Tapuda özel mülkiyette bulunan bir taşınmazın imar planında yol, park veya okul alanına ayrılması, mülkiyeti kendiliğinden idareye geçirmez. Buna karşılık plan kararı, malikin yapılaşma ve kullanım imkânlarını ciddi biçimde sınırlayabilir. Kısıtlılığın uzun süre giderilmemesi hâlinde kamulaştırma, plan değişikliği ve tazminat yolları gündeme gelir. Doğru başvuru; taşınmazın fiilî durumuna, planın türüne, kısıtlamanın süresine ve talebin niteliğine göre belirlenir.
Bu konuda 2026 itibarıyla özellikle dikkat edilmesi gereken bir değişiklik bulunmaktadır: Hukuki el atmada bedele ilişkin davaların adli yargıda görülmesini düzenleyen kanun cümlesi, Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Ancak eski tarihte açılmış davalar hakkında 2026 yılında verilen görev kararları da vardır. Kararın tarihi ile davanın açıldığı tarih birbirine karıştırılmamalıdır.
Bu makale, 13 Ekim 2026 itibarıyla erişilebilen mevzuat ve kararlar esas alınarak hazırlanmıştır. İnceleme, özel mülkiyetteki taşınmazların kamu hizmeti alanında bırakılmasına ilişkindir; sit, kıyı, orman veya afet mevzuatından doğan bütün kısıtlamalar aynı hukuki rejime tabi değildir.
Taşınmazın kamu hizmeti alanında kalması ne anlama gelir?
İmar planında bir parselin yol, park, yeşil alan veya eğitim tesisi alanı olarak gösterilmesi, o taşınmazın gelecekte hangi amaçla kullanılacağını belirler. Ancak plan kararı ile kamulaştırma işlemi farklıdır. Planın kesinleşmesi, tek başına bedel ödenmiş veya tapu devredilmiş sayılmasını sağlamaz.
İlk incelemede güncel tapu kaydı, imar durum belgesi, plan paftası ve plan notları birlikte okunmalıdır. “Okul alanı” ifadesinin kamu eğitim tesisi mi, özel eğitim tesisi mi olduğu; parselin tamamının mı, bir bölümünün mü kamu kullanımına ayrıldığı araştırılmalıdır. Özel tesis kurulmasına elverişli bir kullanım ile malikin tasarrufunu esaslı biçimde engelleyen kamu tahsisi aynı değerlendirmeye tabi tutulamaz.
Nazım imar planı ile uygulama imar planı neden ayrılır?
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ek 1. maddesi, uygulama imar planından kaynaklanan ve mülkiyet hakkının özüne dokunan hukuki kısıtlamayı esas alır. Bu nedenle yalnızca üst ölçekli nazım planda görülen bir kullanım kararına dayanılarak her olayda aynı bedel davasının açılabileceği söylenemez. Alt ölçekli plan, yapılaşma koşulları ve fiilî kullanım imkânı ayrıca incelenmelidir. [1, ek m.1]
Parselin bir kısmının kamu alanında kalması da hesabı değiştirir. Kısıtlı bölümün yüzölçümü, kalan bölümün erişimi ve bağımsız kullanılıp kullanılamadığı teknik olarak belirlenmelidir. Bütün parsel bedelinin talep edilmesi, kısmi kısıtlamanın varlığıyla kendiliğinden haklı hâle gelmez.
Hukuki el atma ile fiilî el atma arasındaki fark nedir?
Hukuki el atma, idarenin taşınmazı fiziksel olarak kullanmadan, plan ve uzun süreli uygulamasızlık nedeniyle mülkiyet hakkını ağır biçimde sınırlamasıyla gündeme gelir. Fiilî el atma ise özel mülkiyetteki taşınmaza usulüne uygun kamulaştırma yapılmadan fiziksel olarak müdahale edilmesidir. Yol açılması, park yapılması veya okul binası inşa edilmesi bu ikinci gruba örnek olabilir.
| Taşınmazın durumu | İncelenecek temel mesele | Başvuruya etkisi |
|---|---|---|
| Planda park; arazide kamu kullanımı yok | Plan kaynaklı kısıtlamanın kapsamı ve süresi | Hukuki el atma ve idari başvuru yolları değerlendirilir. |
| Tapu malikte; arazi fiilen yol olarak kullanılıyor | Fiilî müdahale, alan ve müdahale tarihi | Kamulaştırmasız fiilî el atma talepleri gündeme gelir. |
| Geçerli parselasyonla DOP olarak kamuya geçmiş alan | Kesintinin ve tescilin hukuka uygunluğu | Önce parselasyon işlemi ve mülkiyet durumu incelenir. |
| Kamu projesi komşu taşınmaza zarar vermiş | Mülkiyete el atma mı, hizmetin yürütülmesinden doğan zarar mı? | Her zarar, fiilî el atma kabul edilmez. |
Bu ayrım yalnızca kavramsal değildir; görevli mahkemeyi, uygulanacak usulü ve ispat konusunu etkiler. Eski hava fotoğrafları, belediye yapım kayıtları ve keşif bulguları, plan kararının ne zaman fiziksel müdahaleye dönüştüğünü gösterebilir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11 Şubat 1959 tarihli, E.1958/17, K.1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, kamulaştırmasız el atmanın mülkiyete müdahale ve haksız fiil boyutu açıklanır. Bu bölüm, Uyuşmazlık Mahkemesinin 2026/141 sayılı kararında da aktarılmıştır. Tarihsel ayrım, fiilî müdahale uyuşmazlıklarını anlamak bakımından önemlidir; 2026’daki bütün hukuki el atma davalarının görev sorununu tek başına çözmez. [5, §14]
Beş yıl dolunca hangi haklar doğar?
2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesindeki temel düzenleme, uygulama imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içinde imar programı veya uygulaması yapılmasını ve taşınmazın kamulaştırılmasını ya da mülkiyet hakkının kullanılmasını engelleyen kısıtlılığın plan değişikliğiyle giderilmesini öngörür. [1, ek m.1]
Bu süre, malikin beş yıl boyunca hiçbir işlem yapamayacağı anlamına gelmez. Plan kararının hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa plana karşı başvuru ve dava süreleri ayrıca işletilmelidir. İdarenin uygulama yükümlülüğüne ilişkin beş yıl, planın iptali için kullanılabilecek genel dava süresi değildir.
Sürenin dolması da tapunun kendiliğinden kamuya geçmesini veya belirli bir tutarın otomatik olarak ödenmesini sağlamaz. Planın kapsamı, mülkiyetin ne ölçüde sınırlandığı, idarenin hangi işlemleri yaptığı ve kısıtlamanın devam edip etmediği ortaya konulmalıdır.
İmar Kanunu’nun 13. maddesindeki özel düzenleme de gözden kaçırılmamalıdır: Maddede belirtilen, yapı yapılmasına izin verilmeyen alanların kamu mülkiyetine geçirilmesi için beş yıllık imar programı süresi ve en fazla bir yıllık uzatma öngörülür. Bu hükmün somut parsele uygulanması ayrıca incelenmelidir; bütün hukuki el atma uyuşmazlıkları için otomatik altı yıllık bekleme süresi çıkarılamaz. [2, m.13]
Plan yenilenirse süre yeniden mi başlar?
Bir taşınmazın art arda yapılan planlarda aynı kamu hizmeti kullanımında bırakılması hâlinde yalnızca son plan tarihine bakılması yanıltıcı olabilir. Önceki planların yürürlük süreleri, aradaki değişiklikler ve kısıtlamanın kesintisiz devam edip etmediği araştırılmalıdır. Her revizyonun geçmişteki sınırlamayı silerek idareye yeniden beş yıl kazandırdığı varsayılamaz.
Danıştay Altıncı Dairesinin 29 Eylül 2021 tarihli, E.2021/3118, K.2021/10330 sayılı kararında, 2005 tarihli uygulama planında semt pazarı olarak ayrılan ve sonraki planlarda aynı işlevi korunan taşınmazlar incelenmiştir. Daire, beş yıl geçmesine rağmen kısıtlılığın giderilmediğini belirterek ret kararını bozmuş; sorumlu idarelerin ve objektif ölçütlere göre zararın belirlenmesini istemiştir. Bu gerekçe, Uyuşmazlık Mahkemesinin 2026/161 sayılı kararında yer almaktadır. Karar doğrudan belirli bir tazminata hükmetmemiştir. [6, §3]
2025 Anayasa Mahkemesi kararı 2026’da neyi değiştirdi?
İptal edilen hüküm ve yürürlük tarihi
Anayasa Mahkemesinin 16 Ocak 2025 tarihli, E.2024/135, K.2025/20 sayılı kararı, 2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesine 7421 sayılı Kanun ile eklenen üçüncü cümleyi iptal etmiştir. Bu cümle, öngörülen işlemlerin yapılmaması hâlinde maliklerin mülkiyet hakkından kaynaklanan bedele ilişkin davalarının adli yargıda görülmesini düzenliyordu. [4]
Karar 30 Nisan 2025 tarihli ve 32886 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış; dokuz aylık erteleme nedeniyle iptal hükmü 30 Ocak 2026’da yürürlüğe girmiştir. Bu tarih, kararın verildiği 16 Ocak 2025 tarihiyle karıştırılmamalıdır.
Mahkemenin gerekçesi yalnızca hangi mahkemenin görevli olacağı değildir. Kamulaştırma sürecinin tersine çevrilerek dava açma yükünün malike bırakılması ve idarenin Anayasa’daki kamulaştırma güvenceleri dışında taşınmaz edinmesine imkân verilmesi eleştirilmiştir. Kural, Anayasa’nın 13, 35 ve 46. maddelerine aykırı bulunmuştur. Karar, malikin mülkiyet hakkını veya her türlü tazminat imkânını ortadan kaldırmaz. [4; 5, §13]
2026 tarihli görev kararları neden dikkatle okunmalıdır?
Uyuşmazlık Mahkemesi, 9 Mart 2026 tarihli, E.2026/22, K.2026/141 sayılı kararında adli yargıyı görevli kabul etmiştir. Ancak kararda davanın 26 Haziran 2025’te açıldığı ve o tarihte özel görev hükmünün yürürlükte bulunduğu açıkça belirtilir. Mahkeme ayrıca Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini değerlendirerek bu dosyada yargı yolunun değişmediği sonucuna ulaşmıştır. [5, §§19–22]
Uyuşmazlık Mahkemesinin 13 Nisan 2026 tarihli, E.2026/153, K.2026/161 sayılı kararı da semt pazarı alanında kalan taşınmazlar hakkında adli yargıyı görevli saymıştır. Dosyada önceki yıllara uzanan yargılama ve sonradan adli yargıya başvuru süreci vardır. Bu karar, kazanç kaybı veya ecrimisilin mutlaka ödeneceğini tespit eden bir esas kararı değildir. [6]
Bu kararlar, 30 Ocak 2026’dan sonra ilk kez açılacak her davanın aynı biçimde çözüleceği iddiasıyla sunulmamalıdır. Dava tarihi, talebin bedel veya kullanım zararına ilişkin olması ve müdahalenin hukuki ya da fiilî niteliği birlikte değerlendirilmelidir.
Hangi mahkemede, hangi dava açılabilir?
İmar planının veya plan değişikliği talebinin reddinin hukuka uygunluğu idari yargıda denetlenir. İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların giderilmesinin genel yolu da İYUK’un 2, 12 ve 13. maddeleri çerçevesindeki tam yargı davasıdır. Fiilî kamulaştırmasız el atmaya dayanan mülkiyet ve bedel taleplerinde ise adli yargıdaki asliye hukuk mahkemeleri gündeme gelir. [3; 5]
30 Ocak 2026 sonrasında yeni bir hukuki el atma davası hazırlanırken, artık iptal edilmiş özel görev cümlesi yürürlükteymiş gibi kullanılmamalıdır. Salt plan ve idari uygulamasızlıktan doğan zarar yönünden idari yargının genel görev çerçevesi başlangıç noktasıdır. Bununla birlikte, taşınmazın tamamının bedeli ve tapu devri sonucunu hedefleyen taleplerde, yukarıdaki görev içtihadının kapsamı ayrıca tartışılmalıdır. Buradaki açıklama, genel hükümler ile incelenen kararların birlikte değerlendirilmesine dayanır; iptal sonrasında açılmış bütün yeni davaları kapsayan kesinleşmiş bir içtihat bulunduğu iddiası değildir.
Malikin asıl amacı yapılaşmayı mümkün kılmaksa, plan veya ret işleminin iptali önem kazanabilir. Amaç kısıtlı dönem zararının giderilmesiyse tazminat talebi buna göre kurulmalıdır. Taşınmazın bedelinin alınarak mülkiyet ilişkisinin sona erdirilmesi ise farklı sonuç doğurur. Bu talepler birbiriyle bağlantılı olsa da aynı şey değildir; aynı kayıp için mükerrer ödeme istenemez.
İdari yargıda mahkeme, idarenin yerine geçerek belirli bir plan çizemez veya idari işlem tesis edemez. Ret işleminin iptali, yargı kararının gerekçesine uygun yeni bir idari değerlendirme yapılmasını gerektirir. Dava dilekçesi, mahkemenin yetkisi dışındaki bir işlemi doğrudan yapmasını istemek üzerine kurulmamalıdır. [3, m.2]
Kamulaştırma veya kısıtlılığın kaldırılması için nasıl başvurulur?
Başvurulacak idare nasıl belirlenir?
Planı hazırlayan veya onaylayan idare ile kamu hizmetini gerçekleştirmekle yükümlü idare her zaman aynı değildir. Bir okul alanında eğitim hizmetinden sorumlu idarenin, bir yolda yolun niteliğine göre ilgili belediye veya diğer kamu idaresinin görevleri araştırılmalıdır. Büyükşehir ve ilçe belediyeleri arasındaki yetki dağılımı da önemlidir.
Bu nedenle her dosyada yalnızca “belediyeye karşı dava” yaklaşımı doğru değildir. Plan onay kararları, yatırım programı, hizmetin sahibi ve varsa kurum görüşleri birlikte incelenmelidir. İmar Kanunu’nun 10 ve 13. maddeleri, uygulama ve kamu mülkiyetine geçiş yollarını anlamak için temel düzenlemelerdir. [2]
Başvuru dilekçesinde neler bulunmalıdır?
Başvuru; malik ve pay bilgilerini, ada-parsel numarasını, kamu kullanımına ayrılan yüzölçümünü, ilk ve sonraki plan tarihlerini açıkça göstermelidir. Kısıtlamanın gündelik kullanım, ruhsat başvurusu veya ekonomik yararlanma üzerindeki etkisi somutlaştırılmalıdır. Tapu, plan örnekleri, imar durumu ve önceki yazışmalar eklenmelidir.
Talep yalnızca “arsamın bedelini ödeyin” cümlesiyle bırakılmamalıdır. İmar programındaki durumun açıklanması, ilgili kurum görüşlerinin verilmesi, kamu mülkiyetine geçiş için hangi işlemlerin yürütüldüğünün bildirilmesi ve kısıtlılığın hukuka uygun biçimde giderilmesi istenebilir. Hangi çözümün talep edildiği ve varsa alternatif talepler anlaşılır olmalıdır.
Başvurunun teslim veya elektronik gönderim kaydı saklanmalıdır. Sözlü görüşmeler, süre hesabında ve idarenin tutumunu göstermede yazılı başvuru kadar güvenilir bir kayıt oluşturmaz. Ayrıca bilgi edinme talebi ile dava öncesi hukuki başvuru birbirine karıştırılmamalıdır.
İmar hakkı aktarımı veya trampa çözüm olabilir mi?
3194 sayılı Kanun’un 13. maddesi, 2024 değişiklikleriyle birlikte, kamuya geçişte arazi ve arsa düzenlemesi, belirli kamu taşınmazlarından yararlanma, imar hakkı aktarımı ve trampa veya satın alma gibi yolları düzenler. İmar hakkı aktarımında alıcı ve verici parsellerin değerleri ile kanuni koşullar önemlidir. [2, m.13]
Bu düzenleme, malike istediği başka arsayı seçme konusunda sınırsız hak tanımaz. İdarenin sunduğu çözümde de yalnızca yüzölçümü eşitliğine bakılmaz; değer, konum, kullanım ve hukuki yükler incelenir. Bedelsiz devir veya feragat içeren bir belge imzalanmadan önce bunun hangi kazanımın koşulu olduğu ve kalan taleplere etkisi açıklığa kavuşturulmalıdır.
Başvuru ve dava süreleri nasıl değerlendirilir?
İdari yargıda özel hüküm bulunmadıkça genel dava açma süresi altmış gündür. Ancak başlangıç tarihi; tebliğ, ilan, öğrenme, açık ret veya zımni ret gibi olgulara göre değişebilir. İmar uyuşmazlığının tamamı için tek bir başlangıç tarihi kabul edilemez. [3, m.7–8]
İYUK’un 10. maddesi kapsamındaki işlem veya eylem yapılması başvurusu otuz gün cevapsız kalırsa zımni ret gündeme gelir. Kesin olmayan cevap ve geç cevap bakımından maddedeki özel kurallar ayrıca dikkate alınır. Mevcut bir işleme karşı 11. madde kapsamında süresinde yapılan başvuru ise dava süresini durdurur; ret veya otuz günlük cevapsızlık sonrasında daha önce geçen süre hesaba katılarak kalan süre işler. Her başvurunun yeni bir altmış günlük süre başlattığı söylenemez.
İdari eylemden doğan zarar olarak nitelendirilen taleplerde 13. maddedeki ön başvuru ve bir yıllık/beş yıllık süreler ayrıca değerlendirilir. Süregelen plan kısıtlamasının hukuki niteliği açıklanmadan bu süreleri mekanik biçimde uygulamak da, bütün talepleri süresiz saymak da sakıncalıdır.
Adli yargıda açılmış davanın idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle reddedilmesi hâlinde İYUK’un 9. maddesindeki, görevsizlik kararının kesinleşmesini izleyen otuz günlük başvuru imkânı gündeme gelebilir. Bunun koşulları ayrıca incelenmelidir. Yanlış mahkemede dava açılması, süre yönünden her durumda sonuçsuz kalan bir hata değildir.
Hangi belgeler ve bilirkişi incelemeleri önemlidir?
Tapu kaydı mülkiyeti; kadastro çapı sınırları; plan paftası ve notları kullanım kararını; onay ve askı belgeleri plan tarihçesini gösterir. Bunlara belediye imar programı, yatırımcı kurum yazıları, kamulaştırma dosyası, ruhsat başvuruları ve ret cevapları eklenmelidir. Taşınmazın güncel fotoğrafları ile geçmiş hava görüntüleri ise fiilî müdahalenin varlığını ve tarihini açıklayabilir.
Keşif ve bilirkişi incelemesinde temel sorular açık olmalıdır: Kamu hizmetine ayrılan alan kaç metrekaredir? Kalan bölüm kullanılabilir mi? Fiilî kullanım ne zaman başlamıştır? Kısıtlamadan önceki ve sonraki kullanım imkânları nelerdir? Plan değişikliği veya parselasyon kısıtlamayı gerçekten gidermiş midir?
Değerleme gereken dosyalarda şehir plancısı, harita mühendisi ve gayrimenkul değerleme uzmanı gibi uzmanlıklar uyuşmazlığın niteliğine göre önem kazanabilir. Sadece genel bir “bilirkişi incelemesi yapılsın” talebi yerine hangi teknik uyuşmazlıkların açıklanmasının istendiği gösterilmelidir.
Taşınmaz bedeli, kullanım zararı ve ecrimisil aynı şey midir?
Taşınmazın mülkiyet değerine yönelik talep ile belli bir dönemde yararlanamama nedeniyle doğan zarar farklıdır. Arsanın tüm bedelini istemek, geçmişteki kira kaybını istemek ve fiilî haksız kullanım için ecrimisil istemek aynı hukuki dayanağa sahip olmayabilir.
Örneğin yalnızca plan üzerinde okul alanında kalan, idarenin fiilen kullanmadığı bir arsa için “belediye yıllardır kullanıyor” varsayımıyla ecrimisil hesabı yapılamaz. Buna karşılık fiilî kullanım varsa müdahalenin alanı, süresi ve sorumlu idare belirlenmelidir. Talebe verilen ad, mahkemenin olayları ve hukuki dayanağı inceleme görevini ortadan kaldırmaz.
Bedel tespitinde uygulanacak yöntem, taşınmazın arsa veya arazi niteliği ve talebin hukuki temeliyle bağlantılıdır. Kamulaştırma Kanunu’nun 11. maddesi; emsal satışlar, net gelir ve diğer objektif ölçütler bakımından temel esaslar içerir. Ancak iptal edilmiş ek 1. madde fıkraları yürürlükteymiş gibi otomatik değerleme ve tescil formülü kurulamaz. [1, m.11 ve ek m.1]
Henüz izinleri bulunmayan varsayımsal bir projeden elde edileceği ileri sürülen bütün satış gelirinin tazminat sayılması da doğru değildir. Gelirin gerçekleşebilirliği, giderleri ve kısıtlama ile zarar arasındaki nedensellik gösterilmelidir. Danıştayın yukarıda belirtilen 2021 tarihli kararı, sorumlu idarelerin ve taşınmazın özgün niteliklerine dayanan objektif ölçütlerin belirlenmesini özellikle istemiştir. [6, §3]
DOP, hisseli tapu ve sonradan satın alma sonucu değiştirir mi?
Parselasyon sırasında hukuka uygun olarak düzenleme ortaklık payı kapsamında ayrılan ve kamu mülkiyetine geçmiş alan, hâlen malikin tapusunda kalan kamu hizmeti alanıyla aynı değildir. Önce eski ve yeni tapu kayıtları, dağıtım cetvelleri ve kesintinin dayanağı incelenmelidir. Geçerli bir kesintiye konu alan için yalnızca eski malik olunduğu gerekçesiyle yeniden taşınmaz bedeli talep edilemez; kesintinin hukuka aykırılığı ayrı uyuşmazlıktır.
Eski uygulamalarda kamu ortaklık payı kapsamında oluşturulan hisseli parsellerde ise mülkiyetin kimde kaldığı özellikle araştırılmalıdır. “KOP” veya “kamu alanı” kaydı, bütün hakların sona erdiğini tek başına göstermez. Hisseli mülkiyette talep edilen tutarın payla ilişkisi; miras yoluyla edinmede intikal ve taraf sıfatı açıklanmalıdır.
Kısıtlamayı bilerek satın alma da bütün haklardan peşinen vazgeçme anlamına gelmez. Bununla birlikte mülkiyetin edinildiği tarih, talep edilen zarar dönemi ve önceki malike ait şahsi alacakların devredilip devredilmediği önemlidir. Yeni malik, her geçmiş dönem zararını otomatik olarak kendi adına isteyemez.
Gerçek yargı kararları uygulamada nasıl kullanılmalıdır?
Anayasa Mahkemesinin Hüseyin Ünal, B. No: 2017/24715, 20 Eylül 2018 kararı, imar planında kamu hizmetine ayrılan taşınmazın uzun süre kamulaştırılmaması ve tazminat ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali bakımından temel örneklerdendir. AYM’nin resmî emsal karar açıklaması, kısıtlılık süresince taşınmazdan serbestçe yararlanamamanın malike aşırı külfet yüklediğini vurgular. [7]
Bu karar, her park veya okul alanının derhâl konut alanına çevrilmesini gerektirmez. Kamu yararı ile malike yüklenen külfet arasındaki dengeyi gösterir. Somut dosyada kısıtlamanın süresi, etkisi ve giderim yolları ayrıca ortaya konulmalıdır.
Danıştayın 2021/10330 sayılı kararı zararın incelenmesine ilişkin bozma gerekçesi; Uyuşmazlık Mahkemesinin 2026/141 ve 2026/161 sayılı kararları ise görev uyuşmazlığına ilişkin sonuçları bakımından kullanılmalıdır. Anayasa Mahkemesinin 2025/20 sayılı norm denetimi kararı da bir bireysel taşınmazın değerini belirlemez. Kararların hangi hukuki soruyu çözdüğünü belirtmek, yalnızca esas ve karar numarası sıralamaktan daha yararlıdır.
Dava sonunda ödeme ve kararın uygulanması nasıl izlenir?
İptal veya tam yargı kararının uygulanması ile adli yargıda hükmedilen bedelin tahsili ayrı usullere bağlıdır. İYUK’un 28. maddesi kapsamındaki kararların gereği idarece gecikmeksizin yerine getirilmeli; bu süre kararın idareye tebliğinden itibaren otuz günü geçmemelidir. İptal kararı, taşınmazın kendiliğinden başka bir kullanım alanına dönüşmesi olarak yorumlanmamalıdır. [3, m.28]
2942 sayılı Kanun kapsamında hükmedilen bedel, tazminat ve ilgili giderler bakımından ek 4. maddede, davacının veya vekilinin idareye yazılı olarak bildirdiği banka hesabına otuz gün içinde ödeme yapılması; ödeme olmazsa genel hükümlere göre icra yolu düzenlenir. Bu düzenlemenin hangi ilama uygulanacağı dosyanın hukuki temeline göre belirlenmelidir. [1, ek m.4]
Anayasa Mahkemesinin 13 Mayıs 2026 tarihli, E.2026/24, K.2026/106 sayılı kararı, ek 4. maddenin ikinci fıkrasındaki teminat muafiyetini kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davaları yönünden iptal etmiştir. Karar 7 Ağustos 2026 tarihli ve 33333 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu nedenle idarenin her durumda bu özel hükme dayanarak teminatsız icranın geri bırakılmasını isteyebileceği açıklaması güncel değildir. Karar, icranın geri bırakılması kurumunu bütünüyle kaldırmış değildir. [8]
Faiz türü, başlangıcı ve dönemi de talebin ve hükmün niteliğine göre belirlenmelidir. Bütün kamulaştırma, hukuki el atma ve kullanım zararı taleplerine tek bir oran uygulanacağı varsayılmamalıdır. Tahsil aşamasında hüküm fıkrası, tebliğ, hesap bildirimi, ödeme ve kanun yolu kayıtları birlikte izlenmelidir.
Sonuç
İmar planında yol, park veya okul alanında kalan taşınmazlar için ilk soru yalnızca “Kaç yıldır bekliyorum?” değildir. Tapunun durumu, uygulama planının geçmişi, fiilî müdahale bulunup bulunmadığı, sorumlu idare ve malikin istediği hukuki sonuç birlikte belirlenmelidir.
2026 itibarıyla Anayasa Mahkemesinin iptal kararını dikkate almadan bütün hukuki el atma davalarını tek bir yargı koluna yönlendirmek doğru olmaz. Belgelerle desteklenen bir başvuru; kısıtlılığın giderilmesi, plan denetimi ve zarar talebini birbirinden ayırmalı, dava tarihine ve güncel görev içtihadına göre kurulmalıdır. Dosyanın başında yapılacak bu inceleme, yanlış talep ve süre hatası nedeniyle yaşanabilecek gecikmeleri azaltır.
Sıkça Sorulan Sorular
Arsam park alanında kaldı. Belediye hemen bedel ödemek zorunda mı?
Plan kararı tek başına hemen ödeme yapılmasını sağlamaz. Uygulama planının tarihi, kısıtlılığın kapsamı, beş yıllık uygulama yükümlülüğü ve idarenin yaptığı işlemler incelenmelidir. Fiilî el atma varsa değerlendirme değişir.
Beş yıl dolmadan hiçbir dava açamaz mıyım?
Hayır. Planın hukuka aykırılığına yönelik iptal davası ile uzun süreli kısıtlamadan doğan zarar talebi farklıdır. Plana karşı dava süreleri beklenmeden değerlendirilmelidir.
2026’da hukuki el atma davası kesin olarak asliye hukuk mahkemesinde mi açılır?
Bu genelleme doğru değildir. Özel görev cümlesi 30 Ocak 2026’da yürürlükten çıkmıştır. Eski tarihte açılmış davalar hakkındaki görev kararları, yeni davalara dava tarihi ve talep incelenmeden uygulanmamalıdır.
Taşınmazımda yol yapılmışsa yine hukuki el atma mı vardır?
Tapu özel mülkiyetteyken usulüne uygun kamulaştırma olmadan yol yapılmışsa fiilî el atma gündeme gelebilir. Yolun sınırları, müdahale tarihi ve sorumlu idare teknik belgelerle belirlenmelidir.
Belediye bütçesi olmadığını söyleyerek süresiz bekletebilir mi?
Bütçe yetersizliği, mülkiyet hakkına getirilen ağır kısıtlamanın süresiz devamını tek başına haklı göstermez. AYM içtihadında malike yüklenen külfet ile kamu yararı arasındaki denge gözetilir.
Okul alanındaki arsamın mutlaka kamulaştırılmasını isteyebilir miyim?
Kısıtlılığın giderilmesini ve hukuki koşulları varsa bedel veya zarar talebini ileri sürebilirsiniz. Ancak kamulaştırma tek çözüm değildir; plan değişikliği, imar uygulaması veya kanuni koşulları bulunan diğer yollar da değerlendirilebilir.
Taşınmazı kullanamıyorsam mutlaka ecrimisil alabilir miyim?
Hayır. Yalnızca plan kısıtlaması ile idarenin fiilî haksız kullanımı aynı değildir. Ecrimisil, kullanım zararı ve taşınmaz bedeli ayrı hukuki dayanaklarla değerlendirilir.
Davayı kazanınca taşınmazın tamamı otomatik olarak kamuya geçer mi?
Her karar böyle bir sonuç doğurmaz. İptal kararı, kullanım zararına ilişkin tazminat ve bedelle birlikte tescil sonucu doğuran hüküm birbirinden ayrılmalıdır. Tapuya etkisi hükmün kapsamına bağlıdır.
Kaynakça
1. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu: Özellikle m.11, ek m.1 ve ek m.4. Güncel konsolide metin. Konsolide metindeki iptal işaretleri ayrıca dikkate alınmıştır.
2. 3194 sayılı İmar Kanunu: Özellikle m.10, 13 ve 18. Konsolide metin.
3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu: Özellikle m.2, 7–13 ve 28. Konsolide metin.
4. Anayasa Mahkemesi, 16.01.2025, E.2024/135, K.2025/20: RG 30.04.2025/32886. Resmî karar kaydı. İptal gerekçesi ve hüküm, aşağıdaki 2026/141 sayılı resmî Uyuşmazlık Mahkemesi kararındaki aktarım üzerinden de incelenmiştir.
5. Uyuşmazlık Mahkemesi, 09.03.2026, E.2026/22, K.2026/141: Resmî tam metin PDF. §13 AYM 2025/20; §14 Yargıtay İBK 11.02.1959, E.1958/17, K.1959/15; §§19–22 görev değerlendirmesi.
6. Uyuşmazlık Mahkemesi, 13.04.2026, E.2026/153, K.2026/161: Resmî tam metin PDF. §3’te Danıştay 6. Daire, 29.09.2021, E.2021/3118, K.2021/10330 kararının ilgili gerekçesi ve bozma sonucu aktarılmaktadır.
7. Anayasa Mahkemesi, Hüseyin Ünal, B. No: 2017/24715, 20.09.2018: Resmî karar kaydı; AYM mülkiyet hakkı emsal karar açıklamaları. Makaledeki kısa değerlendirme resmî emsal açıklamasına dayanmaktadır.
8. Anayasa Mahkemesi, 13.05.2026, E.2026/24, K.2026/106: RG 07.08.2026/33333. Resmî Gazete karar PDF’si.