Mülkiyet hakkı, kişinin malvarlığından yararlanmasını ve malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmasını korur. Devletin bir taşınmazı kamulaştırması, hesaba tedbir koyması, vergi veya para cezası uygulaması yahut kesinleşmiş bir alacağı geç ödemesi bu hak bakımından incelenebilir. Ancak ekonomik kayıp yaşanması tek başına anayasal ihlal anlamına gelmez. Korunan bir malvarlığı değerinin bulunması, müdahalenin hukuki temeli ve amacı, kişiye yüklenen külfet ve kullanılabilir başvuru yolları birlikte değerlendirilir.
Mülkiyet hakkı ihlalinde ilk adım, müdahalenin türüne uygun idari veya yargısal yolu süresinde kullanmaktır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, taşınmazın değerini yeniden hesaplatmak için başvurulacak bir üst bilirkişi incelemesi değildir. Asıl mesele, uyuşmazlığın çözümünde anayasal güvencelerin korunup korunmadığıdır. Bu rehber, Anayasa’nın 35. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde bu ayrımı açıklar. [1] [2]
Mülkiyet hakkı hangi değerleri korur?
Koruma yalnızca tapulu taşınmazlarla sınırlı değildir
Taşınır ve taşınmaz mallar, şirket payları ve hukuken yeterince belirlenmiş alacaklar mülkiyet güvencesinin konusu olabilir. Kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla tanınan alacağın tahsil edilememesi veya gerçek değerini önemli ölçüde yitirmesi de bu çerçevede önem taşır. Buna karşılık ileride gelir elde etme ümidi, açılan her davada ileri sürülen tartışmalı alacak veya henüz kazanılmamış bir ruhsat beklentisi kendiliğinden anayasal anlamda mülk oluşturmaz.
Başvurucu önce hangi değerin kendisine ait olduğunu göstermelidir. Tapu kaydı, pay sahipliği belgesi, kesinleşmiş hüküm, sözleşme ve alacağı doğuran kanuni düzenleme bu amaçla kullanılabilir. Miras veya paylı mülkiyet söz konusuysa başvuran kişinin payı ve müdahaleden nasıl etkilendiği ayrıca açıklanır. Şirketin malvarlığındaki kayıp ile ortağın kendi hakkına müdahale aynı kabul edilmez; başvuru ehliyeti ve mağdur sıfatı somutlaştırılır. [1] [2]
Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da anayasal boyut taşıyabilir
Devletin yükümlülüğü yalnızca kendi müdahalelerinden kaçınmak değildir. Özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında erişilebilir yargısal yollar kurması ve bu yolların adil işlemesini sağlaması da gerekir. Buna rağmen her kira, tapu veya alacak davasının kaybedilmesi devletin anayasal sorumluluğunu doğurmaz. Anayasal sorun; belirleyici bir iddianın incelenmemesi, açık keyfîlik, savunma olanağının ortadan kalkması veya kişiye aşırı yük yüklenmesi gibi gerekçelerle ortaya konulur.
Devlet müdahalesi nasıl değerlendirilir?
Kanunilik, kamu yararı ve ölçülülük
Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri birlikte ele alınır. Müdahalenin ulaşılabilir ve öngörülebilir bir hukuki dayanağı bulunmalı, kamu yararı amacı izlenmeli ve kullanılan araç ile amaç arasında makul denge kurulmalıdır. İdarenin kamu yararına atıf yapması incelemeyi bitirmez. İşlemin neden gerekli olduğu, daha hafif bir yöntem bulunup bulunmadığı ve hak sahibine yüklenen külfet açıklanmalıdır. [1]
Mülkten yoksun bırakma, kullanımın düzenlenmesi ve diğer müdahaleler farklı özellikler taşır. Kamulaştırmada bedel merkezi bir güvenceyken, geçici bir koruma tedbirinde tedbirin kapsamı, süresi, itiraz olanağı ve düzenli denetimi öne çıkabilir. Her sınırlamanın mutlaka tam piyasa bedeliyle tazmin edilmesi gerektiği biçiminde tek bir kural kurulamaz; müdahalenin türü ve ağırlığı dikkate alınır.
Adil denge hangi delillerle gösterilir?
Başvurucunun yalnızca zarar gördüğünü söylemesi yeterli değildir. Malın hangi tarihler arasında kullanılamadığı, kiraya verilemediği veya devredilemediği; tedbirin işletmeyi nasıl etkilediği; bedelin ne zaman belirlendiği ve ödendiği belgelenmelidir. İdare ise planlama ihtiyacı, kamu güvenliği, alacağın korunması veya çevrenin korunması gibi gerekçeler ileri sürebilir. Etkili bir başvuru bu gerekçelerin somut olayda neden yetersiz kaldığını açıklar.
Örneğin bütün banka hesaplarını etkileyen bir tedbirde, korunmak istenen alacağın tutarı ile bloke edilen toplam değer karşılaştırılabilir. Bununla birlikte borç miktarını aşan her tedbir otomatik olarak ihlal değildir; riskler, alternatif güvenceler ve tedbirin fiilî etkisi birlikte incelenir. Orantısızlık iddiası rakam, tarih ve belgeyle kurulmalıdır.
Akademik literatürde ölçülülüğün yalnızca soyut bir formül olarak kullanılmaması, değer kaybı ve taşınmaza özgü unsurlar üzerinden uygulanması vurgulanır. Aydın ve Schrijer’in incelemesi, bedel ile ödeme zamanı arasındaki ilişkinin bu değerlendirmedeki önemini gösterir. Akça’nın çalışması ise mülkiyetin anayasal korumasının özel hukuk tanımından daha geniş bağlamda ele alınmasına yardımcı olur. Bu çalışmaların tarihsel değerlendirmeleri, güncel başvuru usullerinin yerine geçirilmemelidir. [10] [11]
Kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma
Kamulaştırma işlemi ile bedel uyuşmazlığını ayırmak gerekir
Kamulaştırma işleminin hukuka uygunluğuna ilişkin iptal davası ile bedelin tespiti ve tesciline ilişkin yargılama aynı değildir. 2942 sayılı Kanun’un 14. maddesi, kamulaştırma işlemine karşı özel bir otuz günlük dava süresi düzenler. Başlangıç, Kanun’da öngörülen tebligat veya ilan rejimine göre belirlenir. Genel idari dava süresine güvenilerek bu özel süre gözden kaçırılmamalıdır. Bedel ve maddi hata konularında görevli merci ve talep ayrıca belirlenir. [3]
Bedel incelemesinde taşınmazın niteliği, emsal satışlar, gelir durumu, imar ve kullanım özellikleri gibi veriler önemlidir. Bilirkişi raporuna itiraz yalnızca bedelin düşük bulunduğunu söylemekle sınırlı kalmamalıdır. Kullanılan emsalin neden uygun olmadığı, hangi niteliğin hesaba katılmadığı ve doğru karşılaştırmanın hangi belgeyle yapılabileceği gösterilmelidir.
Fiilî el atma ile imar kısıtlaması aynı uyuşmazlık değildir
Taşınmazın kamulaştırma yapılmadan fiilen yola veya kamu tesisine dönüştürülmesi ile imar planında uzun süre kamu hizmetine ayrılması birbirinden ayrılır. Müdahalenin tarihi, fiilî kullanım bulunup bulunmadığı ve talebin bedel, tazminat veya idari işlemin kaldırılması olup olmadığı görev ve usulü etkiler. Eski bir dilekçe örneğindeki mahkeme adı doğrudan kullanılmamalıdır.
Özellikle 2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinde yer alan adli yargı düzenlemesine ilişkin AYM’nin 16/1/2025 tarihli E.2024/135, K.2025/20 sayılı iptal kararı güncel kanun metninde işlenmiştir. Bu nedenle bütün imar kısıtlamalarını tek cümleyle adli yargıya yönlendirmek doğru değildir. Somut işlem, müdahale tarihi, yürürlük ve görev kuralları ayrıca kontrol edilmelidir. [3]
Gerçek kararlar mülkiyet güvencesini nasıl açıklıyor?
Mehmet Akdoğan ve diğerleri: bedelin gerçek değerinin korunması
AYM Birinci Bölümünün Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013 tarihli kararında kamulaştırma bedeli, dava tarihindeki değer üzerinden belirlenmiş ve yaklaşık sekiz yıl sekiz ay sonra faiz uygulanmadan ödenmiştir. Mahkeme, bedelin enflasyon karşısındaki aşınmasını ve başvurucuların taşıdığı yükü inceleyerek mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. [4, §§ 54–63]
Kararın uygulamadaki önemi, nominal ödeme yapılmasının her durumda yeterli olmadığını göstermesidir. Ancak bu karar, bütün alacaklara aynı faiz türünün uygulanacağı anlamına gelmez. Faiz talebinin dayanağı, başlangıç tarihi ve somut uyuşmazlığa uygulanan güncel hüküm ayrıca belirlenmelidir. Başvuruda ödeme tarihleri, işlemiş faiz ve ileri sürülen değer kaybı ayrı ayrı gösterilmelidir.
Hayriye Uyar: talep edildiği hâlde incelenmeyen faiz
AYM İkinci Bölümünün Hayriye Uyar, B. No: 2021/50281, 10/2/2026 tarihli kararında başvurucunun geçmişe dönük yaşlılık aylıklarına faiz talebi bulunmasına rağmen, talep olmadığı gerekçesiyle faiz kaldırılmıştır. AYM, mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir. Bu kararın hükmü doğrudan ve yalnızca mülkiyet hakkı ihlali şeklinde aktarılmamalıdır. [5, §§ 15–27]
Pratik ders açıktır: Dilekçedeki talebin bulunduğu bölüm, mahkemenin bunu nasıl değerlendirdiği ve sonuca etkisi başvuruda yan yana gösterilmelidir. Bunun yanında faiz türü ve başlangıcının sonuç ve istem bölümünde açık yazılması, ileride talebin kapsamına ilişkin tartışmayı azaltır.
Sporrong ve Lönnroth: uzun süren belirsizliğin yükü
AİHM’in genel kurul hâlinde verdiği Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B. No: 7151/75 ve 7152/75, 23/9/1982 tarihli kararında uzun süre yürürlükte kalan kamulaştırma izinleri ve inşaat yasakları birlikte değerlendirilmiştir. Mahkeme, mülkiyetten yararlanma ile kamu yararı arasındaki dengenin bozulduğunu tespit etmiştir. Kararda karşıoylar da bulunmaktadır. [6, §§ 61–74]
Karar her planlama kısıtlamasının ihlal olduğu sonucunu doğurmaz. Süre, malikin durumu değiştirebilme imkânı, tazminat veya gözden geçirme güvenceleri ve fiilî etki belirleyicidir. Başvurucu, yalnızca planın varlığını değil, zaman içinde değişmeyen belirsizliğin kendisine yüklediği somut külfeti göstermelidir.
Mülkiyet hakkı ihlalinde nereye başvurulur?
| Müdahale veya uyuşmazlık | İlk inceleme ve başvuru yönü | Dosyada öne çıkan belgeler |
|---|---|---|
| Kamulaştırma işlemi | İşlemin iptali ile bedel ve tescil uyuşmazlığını ayırarak ilgili yargı yolu | Tebligat, kamu yararı kararı, tapu, bilirkişi raporu |
| İmar planından doğan kısıtlama | İşlem, eylem ve talebe göre idari başvuru ve yargı yolu | Plan, plan notları, başvurular, kullanım engeli |
| Ceza soruşturmasında elkoyma | CMK’daki itiraz ve iade yolları; koşulları varsa tazminat | Elkoyma kararı, devam kararları, eşyanın aidiyeti |
| Vergi veya idari yaptırım | İlgili kanundaki özel görev, itiraz ve dava kuralları | İhbarname, tebliğ belgesi, hesaplama ve ödeme kayıtları |
| Özel kişiyle mülkiyet uyuşmazlığı | İlgili hukuk davası ve uygulanıyorsa dava şartı arabuluculuk | Sözleşme, tapu, ödeme, ihtar ve deliller |
| Olağan yollar sonrasında anayasal şikâyet | Kabul edilebilirlik koşullarıyla AYM bireysel başvurusu | Nihai karar, öğrenme belgesi, önceki hak ihlali iddiaları |
Tablo, dava dilekçesi için tek başına görev tespiti oluşturmaz. Özellikle idari para cezaları, vergi işlemleri ve ceza muhakemesi tedbirlerinde farklı özel yollar bulunabilir. Başvuru mercii, tebliğ edilen kararın kanuni dayanağı üzerinden belirlenir. İdareye yapılan her dilekçenin dava süresini durdurduğu varsayılmamalıdır. [3] [7] [8]
AYM başvurusunun kabul edilebilirliği
Olağan yollar ve otuz günlük süre
6216 sayılı Kanun uyarınca ihlali giderebilecek idari ve yargısal yollar tüketilmelidir. Mülkiyet şikâyetinin özü, imkân bulunduğu ölçüde bu merciler önünde ileri sürülmelidir. Başvurucu anayasal iddiasını ilk kez AYM formuna yazıp önceki yargılamada susmuşsa, ikincillik ilkesi bakımından sorun doğabilir. [2]
Bireysel başvuru süresi, başvuru yollarının tüketildiği veya başvuru yolu yoksa ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gündür. Nihai kararın daha önce UYAP üzerinden öğrenilmesi gibi durumlar süreyi etkileyebileceğinden yalnızca sonraki tebligat tarihi esas alınmamalıdır. Hangi tarihte hangi belgenin öğrenildiği kayıt altına alınmalı; e-tebligat ile fiilî öğrenme ayrı değerlendirilmelidir.
Kanun yolu şikâyeti ile anayasal iddia arasındaki fark
“Bilirkişi daha yüksek değer biçmeliydi” iddiası tek başına yeterli değildir. Raporun belirleyici itirazları incelememesi, kullanılan ölçütün açıkça keyfî olması veya mal sahibine aşırı külfet yüklenmesi gibi anayasal mesele açıklanmalıdır. AYM, olağan mahkemelerin yerine geçerek her değerleme uyuşmazlığını yeniden çözmez. Açıkça dayanaktan yoksunluk, süre aşımı, başvuru yollarının tüketilmemesi veya mağdur sıfatının bulunmaması kabul edilemezlik nedenleri olabilir. [2]
Talep edilen giderim somut olmalıdır
Başvuruda ihlalin tespiti, uygun olduğunda yeniden yargılama ve koşulları varsa maddi veya manevi tazminat talep edilebilir. Maddi zarar ile anayasal ihlal arasında bağ kurulmalı ve miktar belgelenmelidir. Yeniden yargılama kararı, başvurucunun esas davayı mutlaka kazanacağı anlamına gelmez; belirlenen ihlalin sonuçlarının giderilmesini gerektirir. [2, m. 50]
Başvuru hazırlığında sık yapılan hatalar
En yaygın hata, mülkiyet hakkını yalnızca tapu sahipliğiyle açıklayıp müdahalenin tarihini, etkisini ve hukuki niteliğini belirsiz bırakmaktır. İkinci hata, yanlış görevli mercie veya yanlış talep türüne yönelmektir. Üçüncüsü, faiz ve tazminat taleplerini dilekçede açıklaştırmamak, değer kaybını ise hesap ve belge olmadan ileri sürmektir.
Dosya hazırlığında tek bir kronoloji oluşturulması yararlıdır: hakkın kazanılması, müdahale, itiraz, dava, kanun yolu, öğrenme ve ödeme tarihleri bu çizelgede yer alır. Her ihlal iddiasının yanında ilgili belge ve istenen giderim gösterilir. Bu düzen, uzun dilekçelerden daha açıklayıcı olabilir. Kayıtların tamamını eklemek kadar, hangi belgenin hangi iddiayı desteklediğini göstermek de önemlidir.
Başvurunun sunulması ve elektronik kanal
6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinde doğrudan AYM’ye, mahkemeler veya yurt dışı temsilcilikleri aracılığıyla başvuru düzenlenir. Avukatlar ayrıca 1 Ekim 2025’ten itibaren UYAP Avukat Portalı üzerinden elektronik bireysel başvuru yapabilmektedir. Formun kaydedilmesi ile gönderimin tamamlanması aynı değildir; imza, ekler, harç veya adli yardım talebi ve başvuru kaydı kontrol edilmelidir. Bu imkân bütün elektronik iletişim kanallarının geçerli olduğu anlamına gelmez. [12]
Sonuç
Mülkiyet hakkını koruyan başvuru, malvarlığı kaybını hukuki bir değerlendirmeye dönüştürmelidir. Korunan değerin varlığı, müdahalenin dayanağı, kamu yararı gerekçesi ve kişiye yüklenen külfet birlikte açıklanmalıdır. Kamulaştırma, imar kısıtlaması, elkoyma ve alacağın geç ödenmesi farklı usul sorunları doğurur. Doğru merci, süresinde başvuru ve belgelendirilmiş giderim talebi, anayasal korumanın kullanılabilmesi için belirleyicidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Devlet taşınmazımı aldığında her zaman ihlal oluşur mu?
Hayır. Kanuni dayanak, kamu yararı, uygulanabilir bedel ve usul güvenceleri ile ölçülülük incelenir. Hukuka uygun bir kamulaştırma mümkün olduğu gibi, bedel ve süreç nedeniyle anayasal ihlal de ortaya çıkabilir.
Tapu benim üzerime değilse başvuru yapabilir miyim?
Tapu dışındaki malvarlığı değerleri de korunabilir. Ancak kendi kişisel ve güncel hakkınızın müdahaleden etkilendiğini göstermeniz gerekir. Başkasının veya şirketin hakkı için kendi adınıza başvuru yapabileceğiniz varsayılmamalıdır.
İmar planında park alanı görünen her taşınmaz için aynı dava mı açılır?
Hayır. Fiilî kullanım, kısıtlamanın süresi, başvurular ve istenen hukuki sonuç görev ile dava türünü etkiler. Ek 1. maddeye ilişkin iptal sonrası güncel durum ayrıca incelenmelidir.
AYM taşınmazın bedelini yeniden belirler mi?
AYM olağan bir değerleme veya temyiz mercii değildir. Değerleme sürecinin anayasal güvencelere uygunluğu ve başvurucuya aşırı yük yüklenip yüklenmediği incelenir.
Faiz ödenmesi ihlal ihtimalini tamamen ortadan kaldırır mı?
Her zaman değil. Ödeme tarihi, faiz ve bedelin gerçek değeri birlikte değerlendirilir. Buna karşılık her enflasyon farkı da otomatik tazminat hakkı yaratmaz; somut dayanak ve zarar açıklanmalıdır.
AYM kararından sonra AİHM’e gidilebilir mi?
Sözleşme kapsamındaki bir şikâyet için iç hukuk yollarının tüketilmesi ve diğer kabul edilebilirlik koşulları aranır. AİHM bakımından kural olarak nihai iç hukuk kararından itibaren dört aylık süre geçerlidir; başlangıç ve usul ayrıca değerlendirilmelidir. [9]
Kaynakça
[1] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 13, 35, 36, 40, 46 ve 148.
[2] 6216 sayılı Kanun, m. 45–50.
[3] 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, özellikle m. 10–14 ve ek m. 1; güncel metindeki iptal notları.
[4] AYM, Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013.
[5] AYM, Hayriye Uyar, B. No: 2021/50281, 10/2/2026.
[6] AİHM, Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B. No: 7151/75 ve 7152/75, 23/9/1982.
[7] 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.
[8] 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.
[9] AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokoller, özellikle m. 35 ve Ek 1 No.lu Protokol m. 1.
[12] AYM, Bireysel Başvurular UYAP Avukat Portalı Üzerinden Alınmaya Başlandı.