Pay sahipleri sözleşmesi, şirket ortaklarının oy kullanımı, yönetimde temsil, pay devri ve ortaklıktan çıkış konusunda birbirlerine karşı üstlendikleri yükümlülükleri düzenler. Kural olarak yalnızca taraflarını bağlar. Bu nedenle sözleşmeye aykırı davranış, ilgili ortağın sorumluluğunu doğurabilirken aynı davranış sonucunda alınan şirket kararı veya gerçekleştirilen devir kendiliğinden geçersiz olmaz. Etkili koruma; geçerli sözleşme hükmü, şirket türüne uygun işlem ve uygulanabilir yaptırımın birlikte kurulmasına bağlıdır. [1, 2]
Bir yatırımcının “benim onayım olmadan şirket satılamaz”, kurucunun “yönetimde kalacağım” veya azınlık ortağın “çoğunluk çıkarsa ben de aynı şartlarla çıkarım” beklentisi, tek cümlelik bir kayıtla güvence altına alınamaz. Hangi kişinin hangi davranışı üstlendiği, hakkın ne zaman kullanılacağı, bedelin nasıl hesaplanacağı ve şirket organlarının hangi işlemleri yapacağı ayrı ayrı belirlenmelidir.
Bu rehber, Türkiye’deki anonim ve limited şirketlerde ortaklar arasında kurulan sözleşmesel düzeni ele alır. Halka açık şirketlerdeki zorunlu pay alım teklifleri, sektör izinleri ve birleşme kontrolü gibi özel düzenlemeler ayrıca incelenmelidir. Yatırımın kuruluş aşamasına ilişkin genel çerçeve için Türkiye’de yatırım yapmak başlıklı rehber de değerlendirilebilir.
Pay Sahipleri Sözleşmesi ile Şirket Sözleşmesi Farklı Sonuçlar Doğurur
Sözleşmenin adı değil, üstlenilen borç belirleyicidir
Pay sahipleri sözleşmesi; hissedarlar sözleşmesi veya ortaklar arası sözleşme adlarıyla da düzenlenebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 26 ve 27. maddeleri çerçevesinde sözleşme özgürlüğünden yararlanır. Ancak emredici kurallara, kamu düzenine, ahlaka ve kişilik haklarına aykırı yükümlülükler geçerli hâle gelmez. Sözleşmeye “esas sözleşmeden önce uygulanır” yazılması, kanunun ve şirketin hukuken geçerli kurumsal düzeninin bertaraf edilmesini sağlamaz. [1, 2]
Her pay sahipleri sözleşmesi otomatik olarak adi ortaklık değildir. Ortak amaç için emek veya malların birleştirilmesini içeren bir yapı varsa TBK m.620 bakımından adi ortaklık nitelendirmesi gündeme gelebilir. Yalnızca bir pay satışına ilişkin karşılıklı borçlar veya tek taraflı oy taahhüdü aynı değerlendirmeyi zorunlu kılmaz. Nitelendirme; sona erme, zamanaşımı ve uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak hükümleri de etkiler. [2]
Anonim şirkette tek borç ilkesi kişisel taahhütle karıştırılmamalıdır
TTK m.340, anonim şirket esas sözleşmesinin kanundan sapma imkânını sınırlar. TTK m.480 ise kanuni istisnalar dışında pay sahibine esas sözleşmeyle pay bedeli veya prim dışında borç yüklenmesini engeller. Buna karşılık ortak, ayrı bir sözleşmeyle başka bir ortağa karşı geçerli bir kişisel yükümlülük üstlenebilir. Bu imkân, şirket hukukunun bütün emredici kurallarından kaçış yolu değildir. [1]
Örneğin bir kurucunun diğer ortağa karşı belirli süre rekabet etmeme taahhüdüyle, şirketin bütün mevcut ve gelecekteki ortaklarına esas sözleşme üzerinden aynı borcun yüklenmesi farklı meselelerdir. Ayrı sözleşmenin geçerliliği de faaliyet, süre ve kişi bakımından ölçülülük denetiminden bağımsız değildir. [2]
| İncelenecek konu | Şirket sözleşmesi / esas sözleşme | Pay sahipleri sözleşmesi |
|---|---|---|
| Temel işlev | Şirketin kanuna uygun kurumsal düzeni | Tarafların kişisel hak ve borçları |
| Yeni ortak bakımından etki | Geçerli şirket hükümleri pay sahipliğiyle uygulanır | Katılma veya başka bir hukuki geçiş dayanağı gerekir |
| Değişiklik | İlgili organ kararı ve gerekli tescil işlemleri | Sözleşmenin değişiklik düzeni ve geçerlilik şekli |
| İhlalin incelenmesi | Organ kararının kanuna ve şirket sözleşmesine uygunluğu | Borca aykırılık, ifa, tazminat ve ceza koşulu |
Şirketin imzası ve ticaret sicili kaydı her eksikliği gidermez
Şirketin geçerli bir temsil işlemiyle bazı sözleşmesel borçlar üstlenmesi mümkün olabilir. Buna rağmen şirketin imzası, yönetim kurulunun veya genel kurulun devredilemez yetkilerini diğer taraflara aktaramaz. Şirket adına imza atan kişinin yetkisi, menfaat çatışması ve üstlenilen edimin şirket bakımından hukuka uygunluğu ayrıca araştırılır. [1, 3]
Pay sahipleri sözleşmesinin sicile sunulması veya bir örneğinin şirket dosyasına konulması da bütün maddelerine herkese karşı etki kazandırmaz. Önce hükmün şirket sözleşmesine alınabilmesine kanunen izin verilip verilmediği, sonra usulüne uygun değişiklik yapılıp yapılmadığı incelenir. Kanunun izin vermediği bir yükümlülük tescil edilerek geçerli bir şirket hükmüne dönüştürülemez. [1, 3]
Oy Düzeni ve Yönetimde Temsil Nasıl Güvence Altına Alınır?
Genel kurul oyu ile yönetim organının görevi ayrılmalıdır
Ortaklar, belirli genel kurul konularında birlikte hareket etmeyi veya belirli adayları desteklemeyi kararlaştırabilir. Hüküm; ilgili kararları, oy kullanacak kişileri, görüşme yöntemini ve uyuşmazlık hâlinde uygulanacak süreci göstermelidir. “Bütün kararlar oybirliğiyle alınır” ifadesi, hangi organın ve hangi kararların kastedildiği belirtilmeden kullanıldığında ciddi uygulama sorunları doğurur. [1, 2]
Anonim şirkette bir pay grubunun yönetim kurulunda temsilinin kurumsal olarak korunması isteniyorsa TTK m.360 kapsamında esas sözleşme düzenlemesi değerlendirilir. Bununla birlikte yönetim kurulu üyesi, kendisini öneren ortağın her talimatını uygulayan bir temsilci değildir. TTK m.369’daki özen ve şirket menfaatini gözetme yükümlülüğü ile m.375’teki devredilemez görevler devam eder. Limited şirkette müdürlerin yetki ve sorumlulukları da TTK m.625 ve 626 çerçevesinde ayrıca korunur. [1]
Bu nedenle pay sahibinin kendi oyuna ilişkin taahhüdü ile bir yöneticinin şirket yararına aykırı davranmaya zorlanması aynı şekilde düzenlenemez. Oy taahhüdünün mahkeme veya hakem kararıyla aynen gerçekleştirilmesinin sınırları ayrıca tartışmalıdır; sözleşmede yazdığı için belirli bir genel kurul sonucunun mutlaka elde edileceği kabul edilmemelidir. [2, 3]
Sözleşme ihlali ile genel kurul kararının iptali farklı taleplerdir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11.10.2016 tarihli, E.2016/1275, K.2016/8000 sayılı kararında, ortaklar arasında birlikte yönetim ve temsile ilişkin düzenleme bulunmasına rağmen genel kurulda farklı bir müdürlük düzeni kurulması tartışılmıştır. Daire, tarafı olmayan şirketi bağlamayan ortaklar arası sözleşmeye aykırılığın ileri sürüldüğü olayda davanın reddini onamıştır. [4]
Karar, bütün ortaklık sözleşmelerinin bütün hükümleri hakkında verilmiş bir geçersizlik kararı değildir. Ayrıca genel kurulun kanuna, şirket sözleşmesine veya dürüstlük kuralına ayrı bir aykırılığı varsa bunun değerlendirilmesini engellemez. İptal talebiyle sözleşmeye dayalı tazminat talebinin muhatabı, sebebi ve süresi ayrı belirlenmelidir. Anonim şirkette TTK m.445 kapsamındaki iptal davasının karar tarihinden başlayan üç aylık süresi, sözleşme müzakeresi yapıldığı için kendiliğinden durmaz. [1, 4]
Birlikte Satış Hakkı ile Birlikte Satışa Zorlama Arasındaki Fark Nedir?
Birlikte satış hakkı azınlığa bir çıkış seçeneği sağlar
Birlikte satış hakkı, uluslararası sözleşmelerdeki adıyla tag-along, belirlenen ortağın paylarını satması hâlinde diğer hak sahiplerine satışa katılma imkânı verir. Ancak bunun kapsamı sözleşmede kurulur: Bütün paylar mı satılabilecek, satış oranında mı katılım sağlanacak, yalnız kontrol değişikliği mi hakkı doğuracaktır? [2]
Alıcı sözleşmenin tarafı değilse, yalnız mevcut ortaklar arasındaki kayıtla alıcıya satın alma borcu yüklenemez. Bu yüzden satış yapan ortağın yükümlülüğü açık yazılmalıdır: Diğer hak sahiplerinin payları da aynı işlemde alınmadan kendi satışını tamamlamaması mı gerekir; yoksa belirli bir sonucu sağlama borcu mu üstlenmektedir? Alıcının teklifi, ek anlaşmaları ve satışın tamamlanma şartları görülmeden hakkın kullanılması istenmemelidir.
Birlikte satışa zorlama kendiliğinden doğan çoğunluk yetkisi değildir
Birlikte satışa zorlama, uluslararası adıyla drag-along, sözleşmede belirlenen koşullarda diğer taraflara paylarını aynı alıcıya satma borcu yüklemeyi amaçlar. Çoğunluk payına sahip olmak tek başına bu hakkı yaratmaz. Hak sahibi, gerekli eşik, alıcının bağımsızlığı, asgari fiyat ve bildirim düzeni sözleşmede belirlenmelidir. [1, 2]
Bu düzenleme kanuni ortaklıktan çıkarma yolu değildir. Hakkın kullanılması pay mülkiyetini tek başına alıcıya geçirmez; şirket türü ve payın niteliğine uygun devir işlemleri tamamlanır. Hükmün geçerliliği veya koşulların gerçekleşmesi tartışmalıysa, “sürükleme hakkımız var” beyanı sicile doğrudan ortaklık değişikliği yaptırmaz. [1]
Aynı pay fiyatı her zaman eşdeğer ekonomik koşul değildir
Aşağıdaki örnek bir sözleşme değerlendirme örneğidir: Çoğunluk pay başına aynı bedeli gösterirken kendisi için peşin ödeme, azınlık için üç yıl vadeli ödeme kabul ediyorsa ekonomik sonuçlar eşit değildir. Aynı şekilde çoğunluğa ayrıca danışmanlık bedeli ödenmesi veya azınlığın şirketin bütün geçmiş borçlarından sınırsız sorumlu tutulması satış fiyatındaki görünür eşitliği bozabilir.
Bu sebeple sözleşmede fiyat yanında ödeme zamanı, teminat, kesinti, bloke tutar, işlem gideri ve satıcının garanti sorumluluğu birlikte düzenlenmelidir. Azınlığın şirkete ilişkin erişemediği bilgiler için kapsamlı garanti vermeye zorlanıp zorlanamayacağı da açık olmalıdır. Ayrı anlaşmaların hangi hâllerde satış bedeli hesabına katılacağı belirlenerek dolanma riski azaltılabilir. Bunlar her sözleşmede kanunen aynı biçimde zorunlu tutulan hükümler değil, uygulanabilirliği artıran sözleşme tasarımı tercihleridir. [2]
Önalım, İlk Teklif ve Alım-Satım Opsiyonları Birbirinin Yerine Kullanılamaz
İlk teklif hakkı, üçüncü kişiyle satış sürecinden önce mevcut hak sahibine teklif verilmesini sağlayacak şekilde kurulabilir. Önalım hakkı ise sözleşmede tanımlanan satış olayına bağlanan bir edinme önceliğidir. Üçüncü kişiden gelen teklifi eşleştirme imkânı ile satış sözleşmesinin kurulmasından sonra kullanılacak önalım aynı işlem sırasına sahip değildir. Yabancı terimin Türkçe başlığa çevrilmesi tek başına hukuki niteliği belirlemez. [2, 5]
Alım opsiyonu, hak sahibinin belirlenen koşullarda diğer tarafın payını edinmesini; satım opsiyonu ise kendi payını karşı tarafa satmasını sağlayan borçlandırıcı düzenek olarak kurulabilir. Paylar, hakkı doğuran olay, kullanım bildirimi, fiyat veya belirlenebilir fiyat yöntemi ve tamamlanma şartları açık olmalıdır. Hakkın kullanılmasıyla borç ilişkisinin doğması ile payın mülkiyetinin geçişi ayrı aşamalardır. [1, 2, 5]
Değerleme hükmünde yalnız “adil piyasa değeri” denilmesi yeterli olmayabilir. Değerleme tarihi, net borç ve nakit hesabı, grup içi alacaklar, azınlık indirimi, uzman seçimi, gerekli bilgiye erişim ve iki değerleme arasındaki farkın çözümü belirlenmelidir. “Kusurlu ayrılan ortağın payı nominal bedelle alınır” kaydı da ihlalin ağırlığı, kişinin ekonomik özgürlüğü ve yaptırım niteliği bakımından denetlenir; her olayda geçerli veya her olayda geçersiz şeklinde genellenemez. [2]
Şirketin kendi paylarını satın alacağı bir çıkış modeli ayrıca TTK m.379 ve devamı veya limited şirketlerde m.612 bakımından incelenmelidir. Şirketi sınırsız ve koşulsuz geri alım borçlusu yapmak, sermayenin korunmasına ilişkin kuralları ortadan kaldırmaz. [1]
Limited Şirketlerde Noter Şekli ve Şirket Sözleşmesi Özellikle Önemlidir
TTK m.595/1 uyarınca limited şirket esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı yapılmalı, tarafların imzaları noterce onanmalıdır. Dolayısıyla pay sahipleri sözleşmesinin içinde limited şirket payını satma veya devretme borcu kuran bir hüküm varsa, sıradan yazılı sözleşmenin her durumda yeterli olduğu söylenemez. Sözleşmenin bütünü, ekleri ve değişiklikleri birlikte incelenmelidir. [1]
Şirket sözleşmesinde aksi yoksa devir için genel kurul onayı da aranır. Noter onayı, genel kurul onayının yerine geçmez. Diğer taraftan TTK m.577; önalım, geri alım, alım, veto, sözleşme cezası ve çıkma gibi konularda şirket sözleşmesinde düzenleme yapılabilmesine açık imkânlar tanır. Bu alan yine m.579 ve ilgili özel hükümlerin sınırları içinde kullanılabilir; anonim şirkete ilişkin sonuçlar aynen limited şirkete aktarılmamalıdır. [1]
Şekle aykırılık yalnız teknik bir eksiklik değildir. Geçersiz devir taahhüdüne bağlanan ceza koşulunun talep edilmesi de TBK m.182/2 nedeniyle sorun yaratır. Diğer hükümler bakımından kısmi hükümsüzlük ve tarafların varsayımsal iradesi değerlendirilir. Sözleşmeye “bir madde geçersizse kalanlar geçerlidir” yazılması, geçersiz hükmün bütün işlem için taşıdığı önemi inceleme ihtiyacını ortadan kaldırmaz. [2]
Karar Alma Kilitlenmesi Şirketi Zorunlu Satışa Mahkûm Etmemelidir
Eşit paylı ortaklıkta bütçe, yönetici seçimi veya yatırım kararının alınamaması mümkündür. Ancak her görüş ayrılığını “kilitlenme” saymak, taraflardan birinin çıkış mekanizmasını baskı aracı olarak kullanmasına imkân verebilir. Kilitlenmenin hangi kararlarda, kaç sonuçsuz toplantıdan ve hangi müzakere aşamasından sonra oluşacağı belirlenmelidir. [2]
Sözleşmesel çözüm sırası; yönetici düzeyinde görüşme, tarafların üst yetkilileriyle müzakere, uygun uyuşmazlıklarda arabuluculuk veya değerleme uzmanı incelemesi ve son aşamada pay devri şeklinde kurulabilir. Bu sırada acil işletme giderleri, çalışan ücretleri ve kanuni yükümlülüklerin nasıl yürütüleceği de düzenlenmelidir. Uzman değerlemesi ile hukuki uyuşmazlığı çözen hakem kararı aynı şey değildir.
Bir ortağın fiyat belirleyip diğerine “ya payını sat ya benim payımı al” seçeneği sunduğu model, iki tarafın finansman gücü farklıysa ağır sonuç doğurabilir. Bağımsız değerleme, finansmanı hazırlamak için makul süre ve üçüncü kişiye satış seçeneği gibi araçlar değerlendirilmelidir. Sözleşmenin sona ermesi ise şirketi kendiliğinden tasfiye etmez veya tarafları ortaklıktan çıkarmaz; bunun için ilgili ayrı işlem veya kanuni şartlar gerekir. [1, 2]
Sözleşmeye Aykırılıkta Hangi Talepler İleri Sürülebilir?
Aynen ifa, tazminat ve ceza koşulu ayrı değerlendirilir
Aynen ifa, üstlenilen edimin gerçekleştirilmesinin istenmesidir. Pay devri taahhüdünde geçerli bir borç, gerçekleşmiş kullanım koşulları ve ifa imkânı araştırılır. Nama yazılı senedin teslimi, şirket onayı veya pay defterine kayıt gibi farklı aşamalar için talebin içeriği ayrı kurulmalıdır. Her uyuşmazlığın “pay iptali ve tescil” başlığı altında aynı biçimde çözüleceği varsayılamaz. [1, 2]
Tazminatta sözleşme, ihlal, zarar ve uygun nedensellik ortaya konulur; TBK m.112 uyarınca borçlu kusursuzluğunu ispat etmedikçe sorumlu olur. Şirketin uğradığı zararla ortağın doğrudan kişisel zararı karıştırılmamalıdır. Kaybedilen satış imkânının değeri, varsayımsal bir şirket değeri üzerinden değil gerçek teklif, işlem koşulları ve ihlalin etkisi üzerinden açıklanmalıdır. [2]
Ceza koşulu zarar doğmasa da istenebilir; fakat asıl borcun geçerliliği ve cezanın bağlandığı olayın gerçekleşmesi gerekir. TBK m.179 uyarınca cezanın ifanın yerine mi, gecikme nedeniyle ifaya ek olarak mı düzenlendiği önemlidir. Ceza tutarını aşan zarar bakımından m.180’deki kusur ispatı ayrıca dikkate alınır. Aynı zararın farklı adlarla iki kez tahsili talep edilmemelidir. [2]
Her şirket ortağı tacir değildir
TBK m.182 aşırı ceza koşulunun indirilmesini düzenlerken TTK m.22 tacir borçlu bakımından özel sınırlama getirir. Gerçek kişinin yalnızca anonim veya limited şirkette pay sahibi olması, onu kendiliğinden tacir yapmaz. Bu nedenle sözleşmedeki bütün ortaklara tacire ilişkin indirim yasağını uygulamak doğru değildir. Emredici hukuk ve ahlaka aykırılık denetimi de ceza indirimi meselesinden ayrı ele alınır. [1, 2]
Üçüncü kişi sözleşmeyi biliyor olsa bile bu bilgi tek başına onu sözleşmenin borçlusu yapmaz. Bununla birlikte somut davranışın muvazaa veya haksız fiil gibi başka bir hukuki sebep oluşturup oluşturmadığı araştırılabilir. Böyle bir iddia, yalnızca “alıcı sözleşmeyi biliyordu” cümlesiyle değil, o sebebin kendine özgü olguları ve delilleriyle kurulmalıdır. [2]
Mahkeme, Tahkim, Arabuluculuk ve Süreler Nasıl Belirlenir?
Önce talebin hukuki niteliği tespit edilir
Şirket hukukuna dayalı talepler ile yalnızca ortaklar arası borç sözleşmesinden doğan taleplerin görev değerlendirmesi aynı olmayabilir. TTK m.4 ve 5 kapsamında ticari dava niteliği; talebin dayanağı ve gerektiğinde tarafların ticari işletmeleriyle bağlantısı üzerinden incelenir. Genel yetki ve sözleşmenin ifa yeri kuralları yanında özel yetki hükümleri de dikkate alınır. [1, 6]
Yetki sözleşmesinde HMK m.17 ve 18’in taraf sıfatı ve geçerlilik şartları aranır. Tacir olmayan iki gerçek kişi, yalnız şirket ortağı oldukları için her mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılamaz. Konusu para olan ticari alacak ve tazminat taleplerinde TTK m.5/A’daki dava şartı arabuluculuk; geçerli tahkim anlaşması bulunan uyuşmazlıklarda ise HUAK m.18/A/18’deki istisna ayrıca değerlendirilir. [1, 6, 7]
Tahkim kaydı bütün şirket uyuşmazlıklarını kapsayamaz
Tarafların serbestçe tasarruf edebileceği sözleşmesel uyuşmazlıklar için geçerli bir tahkim anlaşması yapılabilir. Fakat şirketin veya sözleşmeye katılmamış ortağın kendiliğinden bu anlaşmaya bağlandığı kabul edilemez. Genel kurul kararının iptali gibi şirketin kurumsal düzenini ve üçüncü kişileri etkileyen talepler, kişisel tazminat talebiyle aynı değerlendirmeye tabi tutulamaz. HMK m.408 ve 412 kapsamında kapsam, taraflar ve tahkime elverişlilik ayrı incelenmelidir. [3, 6]
Yabancı ortak varsa uygulanacak hukuk, tahkim yeri, dil ve kararın uygulanacağı ülkeler açık düzenlenmelidir. Yabancı hukuk seçimi, Türkiye’deki şirketin emredici örgütlenme ve devir kurallarını kendiliğinden kaldırmaz. Mahkemeye geçici koruma başvurusuyla tahkimde esasın çözümü arasındaki ilişki de sözleşmede çelişki yaratmadan kurulmalıdır. [1, 3, 6]
Sözleşmesel bildirim süresi ile dava süresi aynı değildir
Opsiyonun kullanım süresi, satışa katılma bildirimi ve borcun muacceliyeti birbirinden ayrılmalıdır. Genel zamanaşımı kuralı TBK m.146’da on yıldır; sözleşmenin adi ortaklık niteliği taşıması ve alacağın ortaklık sözleşmesinden doğması hâlinde m.147/4’teki beş yıllık düzenleme ayrıca değerlendirilir. Başlangıç için m.149’daki muacceliyet esas alınır. Özel süreler ve kanuni durma veya kesilme sebepleri saklıdır. [2]
Payın hızla üçüncü kişiye devredilmesi tehlikesinde, HMK m.389 ve 390 çerçevesinde somut ve ölçülü ihtiyati tedbir istenebilir. Başvuru devri kendiliğinden durdurmaz. Kararın uygulanmasını isteme ve dava öncesi tedbirin tamamlanması süreleri ayrıca izlenir: m.393 uyarınca tefhim veya tebliğden başlayan bir haftalık uygulama talebi, m.397 uyarınca uygulama talebinden başlayan iki haftalık esas dava süresi; varsa arabuluculukla ilgili özel süre hükümleriyle birlikte değerlendirilmelidir. [6, 7]
Dava harcı, değerleme ve bilirkişi giderleri, tebligat masrafları ve gerektiğinde tedbir teminatı ayrıca planlanmalıdır. HMK m.392’deki teminat düzeni ve istisnaları somut başvuruda değerlendirilir. Mahkemenin hükmedebileceği yargılama gideri ve vekâlet ücreti ile tarafın kendi avukatıyla yaptığı ücret sözleşmesi birbirinden ayrıdır. Sabit bir toplam gider, talep türü ve tutarı görülmeden güvenilir biçimde hesaplanamaz. [6]
İmza Öncesi ve İhlal Sonrası Belge Kontrolü
| Kontrol noktası | İncelenecek belge veya kayıt | Cevaplanacak soru |
|---|---|---|
| Taraf ve temsil | İmza belgeleri, vekâletname, şirket kararları | Borcu üstlenen kişi ve imza yetkisi doğru mu? |
| Şirket düzeni | Güncel esas sözleşme, sicil kayıtları, pay defteri | Sözleşmenin amaçladığı işlem şirket hukukunda mümkün mü? |
| Hak kullanım koşulu | Satış teklifi, yan anlaşmalar, bildirim ve ulaşma kaydı | Hak doğdu mu, süresinde ve doğru kişiye kullanıldı mı? |
| Fiyat ve ödeme | Değerleme, finansal kayıt, ödeme takvimi, teminat | Bedel belirlenebilir ve tahsil edilebilir mi? |
| İhlal ve talep | Genel kurul tutanağı, devir belgesi, yazışma | Hangi borç ihlal edildi, hangi kişiye hangi talep yöneltilecek? |
Bu belgeler hukuka uygun yöntemlerle elde edilmeli ve ticari sır içeren kısımlar gereksiz kişilere açıklanmamalıdır. Dava veya tahkim başvurusu için sözleşmenin son imzalı sürümü, ekleri ve değişiklikleri birlikte korunmalıdır. Eksik ek veya farklı sürümle yapılan hak kullanımı, doğru görünen bir talebin dayanağını zayıflatabilir.
Sonuç
Pay sahipleri sözleşmesinde her yükümlülüğün doğru kişiye yöneltilmesi, gerekli şekle uyulması, şirket işlemlerinin tamamlanması ve ihlal hâlindeki talebin uygulanabilir olması belirleyicidir. Oy düzeni, birlikte satış ve çıkış hükümleri; şirketin türü, payların niteliği, tarafların finansman gücü ve mevcut esas sözleşme birlikte değerlendirilerek hazırlanmalıdır.
Uyuşmazlık doğduğunda ise sözleşmeye aykırılık ile şirket kararının hukuka aykırılığı ayrı incelenmeli; deliller, bildirimler ve süreler aynı çalışma içinde kontrol edilmelidir. Böylece ortaklar arasındaki ticari beklenti, uygulanabilecek bir hukuki düzenlemeye dönüştürülebilir.
İlgili yazılar: Limited Şirket Pay Devri: Noter, Onay ve Tescil; Anonim Şirket Pay Devri: Pay Defteri ve MKK Bildirimi; Şirketlerde Rekabet Yasağı: Ortak ve Yönetici Ayrımı; Genel Kurul Kararının İptali: Süre, Butlan ve Tedbir.
Sıkça Sorulan Sorular
Pay sahipleri sözleşmesi şirketi otomatik olarak bağlar mı?
Hayır. Şirketin taraf olması veya kanuna uygun şirket sözleşmesi düzenlemesi gibi ayrıca incelenmesi gereken bir dayanak bulunmalıdır. Şirketin imzası da emredici organ yetkilerini ortadan kaldırmaz. [1, 3]
Pay sahipleri sözleşmesi noter onayı olmadan geçerli midir?
Her hüküm için aynı cevap verilemez. Özellikle limited şirket payının devrini veya devir borcunu doğuran işlemleri içeren kayıtlar TTK m.595’teki yazılı şekil ve noter onayı şartıyla değerlendirilir. [1]
Çoğunluk ortak azınlığı paylarını satmaya zorlayabilir mi?
Sırf çoğunluk payına sahip olması yeterli değildir. Geçerli bir sözleşmesel satış yükümlülüğü veya ilgili kanuni yol bulunmalı; hakkın kullanım koşulları ve devir gerekleri gerçekleşmelidir. [1, 2]
Sözleşmeye aykırı oy genel kurul kararını geçersiz kılar mı?
Yalnız sözleşme ihlali kendiliğinden bu sonucu doğurmaz. Kararın kanuna, şirket sözleşmesine ve dürüstlük kuralına uygunluğu ayrıca değerlendirilir; sözleşmeyi ihlal eden kişiye karşı talepler de ayrı kurulabilir. [1, 4]
Yeni ortak eski pay sahipleri sözleşmesine kendiliğinden katılır mı?
Sırf payı satın almakla sözleşmedeki bütün kişisel borçlar üstlenilmiş sayılmaz. Katılma belgesinin kapsamı, gerekli rızalar ve yükümlülüklerin şekli belirlenmelidir; kanuni geçiş hâlleri ayrıca değerlendirilir. [2, 3]
Ceza koşulu yazılması tazminat ispatını gereksiz hâle getirir mi?
Cezanın istenmesi için zarar doğması şart değildir; ancak geçerli asıl borç ve ceza koşulunun gerçekleşmesi aranır. Cezayı aşan zararın istenmesi ayrıca zarar ve kusur yönünden değerlendirilir. [2]
Şirket ortağı tacir sayıldığı için ceza indirimi isteyemez mi?
Şirket ortaklığı tek başına gerçek kişiye tacir sıfatı kazandırmaz. TBK m.182 ile TTK m.22’nin uygulanması için borçlunun hukuki sıfatı ayrıca belirlenir. [1, 2]
Pay sahipleri sözleşmesi sona erince ortaklık da sona erer mi?
Kural olarak bu iki sonuç aynı değildir. Sözleşmenin sona ermesi kişisel yükümlülükleri etkiler; pay sahipliğinin, şirketin veya pay devri işleminin akıbeti ayrı hükümlerle belirlenir. [1, 2]
Kaynakça
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu; özellikle m.4, 5, 5/A, 12, 16, 22, 340, 360, 369, 375, 379, 408, 445–446, 480, 493, 577, 579, 595, 612, 625–626. Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu; özellikle m.1–2, 12, 19, 26–27, 49, 112–113, 117, 146–149, 179–182 ve 620. Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat.
- Muhammed Sulu, “Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Arabuluculuk ve Tahkim”, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, 2022, 8(2), s.511–528; özellikle nispilik, şirketin taraflığı ve tahkime elverişlilik tartışmaları. Tam metin.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 11.10.2016, E.2016/1275, K.2016/8000. Avrasya Hukuk tarafından yayımlanan kararın tam metni.
- Direnç Akbay, “Anonim Ortaklık Pay Sahipleri Arasında Yapılan Önalım Hakkı İçeren Sözleşmeler”, İstanbul Hukuk Mecmuası, 2019, 77(2), s.697–746, DOI:10.26650/mecmua.2019.77.2.0008. Tam metin.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu; özellikle m.6, 10, 17–18, 323, 326, 389–393, 397, 408 ve 412. Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat.
- 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu; özellikle m.18/A. Adalet Bakanlığı UYAP Mevzuat.