Sert, rahatsız edici veya incitici bir söz, yalnız bu özellikleri nedeniyle hakaret olarak cezalandırılamaz. Buna karşılık ifade özgürlüğü de kişiye başkasının şeref ve itibarına sınırsız saldırı yetkisi vermez. Hukuki sınır; sözün bütünü, tartışmanın konusu, olgusal dayanağı, muhatabın konumu ve yaptırımın ağırlığı birlikte değerlendirilerek belirlenir. Sözlükteki anlam, bu incelemenin yalnız bir parçasıdır.
Bu yazı, Anayasa'nın 26. maddesi ile kişiliğin korunması arasındaki dengeyi, özellikle Osman Palçik, B. No: 2018/25073, 15/12/2020 kararı üzerinden ele alır. Ceza hukuku bakımından hakaret, özel hukuk bakımından kişilik hakkına saldırı ve anayasal açıdan ifade özgürlüğüne müdahale birbirinden ayrılır. Aynı sözün bu alanlarda incelenmesi, her alanda aynı sonucun çıkacağı anlamına gelmez.
İfade özgürlüğü hangi açıklamaları korur?
Anayasa'nın 26. maddesi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü korur. Koruma; yazılı metinleri, konuşmaları, görselleri, siyasi değerlendirmeleri ve dijital paylaşımları kapsayabilir. Bir düşüncenin çoğunluk tarafından benimsenmemesi, ifade özgürlüğü alanından çıkarılması için yeterli değildir. Özellikle kamusal tartışmada kullanılan dilin bütünüyle yumuşak, tarafsız veya resmî olması beklenemez.
Ancak anayasal koruma ile sınırlamanın hukuka uygunluğu farklı sorulardır. Önce açıklamanın ifade özgürlüğü kapsamında bulunduğu belirlenir. Ardından müdahalenin kanuna dayanıp dayanmadığı, meşru bir amaç taşıyıp taşımadığı ve demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olup olmadığı incelenir. Başkasının şeref ve itibarını korumak meşru bir amaçtır; bu amacın varlığı, seçilen yaptırımın kendiliğinden gerekli olduğunu göstermez.
Hukuki nitelendirme: Hakaret uyuşmazlığında mahkemenin görevi, bir hakkı baştan üstün ilan etmek değildir. Somut olayda karşılaşan hakları belirleyip bunlar arasında gerekçeli bir denge kurmaktır. Sadece sözün kaba olduğunu söyleyen veya sadece ifade özgürlüğüne atıf yapan karar, uyuşmazlığın bütününü açıklamayabilir.
Olgu isnadı ile değer yargısı nasıl ayrılır?
Olgu isnadı, doğruluğu araştırılabilen bir olay açıklamasıdır. Bir kişinin belirli bir tarihte belirli bir ödemeyi aldığı iddiası buna örnektir. Değer yargısı ise değerlendirme içerir; bir yöneticinin politikasını başarısız veya adaletsiz bulmak gibi. Değer yargısının matematiksel doğruluğunun kanıtlanması beklenmez. Bununla birlikte ağır bir değerlendirme, dayandığı olaylardan tümüyle kopuk olduğunda farklı bir incelemeye konu olabilir.
Bu ayrım yalnız kullanılan sözcüğe bakılarak yapılamaz. Görünüşte suç isnadı içeren bir ifade, tartışmanın bütünü içinde mecazi siyasi eleştiri niteliğinde olabilir. Başka bir olayda aynı sözcük, somut ve dayanaksız bir suçlama anlamına gelebilir. Sözün hukuki niteliği bağlamından çıkarılır; sözcük için bütün olaylarda geçerli otomatik bir sonuç kurulamaz.
Osman Palçik kararında AYM neye karar verdi?
Başvuru, bir siyasetçiye yöneltilen ifadeler nedeniyle verilen ceza kararına ilişkindir. AYM, sözlerin kullanıldığı kamusal tartışmayı, muhatabın siyasi konumunu ve değerlendirmelerin olgusal temelini birlikte irdelemiştir. Kararda, muhatap hakkındaki bazı ceza yargılamaları da bağlamın bir parçası olarak ele alınmıştır. Bu olgu, muhatabın suçluluğunun kesinleştiği anlamında kullanılamaz.
Karardan doğrudan alıntı
“Mahkeme, başvurucunun ifade özgürlüğü ile müştekinin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında bir denge kurmaya çalışmamış”
Alıntının yeri: AYM, Osman Palçik, B. No: 2018/25073, 15/12/2020, § 44. Aktarılan bölüm, paragraftaki cümlenin ilgili kısmıdır.
AYM'nin §§ 40–44'teki değerlendirmesi, ifadelerin tek başına değil, kamuoyunu ilgilendiren konu ve siyasi tartışma içinde incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Kamu gücü kullanan ve siyasi faaliyet yürüten kişilerin eleştiriye katlanma yükümlülüğü daha geniştir. Bununla birlikte bu genişlik, kişilik haklarının bütünüyle ortadan kalkması demek değildir.
AYM'nin hükmü: Mahkeme, Anayasa'nın 26. maddesindeki ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiş; ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmak üzere kararı ilgili mahkemeye göndermiştir. Bu sonuç, kullanılan sözcüklerin her bağlamda hukuka uygun olduğuna ilişkin genel bir izin değildir. İhlal, somut olayda anayasal dengelemenin gereği gibi yapılmamasına ilişkindir.
Değerlendirmemiz: Kararın uygulama değeri, bir hakaret sözcükleri listesi sunmasında değil, kararın nasıl gerekçelendirilmesi gerektiğini göstermesindedir. Aynı ifadeyi başka bir kişiye, başka amaçla ve dayanaksız biçimde yönelten kimse, yalnız bu karara dayanarak sonuç garantisi elde edemez.
Eleştiri ile hakaret değerlendirmesinde hangi ölçütler önemlidir?
Tartışmanın kamusal niteliği ve muhatabın konumu
Kamu kaynaklarının kullanımı, belediye hizmetleri veya kamu görevinin yerine getirilmesi gibi konular güçlü bir kamusal ilgi taşıyabilir. Muhatabın siyasi konumu ve açıklamanın göreviyle bağlantısı bu nedenle önemlidir. Özel hayatın kamusal tartışmayla ilgisiz alanlarına yönelen saldırılar ise aynı gerekçeyle savunulamaz.
Siyasetçiye yönelik eleştirinin sınırlarının geniş olması, bütün kamu görevlileri veya her özel kişi bakımından aynı tolerans ölçüsünün uygulanacağı anlamına gelmez. Görevin niteliği, kişinin tartışmaya katılımı, kendisinin kullandığı dil ve açıklamaya cevap verme imkânı ayrıca değerlendirilir.
İfadenin bütünü, mecrası ve olgusal temeli
Tek cümlelik ekran görüntüsü, önceki paylaşımı veya cevap verilen ithamı göstermiyorsa yanıltıcı olabilir. Mahkeme; konuşmanın tamamını, paylaşım dizisini, görselin açıklamasını ve muhatabın anlaşılabilirliğini dikkate almalıdır. Bir bağlantının paylaşılması ile bağlantıdaki bütün iddiaların kişinin kendi beyanı olarak benimsenmesi de her olayda aynı değildir.
Olgusal temel değerlendirilirken haberin veya belgenin gerçekten mevcut olup olmadığı, açıklamanın hangi tarihte yapıldığı ve o sırada bilinebilen bilgiler araştırılır. Sonradan ortaya çıkan bilgi, önceki açıklamanın yapıldığı koşulların yerine geçirilmez. Bununla birlikte yanlışlığı öğrenilen bir iddianın aynı kesinlikle sürdürülmesi yeni bir değerlendirmeyi gerektirebilir.
Yaptırımın ağırlığı ve caydırıcı etkisi
Ceza yargılamasının varlığı, mahkûmiyet, açıklanması geri bırakılan hüküm veya tazminat yükümlülüğü farklı ağırlıkta sonuçlar doğurabilir. İnceleme yalnız cezanın infaz edilip edilmediğine indirgenmez. Kişinin ileride kamusal tartışmaya katılmaktan çekinmesine yol açan etki de gözetilir. Buna karşılık caydırıcı etki iddiası, her yaptırımı kendiliğinden ölçüsüz kılmaz; somut ağırlık ve gereklilik açıklanmalıdır.
Hakaret suçunun güncel usulü neden ayrıca kontrol edilmelidir?
TCK'nın 125. maddesi hakaret suçunu, 128. maddesi ise iddia ve savunma dokunulmazlığını düzenler. Ceza sorumluluğunun unsurları ile usule ilişkin önödeme, şikâyet ve diğer kurumlar ayrı değerlendirilmelidir. Bir sözün eleştiri sayılması maddi ceza hukuku meselesidir; dosyanın önödeme kapsamında bulunması, o sözün anayasal olarak korunup korunmadığını tek başına çözmez.
25/12/2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun değişikliği sonrasında hakaret suçunda önödeme alanı genişlemiştir. Adalet Bakanlığının güncel açıklamasında, TCK 125'in üçüncü fıkrasının (a) bendi dışında kalan hakaret fiilleri bu kapsamda belirtilmektedir. Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret istisnası nedeniyle, bütün hakaret dosyaları için aynı usulün geçerli olduğu söylenemez. Fiilin tarihi ve geçiş hükümleri de dosya bazında incelenmelidir.
AYM'nin E.2024/173, K.2025/277, 25/12/2025 tarihli norm denetimi kararında TCK 125/3-a ve 131/1'deki ilgili kurallara yöneltilen iptal talepleri reddedilmiştir. Dolayısıyla bu karar, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret düzenlemesinin kaldırıldığı biçiminde aktarılmamalıdır. Somut açıklamanın eleştiri olup olmadığına ilişkin anayasal denetim ise ayrıca devam eder.
Ceza davası, tazminat ve içerik kaldırma aynı yol mudur?
Hayır. Ceza soruşturmasında suçun unsurları ve ceza sorumluluğu; tazminat davasında kişilik hakkına hukuka aykırı saldırı, zarar ve ilgili sorumluluk koşulları incelenir. İnternet içeriğinin kaldırılması veya erişimin sınırlandırılması talebinde ise devam eden yayına yönelik korumanın koşulları ve ölçülülüğü önem taşır. Bir yolun sonucu, diğer yol bakımından bütün şartların kendiliğinden gerçekleştiğini göstermez.
Özellikle internet yayınlarında eski 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine dayalı anlatımlar güncel usul olarak tekrar edilmemelidir. İlgili maddenin iptali sonrasında kişilik haklarının korunmasına ilişkin genel hukuk yolları ve özel düzenlemeler, müdahalenin türüne göre değerlendirilir. İçerik kaldırma konusu bu serinin ayrı makalesinde ayrıntılı ele alınmıştır.
Dosya nasıl hazırlanmalı, başvuru yolları nasıl izlenmelidir?
İlk aşamada sözün özgün hâli korunmalıdır. Tarih, hesap veya yayın sahibi, tam adres, açıklamanın öncesi ve sonrası, paylaşımın görünürlük ayarı ve mevcutsa dayanak belgeler birlikte kaydedilmelidir. Kişinin suçlamayı kabul ettiği izlenimi doğurabilecek kesilmiş görüntüler yerine bütünlük önemlidir. Kayıtların hukuka uygun elde edilmesi ayrıca gözetilir.
Savunmada yalnız “ifade özgürlüğümü kullandım” denilmesiyle yetinilmemelidir. Tartışmanın neden kamusal olduğu, ifadenin neden değer yargısı veya olgusal açıklama sayıldığı, dayanağının ne olduğu ve yaptırımın neden ölçüsüz bulunduğu açıklanmalıdır. Şeref ve itibarının ihlal edildiğini ileri süren kişi de hangi ifadenin kendisini hedeflediğini, neden yanlış veya aşağılayıcı olduğunu ve etkilerini somutlaştırmalıdır.
Olağan kanun yollarında anayasal itirazın özü ileri sürülmelidir. AYM'ye bireysel başvuru, kullanılabilir ve etkili yollar tüketildikten sonra kural olarak otuz gün içinde yapılır; başlangıç tarihi nihai kararın öğrenilmesiyle bağlantılıdır. Şikâyet, istinaf, temyiz ve bireysel başvuru süreleri birbirine karıştırılmamalıdır. AYM, dosyayı sırf sonuç beğenilmediği için baştan gören bir üst temyiz mercii değildir.
Konunun ayrıntıları için AYM kararlarıyla nitelikli haklar, basın özgürlüğü ile şeref ve itibar dengesi, sosyal medya paylaşımı nedeniyle işten çıkarma ve terör propagandası ile ifade özgürlüğü arasındaki sınır yazılarımıza da bakabilirsiniz. Büromuzun bu alandaki çalışmaları için Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvuruları sayfasına bakabilirsiniz.
Sonuç
İfade özgürlüğü ile hakaret arasındaki sınır, soyut bir sözcük yasağıyla çizilemez. Mahkeme, açıklamayı bağlamı içinde değerlendirmeli; olgu ile değer yargısını, kamusal tartışma ile kişisel saldırıyı ve yaptırımın amacını ağırlığından ayırmalıdır. Osman Palçik kararı, bu dengelemenin yapılmamasının anayasal ihlal doğurabileceğini göstermektedir. Güçlü bir hukuki değerlendirme, kararın sonucunu somut olgularla ilişkilendirir; başka dosyalara otomatik sonuç taşımaz.
Sıkça Sorulan Sorular
Siyasetçiye yöneltilen her ağır söz ifade özgürlüğü müdür?
Hayır. Siyasi eleştiri geniş korunur; ancak kamusal bağlam, olgusal temel, açıklamanın bütünü ve kişilik hakları birlikte değerlendirilir. Kararlar bütün ağır sözler için sınırsız koruma sağlamaz.
Bir paylaşımı silmek ceza veya tazminat sorumluluğunu kaldırır mı?
Silme işlemi önceki yayını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Yayının süresi, erişimi, düzeltme ve silmenin etkisi somut uyuşmazlıkta değerlendirilebilir. Hukuki sonucun ayrıca incelenmesi gerekir.
Başkasının haberini paylaşmak sorumluluğu tamamen kaldırır mı?
Hayır. Aktarımın biçimi, iddianın benimsenip benimsenmediği, kaynak, doğrulama imkânı ve açıklamanın bağlamı önemlidir. Her aktarımın asıl yazarın bütün sözleriyle özdeş sayılması da doğru değildir.
Hakaret suçlarının tamamı aynı usule mi tabidir?
Hayır. Güncel önödeme düzenlemesi, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret istisnası ve fiilin tarihi birlikte incelenmelidir. Eski uzlaştırma açıklamaları bütün dosyalara aynen uygulanamaz.
AYM ihlal kararı doğrudan beraat kararı mıdır?
Bireysel başvuruda verilen ihlal kararı ile ceza mahkemesinin beraat kararı farklıdır. Yeniden yargılama öngörüldüğünde ilgili mahkeme, ihlal kararının gerekçesine uygun biçimde ihlali ve sonuçlarını gidermekle yükümlüdür.
Kaynakça
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m.13, 17, 26 ve 148.
- AYM, Osman Palçik, B. No: 2018/25073, 15/12/2020, §§ 40–45 ve hüküm bölümü. Tam karar metni; erişim oturum gerektirebilir.
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m.75, 125, 128 ve 131; Adalet Bakanlığı, önödeme hakkında genel bilgiler, 7571 sayılı Kanun değişikliği açıklaması.
- AYM, E.2024/173, K.2025/277, 25/12/2025, hüküm bölümü; Resmî Gazete 4/5/2026, 33243.
- 6216 sayılı Kanun, m.45–50.
- AYM, Nitelikli Haklar: Karar Özetleri, Haziran 2025, tematik başlangıç kaynağı. Kararın gerekçesi ve hükmü tam metninden değerlendirilmiştir.