Birden fazla mirasçı bulunduğunda, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar devam eden bir miras ortaklığı doğar. Mirasçılar, terekeye giren haklara elbirliğiyle sahip olur; kanundan veya sözleşmeden doğan temsil ve yönetim yetkileri saklı kalmak üzere bu haklar üzerinde birlikte tasarruf eder. Bu nedenle mirasçılık belgesinde belirli bir payın bulunması, mirasçıya terekenin her bir malında bağımsız hareket etme veya istediği taşınmazı tek başına satma yetkisi vermez. Buna karşılık her mirasçı, terekenin korunmasını ve şartları varsa paylaşılmasını isteyebilir. [1]
Tereke uyuşmazlıklarının çözümünde ilk soru, anlaşmazlığın hangi aşamada ortaya çıktığıdır. Mirasbırakanın mal ve borçlarının belirlenmesi, ortaklığın yönetimi, haksız kullanımın giderilmesi, mirasçılık sıfatının korunması ve malvarlığının paylaşılması farklı hukuki yollara tabidir. Terekenin tespiti, terekeye temsilci atanması ve ortaklığın giderilmesi aynı talep değildir. Yanlış hukuki yolun seçilmesi; görev, taraf teşkili, dava şartı veya süre yönünden hak kaybı doğurabilir.
Miras ortaklığı nedir, ne zaman kurulur?
Türk Medenî Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca mirasçılar, mirasbırakanın ölümüyle mirası kanun gereğince bir bütün olarak kazanır. Birden çok mirasçı varsa 640. madde kapsamında, terekedeki hak ve borçları kapsayan ortaklık oluşur. Ortaklığın doğması için mirasçıların sözleşme yapması, tapuda intikal işleminin tamamlanması veya mirasçılık belgesi alınması kurucu şart değildir. Bununla birlikte bu belgeler ve kayıt işlemleri, mirasçılığın ispatı ve uygulamadaki işlemlerin yürütülmesi bakımından önemlidir. [1]
Tereke, yalnızca ev, arsa, araç veya banka hesabından oluşmaz. Miras yoluyla geçebilen alacaklar, şirket payları, fikrî hakların malvarlıksal yönleri ve borçlar da değerlendirmeye girer. Kişiye sıkı sıkıya bağlı ve ölümle sona eren hakların aynı kapsamda kabul edilmemesi gerekir. Dolayısıyla ilk çalışma, mal listesinin hazırlanmasıyla sınırlı tutulamaz; hakların devredilebilirliği ve borçların hukuki niteliği de incelenmelidir.
Konunun ayrıntıları için adi ortaklığın feshi ve tasfiyesi bölümüne bakılabilir.
Miras ortaklığının ayrı bir tüzel kişiliği bulunmaz. Terekeye ilişkin bir davada, davacı veya davalı hanesine yalnızca “tereke” yazılması taraf sorununu kendiliğinden çözmez. Davanın niteliğine göre mirasçıların, yetkili temsilcinin veya başka bir kanuni yöneticinin usulüne uygun şekilde yer alması gerekir.
Miras payı ile belirli bir mal üzerindeki pay arasındaki fark
Mirasçılık belgesinde yarı pay sahibi görünen bir mirasçı, paylaşılmamış terekedeki bir dairenin belirli odalarının veya taşınmazın bağımsız yarısının sahibi hâline gelmez. Elbirliği mülkiyetinde hak, ortaklık ilişkisi içinde malın tamamına yayılır. Belgedeki oran, mirasçının mirastaki konumunu gösterir; tek başına belirli bir malda serbest tasarruf imkânı sağlamaz. Yabancı uyruklu bir mirasçının belge alma süreci yabancı mirasçının Türkiye’de veraset ilamı alması yazısında anlatılmıştır.
Bu ayrım, miras payının devrinde de önemlidir. Mirasçının miras payına ilişkin sözleşme yapabilmesi ile terekeye ait belirli taşınmazı tek başına devredebilmesi farklı meselelerdir. Ayrıca tüm mirasçıların hak sahibi olması, miras paylarının mutlaka eşit olduğu anlamına gelmez. Eş, altsoy ve diğer mirasçıların payları, somut mirasçılık durumuna ve geçerli ölüme bağlı tasarruflara göre belirlenir. [1]
Terekenin kapsamı nasıl belirlenir?
Sağlıklı bir paylaşma, aktif ve pasifin birlikte belirlenmesini gerektirir. Tapu ve araç kayıtları, bankalar, yatırım hesapları, ticaret sicili, alacak belgeleri, icra dosyaları ve vergi kayıtları birlikte değerlendirilmelidir. Mirasbırakanın üçüncü kişilerdeki alacaklarının tahsil kabiliyeti ile terekeye yöneltilen borç iddialarının geçerliliği ayrıca araştırılmalıdır. Benzer bir durumda miras kalan altın, mücevher ve banka kasası yazısındaki adımlar karşılaştırılabilir.
Terekeye ait olduğu ileri sürülen her değer, yalnızca aile içinde böyle bilindiği için terekeye eklenemez. Örneğin bir şirketin ortağı olan mirasbırakanın mirasına, kural olarak şirket payları ve kendisine ait diğer haklar girer. Şirket tüzel kişiliğine ait taşınmaz ve banka hesapları, doğrudan mirasbırakanın kişisel malıymış gibi paylaşılmaz. Payın devri, ortaklık haklarının kullanılması ve şirketin devamı, şirket türü ile ilgili özel hükümler çerçevesinde incelenir.
Sağ kalan eşin mal rejiminden doğan alacakları ile miras hakkı da birbirinden ayrılmalıdır. Bir malın tapuda mirasbırakan adına kayıtlı olması, sağ kalan eşin o mal bakımından hiçbir alacağının bulunmadığını göstermez. Buna karşılık evlilik içinde edinilen her malın yarısının doğrudan ve koşulsuz olarak eşe ait olduğu da söylenemez. Mal rejiminin türü, edinme tarihi, finansman ve kişisel mal iddiaları araştırılarak net tereke hesabına etkisi belirlenmelidir. [1]
Mirasçılar, paylaşma bakımından önemli bilgileri birbirlerine açıklamakla yükümlüdür. Tereke mallarını elinde bulunduran veya mirasbırakana borçlu olan mirasçının açıklama yükümlülüğü özellikle önemlidir. Banka hareketinin gizlenmesi, ölümden sonra tahsil edilen kiraların bildirilmemesi veya tereke borcunun olduğundan fazla gösterilmesi, paylaşma hesabını ve gerektiğinde sorumluluk taleplerini etkiler. TMK m.646 ve 649 bu bilgi paylaşımının hukuki dayanakları arasındadır. [1]
Mirasın yönetimi ve korunması
Bir mirasçı tek başına işlem yapabilir mi?
Tereke haklarında birlikte tasarruf kuralı esastır. Mirasçılardan birinin diğerlerinden daha fazla pay sahibi olması, çoğunluk kararıyla bütün terekeyi yönetebileceği anlamına gelmez. Vekâletname, mirasçılar arasındaki geçerli düzenleme, vasiyeti yerine getirme görevlisinin yetkisi veya mahkemece atanan temsilcinin görev alanı ayrıca değerlendirilir.
Yeni bir kira sözleşmesi yapılması, alacaktan vazgeçilmesi, taşınmazın satılması ve sulh olunması gibi işlemlerde yetkinin kaynağı açıkça belirlenmelidir. Önceden kurulmuş sözleşmelerin ölümden sonraki durumu ise ilgili sözleşmenin türüne göre incelenir. Kiracının, mirasçılardan yalnızca birinin talebi üzerine bütün kira bedelini ona ödemesi, ödemenin diğer hak sahiplerine karşı sonuçları bakımından uyuşmazlık yaratabilir.
Banka hesabında da mirasçılık belgesinin ibrazı ile paranın tek mirasçı tarafından çekilmesi aynı işlem değildir. Mirasçılık, tasarruf yetkisi, hesabın niteliği ve ilgili vergi işlemleri birlikte ele alınmalıdır. Hesabın terekeye ait olduğu hâllerde, bir mirasçının kendi payını gerekçe göstererek bütün parayı kişisel hesabına aktarması diğer mirasçıların haklarını ortadan kaldırmaz.
Buna karşılık TMK m.640, her mirasçıya tereke haklarının korunmasını isteme imkânı tanır. Kaybolma tehlikesi bulunan belgelerin korunması, delil tespiti veya somut risk nedeniyle geçici hukuki koruma istenmesi bu çerçevede değerlendirilebilir. Koruma yetkisi, sınırsız yönetim ve satış yetkisi değildir. Koruma sonucundan bütün mirasçılar yararlanır. [1]
Terekenin tespiti ne sağlar?
Terekenin tespiti ve koruma önlemleri, ölüm anındaki malvarlığının belirlenmesi ve miras haklarının güvence altına alınması bakımından işlev görür. TMK m.589 ve devamında düzenlenen önlemler; koşullarına göre defter tutulmasını, mühürlemeyi veya resmî yönetimi kapsayabilir. Talepte hangi malın, belgenin veya gelirin tehlikede olduğu ve neden gecikmeden işlem yapılması gerektiği açıklanmalıdır.
Tespit dosyası, tek başına taşınmazın mirasçılar arasında paylaştırıldığı veya tartışmalı mülkiyetin kesin olarak çözüldüğü anlamına gelmez. Tereke listesine alınan bir mal üzerindeki üçüncü kişi iddiası, ayrı bir uyuşmazlığın konusu olabilir. Aynı şekilde tereke borçlarının yazılması, her borcun kesinleşmiş ve tartışmasız kabul edildiğini göstermez.
TMK m.590 kapsamındaki koruma amaçlı defter ile m.619 ve devamındaki resmî defter birbirinden farklıdır. Koruma amaçlı defterin düzenlenmesi, mirasçının borçlardan sorumluluğunu kendiliğinden resmî deftere göre kabul rejimine dönüştürmez. Bu ayrım, özellikle borçlu olduğu düşünülen terekelerde belirleyicidir. [1]
İhtiyati tedbir talebinde nelere dikkat edilir?
HMK m.389 çerçevesinde ihtiyati tedbir için, mevcut durumda meydana gelebilecek değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin güçleşmesi veya ciddi zarar tehlikesi gibi somut koşullar gösterilmelidir. Talep edilen önlem uyuşmazlıkla bağlantılı ve ölçülü olmalıdır. Sadece mirasçılar arasında anlaşmazlık bulunduğunun belirtilmesi, her mal üzerinde otomatik işlem yasağı kurulmasını sağlamaz.
Tedbir kararının verilmesi kadar uygulanması ve esas davanın süresinde açılması da önem taşır. HMK m.393 uyarınca uygulanma talebine ilişkin bir haftalık süre ile m.397’deki, dava öncesi tedbirin uygulanmasının talep edildiği tarihten başlayan iki haftalık dava açma süresi birbirine karıştırılmamalıdır. Dava şartı arabuluculuk söz konusuysa, 6325 sayılı Kanun m.18/A’daki sürelerin işlememesine ilişkin özel hükümler ayrıca dikkate alınır. [2][3]
Tereke temsilcisi ne zaman atanır?
Mirasçıların birlikte hareket edememesi, tereke yönetimini veya ortaklığa ait hakların takibini aksatabilir. TMK m.640/3, mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh hukuk mahkemesinin paylaşmaya kadar miras ortaklığına temsilci atayabilmesine imkân tanır. Başvuruda mirasçılık durumu, ortaklığın devam ettiği, ortaya çıkan yönetim ya da takip sorunu ve temsil ihtiyacı somutlaştırılmalıdır. [1]
Diğer mirasçıların sırf başvuruya karşı çıkması, temsilci atanmasını mutlaka engellemez. Bununla birlikte onların hukuki dinlenilme hakkı gözetilmelidir. Mirasçılık belgesi, devam eden dava dosyaları, kira ve banka kayıtları, yapılamayan işlem yazışmaları ve varsa gelirlerin kişisel hesaplarda tutulduğunu gösteren kayıtlar değerlendirmeye yardımcı olur.
Temsilci, yalnızca başvuran mirasçının vekili gibi hareket etmez. Görevini miras ortaklığının menfaatini gözeterek, atama kararında belirlenen sınırlar içinde yürütür. Görev alanı, temsil edilen işlemler, hesap verme düzeni ve ücretin nasıl belirleneceği kararda açıklığa kavuşturulmalıdır. Belirli bir dava veya iş bakımından temsil ihtiyacı ile genel yönetim ihtiyacının ayrılması, uygulama ve öğretide tartışılan kapsam sorunlarının somut dosyada çözülmesini kolaylaştırır. Temsilcinin yetkisi, atama kararının okunmasıyla belirlenmeli; her atamanın aynı kapsamda olduğu varsayılmamalıdır. [7]
Temsilci atanması, terekenin paylaşılması veya temsilcinin bütün malları serbestçe satabilmesi demek değildir. Tasarruf işlemleri, yetki sınırları ve gerektiğinde mahkeme denetimi ayrıca ele alınır. Görevin gereği gibi yürütülmediği düşünülüyorsa, hesap ve işlem kayıtları üzerinden atayan mahkemeye somut başvuruda bulunulmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2015 tarihli, E.2015/1-1730, K.2015/2656 sayılı kararında temsilci atanmasının davanın takibine etkisi incelenmiştir. Kararın somut sonucu, temsilcinin yokluğunda dosyanın her durumda işlemden kaldırılacağı şeklinde okunamaz. Kurul, davalının davayı takip ettiğini dikkate alarak HMK m.150 çerçevesinde yargılamanın devamını değerlendirmiştir. Karar içindeki önceki bozma gerekçesi ile Kurulun vardığı sonuç birbirinden ayrılmalıdır. [6]
Tereke adına dava ile kişisel hakka dayanan dava arasındaki ayrım
Bir davanın kimler tarafından açılacağı, yalnızca taşınmazın mirastan kalmış olmasına bakılarak belirlenemez. Talebin terekeye ait ortak bir hakkın kullanılması mı, yoksa belirli mirasçının kişisel hakkı mı olduğu saptanmalıdır. Dava dilekçesindeki sonuç talebi, hükmün kimin lehine kurulacağını açıkça göstermelidir.
Terekeye dönecek bir mal veya alacağın üçüncü kişiden istenmesi ile mirasçının kendisine ait bireysel talebi aynı usule tabi değildir. Ortaklığa ait bir hakkın takibinde bütün mirasçıların katılımı, uygun durumlarda muvafakat veya temsilci aracılığıyla takip gündeme gelebilir. Ancak her eksikliğin sonradan temsilci atanarak giderilebileceği genellemesi isabetli değildir. Davanın baştan hangi hak ve hangi talep üzerine kurulduğu belirleyicidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 05.12.2024 tarihli, E.2024/417, K.2024/5503 sayılı kararında, mirasbırakanın satış vaadi sözleşmesine dayanan istem ve davada yer almayan mirasçının durumu incelenmiştir. Çoğunluk, uyuşmazlığı terekeye ilişkin talep olarak ele alarak eksik katılımın diğer mirasçının muvafakati veya tereke temsilcisi yoluyla tamamlanmasına imkân verilmesini değerlendirmiştir. [4]
Karşı oy ise istemin yalnızca davacıların kişisel paylarına yöneldiğine dikkat çekmiş; mahkemenin bu talebi tereke adına talebe dönüştürmesinin tarafların getirme ve taleple bağlılık ilkeleri bakımından sorununu vurgulamıştır. Bu ayrılık, dava dilekçesinin neden dikkatle kurulması gerektiğini gösterir. Karar, tek mirasçının hiçbir dava açamayacağı şeklinde yorumlanamaz. Mirasçılar arasındaki belirli ecrimisil talepleri veya saklı paya dayanan bireysel talepler ayrıca değerlendirilir. [4][5]
Miras kalan evi veya tarlayı tek mirasçının kullanması
Ecrimisil hangi koşullarda istenebilir?
Bir mirasçının taşınmazı tek başına kullanması, diğer mirasçılara her durumda otomatik kullanım tazminatı doğurmaz. Ecrimisil, haksız kullanımdan kaynaklanan tazminat talebidir. Kullanımın kapsamı, davacının yararlanmasının engellenip engellenmediği, mirasçılar arasında kullanım düzeni bulunup bulunmadığı ve talep edilen dönem incelenmelidir.
Mirasçılar arasındaki uyuşmazlıklarda genel olarak “intifadan men”, yani yararlanma isteğinin karşı tarafa bildirilmesi ve yararlanmanın engellenmesi önem taşır. Bildirimin ne zaman ve hangi taşınmazlar için yapıldığı ispatlanmalıdır. Noter ihtarı güçlü bir ispat aracı olabilir; ancak her olayda tek mümkün ispat yolu değildir. Önceki dava ve takipler ile diğer hukuken geçerli deliller de koşullarına göre değerlendirilir.
Yargıtay uygulamasında, doğal ürün veren taşınmazlar, fiilen kiraya verilerek gelir elde edilen yerler, diğer hak sahibinin hakkının tümden inkârı veya belirli bir kullanım düzeninin ihlali gibi durumlarda intifadan men koşuluna ilişkin istisnalar gündeme gelebilir. İstisnanın somut olaya uyduğu açıklanmalıdır. Taşınmazın yalnızca kiraya verilebilecek nitelikte olması, fiilî kira geliri bulunduğu sonucunu kendiliğinden doğurmaz. [5]
Yargıtay hangi araştırmaları arıyor?
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 04.02.2016 tarihli, E.2015/590, K.2016/1166 sayılı kararı, çok sayıda taşınmaz yönünden açılan ecrimisil davasında ayrıntılı araştırmanın önemini gösterir. Kullanımın her parsel için ayrı belirlenmesi, taşınmazı kimin kullandığının saptanması, davacının kullanımına bırakılan yerlerin ve ürün sağlayan ağaçlara ilişkin iddiaların incelenmesi gerekir. Mirasbırakanın sağ olduğu dönemle ölüm sonrası dönem de birbirine karıştırılmamalıdır. [5]
Bu çerçevede tapu kayıtları, kira sözleşmeleri, banka hareketleri, ihtarlar, tanık anlatımları, yerinde inceleme ve gelir hesabı birlikte değerlendirilir. Tarımsal arazide ürün türü, verim, üretim giderleri ve dönemsel koşullar; konutta ise fiilî kullanım ve emsal kira verileri önemlidir. Bilirkişi raporu, kullanılan verileri ve hesap yöntemini denetlenebilir biçimde göstermelidir.
Ecrimisilde içtihatla kabul edilen beş yıllık zamanaşımı, dava tarihinden geriye doğru istenebilecek dönem bakımından önem taşır; zamanaşımı savunması ve kesilme gibi hususlar ayrıca incelenir. Son beş yılın tamamına ilişkin bedelin koşulsuz kazanılacağı söylenemez. Hak sahipliği, haksız kullanım, süre ve tazminat miktarı her dönem bakımından ispatlanmalıdır. Kira gelirinin paylaşılması, hesap verme ve ecrimisil istemlerinin hukuki temelleri de dosyaya göre ayrılmalıdır.
Tereke borçları, mirasın reddi ve resmî defter
Borçlar sadece miras kalan mallardan mı ödenir?
Kural olarak mirasçılar, tereke borçlarından kişisel olarak ve müteselsilen sorumludur. Bu nedenle mirasın kabulünde risk, yalnızca elde edilen malvarlığının kaybedilmesiyle sınırlı olmayabilir. Bir alacaklının talebinin geçerli olup olmadığı, borcun tutarı, zamanaşımı, ödeme ve teminatlar ayrı ayrı incelenmelidir. [1]
Mirasçılar, kendi aralarında “bu borcu yalnızca birimiz ödeyecek” diye anlaşabilir. Ancak bu iç düzenleme, gerekli şartlar ve alacaklının rızası bulunmadan diğer mirasçıları alacaklıya karşı kendiliğinden borçtan kurtarmaz. TMK m.681’de paylaşma sonrasındaki müteselsil sorumluluk ayrıca düzenlenmiştir. Paylaşmadan veya daha sonra muaccel olacak borçta muacceliyetten itibaren beş yılın geçmesi, maddede belirtilen teselsülün sona ermesiyle ilgilidir; her borcun aynı tarihte kendiliğinden yok olması anlamına gelmez.
Mirasın reddinde süre nasıl hesaplanır?
TMK m.606’da ret süresi kural olarak üç ay olarak düzenlenmiştir. Yasal mirasçı bakımından başlangıç, mirasbırakanın ölümünün öğrenilmesidir; mirasçılığın daha sonra öğrenildiği ispatlanırsa bu durum dikkate alınır. Vasiyetnameyle atanmış mirasçı bakımından ise mirasbırakanın tasarrufunun resmen bildirilmesi önem taşır. Süre, her dosyada yalnızca ölüm tarihine üç ay eklenerek hesaplanamaz. [1]
Ölüm tarihinde ödemeden aczin açıkça belli veya resmen tespit edilmiş olması durumunda TMK m.605/2’deki hükmen ret ayrıca gündeme gelebilir. Ancak bu koşulların varlığı ve ispatı incelenmeden, borcu bulunan her terekenin kendiliğinden reddedilmiş sayıldığı sonucuna varılmamalıdır.
Ret hakkının kaybedilmesi riski de vardır. TMK m.610 uyarınca olağan yönetim sınırlarını aşan tereke işlemleri, tereke malını gizleme veya kendisine mal etme gibi davranışlar önem taşır. Buna karşılık zamanaşımı veya hak düşürücü süreyi önlemek için dava açılması ya da takip yapılması, kanunda ayrıca değerlendirilmiştir. Hangi işlemin koruma, hangisinin sahiplenme niteliğinde olduğu somut olaya göre belirlenmelidir.
Resmî deftere göre kabulün etkisi nedir?
TMK m.619 uyarınca mirası reddetmeye hakkı olan mirasçı, resmî defter tutulmasını isteyebilir. Başvuru süresi bir aydır ve başlangıcı mirasın reddine ilişkin hükümlere göre belirlenir. Bir mirasçının başvurusu diğerleri bakımından da etki doğurur. Defter süreci tamamlandıktan sonra mirasçılar; ret, resmî tasfiye, deftere göre kabul veya kayıtsız şartsız kabul seçenekleri bakımından kanundaki usule göre beyanda bulunur. [1]
Resmî deftere göre kabul, bütün borçlar yönünden yalnızca tereke mallarıyla sınırlı sorumluluk demek değildir. TMK m.628’e göre deftere yazılan borçlardan mirasçı, tereke malları yanında kişisel malvarlığıyla da sorumludur. Deftere yazılmayan borçlarda m.629’daki kural ve istisnalar uygulanır. Alacaklının kusuru olmadan bildirim yapamaması, bildirdiği hâlde alacağının deftere alınmaması veya rehinli alacak bulunması farklı sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle “tereke tespit edildi, artık bilinmeyen borç çıkmaz” veya “defter tutuldu, şahsi malvarlığına başvurulamaz” şeklindeki kabuller doğru değildir. Borç belirsizliği bulunan dosyada ret, resmî defter ve resmî tasfiye seçenekleri süreleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Mirasçılar anlaşarak nasıl paylaşabilir?
Mirasçılar, emredici kurallar ve korunması gereken diğer haklar saklı kalmak üzere paylaşmanın biçimini anlaşmayla belirleyebilir. Taşınmazların bir mirasçıya, banka varlıklarının başka mirasçıya bırakılması veya değer farklarının para ödenerek giderilmesi mümkündür. Ancak bütün malvarlığı için yapılan anlaşmada kapsam, taraflar, değerleme yöntemi ve ifa adımları açık olmalıdır.
TMK m.676 uyarınca paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. Bu kural yeni ortaya çıkmış genel bir “noter zorunluluğunun kaldırılması” düzenlemesi gibi sunulmamalıdır. Yazılı sözleşmenin geçerliliği ile tapuda tescilin yapılması, vergi işlemleri ve üçüncü kişi hakları farklı aşamalardır. Bir kâğıdın imzalanmış olması, taşınmaz kaydının kendiliğinden değiştiği anlamına gelmez. [1]
Sözleşmede taşınmazların ada ve parsel bilgileri, banka hesabı veya alacağın tanımı, değerleme tarihi, borçların nasıl ödeneceği, teslim ve tescil takvimi, denkleştirme ödemesi ve işlemlerin gerçekleşmemesi hâlindeki sonuçlar düzenlenmelidir. Henüz bilinmeyen mal ve borçların ortaya çıkması ihtimali de hükme bağlanabilir. “Herkes hakkını aldı” biçimindeki soyut ifadeler, kapsamı belirsiz yeni uyuşmazlıklar yaratabilir.
Miras payının devri paylaşmadan farklı mıdır?
TMK m.677’ye göre mirasçılar arasında miras payının devrine ilişkin sözleşme yazılı şekilde yapılır. Bir mirasçı ile üçüncü kişi arasındaki sözleşme ise noterlikçe düzenleme şeklinde yapılmalıdır. Üçüncü kişi bu sözleşmeyle mirasçı sıfatını veya paylaşmaya katılma yetkisini kazanmaz; paylaşma sonunda devreden mirasçıya özgülenen payın verilmesini isteme hakkını elde eder. [1]
Dolayısıyla miras payı devri, belirli bir dairenin tapusunun doğrudan devri gibi gösterilmemelidir. Sözleşmenin konusu, terekenin mevcut durumu ve devralanın kazanacağı hakkın sınırları açıkça yazılmalıdır. Özellikle üçüncü kişiyle yapılan işlemlerde, sadece imza onayı ile düzenleme biçimindeki noter işlemi arasındaki fark gözden kaçırılmamalıdır.
Anlaşma olmazsa paylaşma ve ortaklığın giderilmesi
TMK m.642 uyarınca her mirasçı, kanun veya sözleşme gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça paylaşma isteyebilir. Bir mirasçının paylaşmaya yanaşmaması, ortaklığın sınırsız biçimde devam edeceği anlamına gelmez. Bununla birlikte paylaşmanın hemen yapılması malın veya terekenin değerini önemli ölçüde azaltacaksa erteleme talebi gündeme gelebilir. [1]
Mirasın bütünüyle paylaşılması ile belirli bir maldaki ortaklığın giderilmesi, kapsam bakımından ayrılmalıdır. Bir taşınmazdaki ortaklığın sona ermesi, diğer banka hesapları, alacaklar veya mallar bakımından terekenin tamamen tasfiye edildiğini göstermez. Dilekçenin kapsamı, ulaşılmak istenen sonuca göre kurulmalıdır.
Arabuluculuğa başvurmak zorunlu mu?
6325 sayılı Kanun m.18/B/1-b uyarınca taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvuru dava şartıdır. Bu düzenleme, 1 Eylül 2023 tarihinde yürürlüğe giren kapsam çerçevesinde uygulanır. Buna karşılık bütün miras davalarının sırf mirasla ilgili oldukları için zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu söylenemez. Tereke tespiti, temsilci atanması veya farklı hukuki sebebe dayanan bir davanın durumu, kendi niteliği üzerinden belirlenir. [3]
Başvuruda bütün ilgili hak sahiplerinin ve uyuşmazlığa konu malların doğru belirlenmesi önemlidir. Sürecin görevlendirmeden itibaren üç haftada tamamlanması esastır; zorunlu hâllerde en fazla bir haftalık uzatma mümkündür. Anlaşma sağlanamazsa son tutanak alınmalı ve dava açılırken usulüne uygun şekilde sunulmalıdır. Arabulucuya hiç başvurulmaması ile başvuru yapılmasına rağmen son tutanağın dilekçeye eklenmemesi farklı usul sonuçlarına tabidir.
Anlaşma sağlanırsa belgenin uygulanabilirliği ayrıca gözetilmelidir. Mirasçıların kimlikleri, mallar, ödeme tarihleri, tescil ve teslim yükümlülükleri açıkça yazılmalıdır. M.18/B kapsamındaki anlaşma için icra edilebilirlik şerhi zorunludur. Taşınmazla ilgili anlaşmada yetkili sulh hukuk mahkemesinin incelemesi ve tapu işlemlerine ilişkin özel hükümler uygulanır. Şerh sonrasında tescil talebi imkânı, kanundaki sınırlamalar ve tapu incelemesi ortadan kalkmış gibi yorumlanmamalıdır. [3]
Aynen paylaşma mı, satış mı?
Aynen paylaşmanın hukuken ve fiilen mümkün olup olmadığı araştırılır. Taşınmazın imar durumu, bölünebilirliği, değer kaybı, payların oranı ve gerektiğinde para eklenerek denge kurulması değerlendirilir. Her taşınmazın mirasçı sayısı kadar fiziksel parçaya ayrılması mümkün değildir. Birden fazla mal bulunan terekede, malların bütün hâlinde farklı mirasçılara özgülenmesi de gündeme gelebilir.
TMK m.651, bölünmesi değer kaybına yol açan tereke malının özgülenmesini ve anlaşma sağlanamadığında satışını düzenler. Mirasçılar artırmanın biçiminde anlaşamazsa maddenin öngördüğü hâkim kararı değerlendirilir. Buna karşılık paylı mülkiyette ortaklığın giderilmesine ilişkin TMK m.699’da, satışın yalnızca paydaşlar arasında artırmayla yapılması bütün paydaşların rızasına bağlanmıştır. Bu iki düzenlemenin koşulları, dava türü ve mülkiyet rejimi belirlenmeden birbirinin yerine kullanılmamalıdır. [1]
Satış bedelinin paylaşımı, hak sahipliği ve pay oranlarının doğru tespitine dayanır. Yapı, ağaç veya başka bir muhdesatın aidiyeti ve değeri konusunda uyuşmazlık varsa bunun satış bedeline etkisi ayrıca çözülmelidir. Satışın süresi veya elde edilecek bedel konusunda kesin sonuç vaat edilemez.
Elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi
TMK m.644, bir mirasçının elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini istemesine imkân tanır. Diğer mirasçılara usulüne uygun bildirim yapılması ve kanundaki itiraz ile paylaşma davasına ilişkin koşulların değerlendirilmesi gerekir. Ortaklığın devamını haklı kılan itiraz veya verilen süre içinde paylaşma davası açılması, incelemenin sonucunu etkiler. [1]
Bu işlem, taşınmazın fiziksel olarak bölünmesi ya da mutlaka satılması anlamına gelmez. Her mirasçının paylı mülkiyet içindeki oranı belirginleşir; taşınmaz yine birden fazla kişinin mülkiyetinde kalabilir. Bu nedenle hedef yalnızca mülkiyet biçiminin değiştirilmesi mi, yoksa ortaklığın bütünüyle sona ermesi mi, baştan açıklığa kavuşturulmalıdır.
Görevli mahkeme, yetki ve taraflar
HMK m.4 uyarınca taşınır ve taşınmaz malların paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi davaları, değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemesinin görev alanındadır. Tereke temsilcisi atanması ve terekenin korunmasına ilişkin işler de kendi kanuni düzenlemeleri çerçevesinde ele alınır. Buna karşılık mirasla bağlantılı her tapu iptali, alacak veya tazminat davasının sulh hukuk mahkemesinde görüleceği sonucu çıkarılamaz. [1][2]
Yer itibarıyla yetkide de aynı ayrım gerekir. HMK m.11, mirasın paylaşılması gibi maddede sayılan davalarda mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesini kesin yetkili kılar. Taşınmazın aynına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin taleplerde HMK m.12’nin taşınmazın bulunduğu yer kuralı gündeme gelir. Hangi özel yetki kuralının uygulanacağı, talebin hukuki niteliği ve kapsamı üzerinden belirlenmelidir; bütün dosyalar için tek bir yer kuralı söylenmemelidir.
Paylaşma veya ortaklığın giderilmesi dosyasında bütün hak sahiplerinin belirlenmesi gerekir. Mirasçılardan biri sonradan ölmüşse onun mirasçıları da araştırılır. Güncel mirasçılık belgeleri, tapu kayıtları ve nüfus bağlantıları birlikte okunmalıdır. Eksik tarafla alınacak karar, yargılamayı uzatabilir ve hükmün uygulanmasını güçleştirebilir.
Mirasçılık belgesindeki hata, saklı pay ihlali, muris muvazaası, denkleştirme veya üçüncü kişinin mülkiyet iddiası paylaşma hesabını etkileyebilir. Ancak bu iddialar aynı hukuki sebebe dayanmaz. Gerektiğinde ayrı dava, bekletici mesele veya farklı taraf düzeni değerlendirilir. Özellikle talebin hangi hakka dayandığı açıklanmadan yalnızca “miras davam var” denilmesi, usul planlaması için yeterli değildir.
Paylaşma hesabına örnek
Başka mirasçı veya payı değiştiren tasarruf bulunmadığını, iki ergin mirasçının yarı yarıya hak sahibi olduğunu varsayalım. Terekede 6.000.000 TL değerinde bir daire, 4.000.000 TL nakit ve 2.000.000 TL geçerli borç bulunsun. Mal rejimi alacağı, başka gider veya değerleme uyuşmazlığı olmadığı kabul edilsin.
Toplam aktif 10.000.000 TL, borç düşüldükten sonra net değer 8.000.000 TL’dir. Her mirasçının bu örnekteki net payı 4.000.000 TL olur. Borç nakitten ödendiğinde, daire ile 2.000.000 TL nakit kalır. Daire birinci mirasçıya, kalan nakit ikinci mirasçıya bırakılırsa, birinci mirasçının kendi kaynaklarından ikinciye 2.000.000 TL ödemesi değer dengesini sağlar.
Bu hesap, birinci mirasçının elinde net 4.000.000 TL değer; ikinci mirasçının elinde de toplam 4.000.000 TL nakit bulunması sonucunu verir. Ancak örnek bir zorunlu paylaşma yöntemi değildir. Gerçek dosyada vergi, gider, teminat, tahsil kabiliyeti, değerleme tarihi ve özel haklar hesaba katılır. Buradaki değer dengelemesi, sağlararası kazandırmaların mirasta denkleştirilmesine ilişkin ayrı kurumla karıştırılmamalıdır.
Özel durumlar: eş, çocuk, tarım arazisi ve yabancılık unsuru
Sağ kalan eş, TMK m.652 koşullarında, terekeye dâhil ortak konut ve ev eşyası üzerinde miras hakkına mahsuben mülkiyet tanınmasını isteyebilir. Haklı sebepler varsa intifa veya oturma hakkı da değerlendirilebilir. Bu istem, mal rejiminin tasfiyesi çerçevesindeki TMK m.240 talebinden ayrıdır. Talebin hukuki dayanağı, tereke kapsamı ve diğer mirasçıların hakları birlikte ele alınmalıdır. [1]
Küçük veya kısıtlı mirasçı bulunan dosyada yasal temsil ve izin koşulları ayrıca önem taşır. Yasal temsilciyle çocuğun ya da kısıtlının menfaatleri çatışıyorsa TMK m.426 kapsamında temsil kayyımı gündeme gelebilir. Mirasçılardan biri olan ebeveynin, her paylaşma işleminde çocuğu hiçbir değerlendirme yapılmadan temsil edebileceği varsayılmamalıdır.
Tarımsal arazi bulunan terekede 5403 sayılı Kanun’un özel devir ve bölünmeye ilişkin hükümleri araştırılmalıdır. Mirasçılardan birine devir, tarımsal bütünlük ve yeter gelirli arazi ölçütleri gibi hususlar, olağan taşınmaz paylaşmasından farklı sonuçlar doğurabilir. Ölüm tarihi ve geçiş hükümleri önemlidir. Bu nedenle tarlanın mirasçı sayısı kadar parçaya ayrılacağı kabulüyle sözleşme veya dava hazırlanması uygun değildir. [9]
Yabancılık unsuru varsa uygulanacak hukuk ile Türk mahkemelerinin yetkisi ayrı meselelerdir. 5718 sayılı Kanun m.20, mirasta ölenin millî hukukunu esas alırken Türkiye’deki taşınmazlar bakımından Türk hukukunu öngörür; mirasın açılması, kazanılması ve paylaşılmasına ilişkin özel bağlama kuralı da aynı maddede yer alır. M.43, miras davalarında milletlerarası yetkiyi düzenler. Yabancı belge, tercüme, tasdik veya gerektiğinde tanıma işlemleri belgenin niteliğine göre incelenir. [8] Bu aşamada yurt dışından Türkiye’de miras paylaşımı rehberindeki açıklamalar da yol gösterebilir.
Süreler, deliller ve yargılama giderleri
Paylaşmanın istenebilmesi, bütün bağlantılı taleplerin süresiz olduğu anlamına gelmez. Ret, resmî defter, ecrimisil, miras sebebiyle istihkak ve kanun yolu başvuruları farklı süre rejimlerine tabidir. Sürenin niteliği kadar başlangıcı, durması veya kesilmesi de incelenmelidir.
| İşlem veya talep | Temel süre | Başlangıç ve kapsam |
|---|---|---|
| Mirasın reddi | Kural olarak üç ay | TMK m.606’daki öğrenme veya resmî bildirim esasları uygulanır. |
| Resmî defter istemi | Bir ay | TMK m.619 gereğince ret hükümlerine göre hesaplanır. |
| Koruma amaçlı defter için mirasçı istemi | Ölümden itibaren bir ay | TMK m.590’daki istem sebebiyle ilgilidir; diğer koruma sebepleri ayrıca değerlendirilir. |
| Ecrimisil | Beş yıllık zamanaşımı | İstenen dönem, savunma ve kesilme sebepleri ayrıca incelenir. |
| Miras sebebiyle istihkak | İyiniyetli kişiye karşı bir ve on yıl; kötüniyetli kişiye karşı yirmi yıl | TMK m.639’daki öğrenme, ölüm veya vasiyetnamenin açılması koşullarına göre hesaplanır. |
Bu tablo her dava için eksiksiz süre listesi değildir. Örneğin tenkis ve ölüme bağlı tasarrufun iptali farklı süre hükümlerine tabidir. Bir davanın yalnızca adını benzer görerek başka talebin süresini uygulamak doğru olmaz.
Dosya hazırlığında şu kayıtlar özellikle yararlıdır:
- Mirasçılık belgeleri, ölüm ve nüfus kayıtları; sonradan ölen mirasçıların mirasçılık bağlantıları.
- Güncel tapu ve takyidat kayıtları, araç ve şirket payı belgeleri, banka ve yatırım hesaplarının ilgili dönem hareketleri.
- Borç sözleşmeleri, icra dosyaları, ödeme ve teminat belgeleri; terekeye ait alacakları gösteren kayıtlar.
- Kira sözleşmeleri, tahsilat kayıtları, kullanımın kimde olduğunu gösteren deliller, ihtarlar ve önceki dava dosyaları.
- Vasiyetname, paylaşma veya pay devri sözleşmeleri; mal rejimi ve özel hakları etkileyen belgeler.
- Arabuluculuk son tutanağı, değerleme verileri ve somut tedbir ihtiyacını gösteren kayıtlar.
Deliller hukuka uygun biçimde elde edilmelidir. Başka mirasçının kişisel hesabına veya iletişim araçlarına izinsiz erişmek yerine, gerekli kayıtların mahkeme veya yetkili kurumlar aracılığıyla getirtilmesi istenmelidir. Talep edilen belgenin hangi iddiayı ispatlayacağı da açıklanmalıdır.
Yargılama giderleri; başvuru ve karar harçları, tebligat, keşif, bilirkişi, satış işlemleri ve vekâlet ücreti gibi kalemlerden oluşabilir. Tutarlar dosyanın kapsamına ve yürürlükteki tarifeye bağlıdır. Özel muafiyetler ve giderlerin paylara göre dağıtılması gereken hâller ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle taşınmazın sayısı ve değeri bilinmeden sabit toplam ücret veya kesin bitiş süresi verilmesi sağlıklı değildir.
Kanun yolu bakımından istinaf süresi genel olarak usulüne uygun tebliğden itibaren iki haftadır; özel hükümler saklıdır. Temyiz imkânı, kararın türü ve HMK m.362’deki istisnalar ile uygulanabilir güncel düzenlemelere bağlıdır. Temyize açık kararlarda genel süre de iki haftadır. Her miras uyuşmazlığının otomatik olarak üç dereceli yargılamadan geçeceği varsayılmamalı; karar, tebligat ve yürürlük hükümleri birlikte incelenmelidir. [2]
Sonuç
Miras ortaklığında çözümün başlangıç noktası, mirasçıların ve terekenin doğru belirlenmesidir. Ardından malvarlığının korunması, yönetim ihtiyacının giderilmesi, ortaklığa ait haklarla kişisel taleplerin ayrılması ve borç riskinin değerlendirilmesi gerekir. Paylaşma, bu hazırlığın üzerine kurulmalıdır.
Doğru hukuki yol, yalnızca malın mirastan kalmasına göre değil; istenen sonuca, mülkiyet rejimine, taraflara ve sürelere göre seçilir. Yazılı paylaşma, temsilci atanması, ecrimisil, mirasın reddi veya ortaklığın giderilmesi birbirinin yerine geçen işlemler değildir. Mevzuatın ve somut uyuşmazlığa uygun içtihadın birlikte değerlendirilmesi, hem anlaşmanın uygulanabilirliğini hem de dava stratejisinin tutarlılığını güçlendirir.
Miras ortaklığı ve paylaşma dosyalarının hukuki değerlendirilmesine ilişkin hizmet kapsamı, Güneş & Güneş Hukuk Bürosu miras hukuku sayfasında yer almaktadır. Yabancılık unsuru bulunan işlemler bakımından yabancılar hukuku hizmetleri de incelenebilir.
İlgili yazılar: Ölenin Alacakları ve Devam Eden Davaları.
Sıkça Sorulan Sorular
Miras ortaklığı için sözleşme yapılması gerekir mi?
Hayır. Birden çok mirasçı varsa ortaklık, mirasın geçmesiyle kanun gereğince doğar. Mirasçılık belgesi hak sahipliğinin ispatında önemlidir; ortaklığı kuran işlem değildir. Paylaşmaya veya ilgili mal bakımından ortaklığı sona erdiren hukuki işleme kadar ortaklık ilişkisi devam eder. İlgili bölüme dön.
Mirasçılık belgesindeki payımla daireyi tek başıma satabilir miyim?
Elbirliği mülkiyeti devam ederken, yalnızca miras payınıza dayanarak terekeye ait daireyi tek başınıza satamazsınız. Miras payının devri ile belirli taşınmazın mülkiyetinin devri farklı işlemlerdir. Yetki, sözleşmenin şekli ve tescil koşulları ayrıca incelenmelidir. İlgili bölüme dön.
Bir mirasçı paylaşmaya karşı çıkarsa dava açılamaz mı?
Açılabilir. Ortaklığı sürdürmeyi gerektiren kanuni veya sözleşmesel bir durum yoksa her mirasçı paylaşma isteyebilir. Ancak uygulanacak dava şartı arabuluculuk, bütün hak sahiplerinin belirlenmesi ve aynen paylaşma veya satış koşulları gözetilmelidir. İlgili bölüme dön.
Terekenin tespiti davası ile miras paylaşılır mı?
Tespit ve koruma işlemleri, malvarlığını belirlemeye ve güvenceye almaya yöneliktir. Tek başına paylaşma sonucu doğurmaz. Tespit edilen malların hangi mirasçıya bırakılacağı, anlaşma veya uygun paylaşma yolu üzerinden ayrıca çözülür. İlgili bölüme dön.
Tek mirasçı terekeye temsilci atanmasını isteyebilir mi?
Evet. TMK m.640/3, bir mirasçının başvurusuna imkân tanır. Mahkeme temsil ihtiyacını ve somut koşulları değerlendirir. Temsilci, başvuran mirasçının kişisel menfaati için değil, atama kararı çerçevesinde miras ortaklığı adına görev yapar. İlgili bölüme dön.
Miras kalan evde oturan kardeşimden mutlaka kira isteyebilir miyim?
Her olayda kendiliğinden kira alacağı doğmaz. Kullanım anlaşması, yararlanmanın engellenmesi, bildirim, fiilî kullanım ve ilgili dönem incelenir. Koşullarına göre ecrimisil veya başka bir alacak talebi gündeme gelebilir. Taşınmazın mirastan kalmış olması tek başına yeterli değildir. İlgili bölüme dön. miras kalan evin kira geliri yazısında bu konu daha ayrıntılı incelenmiştir.
Miras borçlarından kendi malvarlığımla sorumlu olur muyum?
Kural olarak kişisel sorumluluk mümkündür. Ret, hükmen ret, resmî defter veya resmî tasfiye koşulları ayrıca değerlendirilir. Özellikle resmî deftere yazılan borçlarda, deftere göre kabulün kişisel malvarlığına başvuruyu tamamen engellediği düşüncesi doğru değildir. İlgili bölüme dön.
Paylaşma sözleşmesi mutlaka noterde mi yapılır?
TMK m.676, paylaşma sözleşmesi için yazılı şekil öngörür. Ancak bu kural tapu tescili, temsil ve diğer özel işlem şartlarını ortadan kaldırmaz. Üçüncü kişiye miras payı devrinde ise TMK m.677 uyarınca noterlikçe düzenleme biçimi gerekir. İlgili bölüme dön.
Bütün miras davalarında arabuluculuk zorunlu mudur?
Hayır. Paylaştırma ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar kanunda dava şartı arabuluculuk kapsamına alınmıştır. Diğer talepler, hukuki niteliklerine ve özel düzenlemelerine göre ayrı incelenir. Sadece “miras davası” adından hareketle sonuç çıkarılamaz. İlgili bölüme dön.
Elbirliğinin paylı mülkiyete çevrilmesi mirası tamamen bitirir mi?
Hayır. İşlem, ilgili mal üzerindeki mülkiyet biçimini değiştirir; malın fiziksel olarak bölünmesini veya satılmasını zorunlu kılmaz. Terekenin diğer unsurları ve borçları da ayrıca değerlendirilir. Tam paylaşma hedefleniyorsa talebin kapsamı buna göre kurulmalıdır. İlgili bölüme dön.
Sağ kalan eş ortak konutun kendisine bırakılmasını isteyebilir mi?
TMK m.652 koşullarında, miras hakkına mahsuben ortak konut ve ev eşyası üzerinde mülkiyet tanınmasını isteyebilir. Haklı sebeplerle intifa veya oturma hakkı da gündeme gelebilir. Bu istem, mal rejiminden doğan alacak ve özgüleme taleplerinden ayrılarak incelenir. İlgili bölüme dön.
Yurt dışında yaşayan mirasçı sürece katılabilir mi?
Evet. Uygun temsil ve belge düzeniyle işlem yapılabilir. Vekâletnamenin kapsamı, düzenlendiği ülke, tercüme ve tasdik koşulları kontrol edilmelidir. Yabancı vatandaşlık veya yurt dışındaki malvarlığı söz konusuysa uygulanacak hukuk ve mahkeme yetkisi ayrıca belirlenir. İlgili bölüme dön.
Kaynakça
[1] 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu. Özellikle m.240, 426, 589–590, 599, 605–610, 619–630, 639–652, 676–677, 681 ve 699–702. Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat. İlgili hükümler tam metin üzerinden incelenmiştir.
[2] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu. Özellikle m.4, 11–12, 25–26, 150, 341, 345, 361–362 ve 389–397. Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat. İlgili hükümler tam metin üzerinden incelenmiştir.
[3] 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu. Özellikle m.17/B, 18/A ve 18/B. Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat. Dava şartı, süreler, icra edilebilirlik ve tescil hükümleri incelenmiştir.
[4] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 05.12.2024, E.2024/417, K.2024/5503. Resmî karar kaydı. Çoğunluk gerekçesi ve karşı oy birlikte incelenmiştir.
[5] Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 04.02.2016, E.2015/590, K.2016/1166. Resmî karar kaydı. Mirasçılar arasında ecrimisil, intifadan men ve kullanım araştırması bakımından incelenmiştir.
[6] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.11.2015, E.2015/1-1730, K.2015/2656. Karamercan Hukuk tarafından yayımlanan tam metin. Bu karar için kullanılan erişim kaynağı ikincil karar yayınıdır.
[7] Şener, Oruç Hami. “Tereke Temsilcisi Atanmasına İlişkin İlke ve Esaslar”, Yaşar Üniversitesi E-Dergisi, 2013, 8 (Özel), s.2551–2598. Dergi kaydı ve tam metne erişim. DOI: 10.19168/jyu.33100.
[8] 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, m.20 ve 43. Adalet Bakanlığı yayımlı metin. Atıf, belirtilen miras ve yetki hükümlerine ilişkindir.
[9] 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, özellikle m.8/B–8/Ç ve ilgili geçiş hükümleri. Tarım ve Orman Bakanlığı il müdürlüğünce yayımlanan metin. Atıf, tarımsal mirasta özel rejim bulunduğu yönündeki açıklamayla sınırlıdır.
Mevzuat ve kaynak inceleme tarihi: 12 Ekim 2026. Bu metin genel hukuki açıklama niteliğindedir; somut uyuşmazlıkta olay tarihi, belgeler ve uygulanabilir geçiş hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.