca belirlenmelidir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 173. maddesine göre, suçtan zarar gören kişi kovuşturmaya yer olmadığı kararının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde yetkili sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. Güncel metinde süre iki haftadır; eski metinlerde görülen on beş gün ifadesiyle işlem yapılmamalıdır. İtirazda hangi olayların ve hangi delillerin soruşturmayı genişletmeyi gerektirdiği somutlaştırılmalıdır.

2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi, idari eylemden doğan zararlar bakımından genel olarak eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylemden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvuruyu öngörür. Ret cevabının tebliğinden veya otuz gün cevapsız kalma süresinin bitiminden sonra dava açma süresi gündeme gelir; 7. maddedeki genel idari dava süresi altmış gündür. Zararın ve idari bağlantının öğrenilmesi, başvurunun niteliği ve varsa özel hükümler dosya üzerinden değerlendirilmelidir.

AYM’ye bireysel başvuru, etkili olağan yollar tüketildikten sonra 6216 sayılı Kanun’daki koşullarla yapılır. Kural olarak otuz günlük bireysel başvuru süresi, ceza itirazı veya idari dava süresiyle aynı değildir. Bir başka sürecin devam ettiği düşüncesiyle ilgili nihai karardan başlayan sürenin gözden kaçırılmaması gerekir.

Sonuç

Gazetecinin haber takibini engelleyen müdahale, somut davranışa ve gerçek güvenlik ihtiyacına dayanan yeterli bir gerekçe gerektirir. Erdal İmrek kararında bu gerekçe ortaya konulmamış; yaralanmaya ilişkin iddialar da etkili biçimde araştırılmamıştır. AYM bu nedenle kötü muamele yasağı ile ifade ve basın özgürlükleri yönünden ayrı ihlaller tespit etmiştir. Benzer olaylarda hukuki değerlendirme, müdahalenin nedenini, gazetecilik faaliyetini, tıbbi ve görsel bulguları ve soruşturmanın yeterliliğini birlikte ele almalıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Gazetecinin görüntü almasının engellenmesi basın özgürlüğüne müdahale midir?

Haber toplama faaliyetini etkileyen engelleme basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilir. İhlal sonucuna ulaşmak için müdahalenin gerekçesi ve koşulları ayrıca incelenir. Haber takibinin korunması bölümüne bakınız.

Bir görüntüde darp görülmemesi soruşturmayı bitirmek için yeterli mi?

Görüntünün bütün olayı kapsayıp kapsamadığı belirlenmelidir. Tıbbi kayıtlar ve diğer deliller de birlikte değerlendirilir. Kamera kayıtlarının kapsamı bölümünde açıklanmıştır.

AYM polis görevlilerini bu kararla mahkûm etmiş midir?

Hayır. Anayasal ihlal tespiti, ceza mahkemesinin mahkûmiyet hükmü değildir. Yeniden soruşturma, olayın etkili biçimde araştırılması içindir. Soruşturmanın yeterliliği bölümüne bakınız.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresi nedir?

Güncel CMK m. 173’e göre tebliğden itibaren iki haftadır. Yetkili merci ve somut süre hesabı dosya üzerinden belirlenmelidir. Başvuru yolları bölümüne bakınız.

Her başvurucu 27.500 TL tazminat alır mı?

Hayır. Tutar Erdal İmrek başvurusundaki 2019 tarihli hükme aittir. Güncel uyuşmazlıklar için sabit tarife veya sonuç garantisi değildir. Hüküm ve sınırlar bölümünde açıklanmıştır.

Kaynakça

AYM, Erdal İmrek, B. No: 2015/4206, 17/7/2019; özellikle §§ 52–69, 75–92 ve hüküm. Resmî karar bağlantısı. Tam metin ayrıca De Jure karar kaydı üzerinden doğrulanmıştır.

AYM, Nitelikli Haklar Karar Özetleri, basılı sayfa numarasıyla s. 158–159. Kaynak kitap. Doğrudan alıntılar kararın tam metninden yapılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 17, 26 ve 28. AYM resmî metni.

2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, m. 16. Resmî mevzuat metni.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 173. Resmî mevzuat metni. İtiraz süresi 7499 sayılı Kanun ile iki hafta olarak değiştirilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m. 7 ve 13. Resmî mevzuat metni.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, m. 45, 47 ve 50. AYM resmî metni.

YAZAR

Av. Umut Güneş

Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Görüş veya düzeltme bildirin

Kaynak, tarih, içerik veya bağlantılarla ilgili görüş ve düzeltme önerilerinizi iletebilirsiniz.

Makalenin başlığını ve ilgili bölümü belirtmeniz yeterlidir. Kişisel dosya bilgisi veya belge göndermeyiniz.

GÜNEŞ & GÜNEŞ HUKUK BÜROSU

Büromuzla İletişim ve Görüşme

1999’dan bu yana faaliyet gösteren Antalya merkezli hukuk büromuz, Türkiye bağlantılı hukukî konularda Türkçe, İngilizce, Almanca ve Rusça iletişim imkânı sunmaktadır.

Türkiye’de veya yurt dışında bulunmanızdan bağımsız olarak telefon, WhatsApp, e-posta, yüz yüze görüşme veya video konferans yoluyla iletişim kurabilirsiniz.

Görüşme süreci ve gerekli bilgiler

Hukukî durumunuzun değerlendirilmesi, planladığınız işlemin hukukî yönlerinin incelenmesi veya uygulanabilecek başvuru yollarının belirlenmesi için konunun kısa özetini, talebinizi ve tercih ettiğiniz dili paylaşabilirsiniz.

Varsa dosya veya işlem bilgilerini, süre içeren karar, tebligat veya bildirimleri ve bildiğiniz önemli tarihleri belirtmeniz yararlı olur. Hizmet kapsamı, gerekli belgeler ve ücretlendirme ayrıca değerlendirilir.

İlgili hizmet alanları