Ticari Uyuşmazlıkta İlk Değerlendirme Nasıl Yapılır?
Ticari dava avukatının çalışması, uyuşmazlığın nasıl doğduğunu anlamakla başlamalıdır. Sözleşmenin imzalanması, siparişin verilmesi, işin yapılması, malın teslimi, itirazların bildirilmesi ve ödemeler aynı zaman çizelgesine yerleştirilmelidir. Bu inceleme, hangi tarafın hangi yükümlülüğü üstlendiğini ve anlaşmazlığın hangi noktada ortaya çıktığını görünür kılar. Dilekçe hazırlığı, bu ilk incelemenin üzerine kurulmalıdır.
İlk görüşmede olayın anlatılması ile belgesinin bulunması ayrı işlerdir. Şirket yöneticisinin teslimin tamamlandığını söylemesi, teslimi alan kişinin kim olduğunu, yetkisini ve varsa çekincesini açıklamaz. Muhasebe kaydındaki bakiye de bu bakiyenin neden tartışmalı olduğunu tek başına göstermez. Avukat, anlatılan her önemli olay için tarih, belge ve bilgi sahibi kişiyi belirlemeli; eksikliği bulunan noktaları açıkça kaydetmelidir.
Tarafların tam unvanı, sözleşmeyi imzalayan kişiler, temsil belgeleri, alacağın devredilip devredilmediği ve daha önce başlatılmış süreçler de bu aşamada incelenir. Aynı ticari gruptaki iki şirketin adının yazışmalarda birbirinin yerine kullanılması, davanın tarafını kendiliğinden belirlemez. Avukatın görevi hangi kişinin hangi hukuki ilişkide yer aldığını açıklığa kavuşturmaktır. İşin kapsamı, menfaat çatışması ve meslek sırrı değerlendirmesi de dosyanın kabulüyle birlikte yapılmalıdır. [1]
Varsayımsal bir makine satışı üzerinden ilk inceleme
Bir üreticinin başka bir şirkete makine sattığını; bedelin bir bölümünün ödendiğini, kalan bölümün ise makinenin taahhüt edilen kapasitede çalışmadığı gerekçesiyle ödenmediğini varsayalım. Satıcı teslim belgesine, alıcı teknik servis yazışmalarına dayanıyor olsun. Bu örnek gerçek bir dosyayı veya büro deneyimini anlatmamaktadır.
İlk sorular şunlardır: Siparişte hangi kapasite kararlaştırılmıştır? Nakliye teslimi ile kurulum ve kabul aynı işlem midir? Deneme hangi koşullarda yapılmıştır? Arıza ne zaman bildirilmiştir? Kısmi ödeme hangi borca ilişkindir? Bu sorular açıklanmadan yalnız faturadan hareketle dava açmak veya yalnız arıza iddiasından hareketle tüm borcu reddetmek eksik bir dosya değerlendirmesine yol açabilir. Görüşmeye hazırlanırken belge ve soru düzeni oluşturulması bu nedenle yararlıdır.
Davanın Hukuki ve Ekonomik Hedefi Nasıl Belirlenir?
Davada istenen hukuki sonuç açıkça belirlenmelidir. Bir bedelin ödenmesi, borç bulunmadığının tespiti, sözleşmeden doğan bir edimin yerine getirilmesi, şirket kararının iptali veya belirli bir davranışın durdurulması farklı taleplerdir. Talebin adı kadar, hangi olgulara dayandığı ve kararın nasıl uygulanacağı da önemlidir.
Davacı bakımından alacak hesabı hazırlanırken ana para, ödeme tarihleri, faiz başlangıcı ve varsa diğer zarar kalemleri ayrı gösterilmelidir. Birbirinden farklı zararların aynı hesap içinde tekrarlanması önlenmelidir. Davalı bakımından hedef; borcun hiç doğmadığını göstermek, ödenmiş kısmı belirlemek, talebin miktarını tartışmak veya kendi hakkını ileri sürmek olabilir. Savunma hazırlanırken işletmenin kayıtlarıyla uyuşmayan bir anlatı kurulamaz.
Talebin işletmenin ihtiyacıyla ilişkisi
Varsayımsal makine satışında alıcının asıl ihtiyacı üretime devam etmek olabilir. Makinenin onarılması, sözleşmenin sona erdirilmesi veya belirli bir zararın giderilmesi, işletme açısından farklı sonuçlar doğurur. Avukat, hukuken mümkün seçeneklerin her birinin belge, süre ve maliyet gereksinimini açıklamalıdır. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde temerrüt nedeniyle kullanılabilecek haklar bakımından ek süre, istisnalar ve hakkın kullanılma biçimi birlikte değerlendirilir; TBK m.123–126 hükümleri bu ayrımın dayanaklarındandır. [4]
Ekonomik hedef belirlemek, hukuki haklardan gerekçesiz vazgeçmek anlamına gelmez. Yönetimin karar verebilmesi için olası tahsil zamanı, yargılama giderleri, ticari ilişkinin sürdürülmesi ve hükmün uygulanabilirliği birlikte ele alınmalıdır. Borçlunun temerrüdünde seçimlik haklar arasındaki fark, özellikle sözleşmenin devamı ile sona erdirilmesi arasında karar verilirken önem kazanır.
Lehe ve Aleyhe Belgeler Nasıl Birlikte İncelenir?
Dosya incelemesi yalnız müvekkilin görüşünü destekleyen belgelerle sınırlanmamalıdır. Sonradan düzenlenen indirim yazısı, servis ekibinin arızayı kabul eden e-postası, ödeme planı veya teslim sırasında düşülen çekince ilk değerlendirmeyi değiştirebilir. Bu belgelerin avukata başlangıçta verilmesi, karşı taraf sunduğunda doğacak hazırlıksızlığı azaltır.
Belgeler konu ve tarih sırasıyla tutulmalı; asıl belge, çalışma kopyası ve açıklama notu birbirinden ayrılmalıdır. Bir e-postanın yalnız istenen cümlesini gösteren görüntü yerine mümkünse tam yazışma ve ekleri incelenmelidir. Kayıtların hangi sistemden, kim tarafından ve ne zaman alındığı bilinmelidir. Şirket çalışanlarıyla yapılan görüşmeler de kişinin doğrudan bildikleri ile başkasından duyduklarını ayırmalıdır.
Ticari defterler ve elektronik kayıtlar
Ticari defterlerin delil değeri, HMK m.222'deki şartlara bağlıdır. Kayıt düzeni, gerekli onaylar, kayıtların birbirini doğrulaması ve karşı tarafın defterlerinin durumu birlikte incelenir. Karşı tarafın defterlerini sunmaması ile usulüne uygun defterlerinde ilgili işlem hakkında kayıt bulunmaması aynı durum değildir. Sahibi lehine kullanılabilecek defterlerdeki lehe ve aleyhe kayıtlar da birbirinden koparılamaz. [2]
Elektronik yazışmaların belge niteliği, içeriğin doğruluğuna ilişkin her tartışmayı kendiliğinden çözmez. Gönderenin kimliği, bütünlük, tarih, ekler ve yazışmanın bağlamı ayrıca değerlendirilir. HMK m.199 elektronik verileri belge kapsamında ele alırken m.189/2 hukuka aykırı elde edilen delillerin kullanılmasına sınır koyar. Bu nedenle erişim yetkisi bulunmayan hesaplara girilmesi veya kayıtların değiştirilmesi, delil toplama yöntemi olarak görülemez. [2]
Belge incelemesinin sonunda “hangi kayıt işimize yarıyor?” sorusunun yanında “hangi kayıt iddiamızı daraltıyor veya yeni açıklama gerektiriyor?” sorusu da cevaplanmalıdır.
İddia, Belge ve Karşı İtiraz Arasındaki Bağ Nasıl Kurulur?
Bir belgenin dosyada bulunması ile belirli bir olguyu ispatlaması farklıdır. Avukat, her talebin dayandığı olguyu ve bu olguya ilişkin delili eşleştirmelidir. HMK m.190'daki genel ispat yükü kuralı ve özel düzenlemeler dikkate alınmalı; m.194 uyarınca hangi delilin hangi olay için gösterildiği somutlaştırılmalıdır. [2]
Faturanın düzenlenmesi, teslim, kabul ve ödeme birbirinden ayrılmalıdır. TTK m.21 faturaya itiraz edilmemesine sonuç bağlar; bunun dosyadaki etkisi sözleşme ilişkisi ve diğer belgelerle incelenir. Fatura, her uyuşmazlıkta bütün malların eksiksiz teslim edildiğini tek başına kesinleştiren bir belge gibi sunulmamalıdır. [3]
Aşağıdaki tablo, varsayımsal makine satışının farklı yönlerinin nasıl incelenebileceğini gösterir:
| İddia | İncelenecek belge | Olası karşı itiraz | Tamamlanması gereken bilgi |
|---|---|---|---|
| Teslim edilen malın bedeli ödenmedi. | Sözleşme, sipariş, fatura, teslim ve kabul kayıtları | Teslim eksik; imzalayan kişi yetkisiz; kabul koşulu gerçekleşmedi. | Teslimin kapsamı, teslim alanın görevi, kabulün şartları |
| Borcun bir bölümü ödendi. | Banka dekontu, ödeme açıklaması, hesap mutabakatı | Ödeme başka faturaya veya farklı bir borca aitti. | Borçların tarihleri, ödemenin hangi kaleme işlendiği |
| Mal ayıplı veya sözleşmeye uygun değil. | Teknik şartname, test ve servis kayıtları, bildirimler | Sorun kullanım hatasından kaynaklandı; bildirim zamanında yapılmadı. | Sorunun niteliği, ortaya çıkış zamanı, kullanım koşulları |
| Sözleşme haklı nedenle sona erdirildi. | Sözleşme, ihtar, ek süre ve fesih/dönme bildirimi | İhlal yoktu; gerekli süre verilmedi; bildirim uygun değildi. | İhlalin ağırlığı, seçilen hakkın şartları ve bildirimin ulaşması |
Bu çalışma, zayıf noktaları saklamak için yapılmaz. Örneğin teslim belgesi nakliyeyi gösteriyor fakat performans kabulünü göstermiyorsa belgeye taşımadığı bir anlam yüklenmemelidir. Eksik bilgi için araştırma yapılmalı; giderilemeyen belirsizliğin talebe ve savunmaya etkisi müvekkile açıklanmalıdır.
Kaybolabilecek Deliller İçin Hangi İncelemeler Yapılmalı?
Bazı deliller dava dilekçesi hazırlanırken değişebilir veya kaybolabilir. Bozuk bir makinenin onarılması, depodaki ürünün kullanılması, internet içeriğinin değiştirilmesi ya da sistem kayıtlarının olağan saklama süresinin dolması bu ihtimali doğurabilir. Avukat, hangi bilginin daha sonra elde edilemeyeceğini ilk incelemede sormalıdır.
HMK m.400 ve devamında düzenlenen delil tespiti, henüz inceleme sırası gelmemiş veya ileride açılacak davada kullanılacak bir olgunun belirlenmesine hizmet eder. Hukuki yarar aranır; delilin kaybolması veya ileri sürülmesinin ciddi biçimde zorlaşması ihtimali bu değerlendirmede önem taşır. Delil tespiti, esas uyuşmazlık hakkında verilmiş bir hüküm değildir. [2]
Varsayımsal makine örneğinde üretimin sürmesi için acil onarım gerekiyorsa, onarım öncesindeki durumun nasıl belgeleneceği değerlendirilmelidir. Seri numarası, mevcut ayarlar, çalışma koşulları, arıza kayıtları ve değiştirilecek parçalar teknik incelemenin anlaşılmasını sağlar. Talep yalnız “makine arızalıdır” cümlesinden oluşmamalı; hangi teknik soruya cevap arandığı açıklanmalıdır.
Tespit ile delilin saklanmasını birlikte düşünmek
Mahkemeden tespit istenmesi, şirket içindeki kayıtların korunması ihtiyacını ortadan kaldırmaz. İlgili belgelerin olağan silme veya değiştirme işlemlerine konu olmaması için sorumlular belirlenmelidir. Saklanacak verinin dosyayla bağlantısı, erişim yetkisi ve gizlilik şartları gözetilmelidir. Teknik kaydı alan kişinin yaptığı işlemi açıklayabilmesi, sonradan ortaya çıkabilecek bütünlük tartışmasının incelenmesini kolaylaştırır.
Delil tespiti istenirken esas dava ve diğer başvuruların süreleri ayrı olarak izlenmelidir; tespit talebinin bütün süreleri durdurduğu varsayılmamalıdır. Tespit raporunda bir eksiklik veya teknik varsayım bulunması hâlinde bunun da takip edilmesi gerekir. Raporun varlığı, bütün sonuçlarının tartışmasız olduğu anlamına gelmez; karşı tarafın açıklamaları ve diğer delillerle ilişkisi ayrıca değerlendirilir.
Görev, Yetki, Arabuluculuk ve Süreler Nasıl Kontrol Edilir?
Görev, davaya hangi tür mahkemenin bakacağını; yetki ise hangi yerdeki mahkemeye başvurulabileceğini belirler. Taraflardan birinin şirket olması, tek başına uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görüleceği sonucunu doğurmaz. Ticari dava niteliği TTK m.4, görev m.5 ve konuya ilişkin özel hükümler birlikte uygulanarak belirlenir. Ticari iş ile ticari dava kavramları da her durumda aynı kapsamda değildir. [3]
Sözleşmedeki mahkeme veya tahkim kaydı ayrıca okunmalıdır. Kaydın bulunması, her koşulda geçerli ve somut uyuşmazlığa uygulanabilir olduğunu göstermez. Tarafların sıfatı, uyuşmazlığın kapsamı, kesin yetki kuralları ve şekil şartları incelenmelidir. Yabancı taraf veya yabancı ülkede ifa varsa uygulanacak hukuk ve milletlerarası yetki de dosyanın başlangıç sorularına eklenir.
Arabuluculuk kapsamı talepten hareketle belirlenir
TTK m.5/A, ticari davalar içindeki belirli para talepleri bakımından dava öncesi arabuluculuğu düzenler. Güncel hükümde para konulu alacak ve tazminat yanında itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları da sayılmıştır. Bütün ticari davaların aynı nedenle zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu söylenemez. Para dışındaki bir talep yönünden de başka bir özel düzenleme bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. [3]
Başvurudaki taraflar, talebin konusu ve son tutanak birlikte denetlenmelidir. Birden fazla talebin aynı davada ileri sürülmesi, bunların her birinin ayrı incelenmesini gerektirebilir. Arabuluculuğa hiç başvurmamak ile yapılmış başvuruya ilişkin son tutanağın dava dilekçesine eklenmemesi de aynı usul eksikliği değildir; 6325 sayılı Kanun m.18/A bu ayrımı düzenler. [6]
Süre çizelgesi işlem ve başlangıç olayını göstermeli
Zamanaşımı, hak düşürücü süre, cevap süresi, delil sunma süresi ve kanun yolu süresi tek başlık altında izlenmemelidir. Her satırda işlemin adı, sürenin dayanağı, başlangıç olayı, son gün, sorumlu kişi ve işlemin yapıldığına ilişkin kayıt bulunmalıdır. Elektronik tebligatın okunması ile hukuken tebliğ edilmiş sayılması arasındaki ayrım da ilgili düzenlemeye göre kontrol edilmelidir.
Arabuluculuğun süreler üzerindeki etkisi, başvuru ve son tutanak tarihleriyle birlikte değerlendirilir. Dava şartı arabuluculukta m.18/A/15 zamanaşımı ve hak düşürücü süreler için özel düzenleme içerir. Bu etki, her usul süresinin aynı biçimde durduğu anlamına gelmez. [6]
Özellikle birden fazla dosya varsa yazışma, icra takibi ve dava takvimleri eşleştirilmelidir. Aynı uyuşmazlıkla ilgili bir görüşmenin devam etmesi, diğer dosyadaki işlem ihtiyacının ortadan kalktığı varsayımına yol açmamalıdır. Son günün hangi kayıt üzerinden hesaplandığı sonradan da anlaşılabilmelidir.
Davacı Talepleri ve Davalı Savunmaları Nasıl Hazırlanır?
Davacı dilekçesi olayları, delilleri ve istenen sonucu birbirine bağlamalıdır. Talep miktarı hesaplanabilir olmalı; para dışındaki edim de uygulanabilir açıklıkta tarif edilmelidir. Davalı ise hangi olayları kabul ettiğini, hangilerine neden itiraz ettiğini ve hangi savunmaları ileri sürdüğünü ayırmalıdır. Her iddianın topluca reddedilmesi, ödeme veya ayıp gibi somut savunmaların yerini tutmaz.
Savunmanın hukuki niteliği işlem sırasını etkiler. Ödeme iddiası, zamanaşımı def'i, yetki itirazı ve karşı dava aynı araçlar değildir. HMK'nın dilekçeler, ilk itirazlar, iddia ve savunmanın genişletilmesi ile karşı davaya ilişkin hükümleri birlikte incelenmelidir. Yeni delilin veya savunmanın ileride serbestçe sunulabileceği varsayımıyla hazırlık ertelenmemelidir. [2]
Takas ile mahsup neden ayrılmalı?
Mahsup, bu bağlamda, yapılan ödeme veya hesaba katılması gereken bir kalemin talep edilen tutardan düşülmesiyle ilgilidir. Takasta ise tarafların birbirlerine karşı ayrı alacaklarının bulunması söz konusudur. TBK m.139 ve devamındaki koşullar ve takas iradesinin bildirimi incelenmelidir. Karşı alacağın tartışmalı olması, tek başına takas iddiasının ileri sürülemeyeceği anlamına gelmez. [4]
Makine örneğinde satış bedeline yapılan ödemenin hesaptan düşülmesi ile alıcının ayrıca ileri sürdüğü üretim kaybı alacağını bedel borcuyla takas etmek istemesi farklıdır. İkinci durumda karşı alacağın dayanağı, miktarı, muacceliyeti ve usulen ileri sürülüşü araştırılır. Karşı dava gereksinimi ve davalının kendi alacağından ayrıca tahsil isteyip istemediği de ayrı değerlendirilir. “Takas ve mahsup hakkımız saklıdır” şeklindeki genel ifade, somut hukuki incelemenin yerini alamaz.
Talep miktarında 2026 değişikliği dikkate alınmalı
31 Temmuz 2026'da yayımlanan 7589 sayılı Kanun, HMK m.107'yi yürürlükten kaldırmıştır. Aynı Kanunla m.109'a eklenen dördüncü fıkra, kısmi davada tahkikat sona erinceye kadar bir kez talep artırımı ve artırılan bölüm yönünden dava tarihinden itibaren zamanaşımının kesilmesi konusunda düzenleme getirmiştir. Geçici m.1/10 ise kaldırılmadan önce açılmış davalarda eski m.107'nin uygulanmasını sürdürür. [7][8]
Bu nedenle eski bir dilekçe örneğindeki “belirsiz alacak davası” başlığı güncel her dosyaya taşınmamalıdır. Davanın açılma tarihi, talebin bölünebilirliği, hesap belgeleri ve artırıma ilişkin işlem aşaması birlikte değerlendirilmelidir. Değişiklik, miktar hesabının ve talebin açıklığının önemini ortadan kaldırmaz.
İhtiyati Haciz ve İhtiyati Tedbir Ne Zaman Değerlendirilir?
Geçici hukuki koruma, dava sonunda verilecek kararın etkisiz kalma riskinin hukuken incelenmesini sağlar. Ancak ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbir farklı koşullara bağlı araçlardır. Talebin adını değiştirmek, uygun olmayan bir koruma yolunun şartlarını tamamlamaz. Korunması istenen hak, somut risk, dayanak belgeler ve istenen önlemin kapsamı birlikte açıklanmalıdır.
Para alacağı için ihtiyati haciz
İİK m.257'nin genel kuralı, rehinle güvenceye alınmamış ve vadesi gelmiş para borcuna ilişkindir. Vadesi gelmemiş borçta ise maddede sayılan özel nedenler aranır; belirli yerleşim yerinin bulunmaması veya borçtan kurtulma amacıyla mal kaçırmaya yönelik davranışlar bu çerçevededir. Vadesi gelmiş alacağın koşullarıyla henüz vadesi gelmemiş alacağın koşulları birbirine karıştırılmamalıdır. Alacak ve gerekli hâllerde haciz nedenleri hakkında mahkemede kanaat oluşturacak deliller sunulur. [5]
Rehin, kefalet ve diğer güvencelerin kapsamı incelenmeden “teminat var” veya “teminat yok” denilmemelidir. İstenen haciz tutarı da belgelenen alacakla ilişkilendirilmelidir. İhtiyati haciz kararı, paranın hemen tahsil edildiği veya esas davanın kazanıldığı anlamına gelmez.
Uyuşmazlık konusu hak için ihtiyati tedbir
HMK m.389–390 kapsamında, mevcut durumdaki değişikliğin hakkın elde edilmesini ciddi biçimde güçleştirmesi veya gecikmenin önemli zarar doğurması riski değerlendirilir. Önlem uyuşmazlık konusuyla bağlantılı olmalı; esas yönünden haklılık yaklaşık olarak gösterilmelidir. “Borçlu olabilir” şeklindeki genel endişe, hangi hakkın neden korunacağını açıklamaz. [2]
Örneğin belirli bir eşyanın teslimi veya bir kullanımın durdurulması isteniyorsa, korunması talep edilen eşya ya da davranış açıkça tanımlanmalıdır. Tedbirin üçüncü kişilere ve işletmenin faaliyetlerine etkisi de incelenmelidir. Para alacağının güvencesi için ihtiyati haciz değerlendirmesi gereken durumda, uyuşmazlık dışındaki bütün mallara genel tedbir talebi yöneltilmesi doğru bir başlangıç değildir.
Teminat ve kararın devamını sağlayan işlemler
İhtiyati hacizde İİK m.259, ihtiyati tedbirde HMK m.392 kapsamında teminat meselesi ve kanuni istisnalar ayrıca ele alınır. İhtiyati hacizde ilama dayanan alacak için teminat aranmaz; ilam niteliğinde belgeye dayanan alacakta teminat gerekip gerekmediğini mahkeme değerlendirir. İhtiyati tedbirde ise resmî belge, kesin delil veya durumun özellikleri gerekçeli bir teminatsızlık kararına dayanak olabilir; adli yardımdan yararlanan kişi için de kanuni istisna bulunur. [2][5]
Teminatın amacı, istenen korumanın haksız çıkması hâlindeki zarar riskine ilişkindir. Müvekkile yatırılacak teminatın dava harcından farklı olduğu ve iadesinin ayrıca değerlendirileceği açıklanmalıdır. Karşı taraf bakımından da itiraz, değişiklik veya kaldırma imkânları dosyanın durumuna göre incelenir. Haciz tutarının veya tedbir kapsamının ihtiyaçla ilişkisi, başvurudan sonra da izlenmelidir.
Kararın alınması son adım değildir. Tedbirde HMK m.393 ve 397; hacizde İİK m.261 ve 264 çerçevesindeki uygulama ve tamamlayıcı dava/takip işlemleri ayrı takvime bağlanmalıdır. Dava şartı arabuluculukta m.18/A/16, belirli dava açma sürelerinin işlememesini düzenler. Bu hükümden hareketle kararın uygulanmasını isteme dâhil bütün sürelerin durduğu sonucuna varılamaz. Karar, tebligat, uygulama talebi, arabuluculuk ve esas başvuru kayıtları birlikte izlenmelidir. [2][5][6]
Bilirkişi İncelemesi ve Raporlara İtiraz Nasıl Yürütülür?
Bilirkişi incelemesine hazırlık, rapor geldikten sonra başlamamalıdır. İnceleme konusu, teknik sorular ve gerekli kayıtlar önceden belirlenmelidir. Muhasebe uyuşmazlığı ile üretim kapasitesi tartışması farklı uzmanlık gerektirebilir. Raporun hangi dönemi, sözleşmeyi ve ödeme kalemlerini incelemesi gerektiği açık olmalıdır.
HMK m.266 ve 279 çerçevesinde bilirkişinin görevi özel veya teknik bilgi gerektiren meselelerle sınırlıdır; hukuki değerlendirme hâkime aittir. Hâkim raporu diğer delillerle birlikte değerlendirir. Bu nedenle bilirkişi raporu, mahkeme kararıyla aynı şey değildir. [2]
İtiraz, sonucu değiştiren eksikliği göstermeli
“Raporu kabul etmiyoruz” demek yerine hangi belgenin incelenmediği, hangi hesabın yanlış kurulduğu veya hangi varsayımın dayanağının bulunmadığı açıklanmalıdır. Örneğin kısmi ödemenin hesaba katılmaması, aynı fatura bedelinin iki kez yazılması veya makinenin kapasitesinin sözleşmede öngörülmeyen koşullarda ölçülmesi somut itiraz konularıdır.
İtirazın dayandığı dosya kaydına kolayca ulaşılabilmelidir: ilgili belge, raporun bölümü, hata ve istenen açıklama birlikte gösterilmelidir. Ek rapor, açıklama veya yeni inceleme ihtiyacı gerekçelendirilmelidir. HMK m.281'deki rapor itiraz süresi tebliğe bağlıdır; kanundaki şartlarla istenebilecek ek süre de kendiliğinden doğmaz. [2]
Teknik danışmanın değerlendirmesi alınacaksa danışmana yalnız lehe belgeler verilmemelidir. Kullanılan yöntem ve varsayımlar bilinmeli; karşı raporun hangi eksikliği giderdiği gösterilmelidir. Avukat, teknik anlatımı davanın hukuki sorusuna bağlamalı; teknik görüşü sonucu garanti eden bir belge gibi sunmamalıdır.
Dava, Sulh ve Masraf Seçenekleri Nasıl Karşılaştırılır?
Dava yoluna devam etmek, uzlaşma aramak veya belirli talepleri sınırlandırmak; dosyanın delil durumu ve müvekkilin hedefi üzerinden değerlendirilmelidir. Karşılaştırma yalnız talep edilen bedel ile teklif edilen bedelden oluşmaz. Harç, bilirkişi ve keşif gideri, teminat ihtiyacı, sözleşmesel avukatlık ücreti, olası karşı vekâlet ücreti ve kararın uygulanma giderleri ayrı görünmelidir.
Avukatlık ücret sözleşmesi ile mahkemenin yargılama giderleri kapsamında hükmedeceği ücret farklı hukuki başlıklardır. Hangi işlerin sözleşmeye dâhil olduğu; icra, kanun yolu veya yeni bir dava için ayrıca düzenleme gerekip gerekmediği başlangıçta açıklanmalıdır. Yargılama giderlerinin dağılımı da talebin kabul ve ret durumuyla ilgili kurallara göre değerlendirilir. [1][2]
Sulh seçeneği, zayıflığın kabulü gibi sunulmamalıdır. Ödeme takvimi, güvence, kısmi ifanın sonucu, teslim veya iade yükümlülüğü ve anlaşmaya uyulmaması hâlindeki yol açıkça düzenlenmelidir. Şirket adına görüşen kişinin yetkisi ile avukatın özel yetki gerektiren işlemleri yapıp yapamayacağı kontrol edilmelidir. HMK m.74 bu bakımdan önem taşır. [2]
Arabuluculukta oluşturulan anlaşmanın kapsamı ve icra edilebilirliği de ayrıca incelenir. Her imzalı belgenin aynı koşullarda ilam niteliğinde olduğu varsayılmamalıdır. 6325 sayılı Kanun m.18'deki şartlar ve uyuşmazlığın özelliği dikkate alınmalıdır. [6]
Müvekkile sunulan değerlendirme, hangi varsayım değişirse seçeneğin değişeceğini de göstermelidir. Yeni teslim kaydı veya borçlunun ödeme gücüne ilişkin yeni bilgi, daha önce makul görülen yolu yeniden değerlendirmeyi gerektirebilir.
Müvekkil Yargılama Boyunca Nasıl Bilgilendirilmeli?
Bilgilendirme, duruşmanın ertelendiğini söylemekle sınırlanmamalıdır. Yapılan işlemin anlamı, dosyanın hangi aşamada olduğu, beklenen gelişme, müvekkilden gereken belge ve karar birlikte açıklanmalıdır. Avukatın özen yükümlülüğü ile vekâlet ilişkisindeki hesap verme yükümlülüğü, iletişimin hukuki zeminini oluşturur. [1][4]
Şirket dosyalarında kimlerin bilgi almaya yetkili olduğu baştan belirlenmelidir. Yönetim, muhasebe, teknik ekip ve çalışanların aynı belgelere erişmesi her zaman gerekli değildir. Hukuki değerlendirme ile teknik bilgi ihtiyacı ayrılmalı; paylaşım işin gerektirdiği kapsamda tutulmalıdır.
Anlaşılabilir bir dosya durumu kaydı
İşleyen bir kayıt, son gelişmeyi, bunun talep veya savunmaya etkisini, sıradaki işlemi ve sorumlusunu göstermelidir. Müvekkilin karar vermesi gereken durumda seçenekler ve karar için gereken zaman açıkça belirtilmelidir. Örneğin bilirkişi raporuna itiraz hazırlanırken “rapor olumsuz” demek yerine hangi hesabın veya teknik kabulün tartışıldığı anlatılmalıdır.
İlk değerlendirmedeki beklenti değiştiğinde bu değişiklik saklanmamalıdır. Yeni belge, tanık anlatımı, rapor veya kararın dosyanın güçlü ve zayıf yönlerini nasıl etkilediği açıklanmalıdır. Tahsil imkânı zayıflamışsa bunun da yargılamanın hukuki görünümünden ayrı bir mesele olduğu belirtilmelidir.
Avukatın müvekkili bilgilendirme yükümlülüğü, yalnız iletişim sıklığıyla ölçülmez. Bilginin doğru zamanda, anlaşılır biçimde ve karar vermeye elverişli içerikte aktarılması önemlidir. Gerçekleşmemiş bir işlem tamamlanmış gibi bildirilemez; belirsiz bir sonuç kesinleşmiş izlenimiyle sunulamaz.
Karar Sonrası Kanun Yolu, İcra ve Tahsil Nasıl Takip Edilir?
Karar verildiğinde önce hüküm sonucu dikkatle okunmalıdır. Hangi talep ne ölçüde kabul edilmiştir? Faiz, giderler ve diğer sonuçlar nasıl düzenlenmiştir? Para dışındaki yükümlülük uygulanabilir açıklıkta mıdır? Karar ile müvekkilin beklediği sonuç arasındaki fark belirlenmeden dosya tamamlanmış kabul edilmemelidir.
Kanun yolu ve icranın ayrı değerlendirilmesi
İstinaf veya temyiz imkânı; karar türü, ilgili sınırlar, tebligat, başvuran tarafın hukuki yararı ve zaman bakımından uygulanacak hükümler üzerinden incelenir. Kanun yolu dilekçesi, önceki iddiaları yeniden sıralamak yerine kararın hangi tespit veya değerlendirmesinin neden tartışıldığını açıklamalıdır.
Kanun yoluna başvuru ile icranın durması aynı sonuç değildir. HMK m.350 ve 367 ile İİK m.36 kapsamındaki kurallar ve kesinleşmeden yerine getirilemeyen kararlar birlikte ele alınmalıdır. “Karşı taraf istinafa gitti, hiçbir işlem yapılamaz” veya “bütün kararlar hemen uygulanır” şeklindeki genellemeler dosyaya uygun olmaz. [2][5]
Para alacağında tahsil, para dışı hükümde uygulama
Para alacağında hükme uygun takip hesabı hazırlanmalı; önceki ödemeler, faiz, giderler ve tahsil edilen tutarlar izlenmelidir. Borçlunun malvarlığının bulunması kadar haczedilebilirlik, diğer alacaklılar ve varsa konkordato veya iflas sürecinin etkileri de araştırılmalıdır. Mahkeme kararı, borçlunun ödeme gücünü kendiliğinden oluşturmaz. Takip yolunun seçimi için alacakların Türkiye'de icrası ile itirazın iptali ve kaldırılması ayrımı ayrı değerlendirme konularıdır.
Para dışındaki bir hükümde ise teslim edilecek şey, yapılacak işlem, sona erdirilecek davranış veya sicile yansıtılacak sonuç belirlenmelidir. İİK m.24 ve devamındaki ilamların icrasına ilişkin düzenlemeler, hükmün niteliğine göre uygulanır. Bir şirket kararının iptaliyle bir eşyanın teslimi için aynı işlem listesi kullanılamaz. [5]
Yabancı ülkede verilmiş bir karar söz konusuysa Türkiye'deki etkisi ayrıca incelenir. Yabancı mahkeme alacak kararlarının Türkiye'de icrası, doğrudan yerli mahkeme ilamına ilişkin işlemlerle özdeş değildir. Dosyanın kapanışında yapılan tahsilat, giderler, devam eden yükümlülükler ve iade edilecek belgeler müvekkile açıklanmalıdır.
Sonuç
Ticari dava avukatının çalışma biçimi; olayın doğru anlaşılması, lehe ve aleyhe belgelerin birlikte incelenmesi, talep ve savunmanın açıklığı, sürelerin izlenmesi ve kararın uygulanmasının takibi üzerinden değerlendirilmelidir. Dilekçenin hacmi veya kullanılan iddialı ifadeler, bu çalışmanın yapıldığını tek başına göstermez.
Dosyanın her aşamasında üç soru canlı tutulmalıdır: Hangi hukuki sonuca ulaşılmak isteniyor, bu sonucu hangi deliller destekliyor ve elde edilecek karar nasıl uygulanacak? Cevaplar yeni bilgiyle değişebilir. Müvekkilin bu değişikliği anlayabilmesi, seçenekler arasında bilinçli karar verebilmesi için gereklidir.
Somut uyuşmazlıkta ilk adım; tarih sırasına konulmuş olaylar, tam belge seti, tebligat ve mevcut dosya kayıtlarıyla değerlendirme yapılmasıdır. Hazırlığın niteliği, hukuki belirsizliği yok etmez; hangi noktaların açıklığa kavuşturulması gerektiğini ve hangi işlemlerin geciktirilmemesi gerektiğini ortaya koyar.
Sıkça Sorulan Sorular
Taraflardan biri şirketse dava mutlaka ticaret mahkemesinde mi açılır?
Hayır. Uyuşmazlığın hukuki niteliği, tarafların sıfatı, ticari işletmelerle bağlantısı ve özel görev hükümleri birlikte değerlendirilir. Şirketin taraf olması tek başına yeterli değildir. TTK m.4 ve 5 kapsamındaki inceleme, varsa özel mahkeme düzenlemesiyle birlikte yapılmalıdır. Arabuluculuk şartı da görevden ayrı olarak talebe göre değerlendirilir. [3]
Fatura ve muhasebe kaydı alacağın tahsili için yeterli midir?
Her dosyada aynı cevap verilemez. Faturanın ilişkiyle bağlantısı, teslim ve kabul kayıtları, itirazlar, ödeme belgeleri ve ticari defterlerin delil şartları incelenir. Fatura içeriğine itiraz edilmemesinin etkisi, sözleşmenin ifasıyla ilgili bütün tartışmaları otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Özellikle teslimin veya işin kapsamının tartışıldığı dosyada diğer kayıtlar da gereklidir. [2][3]
Müvekkil, aleyhine görünen belgeleri de avukatına vermeli midir?
Evet. Eksik veya tek yönlü bilgi, dosyanın risklerinin yanlış değerlendirilmesine neden olabilir. İndirim yazısı, servis kaydı, ödeme, çekince veya önceki kabul beyanı hukuki seçenekleri değiştirebilir. Belgenin anlamı avukatla birlikte incelenmeli; aslı değiştirilmemeli ve yazışmanın bağlamı korunmalıdır. Meslek sırrı ve işin gerektirdiği gizlilik gözetilerek paylaşım yapılmalıdır. [1]
Ticari para alacağı için ihtiyati tedbir mi, ihtiyati haciz mi istenir?
Para alacağının güvenceye alınmasında kural olarak ihtiyati haczin şartları incelenir. İhtiyati tedbir ise uyuşmazlık konusu hakkın korunmasına ilişkin farklı koşullara bağlıdır. Alacağın vadesi, rehin durumu, korunma ihtiyacı ve belgeler belirleyicidir. Hangi yol seçilirse seçilsin teminat, kararın uygulanması ve devamını sağlayan işlemler ayrıca takip edilmelidir. [2][5]
2026'da hazırlanacak her alacak davası belirsiz alacak davası olarak açılabilir mi?
Hayır. HMK m.107, 31 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanunla kaldırılmıştır. Kaldırılmadan önce açılan davalar için geçiş hükmü vardır. Yeni düzenlemede kısmi davadaki talep artırımı da ayrıca düzenlenmiştir. Davanın açılma tarihi, talebin niteliği ve uygulanacak usul incelenmeden eski dilekçe örnekleri kullanılmamalıdır. [7][8]
Davayı kazanmak alacağın kesin olarak tahsil edileceği anlamına gelir mi?
Hayır. Hükmün icra edilebilirliği, borçlunun malvarlığı, haciz ve öncelik durumu, diğer takipler ve varsa toplu tasfiye süreçleri tahsili etkileyebilir. Kanun yolu ile icranın durması da ayrı incelenir. Para dışındaki kararlarda ise amaç bedel tahsilinden farklı bir işlemin gerçekleştirilmesi olabilir. Karar sonrası takip bu nedenle yargılamanın başında düşünülmelidir. [2][5]
Kaynakça
- 1136 sayılı Avukatlık Kanunu. m.34, 36, 38, 163–164
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu. m.17–18, 74, 116–117, 119, 129, 132, 141, 189–190, 194, 199, 222, 266, 279–282, 323, 326, 350, 367, 389–400
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu. m.4, 5, 5/A, 21
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu. m.123–126, 139–145, 506, 508
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu. m.24 ve devamı, 36, 257–259, 261, 264
- 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu. m.18, 18/A/2, 18/A/15–16
- 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. m.19–20, geçici m.1/10, m.26/c
- Türkiye Büyük Millet Meclisi — 7589 sayılı Kanun Bilgileri. Kabul, yayımlanma ve Resmî Gazete künyesi