İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

MEHMET DURAK KARAK (2023/86362)

  • Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
  • Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)Genel - HAGBAçıkça Dayanaktan Yoksunluk—
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıTutukluluk (süre)Açıkça Dayanaktan Yoksunluk—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MEHMET DURAK KARAK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2023/86362)

 

Karar Tarihi: 18/2/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Ömer Faruk NURSAÇAN

Başvurucu

:

Mehmet Durak KARAK

Vekili

:

Av. Mahmut VEFA

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucuya Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Askerî Mahkemesinin 1987/174 esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama kapsamında 4/1/1981-12/4/1986 tarihleri arasında yasa dışı PKK örgütüne üye olma suçundan gözaltı ve tutuklama koruma tedbirleri uygulanmıştır. Yargılama sonucunda başvurucunun 6 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, bu karar 22/2/1991 tarihinde kesinleşmiştir. 10/4/1991 tarihinde Diyarbakır Sıkıyönetim 1 Nolu Askerî Mahkemesi başvurucunun 2/6/1983 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar vermiştir.

3. Başvurucuya Diyarbakır 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1989/112 esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama kapsamında 9/11/1989-7/6/1990 tarihleri arasında devlet bütünlüğünü bozucu yasa dışı örgüte yardım ve yataklık etme suçundan gözaltı ve tutuklama koruma tedbirleri uygulanmıştır. Yargılama sonucunda başvurucunun beraatine karar verilmiş, bu karar 25/9/1991 tarihinde kesinleşmiştir.

4. Başvurucuya Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1993/364 esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama kapsamında 29/3/1993-10/12/1993 tarihleri arasında yasa dışı PKK terör örgütü mensubu olma ve yardım ve yataklık suçundan gözaltı ve tutuklama koruma tedbirleri uygulanmıştır. Yargılama sonucunda başvurucunun beraatine karar verilmiş, bu karar 21/1/1994 tarihinde kesinleşmiştir.

5. Başvurucu, daha sonra başka bir dava kapsamında Diyarbakır (kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesince 22/4/1996 tarihinde devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışma suçundan müebbet ağır hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Mahkûmiyet kararında, birden fazla kişi yönünden hüküm kurulmakla beraber hangi kişi yönünden olduğu açıklanmaksızın suç tarihi 27/5/1995 ve öncesi olarak belirtilmiştir. Gerekçeli kararda; başvurucunun PKK terör örgütünün kuryeliğini yaptığı, bu kapsamda 21/5/1995 tarihinde Akçakale'den sınırı geçmek isteyen kişilerle tanıştığı, 25/5/1995 tarihinde diğer kişilerle beraber sınırı geçmek isterken güvenlik görevlileri tarafından fark edilerek kaçtıkları, 27/5/1995 tarihinde ise yine sınırı geçmek isterken güvenlik güçleri ile çatışmaya girdikleri ifade edilmiştir. Gerekçeli kararda ayrıca başvurucu hakkında 11/7/1995 tarihinde düzenlenen iddianame ile 16/1/1996 tarihinde düzenlenen ek iddianameye konu dosyaların birleştirildiği belirtilmiştir. Mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeden 10/6/1997 tarihinde kesinleşmiştir.

6. Başvurucu vekili 5/6/2023 tarihli dilekçesinde; başvurucunun Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Askerî Mahkemesinin 1987/174 esas sayılı dosyasında, Diyarbakır 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1989/112 esas sayılı dosyasında ve Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1993/364 esas sayılı dosyasında tutuklu kaldığını, daha sonra 1989/112 ve 1993/364 esas sayılı dosyalarda beraat ettiğini, 1987/174 esas sayılı dosyada mahkûm olduğu cezadan fazla tutuklu kaldığını belirterek tutuklu kaldığı bu sürelerin Diyarbakır (kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen hapis cezasından mahsup edilmesini talep etmiştir.

7. Şanlıurfa İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) 11/9/2023 tarihinde başvurucunun mahsup talebinin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Yargıtay uygulamaları da göz önüne alındığında şahsi hürriyeti sınırlama sonucu doğuran hallerin mahsubu için tutuklu kalınan suçtan beraat edilmesi halinde bu beraat kararı kesinleşmeden önce işlenen suçtan dolayı alınan cezalardan mahsubun mümkün olduğu, tutuklu kalınan suçtan verilen kararın kesinleşmesinden sonra işlenen suçtan dolayı önceki tutukluluğun mahsubunun mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. (YCG 2006/1-4.2006/7 Sayılı kararı )

Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Başkanlığının 07/06/2023 tarih ve E-53379054-180.04-14821273 sayılı cevabi yazısında, Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Askeri Mahkemesinin 1987/174 Esas sayılı dosyasında hükümlünün tutuklulukta kaldığı sürenin başka bir dosyadan aldığı cezadan mahsup edilip edilmediğine dair bir belgeye rastlanmadığının bildirildiği,

Diyarbakır (kapatılan) 5. Ağır Ceza Mahkemesi (cmk 250 İle Yetkili)'nin 17/07/2023 Tarih Ve 2023/209 Muh. Sayılı Yazılı Cevabi Yazısında: Diyarbakır 2 Nolu DGM (Kapatılan 5 ACM) 1989/112 esas sayılı dava dosyasının yapılan fiziki incelemesinde hükümlü Mehmet Durak KARAK'ın 09.11.1989 tarihinde gözaltına alındığı, 22.11.1989 tarihinde tutuklandığı ve 07.06.1990 tarihinde tahliye edildiği, tutuklulukta kaldığı sürelerin başka bir cezasından mahsup edilmediği, dava dosyasına ait gerekçeli karar ve kesinleşme şerhinin UYAP sistemi üzerinden müzekkeremiz ekinde gönderildiğinin bildirildiği,

DİYARBAKIR 4. AĞIR CEZA MAHKEMESİnin 07/08/2023 tarih ve 2023/642 Muh. Sayılı cevabi yazısında: Kapatılan Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1993/364 Esas sayılı dosyasında yapılan incelemede; Mehmet Durak KARAK'ın 29.03.1993 tarihinde gözaltına alındığı, 06.04.1993 tarihinde tutuklandığı, 10.12.1993 tarihinde beraat kararı verilerek tahliye edildiği anlaşılmış olup, bahse konu evraklar ile kesinleşme tarihini gösterir Gerekçeli Karar yazımız ekinde gönderilmiştir. Ayrıca dosya içerisinde yapılan incelemede, şahıs hakkında herhangi bir mahsup kararı bulunmadığının bildirildiği,

Yukarıda izah edildiği üzere ve verilen müzekkere cevaplarına göre; hükümlünün mahsubunu istediği;

Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Askeri Mahkemesinin 1987/174 Esas sayılı dosyasında 02/06/1983 tarihinde tahliye olması gerekirken 12/04/1986 tarihinde tahliye olduğu, 06/03/1981-12/04/1986 tarihleri arasında tutuklu kaldığı, tutuklu kaldığı dosyasının kesinleşme tarihinin 22/02/1991 olduğu, kesinleşme tarihinden önce herhangi bir suçun işlenmediği görüldüğü, bu nedenle şartları oluşmayan talebin REDDİNE,

Diyarbakır 2 Nolu DGM (kapatılan 5 ACM) 1989/112 Esas sayılı dosyasının kesinleşme tarihinin 25/09/1991 olduğu, kesinleşme tarihinden önce herhangi bir suçun işlenmediği görüldüğü, bu nedenle şartları oluşmayan talebin REDDİNE,

Diyarbakır 1 Nolu DGM (kapatılan 4 ACM) 1993/364 Esas sayılı dosyanın kesinleşme tarihinin 21/01/1994 olduğu, öncesinde herhangi bir suçun işlenmediği görüldüğü, bu nedenle şartları oluşmayan talebin REDDİNE...[karar verildi.]"

8. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesince 18/9/2023 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

9. Başvurucu, itirazın reddi kararını 20/9/2023 tarihinde öğrendikten sonra 21/9/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

10. Başvurucu; mahsup talebinin hukuka aykırı olarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, ceza infaz kurumunda kaldığı sürelerin mahsup edilmemesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilgili mevzuat hükümleri ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

12. Başvurucunun mahsup talebinin hukuka aykırı şekilde reddedilmesi yönündeki şikâyetlerinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

13. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 6/3/1940 tarihli ve E.1940/5, K.1940/68 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... Fakat mademki biz haksızlıklarımızın neticelerini ve eserlerini kaldırmak istiyoruz, evvelce isnat edilen suçtan tevkif edilip beraat eden kimse sonra bir suç işlerse ne olacak? Suçun evvel işlenmiş veya sonradan işlenmiş olması halinde madelet itibariyle bir fark yoktur. Öyle ise mahsup lâzımdır. Peki, her mevkuf için bir hesabı carîmi açalım? Ona da peki, lâkin bu takdirde evvelce tevkif edilip beraat eden kimseye suç işlemek için bir serbestî vermiş olmaz mıyız?

...beraat hükmü kat'ileştikten sonra işlenmiş olan suçtan mahkûmiyet halinde evvelce beraatla neticelenmiş olan suçtan dolayı mevkuf kaldığı müddetin beraatinden sonra işleyeceği suçtan verilecek ceza müddetinden indirilmesi kanun hükümlerine uymayacağı, çünkü sonradan işlenen ve mahkûmiyetle neticelenen suçu evvelce beraat kararına bağlanmış olan suçla birleştirmeye kanunî bir yol ve imkân bulunmadığı mütalâasına dayanılarak beraat eden bir şahsın beraat ettiği suçtan dolayı mevkuf aldığı müddetin beraat kararından evvel - beraat kararı kat'ileşmezden evvel- işlemiş olduğu diğer suç için verilen ceza müddetine mahsubu icap ettiğine sülüsan ekseriyetle karar verildi."

14. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31/1/2006 tarihli ve E.2006/1-4, K.2006/7 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Tutuklu kalınan sürenin mahkûmiyetten mahsup edilebilmesi için, tutukluluğun mahsup yapılacak suça konu mahkûmiyete ait olması gerekmeyip, sanığın tutuklu kaldığı suçtan dolayı verilecek hükmün kesinleşmesinden önce, işlemiş olduğu diğer bir suç nedeniyle de tutuklu kalınan sürenin mahsubu olanaklıdır. Burada önemli olan husus, mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesidir.

...

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılmış bulunan 765 sayılı Yasanın 40 ve yine aynı tarihte yürürlüğe girmiş bulunan 5237 sayılı Yasanın 63. madde hükümlerinin benzer düzenlemeleri içermesi nedeniyle, halen mahsup konusunda geçerliliğini koruyan 06.03.1940 gün ve 5-68 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, bu karardaki ilkeler doğrultusunda gelişen yargı kararları ve öğretideki görüşler birlikte değerlendirildiğinde, mahsuba karar verilmesi için, tutuklu kalınan suçtan dolayı verilen kararın kesinleşme tarihinden önce bir başka suç veya suçların işlenmiş olması, tutuklamaya neden olan suçta tutuklu kalınan sürenin ikinci suç nedeniyle verilen cezadan fazla olması veya ikinci suçun beraetle sonuçlanması gerekmektedir. Burada önemli olan husus, mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesi olup, bunun da temel nedeni, sanığın daha önceden tutuklu kaldığı süreye güvenerek, yeniden bir suç işlemesine engel olmak düşüncesidir.

...

Görüldüğü gibi, hükümlü 17.05.2000 tarihinde işlediği suç nedeniyle 1 yıl 3 ay 16 gün tutuklulukta kalmış ve bu hüküm 04.06.2003 tarihinde kesinleşmiştir. Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesince TCK’nun 17. maddesi uyarınca koşullu salıverilme kararı geri alınarak bakiye sürenin aynen çektirilmesine karar verilen hüküm ise 06.12.1994 tarihinde kesinleşmiş olup, gerek yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Yasanın 40. maddesi gerekse 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın 63. maddesi uyarınca bakiye cezasının aynen infazına karar verilen suça ilişkin mahkûmiyetin, tutuklu kalınan suçtan dolayı verilen mahkûmiyet kararından önce kesinleşmesi nedeniyle mahsup koşulları oluşmuştur. Sanık artık tutukluluk süresinin varlığına güvenerek yeni bir suç işlememiş, aksine işlediği ikinci suç nedeniyle asıl cezasından fazla tutuklu kalmak suretiyle haksızlığa uğramıştır. Bu itibarla sonraki suç nedeniyle tutuklulukta geçirdiği artık sürenin önceki mahkûmiyetinden mahsubu için yasal koşullar oluşmuştur."

15. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24/11/2023 tarihli ve E.2023/7887, K.2023/7167 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 06.03.1940 tarihli ve 1940/5-68 sayılı kararına, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.01.2006 tarihli, 2006/4-7 sayılı kararına göre; hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran hallerin bir başka mahkûmiyet kararında yer alan cezadan mahsup edilebilmesi için, mahsup istenen mahkûmiyete ait suçun, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesi gerekmektedir.

Somut olayda, hükümlünün infaza konu olan ve mahsup istediği mahkûmiyete ilişkin suç tarihinin 29.09.2019 olup, hükümlünün hürriyetinin kısıtlandığı Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.10.2017 tarihli ve 2017/338 Esas, 2017/286 Karar sayılı kararının kesinleştiği 26.10.2017 tarihinden sonra olduğu ve mahsup koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, hükümlünün mahsup talebinin reddine ilişkin İnfaz Hakimliğince verilen karara karşı yapılan itirazın reddi yerine kabulüne dair itiraz merciince verilen karar Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür."

16. Anayasa Mahkemesine göre mahsuba ilişkin hâller Anayasa'nın 19. maddesi kapsamındadır (Burhan Yaz (3) [GK], B. No: 2021/7919, 29/5/2024). Bu kapsamda hükümlülerin ceza infaz kurumlarında kalacağı süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen durumların Anayasa'nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir (İbrahim Uysal [2. B.], B. No: 2014/1711, 23/7/2014, § 26; Günay Okan [1. B.], B. No: 2013/8114, 17/9/2014, § 13). Mahsup, koşullu salıverme süresinin belirlenmesiyle ve dolayısıyla ceza infaz kurumunda kalınması gereken süreyle doğrudan ilgilidir (Ercan Bucak (2) [1. B.], B. No: 2014/11651, 16/2/2017, § 41).

17. Mahkeme tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve bu bağlamda ceza infaz kurumunda tutulma süresi bakımından, ceza mahkemesinin kararına uygun hareket edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması açısından zorunludur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına ve ilgili mevzuata uygun olması Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınmıştır (İbrahim Uysal, § 32). Bununla birlikte   Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece mahkemelerin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz (Abdullah Ünal [2. B.], B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 39). 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun mahsuba ilişkin hükümlerinin nasıl uygulanacağı ve bu itibarla hukuk kurallarının yorumu ve somut olaylara uygulanması yargı mercilerinin takdir yetkisi kapsamındadır (Ercan Bucak (2), § 42).

18. Mahsuba ilişkin olarak 5237 sayılı Kanun'un 63. maddesinde yer alan hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleşen ve kişinin hürriyetini kısıtlayan bütün hâller nedeniyle geçirilen sürelerin hükmolunan hapis cezasından indirileceğine ilişkin düzenleme karşısında, yargı organlarına mahsuba ilişkin bir takdir yetkisinin tanınmadığı anlaşılmaktadır. İlgili yargı organları mahsuba ilişkin incelemelerinde mahsup şartlarının bulunup bulunmadığını incelemekle ve şartları oluşmuşsa mahsup kararı vermekle yükümlüdürler. Yargıtay içtihadı uyarınca mahsubun uygulanması bakımından önemli olan husus, mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesidir (Ercan Bucak (2), § 49).

19. Başvurucu, Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Askerî Mahkemesince yürütülen yargılama kapsamında 4/1/1981-12/4/1986 tarihleri arasında hürriyetinden mahrum bırakılmıştır. Bu yargılama neticesinde başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmekle birlikte geriye dönük olarak 2/6/1983 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliye kararı verilmiştir. Başvurucu ayrıca Diyarbakır 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1989/112 esas sayılı dosyasında 9/11/1989-7/6/1990 tarihleri arasında, Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1993/364 esas sayılı dosyasında 29/3/1993-10/12/1993 tarihleri arasında hürriyetinden mahrum bırakılmıştır. Bu yargılamalar neticesinde başvurucu hakkında beraat kararı verilmiştir. Başvurucunun tutuklulukta geçirdiği bu sürelerin Diyarbakır (kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen hapis cezasından mahsup edilmesi talebi, mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun tutuklu kalınan suç nedeniyle verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmediği gerekçesiyle reddedilmiştir.

20. Yargıtay içtihadına göre mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesi gerekmekte olup bu içtihadın amacı, kişinin daha önceden gözaltında ya da tutuklu kaldığı süreye güvenerek yeniden bir suç işlemesinin önlenmesidir. Mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun tarihi başvurucu yönünden belirtilmeksizin yargılamaya konu tüm kişiler yönünden 27/5/1995 ve öncesi olarak ifade edilmiştir. Ancak gerekçeli kararın anlatımından başvurucuya isnat edilen sınırdan geçirme eyleminin başlangıç tarihi, sınırdan geçecek kişilerle başvurucunun görüştüğü 21/5/1995 olarak kabul edilmiştir. Tutuklu kalınan suçtan verilen beraat hükümleri 1989/112 esas sayılı dosya yönünden 25/9/1991 tarihinde, 1993/364 esas sayılı dosya yönünden 21/1/1994 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucunun mahkûmiyet hükmünde belirlenenden daha fazla süre hürriyetinden mahrum kaldığından şikâyet ettiği 1987/174 esas sayılı dosya yönünden ise karar 22/2/1991 tarihinde kesinleşmiştir. Dolayısıyla başvurucu, mahsubun yapılmasını talep ettiği mahkûmiyete konu suçu, tutuklu kaldığı suçlardan verilen hükümlerin kesinleşmesinden sonra işlemiştir. Bu durumda İnfaz Hâkimliğinin Yargıtay içtihadına atfen başvurucunun mahsup talebinin reddine karar vermesinde herhangi bir keyfîlik bulunmadığı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak başvurucunun mahsup talebinin reddedilmesinin Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında hukuka uygun olmayan bir şekilde hürriyetinden yoksun bırakılmasına neden olduğu söylenemez.

21. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 18/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, MEHMET DURAK KARAK, B. No: 2023/86362, 18.02.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 04, sayfa 460–465

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.