Dava açma süresi, yalnızca olay tarihine belirli sayıda yıl eklenerek bulunmaz. Önce ileri sürülecek hakkın ve talebin türü, ardından uygulanacak süre, başlangıç olayı, durma veya kesilme nedenleri ve yapılması gereken işlem belirlenir. Zamanaşımı, hak düşürücü süre ve yargılama içindeki usul süreleri farklı sonuçlar doğurur. Birine ilişkin kuralın diğerine uygulanması hak kaybına yol açabilir. [1, 2]
Zamanaşımına uğrayan borç, kural olarak kendiliğinden ortadan kalkmaz; borçluya, koşulları varsa ifadan kaçınma savunması verir. Hak düşürücü sürede ise ilgili hakkın veya belirli bir işlem imkânının kaybı söz konusu olabilir. Usul süresinin geçirilmesi de çoğu zaman davadaki belirli işlemi yapma imkânını etkiler. Bu nedenle “Sürem doldu mu?” sorusunun cevabı, “Hangi hak için, hangi işlemi, hangi tarihe kadar yapmalıydınız?” sorularıyla birlikte aranmalıdır. [1, 2, 9]
Bu rehber Türkiye’deki özel hukuk uyuşmazlıkları ve hukuk davaları için hazırlanmıştır. Ceza, idare ve vergi yargısındaki başvuru süreleri kendi özel düzenlerine tabidir. Açıklamalar 11 Ekim 2026 itibarıyla incelenen mevzuata dayanır; 2026’daki kısmi dava değişikliği ile önalım hakkındaki geçiş kuralı ayrıca ele alınmaktadır. Örnekler varsayımsaldır ve belirtilen kabullerle okunmalıdır.
Zamanaşımı, hak düşürücü süre ve usul süresi arasındaki fark nedir?
Zamanaşımı borcu kendiliğinden siler mi?
Zamanaşımı, alacağın varlığıyla onun yargı yoluyla elde edilmesini etkileyen savunmayı birbirinden ayırır. TBK m.161 uyarınca hâkim, zamanaşımı ileri sürülmedikçe bunu kendiliğinden dikkate alamaz. Borçlunun savunmayı usulüne uygun biçimde ileri sürmesi gerekir. Alacaklı da başlangıç tarihinin farklılığına, kesilme veya durma nedenlerine dayanabilir. “Borç eski” demek, hangi süre ve hangi tarihler üzerinden sonuca varıldığını göstermeden yeterli bir dosya incelemesi değildir. [1]
TBK m.78’de, zamanaşımına uğramış borcun ifasından doğan zenginleşmenin geri istenemeyeceği düzenlenir. Bu da zamanaşımının borcu hiç doğmamış hâle getirmediğini gösterir. Buna karşılık süre dolmuşken açılan dava, geçerli zamanaşımı savunmasıyla karşılaşırsa talebin reddi ve yargılama gideri riski ortaya çıkabilir. Dava açılabiliyor olması, davanın başarıyla sonuçlanabileceği anlamına gelmez. [1, 2]
Zamanaşımı def’i ne zaman ileri sürülmelidir?
Davalı, zamanaşımı savunmasını esas olarak süresindeki cevap dilekçesinde açıkça ileri sürmeli; hangi talebin, hangi başlangıç ve süre nedeniyle zamanaşımına uğradığını belirtmelidir. Sonradan savunma ileri sürme imkânı, yazılı veya basit yargılama usulü, savunmanın genişletilmesi yasağı, karşı tarafın açık muvafakati ve koşulları varsa ıslah hükümleriyle birlikte değerlendirilir. “Hâkim zaten bakar” düşüncesi TBK m.161 ile bağdaşmaz; “Sonradan hiçbir şekilde ileri sürülemez” biçiminde koşulsuz bir ifade de usul imkânlarını göz ardı eder. [1, 2]
Alacaklı yönünden de yalnız borcun varlığını ispatlamak yeterli olmayabilir. Def’i ileri sürüldüğünde, örneğin daha sonraki muacceliyet, borç ikrarı veya arabuluculuğun etkisi gibi karşı açıklamalar dayanaklarıyla sunulmalıdır. Hâkimin zamanaşımını kendiliğinden uygulayamaması, ileri sürülmüş savunmayı da incelemeyeceği anlamına gelmez.
Hak düşürücü süre neyi ortadan kaldırır?
Hak düşürücü süre, ilgili hakkın veya kanunun tanıdığı belirli başvuru imkânının zamanında kullanılmasını gerektirir. Mahkemenin kendiliğinden gözetmesi yönünden zamanaşımından ayrılır. Ancak bütün hak düşürücü süreler için “Aynı hak ortadan kalkar ve dava daima usulden reddedilir” denilemez. Hangi hakkın, hangi işlem imkânının ve hangi dava yolunun etkilendiği özel hükümden belirlenmelidir. [2, 9]
Vildan Peksöz’ün incelemesi bu noktada önemli bir ayrım önerir: esas hakkı sona erdiren süre ile hakkın belirli biçimde dava konusu yapılmasını engelleyen süre aynı nitelikte değerlendirilmemelidir. Bu, öğretideki hukuki nitelendirme tartışmasıdır; bütün davalar için tek bir ret türünü peşinen belirleyen genel kanun hükmü değildir. Uygulamada kararın gerekçesi ve yeniden başvuru imkânı bakımından ayrım önem taşır. [9]
Dava içindeki süreler neden ayrıca izlenmelidir?
Cevap dilekçesi, delil sunumu, bilirkişi raporuna itiraz veya kanun yolu için öngörülen süre, esas alacağın zamanaşımıyla aynı değildir. Alacak henüz zamanaşımına uğramamışken delil sunma imkânı kaybedilebilir. Bir dava zamanında açılmışken kararın tebliğinden sonra kanun yolu süresi geçirilebilir. Bu nedenle dosya takvimi yalnız dava açılacak son günü göstermemelidir. [2]
Tablo 1. Üç süre türünün karşılaştırılması
| Süre türü | Temel etkisi | İncelemede kritik nokta |
|---|---|---|
| Zamanaşımı | Koşulları varsa borçluya ifadan kaçınma savunması sağlar. | Uygun süre, muacceliyet veya özel başlangıç, def’i, durma ve kesilme |
| Hak düşürücü süre | İlgili hakkın veya belirli işlem ve başvuru imkânının kaybına yol açabilir. | Özel hüküm, başlangıç, süresinde yapılması gereken işlem ve kanuni istisna |
| Usul süresi | Yargılamada belirli işlemin yapılabilmesini etkiler. | Tebliğ veya tefhim, hesap yöntemi, kesinlik ve varsa özel başvuru |
Dava açma süresi belirlenirken önce hangi bilgiler gerekir?
İlk iş, uyuşmazlığın günlük hayattaki adını değil hukuki talebini belirlemektir. Aynı olaydan sözleşmeye dayalı alacak, haksız fiil tazminatı, sebepsiz zenginleşme veya özel bir kanundaki talep doğabilir. Bunların hepsi aynı başlangıca ve aynı süreye tabi olmayabilir. Tarafların tacir, tüketici, işçi veya kamu idaresi olması da uygulanacak hükmü etkileyebilir. [1, 4, 5]
İkinci iş, doğru muhatabı belirlemektir. Bir şirkete karşı ileri sürülecek alacakla başka bir kişinin sorumluluğu aynı değildir. Bir kişiye karşı yapılan işlemin diğerine etkisi otomatik varsayılmamalıdır. Örneğin TBK m.155, müteselsil borçlular ve kefil bakımından kesilmenin etkisini özel biçimde düzenler; asıl borçluya karşı kesilme ile kefile karşı kesilme karşılıklı olarak aynı sonucu doğurmaz. [1]
Üçüncü iş, belgeli bir kronoloji oluşturmaktır. Sözleşme tarihi, vade, teslim, fesih bildirimi, zarar ve sorumlunun öğrenilmesi, ödeme, borç ikrarı, arabuluculuk başvurusu ve son tutanak ayrı satırlara yazılmalıdır. Bir tarihin hatırlanmasıyla belgelendirilmesi aynı şey değildir. Tebligat mazbatası, elektronik tebligat kaydı, banka dekontu veya başvuru makbuzu hesaplamayı desteklemelidir.
Genel zamanaşımı süresi kaç yıldır ve ne zaman başlar?
On yıllık genel süre bütün taleplere uygulanmaz
TBK m.146, kanunda aksine hüküm yoksa alacaklar için on yıllık zamanaşımı öngörür. Bu düzenleme “Her türlü dava on yılda açılır” biçiminde okunamaz. TBK m.147’de beş yıllık süreye tabi alacaklar, diğer maddelerde ve özel kanunlarda farklı süreler vardır. Önce özel düzenleme araştırılır; genel hüküm ancak kendi uygulama alanında kullanılır. [1]
Beş yıllık süreye tabi örnekler arasında kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi dönemsel edimler ile vekâlet ve belirli diğer sözleşmelerden doğan alacaklar bulunur. Eser sözleşmesinde yüklenicinin ağır kusuruna ilişkin istisna da aynı maddede yer alır. Bu nedenle sözleşmenin adını görmekle yetinilmemeli; talebin hangi ihlale ve hangi edime dayandığı belirlenmelidir. [1]
Başlangıç, sözleşmenin imzalandığı gün olmayabilir
TBK m.149 uyarınca zamanaşımı, kural olarak alacağın muaccel olmasıyla başlar. Muacceliyet, alacağın ifasının istenebilir hâle gelmesidir. Vadeli bir borçta sözleşmenin kurulduğu tarih ile ödeme günü farklı olabilir. Ayrıca muacceliyetin bildirime bağlı olduğu durumda, sürenin bildirimin yapılabileceği günden başlamasına ilişkin özel kural vardır. Alacaklı ihtarı geciktirerek süreyi sınırsız biçimde erteleyemez. [1]
Varsayımsal örnek: Bir sözleşme 10 Ocak’ta yapılmış, ödeme 10 Nisan’da kararlaştırılmış olsun. Zamanaşımının başlangıcı belirlenirken yalnız imza tarihine bakılmaz; talebin türü, vade ve muacceliyet değerlendirilir. Karşı taraf erken muacceliyet şartına veya daha önce doğmuş bir alacağa dayanıyorsa sözleşme ve bildirimler birlikte incelenmelidir.
Dönemsel alacaklarda her dönemin vadesi ayrı önem taşır. Son ayın kira veya ücret alacağının zamanında istenmesi, bütün önceki dönemleri kendiliğinden korumaz. TBK m.150’deki ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlere ilişkin özel düzenleme de sıradan bütün aylık alacaklara ayrım yapılmadan uygulanmamalıdır. [1]
Haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmede süre nasıl belirlenir?
Haksız fiilde öğrenme ve uzun süre birlikte değerlendirilir
TBK m.72’ye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmesinden başlayarak iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Tazminatın daha uzun ceza zamanaşımı gerektiren cezalandırılabilir bir fiilden doğması hâlindeki özel kural ayrıca incelenir. İki yıllık ve on yıllık süre, arka arkaya eklenen toplam on iki yıllık bir süre değildir. [1]
Öğrenme tarihi her dosyada rapor tarihi değildir. Zararın niteliği, gelişimi, sorumlunun belirlenebilirliği ve hangi bilgilerin ne zaman edinildiği araştırılır. Karşı taraf, zarar ve sorumlunun daha önce bilindiğini gösteren yazışma veya başvuruya dayanabilir. Davacı ise zararın kapsamının sonradan anlaşılmasını veya başlangıcın farklılığını somutlaştırabilir. “Raporu bekliyordum” açıklaması, kanuni başlangıcı incelemeden güvenli bir bekleme gerekçesi sayılamaz.
Sebepsiz zenginleşmede başlangıç farklıdır
TBK m.82’de iki yıllık süre, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrenmesiyle; on yıllık süre ise zenginleşmenin gerçekleşmesiyle bağlantılıdır. Haksız fiildeki başlangıç cümlesi bu talebe aynen taşınmamalıdır. Önce ödemenin veya malvarlığı aktarımının neden geri istendiği ve geçerli bir sözleşmesel ilişki bulunup bulunmadığı belirlenir. [1]
Bir talebin adı değiştirilerek dolmuş sürelerin her durumda aşılabileceği düşünülmemelidir. Mahkeme, ileri sürülen olaylar çerçevesinde hukuki nitelendirmeyi yapar; farklı dayanakların şartları gerçekten mevcut olmalıdır. Zamanaşımına uğrayan bazı taleplerin savunma olarak kullanılabilmesine ilişkin özel düzenlemeler de vardır. TBK m.72 ve 82’deki borcun ifasından kaçınma hükümleri bu nedenle talep hakkından ayrı incelenmelidir. [1, 2] Benzer bir durumla karşılaşan okuyucular için Şirket Müdürü ve Yönetim Kurulunun Sorumluluğu yazısı yol gösterebilir.
İlgili yazılar: Yabancı Deniz Sigortacılarının Türkiye’de Rücu Davaları.
Sık karşılaşılan süreler hangi başlangıçlara bağlıdır?
Tablo 2. Seçilmiş özel hukuk süreleri
| Talep veya işlem | Süre ve başlangıç | Sınır ve dayanak |
|---|---|---|
| Genel alacak | Özel hüküm yoksa muacceliyetten itibaren 10 yıl | TBK m.146, 149; bütün davalara uygulanmaz. |
| Kira bedeli ve ücret gibi dönemsel edimler | Kural olarak ilgili alacağın muacceliyetinden itibaren 5 yıl | TBK m.147; her dönem ve özel düzenleme ayrıca incelenir. |
| Haksız fiil tazminatı | Zararı ve sorumluyu öğrenmeden 2 yıl; fiilden itibaren 10 yıl | TBK m.72; daha uzun ceza zamanaşımı ve özel kanunlar ayrıca değerlendirilir. |
| Sebepsiz zenginleşme | Geri isteme hakkını öğrenmeden 2 yıl; zenginleşmeden 10 yıl | TBK m.82; haksız fiille başlangıçları aynı değildir. |
| Yıllık izin ücreti ve Ek m.3’teki işçilik tazminatları | İlgili alacağın muacceliyetine göre 5 yıl | İş Kanunu Ek m.3 ve geçici m.8; fesih ve geçiş tarihi önemlidir. |
| İşe iade için arabuluculuk | Fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay | İş Kanunu m.20; bir ay, otomatik olarak 30 gün değildir. |
| İşe iadede dava | Anlaşmama son tutanağının düzenlenmesinden itibaren 2 hafta | İş Kanunu m.20; diğer dava türlerine genellenemez. |
| Tenkis davası | Saklı payın zedelendiğini öğrenmeden 1 yıl; kanundaki başlangıçtan 10 yıl | TMK m.571; vasiyetnamede açılma, diğer tasarruflarda mirasın açılması ayrımı vardır. |
| Yasal önalım hakkı | Noter bildirimi üzerinden 3 ay; güncel kuralda satıştan 1 yıl | TMK m.733 ve geçici m.1; eski satışlarda önceki hüküm korunur. |
Tablo, aşağıdaki açıklamalarla birlikte kullanılmalıdır. Her satırda özel şartların gerçekleştiği varsayılır. Sürenin dolması, durması, kesilmesi ve son günün hesabı yalnız bu tablodan otomatik çıkarılamaz. [1, 3, 4] Bu aşamanın ayrıntıları Şirket Genel Kurul Kararının İptali başlıklı yazıda ayrıca ele alınmıştır.
İşçilik alacakları ile işe iade sürelerini karıştırmayın
Ücret alacağının muacceliyeti ile feshe bağlı kıdem, ihbar veya yıllık izin ücreti alacağının başlangıcı aynı değildir. Ücret alacaklarında çalışmanın sürmesi, bütün alacaklar için zamanaşımını kendiliğinden durdurmaz. TBK m.153’te hizmet ilişkisine ilişkin hükmün ev hizmetlileri yönünden özel kapsamı vardır; bütün çalışanlara otomatik olarak genişletilmemelidir. [1, 4]
İş Kanunu Ek m.3 ve geçici m.8, yıllık izin ücreti ve sayılan tazminatlar için 2017 değişikliğinin zaman bakımından uygulanmasını düzenler. Önceden işlemeye başlayan süreler ile yeni düzenleme kapsamındaki fesihler ayrılmalıdır. Hesaplama, yalnız bugün okunan beş yıllık süreye dayanarak geçmiş bütün dosyalara aynı biçimde uygulanamaz. [4]
İşe iade ise çok daha kısa ve birbirini izleyen başvuru aşamaları içerir. Fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurulur; anlaşma sağlanamazsa son tutanağın düzenlenmesinden itibaren iki hafta içinde dava açılabilir. Arabulucunun dosyayı sonuçlandırma süresi ile işçinin başvuru ve dava süreleri farklıdır. Fesih bildirimi, başvuru belgesi ve son tutanak birlikte saklanmalıdır. [4, 5]
Önalımda eski iki yıllık bilgi neden yeterli değildir?
TMK m.733’ün güncel metninde yasal önalım hakkı, satışın noter aracılığıyla bildirilmesinden itibaren üç ay ve her hâlde satıştan itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır. 7571 sayılı Kanunla yapılan değişiklik, önceki iki yıllık üst süreyi bir yıla indirmiştir. Ancak TMK geçici m.1, değişikliğin yürürlüğünden önceki satışlar bakımından eski hükümleri korur. Bu nedenle satış tarihi bilinmeden “Üst süre bir yıldır” veya “İki yıldır” şeklinde kesin cevap verilmemelidir. [3]
Burada satışın öğrenilmesi, kanunda öngörülen noter bildirimi ve satışın kendisi ayrı olgulardır. Üç aylık kısa süre ile satışa bağlı üst süre birlikte takip edilir. Hakkın alıcıya karşı dava yoluyla kullanılması da TMK m.734’ün konusudur; yalnız karşı tarafa itiraz edildiğinin söylenmesi dava açılmış gibi değerlendirilmez. [3]
Zamanaşımının durması ile kesilmesi arasındaki fark nedir?
Durma, geçen süreyi silmez
Durma nedeni varsa zamanaşımı işlemeye başlamaz veya başlamış süre ilerlemez. Engel kalkınca süre, kanunun öngördüğü biçimde başlar ya da kaldığı yerden devam eder. TBK m.153’te örneğin evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirinden alacakları ve velayet süresince çocuğun ana ve babasından alacakları yönünden düzenlemeler bulunur. Her yakınlık veya her görüşme, bu maddede sayılan durumlarla aynı değildir. [1]
Varsayımsal olarak geçerli bir durma nedeni doğduğunda sürenin belirli kısmı geçmişse, nedenin ortadan kalkması o geçmiş kısmı yok etmez. Kalan sürenin belirlenmesi gerekir. Durmanın başlangıç ve bitişi belgelenmeden yalnız takvime rastgele gün eklemek yeterli olmaz.
Kesilme, yeni sürenin başlamasına yol açar
TBK m.154’te borçlunun borcu ikrar etmesi, belirli ifa ve güvence işlemleri; alacaklının dava veya def’i yoluyla mahkemeye ya da hakeme başvurması, icra takibi ve iflas masasına başvurma gibi nedenler düzenlenir. TBK m.156’ya göre kesilme sonrasında yeni süre başlar. Borcun senetle ikrarı veya mahkeme ya da hakem kararına bağlanması hâlinde yeni sürenin on yıl olması ayrıca düzenlenmiştir. [1]
Her yazışma borç ikrarı değildir. “Görüşelim” veya uzlaşma amaçlı koşullu teklif ile belirli borcun kabulü farklıdır. Kısmi ödemenin hangi borca ilişkin olduğu, açıklaması ve ödeyenin sıfatı önemlidir. Zaten dolmuş bir süre bakımından da sıradan kesilme hesabı yapılamaz; sonraki açıklama veya ödemenin hukuki etkisi ayrı değerlendirilmelidir.
Dava veya takip açıldıktan sonra dosya hareketleri de önem taşır. TBK m.157, dava ve takipte kesilen zamanaşımının yeniden işlemesini özel olarak düzenler. Bir dosyanın yıllarca sistemde görünmesi, sürenin bütün koşullarda sonsuza kadar durmuş olduğu anlamına gelmez. [1]
Hangi işlemler süreyi kendiliğinden korumaz?
Tablo 3. Sık yapılan işlemlerin süreye etkisi
| İşlem | Genel değerlendirme | Kontrol edilmesi gereken husus |
|---|---|---|
| Noter ihtarı veya ödeme talebi | Tek başına TBK m.154 anlamında kesilme nedeni değildir. | Temerrüt, muacceliyet veya başka özel etki ayrı olabilir. |
| Telefonla pazarlık ve olağan uzlaşma görüşmesi | Kendiliğinden genel durma sağlamaz. | Gerçek borç ikrarı ve özel kanuni düzenleme araştırılır. |
| Dava veya icra takibi | Koşulları varsa zamanaşımını kesebilir. | Doğru taraf, doğru alacak, işlemin niteliği ve sonraki işlemler |
| Dava şartı arabuluculuk başvurusu | Kanuni kapsamda büro başvurusu–son tutanak arasında koruma sağlar. | Başvuru tarihi, uyuşmazlığın kapsamı ve son tutanak |
| Delil tespiti | Esas talebin ileri sürülmesiyle aynı değildir. | Dava açma süresinin ayrıca korunması gerekir. |
| Savcılığa şikâyet veya idari dilekçe | Hukuk alacağı için otomatik genel kesilme kabul edilemez. | İlgili özel hüküm ve yapılan işlemin gerçek niteliği |
İhtarın yararsız olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. İhtar; temerrüt, ifa talebi veya belirli hakların kullanılması yönünden gerekli olabilir. Ancak bir işlemin başka bir hukuki işlevinin bulunması, zamanaşımını da mutlaka kestiği anlamına gelmez. Aynı dosyada ihtar gereği ile süreyi koruyacak dava veya takip gereği birlikte bulunabilir. [1, 2]
Hak düşürücü sürelerde de kanunun öngördüğü işlemi belirlemek gerekir. Dava yoluyla kullanılması gereken hakkı yalnız ihtarla bildirmek yeterli olmayabilir. Arabuluculuk gibi açık kanuni istisnalar ise ayrıca değerlendirilir; “Hak düşürücü süre hiçbir koşulda durmaz” genellemesi bu nedenle eksiktir. [3, 6]
Arabuluculuk zamanaşımını ve hak düşürücü süreyi nasıl etkiler?
Dava şartı arabuluculukta büro başvurusu önemlidir
6325 sayılı Kanun m.18/A-15 uyarınca arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlenmesine kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. İş uyuşmazlıklarında 7036 sayılı Kanun m.3’teki düzenleme de dikkate alınmalıdır. Bu koruma, başvurunun hukuki kapsamıyla ilgilidir; arabuluculuk başvurusuna ilgisiz bütün hakların ve bütün usul sürelerinin otomatik olarak korunduğu varsayılamaz. [5, 6]
Başvuru yapılması, daha önce sona ermiş süreyi kural olarak yeniden canlandırmaz. Bu nedenle başvuru tarihiyle birlikte süre dolmadan ne kadar zaman kaldığı da kaydedilmelidir. Son tutanak düzenlendiğinde, genel olarak kalan süre ile özel kanunun ayrıca verdiği dava süresi ayrılır. İşe iadedeki iki haftalık süre, bütün arabuluculuk uyuşmazlıklarına uygulanacak genel bir kural değildir. [4, 5, 6]
İhtiyari arabuluculukta başlangıç aynı değildir
Dava açılmadan önceki ihtiyari arabuluculukta 6325 sayılı Kanun m.16; tarafların ilk toplantıya davet edilmesi, sürecin devamı konusunda anlaşılması ve bunun tutanakla belgelenmesi üzerinden başlangıcı belirler. Dava açıldıktan sonraki başlangıç da aynı maddede ayrıca düzenlenmiştir. Bir arabulucuyu telefonla aramak veya karşı tarafa görüşme önermek, tek başına bu şartların tamamlandığını göstermez. [6]
Arabuluculuk sürecinin kanuni başlangıcından sona ermesine kadar geçen zamanın süre hesabında dikkate alınmaması ile sıradan sulh görüşmeleri karıştırılmamalıdır. Taraflar görüşürken süre yaklaşmışsa, görüşme tarihlerini bilmek kadar sürecin hangi kanuni rejime tabi olduğunu bilmek de gereklidir.
Gün, hafta, ay ve yıl hesabı nasıl yapılır?
Usul süreleri ile maddi hukuk sürelerinin hesabını ayırın
HMK m.91–93, usul sürelerinde başlangıcı ve hesap yöntemini düzenler. Gün olarak belirlenen sürede tebliğ veya tefhim günü hesaba katılmaz. Hafta, ay veya yıl olarak belirlenen sürede ise kanundaki karşılık gelen gün yöntemi uygulanır; son ayda karşılık gelen gün bulunmaması ayrıca düzenlenmiştir. Resmî tatiller süreye dahildir; son günün resmî tatile rastlamasının sonucu farklıdır. Bütün günleri iş günü saymak veya bütün hafta sonlarını aradan çıkarmak hatalıdır. [2]
Zamanaşımında TBK m.151, başlangıç gününün sayılmamasını ve son günün de hak kullanılmaksızın geçmesini esas alır; hesaplamada borçların ifasındaki süre hükümlerine gönderme yapar. Bu nedenle TBK m.92–93 ile HMK’daki kuralların uygulama alanı belirlenmelidir. Hak düşürücü sürelerde özel hüküm ve sürenin niteliği ayrıca incelenir. [1]
Takvim üzerinde varsayımsal örnekler
Örnek 1 — İki haftalık usul süresi: Tebligatın 5 Ekim 2026 Pazartesi günü usulüne uygun yapıldığı ve ilgili kuralın tebliğden itibaren iki hafta verdiği varsayılsın. Ek bir etken yoksa karşılık gelen gün 19 Ekim 2026 Pazartesi’dir. Bu hesap yalnız belirtilen varsayım içindir; farklı başlangıç kuralı veya özel düzenleme varsa sonuç değişir. [2]
Örnek 2 — Bir aylık süre: HMK m.92’nin uygulandığı bir işlemde başlangıç 31 Ocak 2026 ise, takip eden ayda 31 bulunmadığından ayın son günü esas alınır; son günün tatil niteliği ayrıca değerlendirilir. Buradaki amaç, bir ayın her zaman otuz gün olmadığını göstermektir. Aynı yaklaşımın başka bir süreye uygulanıp uygulanmayacağı, o sürenin dayanağına göre belirlenmelidir. [2]
Bu örneklerde adli tatil, özel durma kararı, usulsüz tebligat ve mücbir sebebe ilişkin başka bir düzenleme varsayılmamıştır. İşlemin hangi kanaldan yapıldığına göre son gün içindeki işlem saati de önem taşıyabilir; elektronik başvuruyu son dakikaya bırakmak uygun bir takip yöntemi değildir.
Elektronik tebligat ve adli tatil hesabı değiştirir mi?
Elektronik tebligatta ulaşma ve tebliğ tarihi farklıdır
7201 sayılı Tebligat Kanunu m.7/a’ya göre elektronik tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. E-postaya veya telefona gelen bilgilendirme mesajı ile hukuki tebligat kaydı karıştırılmamalıdır. Ardından, yapılacak işleme ait sürenin hangi kurala göre başlayacağı belirlenir. [7]
Varsayımsal örnek: Elektronik tebligat 5 Ekim 2026’da hesaba ulaşmışsa izleyen beşinci gün 10 Ekim 2026’dır. Tebliğ kabulü bu günün sonunda oluşur. Bu beş günlük kural, sonradan işleyecek cevap veya kanun yolu süresiyle aynı hesap değildir. Ulaşma, tebliğ sayılma ve işleme ait son gün ayrı kaydedilmelidir. [7]
Usulsüz tebligatta m.32’deki öğrenme kuralı gündeme gelebilir. Bununla birlikte usulsüz tebligat ile hiç tebligat bulunmaması aynı olgu değildir; iddia, öğrenme tarihi ve başvuru yöntemi dosyaya göre değerlendirilmelidir. Sadece “Ben görmedim” açıklamasına dayanarak bütün sürelerin başlamadığını kabul etmek güvenli değildir. [7]
Adli tatil bütün süreleri durdurmaz
HMK m.102–104’teki adli tatil düzeni, kapsamına giren dava ve işlerde Kanunun tayin ettiği süreler yönünden değerlendirilir. HMK m.104, belirli koşullarda adli tatilin bitiminden itibaren bir haftalık uzamayı düzenler. Bu hüküm, bütün zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin yaz boyunca durduğu anlamına gelmez. Adli tatilde görülmeye devam eden işler de ayrıca sayılmıştır. [2]
Özellikle dava açma süresi yönünden “Mahkemeler tatilde, bekleyebilirim” düşüncesiyle hareket edilmemelidir. Esas talebin maddi hukuk süresi, arabuluculuk gereği ve adli tatilde yapılabilecek işlemler birlikte kontrol edilmelidir.
2026 değişikliği kısmi dava ve talep artırımını nasıl etkiledi?
HMK m.107 kaldırıldı; eski davalar için geçiş kuralı var
31 Temmuz 2026’da yayımlanan 7589 sayılı Kanunun 19. maddesi, belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK m.107’yi yürürlükten kaldırmıştır. Aynı Kanunun geçici m.1/10 hükmü, kaldırılma tarihinden önce açılmış davalar bakımından m.107’nin uygulanmasına devam edileceğini düzenler. Dolayısıyla eski bir makaledeki “Belirsiz alacak davası açın” önerisi, bugün açılacak yeni bir dava için aynen kullanılamaz. Önceden açılmış dosyalar da sırf düzenleme kaldırıldı diye aynı gün yeni dava türüne dönüşmüş sayılmaz. [2, 10]
Kısmi davada artırılan bölümün zamanaşımı
HMK m.109’a eklenen dördüncü fıkra, alacağın bir kısmı dava edildiğinde talebin aynı davada bir defaya mahsus, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikat sona erinceye kadar artırılabilmesini düzenler. Bu durumda artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Yeni hüküm, kısmi davanın kalan bölümü bakımından eski değerlendirmelerin koşulsuz tekrar edilmesini engeller. [2, 10]
Bununla birlikte düzenleme bütün eksiklikleri ortadan kaldıran bir güvence değildir. Alacağın bölünebilirliği, ileri sürülen talebin kapsamı, artırımın aynı davada ve kanuni aşama içinde yapılması, bir defalık imkân ve gerekli harç işlemleri değerlendirilmelidir. Dava açılmadan önce zaten dolmuş zamanaşımı, bu hükümle kendiliğinden yenilenmez. Başka bir alacak kaleminin eklenmesi ile mevcut talebin miktarının artırılması da aynı işlem olarak varsayılmamalıdır.
Yeni kuralın eski kısmi davalardaki tamamlanmış ve tamamlanmamış işlemlere etkisi, HMK m.448 ve dosyanın aşamasıyla birlikte incelenmelidir. Geçiş hükmünün açıkça eski belirsiz alacak davalarını koruması, bütün eski dosyaların her sorusuna tek cevap verdiği anlamına gelmez. Faiz başlangıcı, temerrüt ve talep kapsamı da zamanaşımının kesilmesiyle aynı mesele değildir. [1, 2, 10]
Çetin Akboğa kararı hangi sınırı hatırlatır?
AYM Genel Kurulunun Çetin Akboğa kararında, iş kazasına dayalı tazminatın yargılama sırasında belirlenen ve artırılan kısmının zamanaşımı nedeniyle reddi değerlendirilmiştir. Başvurucunun tutarı başlangıçta belirleyememesi, bilirkişi raporunun çok sonra alınması ve ikinci davanın niteliğinin değerlendirilmesi birlikte ele alınmış; somut olayda mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz müdahale bulunduğuna karar verilmiştir. [11: §§62–75]
Bu karar, bütün tazminatlarda zamanaşımının mutlaka bilirkişi raporuyla başlayacağı veya bütün süre itirazlarının etkisiz kalacağı şeklinde okunamaz. Kararın verildiği dönemin usul hükümleri ile 2026 değişikliği ayrılmalıdır. Kararın güncel dosyalara taşınabilecek temel uyarısı, süre uygulamasının davanın gerçek koşullarını ve mahkemeye erişim hakkını göz ardı eden otomatik bir işleve dönüştürülmemesidir.
Süre geçtiği düşünülüyorsa hangi imkânlar incelenmelidir?
Önce hesabın ve işlemin doğruluğunu kontrol edin
Sürenin gerçekten dolup dolmadığı; doğru hukuki dayanak, başlangıç, durma, kesilme, tebligat ve geçiş hükümleri üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Hesap hatası, gerçekte mevcut bir durma nedeninin atlanması veya yanlış talep türünün seçilmesi sonucu değiştirebilir. Fakat yalnız haklı olunduğu düşüncesi kanuni süreyi kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Mahkemenin süre uygulamasında öngörülemezlik veya ölçüsüzlük bulunduğu ileri sürülüyorsa, iddia olağan başvuru yollarında somut gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Bireysel başvuru, yapılması gereken olağan işlemlerin yerine geçmez. Dosyada mevcut belgeler ve karardaki gerekçe, başvuru yolunun kapsamıyla birlikte incelenmelidir. [2, 11]
TBK m.158’deki altmış gün genel kurtarma süresi değildir
TBK m.158; dava veya def’in görevsizlik, yetkisizlik, düzeltilebilir yanlışlık ya da vaktinden önce açılma nedeniyle reddedilmiş olması ve bu arada zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolması gibi koşullara bağlı bir ek süre düzenler. Her usulden ret, her eksik başvuru veya her geç kalma otomatik olarak altmış günlük yeni süre vermez. [1]
Görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra dosyanın gönderilmesi yönünden HMK m.20’deki iki haftalık süre ve başlangıç ihtimalleri ayrıca vardır. TBK m.158 ile HMK m.20 birbirinin yerine kullanılmamalıdır. Kararın kesinliği, kanun yoluna başvuru ve tebliğ kayıtları birlikte kontrol edilmelidir. [1, 2]
Eski hâle getirme her tür süreyi canlandırır mı?
HMK m.95 ve devamındaki eski hâle getirme, elde olmayan sebeple kaçırılan usul işlemleri için belirli şartlara bağlıdır. Engelin kalkması, başvuru zamanı, yapılamayan işlemin yerine getirilmesi ve diğer kanuni koşullar önemlidir. Bu kurum, maddi hukuktaki her zamanaşımı veya hak düşürücü süreyi yeniden başlatan genel bir yol değildir. Özel bir hüküm varsa kendi koşullarıyla incelenir. [2]
Eski tarihli ve yabancı unsurlu dosyalarda hangi ek kontrol yapılmalıdır?
6101 sayılı Kanun m.5, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğünden önce başlamış süreler için geçiş hükümleri içerir. Benzer biçimde işçilik alacakları, önalım ve dava türleri bakımından özel geçiş kuralları vardır. Güncel kanunu okumak gereklidir; ancak geçmiş olayın hangi düzenlemeye tabi olduğunu ayrıca belirlemek gerekir. [3, 4, 8, 10]
Geçmiş dönemlere ilişkin olağanüstü süre durdurma düzenlemeleri de ancak olay, kişi, bölge, işlem ve tarih bakımından kapsamlarına giriyorsa hesaba katılır. Tarihsel bir düzenleme bugün bütün dosyalarda sürelerin durduğu anlamına gelmez. Somut dosyada böyle bir etki ileri sürülüyorsa ilgili kararın yürürlük ve kapsamı ayrıca doğrulanmalıdır.
Yabancı unsurlu bir uyuşmazlıkta ise Türk mahkemesinde dava açılması, her maddi hukuk süresinin mutlaka Türk hukukuna tabi olacağı anlamına gelmez. MÖHUK m.8, zamanaşımını hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka bağlar. Usul süresi ile maddi hukuk zamanaşımı ayrılmalı; uygulanacak yabancı hukukun içeriği de MÖHUK m.2 çerçevesinde araştırılmalıdır. [12]
Dosyada kullanılabilecek süre kontrol tablosu
Tablo 4. Süre incelemesinin çalışma kaydı
| Kontrol alanı | Kaydedilecek bilgi | Dayanak belge veya işlem |
|---|---|---|
| Talep ve taraf | İstenen hak, miktar veya işlem; doğru muhatap | Sözleşme, taraf kayıtları, talep açıklaması |
| Uygulanacak hukuk | Kanun, madde ve varsa geçiş hükmü | Güncel ve olaya uygulanabilir mevzuat |
| Süre türü | Zamanaşımı, hak düşürücü süre veya usul süresi | İlgili hüküm ve hukuki nitelendirme |
| Başlangıç | Vade, öğrenme, bildirim, tebliğ veya özel olay | Tarihi kanıtlayan kayıt |
| Durma veya kesilme | Neden, kapsam ve başlangıç–bitiş tarihleri | Başvuru, ödeme, ikrar, tutanak, dosya işlemi |
| Son gün | Hesap yöntemi, tatil ve özel etkenler | Gerekçeli takvim hesabı |
| Yapılacak işlem | Dava, takip, arabuluculuk veya diğer başvuru | Hazırlanmış dilekçe ve gerekli ekler |
| İşlemin tamamlanması | Gönderim ve kayıt oluştuğunun doğrulanması | Makbuz, UYAP veya başvuru kaydı |
| Sonraki süre | Tebligat, son tutanak veya karardan doğacak yeni işlem | Takvim kaydı ve sorumlu kişi |
| Müvekkilin bilgilendirilmesi | Risk, yapılacak işlem ve alınan sonucun açıklanması | Tarihli bilgilendirme notu |
Takvim programı ve hatırlatıcı kullanmak yararlıdır; ancak hukuki nitelendirmeyi yazılım yapmış saymak doğru değildir. Yanlış başlangıç girildiğinde çok sayıda hatırlatma aynı yanlış tarihi tekrar eder. Sürenin dayanağı, hesabı ve yapılan işlem yazılı tutulmalıdır.
Müvekkilin belgeyi geç getirmesi, tebligatı farklı anlaması veya görüşmeler sürerken sürenin durduğunu sanması dosyada ayrıca ele alınmalıdır. Risk anlaşılır biçimde açıklanmalı; bilgi veya talimat beklenirken yaklaşan süre görünmez bırakılmamalıdır. Yapılan işlem kadar, işlemin gerçekten tamamlandığını doğrulamak ve müvekkile dönmek de düzenli dosya takibinin parçasıdır.
Sonuç
Dava açma süresini doğru belirlemek, önce hakkı ve uygulanacak hukuku doğru belirlemeyi gerektirir. Sürenin adı, başlangıç tarihi, durma ve kesilme nedenleri ile süresinde yapılacak işlem aynı dosyada açıkça gösterilmelidir. İhtar, görüşme, delil tespiti ve arabuluculuk aynı sonucu doğurmaz; zamanaşımı, hak düşürücü süre ve usul süresi de birbirinin yerine geçmez.
Özellikle 2026’daki kısmi dava düzenlemesi ve önalımın geçiş hükmü, eski bilgilerin dosya tarihinden bağımsız kullanılmaması gerektiğini gösterir. Sağlam bir süre takibi, takvimde bir tarih işaretlemekle tamamlanmaz: o tarihin dayanağını, yapılacak işlemi ve işlemin tamamlandığını gösteren kaydı birlikte gerektirir.
Sıkça Sorulan Sorular
Dava açmak için her zaman on yıl sürem var mı?
Hayır. On yıl, TBK m.146’da özel hüküm bulunmayan alacaklar için genel süredir. Talebin türüne göre daha kısa veya farklı başlangıçlı süreler uygulanabilir. [1]
Zamanaşımı dolunca borç tamamen ortadan kalkar mı?
Kural olarak hayır. Zamanaşımı borçluya savunma imkânı sağlar; hâkim bunu kendiliğinden dikkate alamaz. Usulüne uygun def’i ileri sürülmesi ve sürenin gerçekten dolmuş olması değerlendirilir. [1]
Hak düşürücü süreyi mahkeme kendiliğinden gözetir mi?
Evet; zamanaşımından temel farklarından biri budur. Ancak hangi hakkın veya başvuru imkânının etkilendiği ve ret kararının niteliği ilgili özel düzenlemeye göre belirlenmelidir. [2, 9]
Noterden ihtar göndermek zamanaşımını keser mi?
Tek başına genel kesilme nedeni değildir. İhtarın temerrüt veya başka haklar yönünden etkisi olabilir; zamanaşımının korunması için TBK m.154 ve özel hükümler ayrıca incelenmelidir. [1]
Arabuluculuk başvurusu süreyi sıfırdan başlatır mı?
Genel etkisi sıfırdan başlatmak değildir. Dava şartı arabuluculukta kanuni başvuru–son tutanak dönemi boyunca zamanaşımı durur, hak düşürücü süre işlemez. İhtiyari arabuluculuğun başlangıç şartları farklıdır. [6]
Arabuluculuk bittikten sonra her dava iki haftada mı açılır?
Hayır. İki haftalık özel süre işe iade gibi ilgili düzenlemenin öngördüğü hâller içindir. Diğer taleplerde kalan süre ve varsa başka özel hüküm değerlendirilir. [4, 6]
Bir ay ile otuz gün aynı mıdır?
Her zaman aynı değildir. Kanunun ay olarak verdiği süre, uygulanacak hesap hükmüne göre değerlendirilir. Gün, hafta ve ay ifadeleri birbirine gelişigüzel çevrilmemelidir. [1, 2]
Hafta sonları süre hesabından çıkarılır mı?
HMK’daki genel hesapta tatiller süreye dahildir. Son günün tatile rastlaması ayrı düzenlenmiştir. Kanunun açıkça iş günü öngördüğü özel süreler ayrıca değerlendirilir. [2]
Elektronik tebligatı açmadıysam süre başlamaz mı?
Böyle bir genel sonuç yoktur. Elektronik tebligat, hesaba ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. İşleme ait süre, kendi başlangıç kuralıyla ayrıca hesaplanır. [7]
Adli tatilde zamanaşımı durur mu?
Adli tatil bütün maddi hukuk sürelerini durduran genel bir düzenleme değildir. HMK m.104’ün kapsamı, adli tatile tabi iş ve Kanunun tayin ettiği süre koşullarıyla incelenmelidir. [2]
Kısmi davada artırdığım tutar için zamanaşımı hangi tarihte kesilir?
Güncel HMK m.109/4 kapsamındaki usulüne uygun artırımda, artırılan kısım için de dava tarihinde kesilmiş sayılır. Bir defalık artırım, tahkikatın bitimi ve geçiş hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. 2026 değişikliğinin ayrıntıları ana bölümde açıklanmıştır. [2, 10]
Belirsiz alacak davası artık açılamıyor mu?
HMK m.107, 31 Temmuz 2026’da yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak bu tarihten önce açılmış davalar için uygulanmasına devam edilir. Yeni davada talep ve uygun dava yolu güncel m.109 ve diğer hükümlerle belirlenmelidir. [2, 10]
Önalım hakkının üst süresi bir yıl mı, iki yıl mı?
Güncel kural bir yıldır; değişiklikten önceki satışlar için geçiş hükmü eski düzenlemeyi korur. Ayrıca noter bildirimine bağlı üç aylık süre vardır. Satış ve bildirim tarihleri birlikte incelenmelidir. [3]
Süreyi kaçırdıysam mutlaka altmış günlük ek süre var mı?
Hayır. TBK m.158 yalnız belirli ret nedenleri ve diğer kanuni koşullarla uygulanır. Eski hâle getirme de her maddi hukuk süresini canlandırmaz. Önce gerçek hesap ve kullanılabilecek özel yol belirlenmelidir. [1, 2]
Kaynakça
- Türkiye Cumhuriyeti, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu; özellikle m.72, 78, 82, 92–93 ve 146–161. Güncel mevzuat metni.
- Türkiye Cumhuriyeti, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu; özellikle m.20, 33, 90–109, 141–145, 176 ve devamı, 323–326, 400 ve devamı, 448. Güncel mevzuat metni.
- Türkiye Cumhuriyeti, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu; özellikle m.571, 732–734 ve geçici m.1. Güncel mevzuat metni.
- Türkiye Cumhuriyeti, 4857 sayılı İş Kanunu; özellikle m.20, 32, Ek m.3 ve geçici m.8. Güncel mevzuat metni.
- Türkiye Cumhuriyeti, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu; özellikle m.3. Güncel mevzuat metni.
- Türkiye Cumhuriyeti, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu; özellikle m.16 ve 18/A. Güncel mevzuat metni.
- Türkiye Cumhuriyeti, 7201 sayılı Tebligat Kanunu; özellikle m.7/a ve 32. Güncel mevzuat metni.
- Türkiye Cumhuriyeti, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun; özellikle m.5–6. Mevzuat metni.
- Peksöz, Vildan, “Hak Düşürücü Sürelerin Dava Şartı Olarak Nitelendirilme(me)si”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 28(1), 2024, s.101–126; özellikle s.119–121. DOI: 10.34246/ahbvuhfd.1321324. Makale.
- Türkiye Cumhuriyeti, 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun; m.19–20, geçici m.1/10 ve m.26. Resmî Gazete, 31.07.2026, sayı 33326. Mevzuat metni.
- Anayasa Mahkemesi, Genel Kurul, Çetin Akboğa, B. No: 2019/430, 23.03.2023; özellikle §§62–75. Resmî Gazete, 23.05.2023, sayı 32199. Karar.
- Türkiye Cumhuriyeti, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun; özellikle m.2 ve 8. Güncel mevzuat metni.