İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Şirketler Hukuku

Limited Şirketin Haklı Sebeple Feshi: Ortaklar Anlaşamadığında Çözüm Yolları

Toplantı masasında karşılıklı iki sandalye, ayrı dosyalar ve ortada küçük bir şirket binası maketi; ortaklar arası anlaşmazlığı temsil eden temsili sahne.
Yazar: Yayın tarihi: Yaklaşık 12 dakika okuma

Özet

Limited şirketin haklı sebeple feshi, ortaklık ilişkisinin sürdürülmesini somut olayda katlanılamaz hâle getiren ciddi nedenlere dayanarak şirketin mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. TTK m. 636/3 uyarınca pay oranına bakılmaksızın her ortak dava açabilir. Ancak anlaşmazlık tek başına fesih sonucu doğurmaz: mahkeme, davacının payının gerçek değeri karşılığında şirketten çıkarılması veya başka uygun bir çözüm imkânını da değerlendirir. Dava açılması şirketin faaliyetini ve malvarlığı işlemlerini kendiliğinden durdurmaz.

Haklı sebeple fesih davası hangi sorunu çözer?

Bu dava, şirketin varlığını sona erdirmeye yönelir. Davacının yalnızca kendi ortaklığından ayrılmak istemesiyle aynı hukuki sonucu hedeflemez. TTK m. 638 kapsamındaki çıkma davası ortağın ayrılmasına; m. 630 kapsamındaki yönetim yetkisinin kaldırılması veya sınırlandırılması ise yönetimdeki sorunun giderilmesine hizmet eder. Fesih davasında bu seçeneklerin varlığı önemlidir; fakat birbirlerinin yerine geçen adlandırmalardan söz edilmez.[1]

Limited şirkette fesih isteyen ortağın belirli bir sermaye yüzdesine ulaşması gerekmez. Küçük pay sahibi de büyük pay sahibi de haklı sebebi ortaya koyabilir. Buna karşılık şirket alacaklısı, yalnız alacaklı olduğu için m. 636/3 davasının davacısı olamaz. Organ eksikliği veya genel kurulun toplanamaması nedeniyle m. 636/2 kapsamında tanınan başvuru yetkisi ayrı koşullara bağlıdır.[1]

Davanın ekonomik hedefi de baştan belirlenmelidir. Ortağın parasını alıp ayrılması mümkünken işletmenin tümüyle tasfiyesi isteniyorsa neden daha hafif bir çözümün yetersiz kaldığı açıklanmalıdır. Bu açıklama yalnız davacı açısından değil, çalışanları, sözleşmeleri ve alacaklıları bulunan şirketin geleceği açısından da önem taşır.

Hangi anlaşmazlıklar haklı sebep oluşturabilir?

Yüzde 50–50 ortaklıkta kalıcı karar kilitlenmesi

İki ortağın eşit paya sahip olması kendiliğinden haklı sebep değildir. Esas mesele, anlaşmazlığın şirketin gerekli kararlarını sürekli engelleyip engellemediğidir. Bir yatırım önerisine karşı çıkmak ile müdür seçilememesi, hesapların görüşülememesi ve zorunlu işletme kararlarının alınamaması aynı ağırlıkta değildir.

Kilitlenme iddiasında şirket sözleşmesi, oy hakları, toplantı ve karar yeter sayıları birlikte incelenir. Usulüne uygun çağrılar, gündemler, katılım kayıtları ve oylama sonuçları hangi kararların neden alınamadığını göstermelidir. Varsayımsal olarak, aynı zorunlu kararın farklı tarihlerde yeniden görüşülmesine rağmen alınamaması ve bunun ruhsat yenilenmesini veya faaliyet finansmanını engellemesi, yalnızca “ortaklar konuşmuyor” açıklamasından daha güçlüdür.

Şirketin gerekli organlarından biri uzun süredir yoksa veya genel kurul toplanamıyorsa TTK m. 636/2 ayrıca değerlendirilir. Bu hükümde mahkemenin müdürleri dinlemesi ve durumun kanuna uygun hâle getirilmesi için süre vermesi düzenlenmiştir. Buradaki özel düzeltme süreci, her m. 636/3 davasında aynı şekilde işletilmesi gereken genel bir ön koşul değildir.[1]

Bilgi alma hakkının engellenmesi ve kâr dağıtılmaması

TTK m. 614 her ortağa şirket işleri ve hesapları hakkında bilgi isteme ve belirli konularda inceleme hakkı tanır. Engellemenin değerlendirilmesinde talebin konusu, şirkete yöneltilip yöneltilmediği, verilen cevap ve kanundaki başvuru yolları önemlidir. Belirli bir belgenin haklı nedenle sınırlandırılmasıyla ortağın sürekli olarak hesaplardan uzak tutulması ayrılmalıdır.[1]

Kâr dağıtılmaması da tek başına şirketin feshedileceği anlamına gelmez. Dağıtılabilir kazanç, geçmiş zararlar, kanuni ve sözleşmesel yedekler ile şirketin finansman ihtiyacı araştırılır. TTK m. 608 çerçevesinde hukuken dağıtıma elverişli kaynak bulunmadan ortağa düzenli ödeme yapılması zorunlu değildir. Buna karşılık kazanç açıklanmaması, bağlı kişilere piyasa dışı ödemeler yapılması ve belirli ortakların menfaat sağlarken diğerinin sürekli dışlanması birlikte değerlendirilebilir.[1]

Burada güçlü delil, yalnız banka bakiyesi değildir. Gelir tablosu, genel kurul kararları, müdür ücretleri, ilişkili taraf işlemleri ve şirketten ortaklara yapılan ödemeler karşılaştırılmalıdır. Böylece işletme ihtiyacı savunmasıyla kaynakların kişisel menfaat için kullanılması iddiası ayrıştırılabilir.

Kişisel husumet, kusur ve şirketin devam edebilirliği

Boşanma, miras kavgası veya akrabalık ilişkisinin bozulması şirket bakımından sonuç doğurabilir; ancak kişisel gerilim ile şirket işleyişindeki bozulma arasındaki bağlantı gösterilmelidir. Şirket düzenli karar alıyor, yükümlülüklerini yerine getiriyor ve ortaklık hakları kullanılabiliyorsa kişisel kırgınlık tek başına yeterli görülmeyebilir.

Davacının kendi yarattığı engeli fesih gerekçesine dönüştürmesi de dürüstlük kuralı bakımından incelenir. TMK m. 2, hakkın açıkça kötüye kullanılmasını korumaz. Bununla birlikte değerlendirme, “davacı hiç kusursuz değilse dava mutlaka reddedilir” biçiminde basitleştirilemez. Mineliler, ortakların birlikte kusurlu olduğu durumlarda da ortaklığı sürdürmenin beklenip beklenemeyeceğinin tartışılması gerektiğine işaret eder.[3][8]

Uzun süren zarar, faaliyetsizlik veya borç artışı bakımından nedenler ayrıca belirlenmelidir. Geçici sektör daralmasıyla kalıcı işlev kaybı aynı değildir. Şirket borca batıksa sermayenin korunması ve iflasla ilgili ayrı yükümlülükler de gündeme gelir; ortaklar arasındaki fesih davası bu yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.[1]

Mahkeme şirketi sona erdirmeden çözüm üretebilir mi?

Davacının gerçek pay değeri karşılığında çıkarılması

TTK m. 636/3, mahkemeye fesih yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve şirketten çıkarılmasına karar verme yetkisi tanır. Bu, davacının cezalandırılması veya uyuşmazlıktaki diğer ortağın otomatik olarak çıkarılması değildir. Şirketi koruyarak davacının ortaklık bağını sona erdiren özel bir alternatiftir.[1]

Gerçek değer, ticaret sicilindeki sermaye tutarıyla veya muhasebedeki özkaynak rakamıyla zorunlu olarak aynı değildir. Taşınmazlar, tahsil edilebilir alacaklar, borçlar, devam eden faaliyet ve değer taşıyan işletme unsurları uygun yöntemle incelenmelidir. Değerleme tarihi ve yöntemi raporda açıkça gösterilmeli; eski bilanço verileriyle güncel koşulların karıştırılmasına itiraz edilmelidir. TTK m. 636/3, tek başına belirli bir takvim gününü değerleme tarihi olarak yazmaz.

Bedelin hesaplanması kadar ödeme çözümünün uygulanabilirliği de önemlidir. Yüksek değeri olan fakat nakdi bulunmayan şirkette pay bedeli, ödeme kaynağı ve sermayenin korunması birlikte ele alınmalıdır. Payın kimin tarafından edinileceği, şirketin kendi payını edinme sınırlamaları ve ayrılma akçesine ilişkin hükümler göz ardı edilerek uygulanamaz bir sonuç kurulamaz. Mahkemenin bu yetkisi, diğer ortağın kişisel malvarlığından her durumda zorunlu alım yaptırılabileceği anlamına gelmez.[1]

Diğer uygun çözümler ve müdürün görevden alınması

Kanundaki diğer çözüm yetkisi geniştir; yine de somut uyuşmazlığı gerçekten gidermesi, hukuken mümkün olması ve uygulanabilir bir hükme dönüşmesi gerekir. Mineliler’in değerlendirmesinde “kabul edilebilirlik”, bütün tarafların mutlaka rıza göstermesi olarak anlaşılmaz; menfaatler arasında nesnel bir değerlendirme yapılır. Bu akademik yaklaşım, mahkemenin sınırsız biçimde yeni şirket sözleşmesi yazabileceği sonucunu doğurmaz.[8]

Tarafların hukuki dinlenilme hakkı korunmalı; bedel, ödeme yükümlüsü ve çözümün işleyişi tartışılmalıdır. Taraf olmayan üçüncü kişiye pay satın alma borcu yüklenmesi veya talep dışı bağımsız bir tazminata hükmedilmesi, yalnız “uygun çözüm” ifadesiyle gerekçelendirilemez.[1][2]

Sorun esasen müdürün ağır görev ihlallerinden kaynaklanıyorsa TTK m. 630 uyarınca yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılması yahut sınırlandırılması değerlendirilebilir. Müdürlük ile ortaklık farklı sıfatlardır: müdürün yetkisinin kaldırılması onun payını ortadan kaldırmaz; müdür değişikliğiyle çözülebilen bir sorun da şirketin tümüyle tasfiyesini her zaman haklı kılmaz.[1]

Yargıtay kararları somut dosyada neyi değiştiriyor?

Zarar eden şirket için de alternatif çözüm araştırılmalıdır

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.05.2024 tarihli, E. 2023/1983, K. 2024/4494 sayılı kararında, eşit paylı iki ortak arasındaki uyuşmazlıkta şirketin faal olmaması, borçları ve kâr etmemesi tartışılmıştır. İlk derece mahkemesinin fesih kararı istinafta korunmuş; şirketin kâr etmemesi nedeniyle fesih dışındaki imkânların araştırılmasına gerek bulunmadığı kabul edilmiştir.

Yargıtay bu yaklaşımı yeterli görmemiştir. Duruma uygun ve kabul edilebilir başka bir çözümün bulunup bulunmadığının araştırılması ve neden uygulanamayacağının gerekçelendirilmesi gerektiği yönünden karar bozulmuştur. Karar, zarar eden şirketin hiçbir zaman feshedilemeyeceğini söylemez. Pratik sonucu, “para yok, fesih zorunlu” önermesi yerine malvarlığı, ödeme olanakları ve alternatiflerin somut biçimde incelenmesidir.[6]

İddialar ve daha hafif çözüm yolları dosyada gösterilmelidir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.05.2025 tarihli, E. 2024/5174, K. 2025/3285 sayılı kararında ise eşit paylı ve birlikte yönetilen şirkette dışlanma, bilgi alamama ve diğer ortağın işlemleri ileri sürülmüştür. Ret kararını inceleyen merciler; iddiaların ispat durumunu, şirketin faaliyetini, davacının konumunu ve bilgi alma, yönetim veya sorumlulukla ilgili yolları değerlendirmiştir. Yargıtay ret sonucunu onamıştır.[7]

Bu karar, bütün ortakların önce akla gelen her davayı açıp kesinleştirmesini şart koşan genel bir dava şartı yaratmaz. Davacı açısından çıkarılacak sonuç, hangi hakkın nasıl engellendiğini ve daha hafif müdahalelerin neden yetersiz kaldığını açıklamaktır. Şirket açısından güçlü savunma ise yalnız “faaliyet sürüyor” demek değil, hakların kullanılabildiğini ve uygulanabilir çözümün bulunduğunu belgelemektir.

Her iki kararın değerlendirilmesinde tam metinlerin yeniden yayımlandığı kaynaklar esas alınmıştır; kararlar kendi olaylarının sınırları içinde okunmalıdır.[6][7]

İddia, delil ve karşı savunma nasıl eşleştirilir?

Aşağıdaki tablo bir karar tahmini değildir. Aynı olgunun hem haklı sebep hem de daha dar bir müdahale bakımından nasıl incelenebileceğini gösterir.

İleri sürülen sorunSomutlaştıran belge veya olguDaha dar çözümün incelenmesiKarşı savunmada sınanacak nokta
Kalıcı karar kilitlenmesiÇağrılar, gündemler, tutanaklar, alınamayan kararın işletmeye etkisiYönetim düzeninin düzeltilmesi veya pay ayrışmasıKilitlenme gerçek mi; karar gerçekten gerekli mi?
Hesaplardan sürekli dışlanmaTarihli bilgi talepleri, ret cevapları, erişim kayıtlarıTTK m. 614 yolları ve belge incelemesiBilgi verilmiş mi; sınırlandırma somut gerekçeli mi?
Kazançtan sistematik yoksun bırakmaFinansal tablolar, dağıtım kararları, ilişkili kişilere ödemelerDağıtım kararının ve ilgili işlemlerin denetlenmesiDağıtılabilir kâr ve gerçek finansman ihtiyacı var mı?
Müdürün şirket kaynaklarını kötüye kullanmasıBanka hareketi, işlem sözleşmesi, karşılık ve piyasa koşullarıYetkinin kaldırılması veya sınırlandırılması; sorumlulukİşlem şirket yararına mı; müdür değişikliği sorunu çözer mi?
Faaliyetin sürekli durmasıVergi ve ticari kayıtlar, siparişler, personel ve borç durumuFaaliyetin yeniden başlaması veya uygulanabilir ayrılmaGeçici duraklama mı; gerçekçi devam planı var mı?
Güven ilişkisinin geri dönülmez bozulmasıOlayların tarih sırası ve şirket işleyişine somut yansımasıTarafların ayrışması veya belirli yetkilerin düzenlenmesiDavacı engeli kendisi mi yaratmış; karşılıklı davranışlar ne?

Davacı, dayandığı vakıaları ve bunların delillerini somutlaştırmalıdır. Şirketin elindeki kayıtların mahkemece getirtilmesi istenebilir; belge sunmamanın sonuçları HMK hükümlerine göre değerlendirilir. Hukuka aykırı elde edilen delillerin kullanılamayacağı unutulmamalıdır. Yazışmaların yalnız seçilmiş cümleleri yerine bağlamı ve tarihleri korunmalıdır.[2]

Bilirkişinin görevi mali ve teknik soruları aydınlatmaktır. “Haklı sebep vardır” şeklindeki hukuki sonuç mahkemeye aittir. Rapora itiraz, hesaplanan değerle yetinmeyip eksik varlıkları, yanlış borçları, değerleme tarihini, işletmenin devam varsayımını ve ödeme fizibilitesini göstermelidir.

Dava kime karşı ve hangi usulle açılır?

Şirketin davalı olması, görev ve kesin yetki

Fesih talebi kural olarak şirket tüzel kişiliğine yöneltilir. Diğer ortak hakkında ileri sürülen davranışlar şirket davasının maddi temelini oluşturabilir; bu, davanın yalnız o kişiye açılmasının yeterli olduğu anlamına gelmez. İki ortaklı şirketlere ilişkin bazı kararların taraf teşkili değerlendirmeleri bütün dosyalara genellenmemelidir. Şirketin temsili ile taraf sıfatı da ayrıdır; somut temsil çatışmasında temsil kayyımı ihtiyacı ayrıca incelenir.[1][8]

Uyuşmazlık ticari davadır; görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Ayrı ticaret mahkemesi bulunmayan yerde ilgili görev kuralları uygulanır. HMK m. 14/2 uyarınca ortaklık ilişkisinden doğan bu davada şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. TTK m. 1521 gereği basit yargılama usulü uygulanır; delillerin dilekçelerle sunulması ve somutlaştırılması bu nedenle baştan önem taşır.[1][2]

Harç, arabuluculuk ve ayrıca istenen para alacakları

Salt fesih talebi, parayla ölçülen bir tahsil talebi olmadığından maktu harç esasına göre değerlendirilir. Ayrıca bağımsız bir para istemi ileri sürülmesi ise nispi harç incelemesini gerektirebilir. Mahkemenin m. 636/3 kapsamında alternatif olarak bedelli çıkarmaya karar vermesiyle davacının ayrıca alacak davası açması aynı durum değildir. Talep ve hükmün niteliği esas alınmalı; harç, bilirkişi gideri ve vekâlet ücretinin farklı kalemler olduğu bilinmelidir.[5]

TTK m. 5/A bakımından salt fesih istemi zorunlu arabuluculuk kapsamında bir para alacağı değildir. Buna karşılık ayrılma akçesi veya tazminatın bağımsız ya da birlikte talep edilmesi, taleplerin nasıl kurulduğuna göre ayrıca incelenmelidir. Bozkurt Yaşar’ın çıkma ve ayrılma akçesine ilişkin çalışmasının özetinde de statü talebiyle para talebinin bu ayrımı vurgulanır; çıkma davasına ilişkin değerlendirme fesih davasına gerekçesiz biçimde aynen taşınmamalıdır.[1][9]

14 Ekim 2026 itibarıyla para talepleri bakımından eski HMK m. 107 modeline dayanılması ayrıca hata doğurabilir: 7589 sayılı Kanun bu maddeyi kaldırmıştır. HMK m. 109/4, kısmi davada tahkikat sonuna kadar aynı davada bir kez artırımı ve artırılan kısım için de dava tarihinden zamanaşımının kesilmesini düzenler. Önceden açılmış m. 107 davaları için geçiş hükmü vardır. Bu değişiklik, fesih istemini kendiliğinden bir miktar davasına dönüştürmez.[4]

Başvuru zamanı ve talep sonucunun kurulması

TTK m. 636/3 özel bir dava açma süresi öngörmez. Bununla birlikte uzun süre kabullenilmiş olaylar, devam eden ihlaller ve sonradan gerçekleşen davranışlar dürüstlük kuralı ve ispat bakımından farklı değerlendirilebilir. Fesihle birlikte düşünülen para alacaklarının kendi zamanaşımı rejimi ayrıca araştırılır.[1][3]

Dilekçede ortaklık sıfatı, olayların tarih sırası, şirket işleyişine etkileri ve istenen sonuç açık olmalıdır. Fesih alternatifi, geçici koruma ve bağımsız tahsil talepleri birbirine karıştırılmamalıdır. Gereksiz biçimde bütün ihtimalleri isteyen bir sonuç bölümü, görev, harç ve dava şartları yönünden yeni sorunlar yaratabilir.

Dava sırasında şirket malvarlığı nasıl korunur?

TTK m. 636/4, fesih davası açıldığında taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemlerin alınmasına imkân verir. Dava dilekçesinin verilmesi bütün banka hesaplarını bloke etmez; müdürleri kendiliğinden görevden düşürmez ve şirket sözleşmelerini sona erdirmez.[1]

Koruma talebi somut tehlikeyle eşleştirilmelidir. Belirli bir taşınmazın elden çıkarılması veya olağandışı para transferi iddiası varsa işlem, risk ve istenen sınırlama belirtilmelidir. Gerekli koşullar oluştuğunda yönetim veya denetimle ilgili geçici düzenlemeler de değerlendirilebilir; kayyım atanması her fesih davasının olağan sonucu değildir.

HMK’nın geçici hukuki korumaya ilişkin hükümleri çerçevesinde yaklaşık ispat, ölçülülük, teminat ve kararın uygulanması incelenir. Şirketin bütün ödemelerini durduran geniş bir talep; ücret, vergi ve tedarik borçlarını karşılamasını engelleyebilir. Koruma, sakınılan tehlikeyi önlerken şirketin değerini gereksiz yere azaltmamalıdır. Nihai pay bedelinin tahsili için düşünülen ihtiyati haciz ise ayrı şartları olan bir kurumdur; fesih talebine dayanılarak otomatik uygulanmaz.[2]

Fesih kararı şirketi hemen ticaret sicilinden siler mi?

Şirketin feshine karar verilmesiyle davacının pay bedeli karşılığında çıkarılması farklı sonuçlardır. İkinci durumda şirket devam eder. Fesih hükmü kesinleştiğinde ise, başka bir sona erme usulü söz konusu değilse, tasfiye süreci gündeme gelir. TTK m. 643’ün gönderdiği anonim şirket hükümleri çerçevesinde tüzel kişilik tasfiye amacıyla devam eder; şirketin sicilden silinmesi sonraki aşamadır.[1]

Mahkemece fesih kararı verilen durumda tasfiye memurunun atanması da ilgili kanun hükmüne göre gerçekleştirilir. Alacakların tahsili, borçların ve tasfiye giderlerinin karşılanması, kalan malvarlığının belirlenmesi gerekir. Ortağın başlangıçta koyduğu sermayeyi mutlaka ve derhâl geri alacağı söylenemez. Fesih, şirket borçlarını veya ortak ve müdürlerin ayrıca doğmuş sorumluluklarını kendiliğinden silmez.

Güneş & Güneş’e iletilen bilgi ve belgeler, hukuki değerlendirme ve üstlenilen hizmet kapsamında meslek sırrı ile kişisel verilerin korunması kuralları dikkate alınarak ele alınır. Hassas belgelerin gönderimi için güvenli iletişim kanalı bürodan öğrenilmelidir. İlk iletişim veya belge paylaşımı, işin kabul edildiği anlamına gelmez.

Bu konuyla bağlantılı olarak şirketi sona erdirmeden ortaklıktan çıkma ile ayrılma akçesinin değerlemesi yazıları da incelenebilir.

Sonuç

Limited şirketin haklı sebeple feshinde belirleyici soru, yalnız ortakların anlaşamaması değildir. Anlaşmazlığın şirket düzenine etkisi, ortaklık haklarının kullanılabilirliği, tarafların davranışları ve şirketi sürdürebilecek çözümler birlikte değerlendirilir. Sağlam bir dosya; somut olayları, belgeleri, karşı savunmaları ve uygulanabilir alternatifleri aynı çerçevede ele alır. Fesih talebi hazırlanırken gerçek pay değeri, ödeme imkânı ve gerekli geçici koruma da düşünülmeli; şirketin sona ermesiyle ortağın ayrılması arasındaki sonuç farkı korunmalıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Küçük pay sahibi şirketin feshini isteyebilir mi?

Evet. TTK m. 636/3 her ortağa dava hakkı tanır; belirli bir asgari pay oranı aranmaz. Pay küçüklüğü haklı sebebin ispatı yükünü ortadan kaldırmaz.

Ortakların yüzde 50–50 olması fesih için yeterli midir?

Hayır. Eşit pay yapısının somut ve kalıcı karar kilitlenmesine yol açıp açmadığı araştırılır. Sıradan görüş ayrılığı ile şirketin zorunlu işlerinin yürütülememesi ayrılmalıdır.

Mahkeme ben fesih isterken yalnız benim ortaklığımı sona erdirebilir mi?

TTK m. 636/3 buna imkân verir. Davacı payının gerçek değerinin ödenmesiyle şirketten çıkarılabilir. Değerleme ve uygulanabilir ödeme çözümü değerlendirilmeden sonuç hakkında güvence verilemez.

Fesih davasından önce bütün diğer davaları açmak zorunda mıyım?

Kanunda böyle genel bir dava şartı yoktur. Ancak sorunu giderebilecek daha hafif yolların varlığı ve neden yetersiz kaldığı fesih değerlendirmesinde önemlidir.

Dava açılınca diğer ortak şirketten para çekemez mi?

Dava tek başına otomatik yasak getirmez. Yetkisiz veya zarar verici işlem riski varsa somut delillerle uygun geçici koruma istenmelidir. Olağan şirket ödemeleriyle kişisel kullanımlar ayrılmalıdır.

Fesih davasında arabuluculuk her zaman zorunlu mudur?

Salt fesih talebi için zorunlu değildir. Ayrıca para alacağı istenmesi hâlinde talebin niteliği, birlikte ileri sürülme biçimi ve TTK m. 5/A yönünden ayrı değerlendirme gerekir.

Kaynakça

1. [1] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, özellikle m. 4, 5, 5/A, 533, 536, 608, 612, 614, 630, 633–643 ve 1521. Ticaret Bakanlığı kurum nüshası.

2. [2] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özellikle m. 14, 26–27, 189–194, 219–220, 266, 281, 318 ve 389–399; sonraki değişiklikler için ayrıca [4]. Adalet Bakanlığı kurum nüshası.

3. [3] 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu, m. 2 ve 4. Adalet Bakanlığı kurum nüshası.

4. [4] 7589 sayılı Kanun, kabul tarihi 16.07.2026, özellikle m. 19–20 ve 26 ile geçici m. 1/10. TBMM kabul edilen kanun metni.

5. [5] 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (1) sayılı Tarife, A/III.1–2, nispi ve maktu karar ve ilam harcının ayrımı. Gelir İdaresi Başkanlığı, 2025 tarife metni.

6. [6] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 30.05.2024, E. 2023/1983, K. 2024/4494. 6102ttk.com, karar tam metni yeniden yayımı.

7. [7] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 12.05.2025, E. 2024/5174, K. 2025/3285. 6102ttk.com, karar tam metni yeniden yayımı.

8. [8] Mineliler, Zeynep. “Yeni Türk Ticaret Kanunu’na Göre Limited Şirketlerin Haklı Sebeple Feshi.” Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 16(3), 2012, s. 95–118; özellikle s. 103–106 ve 110–114. Makale tam metni.

9. [9] Bozkurt Yaşar, Sevgi. “Ticari Dava Şartı Arabuluculuk Açısından Limited Şirket Ortağının Çıkma ve Ayrılma Akçesini Birlikte Talep Ettiği Davalar: Yüksek Mahkeme Kararları Işığında Bir Değerlendirilme.” Ankara Barosu Dergisi, 83(3), 2025, s. 657–726, DOI: 10.30915/abd.1681106. Yayın künyesi ve öz.

YAZAR

Av. Umut Güneş

Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Görüş veya düzeltme bildirin

Kaynak, tarih, içerik veya bağlantılarla ilgili görüş ve düzeltme önerilerinizi iletebilirsiniz.

Makalenin başlığını ve ilgili bölümü belirtmeniz yeterlidir. Kişisel dosya bilgisi veya belge göndermeyiniz.

GÜNEŞ & GÜNEŞ HUKUK BÜROSU

Büromuzla İletişim ve Görüşme

1999’dan bu yana faaliyet gösteren Antalya merkezli hukuk büromuz, Türkiye bağlantılı hukukî konularda Türkçe, İngilizce, Almanca ve Rusça iletişim imkânı sunmaktadır.

Türkiye’de veya yurt dışında bulunmanızdan bağımsız olarak telefon, WhatsApp, e-posta, yüz yüze görüşme veya video konferans yoluyla iletişim kurabilirsiniz.

Görüşme süreci ve gerekli bilgiler

Hukukî durumunuzun değerlendirilmesi, planladığınız işlemin hukukî yönlerinin incelenmesi veya uygulanabilecek başvuru yollarının belirlenmesi için konunun kısa özetini, talebinizi ve tercih ettiğiniz dili paylaşabilirsiniz.

Varsa dosya veya işlem bilgilerini, süre içeren karar, tebligat veya bildirimleri ve bildiğiniz önemli tarihleri belirtmeniz yararlı olur. Hizmet kapsamı, gerekli belgeler ve ücretlendirme ayrıca değerlendirilir.

İlgili hizmet alanları