Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
YUSUF ÇAKMAK (2023/53647)
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
- Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi ile kamu görevinden çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, açılan iptal davasının kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan reddedilmesi nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Masumiyet karinesi (idare) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı | KHK-İHRAÇ (OHAL tedbiri, hakim-savcı dışındaki kamu personeli) | İhlal Olmadığı | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
YUSUF ÇAKMAK BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2023/53647) |
|
|
|
Karar Tarihi: 18/5/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Kenan YAŞAR Metin KIRATLI Şaban KAZDAL |
|
Raportör |
: |
Mehmet Tevfik DİNÇER |
|
Başvurucu |
: |
Yusuf ÇAKMAK |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi ile kamu görevinden çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, açılan iptal davasının kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan reddedilmesi nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, bu teşebbüsün arkasında olduğu yargı kararlarıyla tespit edilen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) yapısına ilişkin açıklamalar, olağanüstü hal (OHAL) dönemine, bu dönemde çıkarılan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameler ile genel yargı süreçlerine ilişkin detaylı bilgiler Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46); N.E. ([GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, §§ 5-17); A.S. ([GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, §§ 5-17) ve Halit İnciroğlu ([GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, §§ 6-18) kararlarında yer almaktadır.
3. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde cezaevi vaizi olarak görev yapan başvurucu 1/9/2016 tarihli ve 29818 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname'ye (672 sayılı KHK) ekli listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
4. Başvurucu, göreve iade talebiyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) başvurmuştur. OHAL Komisyonu tarafından 11/10/2018 tarihinde talep yerinde görülmeyerek anılan başvuru reddedilmiştir. Kararda başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı yayın kuruluşlarına ödeme bilgisinin bulunduğu, örgüte müzahir kuruluşa para gönderdiği, hakkında düzenlenen idari soruşturma raporunda örgüt faaliyetlerinde aktif olarak görev aldığına, örgüte ait yurdun inşasına maddi destek sağladığına, akrabalarından ve bölge halkından topladığı yardımları mezkûr yurda aktardığına ve bu yurtta toplantı düzenleyerek ders verdiğine ilişkin tanık beyanlarının bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucu hakkında yürütülen kovuşturma neticesinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet hükmü tesis edildiği ifade edilerek FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilmiştir.
5. Başvurucu, OHAL Komisyonunun anılan kararının iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; FETÖ/PDY ile iltisaklı yayın kuruluşlarına ödeme gerçekleştirdiğini hatırlamadığını, müzahir kurum olduğunu bilmeksizin küçük bağışlarla yardımda bulunduğunu, gizli tanık beyanları ve görev mahalli değerlendirme yazısına dayalı olarak verilecek hiçbir kararın hukuki olamayacağını, kamu görevinden çıkarılmasını gerektiren somut hiçbir nedenin bulunmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı olmadığını, ceza yargılamasında verilen mahkûmiyet hükmünün bölge adliye mahkemesince bozulduğunu ve ceza davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini savunmuştur. Ayrıca somut delil ve yeterli gerekçe bulunmadığını belirterek işlemin hukuka aykırı olduğunu, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Davalı idare, savunmasında öncelikle davanın süre aşımı yönünden usulden reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Esasa yönelik olarak ise başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının idari soruşturmalar ve ceza yargılamasıyla tespit edildiğini, yürütülen din hizmetinin niteliği ve hassasiyeti dikkate alındığında tesis edilen ihraç işleminin kamu yararına, mevzuata ve hukuka uygun olduğunu belirtmiştir.
6. Yargılama sürecinde Ankara 22. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 31/10/2019 tarihli ara kararında Diyanet İşleri Başkanlığı Müfettişliğinin 7/11/2016 tarihli soruşturma raporunda yer alan tanık beyanlarının başvurucuya tebliğ edilerek söz konusu tanık ifadelerine karşı beyanlarını sunmasını istemiştir. Başvurucu 19/11/2019 tarihli dilekçesi ile hakkındaki ceza dava dosyasının bozulduğunu ve tanık beyanlarının asılsız olduğunu belirtmiştir.
7. İdare Mahkemesi 29/11/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda öncelikle FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile irtibatlı kişilerin kamu görevinden çıkarılmaları sürecine dair genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. Kararın gerekçesinde belirleyici delil olarak Diyanet İşleri Başkanlığı Müfettişliğinin 7/11/2016 tarihli soruşturma raporunda yer alan tanık beyanlarına dayanılmıştır.
i. A.S.B.nin beyanı şöyledir:
"...Yusuf Çakmak'ın Gölyaka ilçesindeki yurda yardım toplaması sebebiyle paralel cemaate mensup olduğu biliniyordu. Yanında olduğumuz zamanlarda da paralel cemaati savunduğuna şahit olmuşumdur. Yusuf hoca 17/25 Aralıktan sonra eski tavırlarını sürdürmedi ama paralel örgütle olan gönül bağını sürdürdüğünü söyleyebilirim..."
ii. Ö.M.nin beyanı şöyledir:
"...Yusuf Çakmak'ın Fethullah Gülen cemaatinin bir mensubu olduğunu eskiden beri biliyorum. Hatta bu bilgi bütün Düzce'nin ve Gölyaka'nın bildiği bir durumdur. Gölyaka ilçesinde vaizlik yaparken cemaatin yurduna para topladığı şeklinde söylentiler olmuştu..."
iii. E.A.nın beyanı şöyledir:
"...Yusuf Çakmak'ın ise paralel yapıya mensup olduğunu eskiden beri biliyorum. Kendisi Gölyaka ilçesinde görev yaparken paralel yapı için çalıştığını herkes ifade etmektedir. Düzce'de paralel yapının önde gelen sorumlularıyla beraber hareket etmektedir..."
iv. İ.İ.nin beyanı şöyledir:
"... Yusuf Çakmak benim Mısır'dan okul arkadaşımdır. Kendisi paralel yapıya mensup, bu yapı için aktif olarak çalışan birisidir. 17/25 Aralık sürecinden sonra da paralel yapıya bağlılığı devam etti. Kesinlikle bu mücadelede devletin yanında yer almadı, paralel yapının yanında yer aldı. Ben Gölyaka'da görev yaptığım yıllarda da adı geçenin paralel yapı için çalıştığına yakından tanık oldum. Yusuf Çakmak'ın Düzce'de paralel yapının önde gelenlerinden birisi olan M.Z. isimli öğretmenle birlikte Gölyaka'da paralel yapıya ait yurdun yapımında aktif olarak çalıştığını biliyorum..."
v. Ü.B.nin beyanı şöyledir:
"... Yusuf Çakmak'ın Fethullah Gülen cemaatine mensup olduğuna ben bu yıllarda tanık oldum. Sürekli anılan cemaatin hizmetlerine koşar, ev sohbetlerini ve toplantılarını organize ederdi. Gölyaka ilçesine tayin olduktan sonra da anılan ilçede çok faal olarak paralel yapıya çalıştı. Yusuf Çakmak'ın Düzce'de paralel yapının önde gelen isimlerinden olan [M.Z] isimli öğretmenle irtibat halindedir. 17/25 Aralık sürecinden sonra da paralel yapıyla olan bağını asla koparmadı..."
vi. S.E.nin beyanı şöyledir:
"...Yusuf Çakmak paralel yapıya mensubiyetiyle maruf bir görevlidir. Herkes tarafından bilinir..."
8. Ayrıca kararda anılan soruşturma raporunun sonuç ve teklifler kısmında yapılan değerlendirmelere ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Raporda başvurucunun Düzce'de FETÖ/PDY'nin önde gelen sorumlularından olan M.Z. ile irtibat hâlinde olduğu ve birlikte aktif olarak çalıştıkları, Gölyaka ilçesinde FETÖ/PDY'ye ait olduğu için devlet tarafından el konulan yurdun inşaatında başından sonuna kadar çalıştığı belirtilmiştir. Yine raporda başvurucunun anılan yurda kendi cebinden 10.000 TL yardımda bulunduğu gibi akrabalarından ve bölge halkından topladığı yardımları da buraya aktardığı, yurt inşaatı tamamlandıktan sonra ise bu yurtta sohbet düzenlediği ve dersler verdiği ifade edilmiştir. Müfettişliğin değerlendirmesinde son olarak başvurucunun 17/25 Aralık sürecinde devletin paralel yapıyla mücadelesini haksız bularak paralel yapıdan yana tavır aldığı ve FETÖ/PDY ile bağlarını hiçbir zaman koparmadığı tespitiyle meslekten ihracının istenildiği aktarılmıştır. Kararın gerekçesinde ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan Kimse Yok Mu Derneğine SMS ile para gönderdiği ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen Cihan Medya Dağıtım A.Ş.ye ödeme yaptığı bilgisine yer verilmiştir. İdare Mahkemesi, tanık beyanlarını ve dosya kapsamını bir bütün olarak değerlendirdiğini ve eylemlerin yoğunluğunu dikkate aldığını belirterek başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna ulaşmış ve dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatiyle davanın reddine karar vermiştir.
9. Başvurucu, bu karara karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki iddialarını tekrar etmekle birlikte usulüne uygun ve sağlıklı bir idari tahkikat yapılmadığını, suçtan kurtulmaya yönelik atfı cürümde bulunan kişilerin afaki ve çelişkili beyanlarına itibar edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca dedikodu ve zanna dayanan aynı zamanda da suç teşkil etmeyen asılsız iddiaların hükme gerekçe olarak alınamayacağını iddia etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire) 2/2/2022 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu, kaldırılmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
10. Başvurucu, bu karara karşı dava ve istinaf başvuru dilekçelerinde yer verdiği iddiaları ileri sürerek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi (Danıştay) 12/4/2023 tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle temyiz başvurusunun reddine karar vererek Daire kararını onamıştır.
11. Başvurucu, nihai kararı 13/6/2023 tarihinde öğrendikten sonra 21/6/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
13. Öte yandan Düzce 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) tarafından 4/7/2018 tarihinde başvurucunun terör örgütü üyesi ve yöneticisi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ceza Mahkemesinin bu kararına karşı yapılan istinaf başvurusu neticesinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi 6/11/2019 tarihli kararıyla Ceza Mahkemesi kararının başvurucuya ek savunma hakkı tanınmadan hüküm kurulması nedeniyle usulden bozulmasına ve yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.
14. Ayrıca bireysel başvurudan sonra Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde Ceza Mahkemesince 5/3/2025 tarihinde yüklenen suçu başvurucunun işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiştir. Bu karar 4/9/2025 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmiştir. Kararda idari soruşturma ve idari yargı kararlarına dayanak yapılan tanıkların bozma sonrası beyanlarına yer verilmiş; tanıkların bir kısmının idari soruşturma raporunda duyuma dayalı anlatımlarda bulunduklarını belirterek önceki beyanlarından ayrıldıkları, bir kısmının ise idari aşamadaki ifadelerini aynen korudukları görülmüştür. Bununla birlikte belirli dönemlerde örgüte müzahir yurda yönelik yardım talebi ve bağış teminine yönelik çalışma yaptığı ve örgütle iltisaklı yayın organı için abonelik teklifinde bulunduğu yönünde beyanların da bulunduğu görülmektedir.
15. Ceza Mahkemesi anılan beraat kararının değerlendirme kısmında tanık beyanlarının yüklenen suçun sübutu noktasında yeterli kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır. Ayrıca kararda başvurucunun 17/25 Aralık süreci öncesinde dinî duygularla yurdun yapımı için yardımda bulunması, öğrencilere ders vermesi, dergi aboneliği teklif etmesi veya Bank Asya kredi kartı kullanması gibi eylemlerinin ByLock kullanıcısı olmaması da gözetilerek silahlı terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçunu oluşturmayacağı değerlendirilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
16. Başvurucu, kamu görevinden çıkarılmasını gerektirecek hiçbir somut ve hukuki gerekçenin bulunmadığını ileri sürmüştür. Hakkında aynı iddialarla yürütülen ceza yargılamasında beraat kararı verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini belirtmiştir. Kesinleşen bu beraat hükmüne rağmen salt kurum tarafından da kabul edilen istihbarat belgelerine itibar edilerek ihraç edilmesinin hukuka aykırı olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca işlemin iptali istemiyle açtığı idari davanın bireyselleştirme yapılmaksızın tamamen matbu ve şablon gerekçelerle reddedildiğinden şikâyet etmiştir. Yargı mercilerince lehe olan delillerin ve aklayıcı mahiyetteki Ceza Mahkemesi kararının dikkate alınmadığını savunmuştur. Başvurucu, açıklanan tüm bu nedenlerle özel hayata saygı hakkının, masumiyet karinesinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüş yazısında, başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık, ayrıca konuyla ilgili olarak idareden temin edilen görüş ve ilgili belgelerin başvurucunun şikâyetlerine ilişkin olarak yapılacak incelemede dikkate alınmak üzere sunulduğu belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
18. Başvuru formundaki iddialar ile somut olayın koşulları birlikte gözönüne alındığında OHAL KHK'sına ekli liste ile kamu görevinden çıkarılan başvurucunun mesleki hayatına gerçekleştirilen müdahalenin özel hayatını ciddi şekilde etkilediği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı değerlendirilmiştir. Bu bakımdan başvuru, OHAL düzenlemeleriyle kamu görevinden çıkarılan kişilerle ilgili diğer başvurularda verilen kararlar kapsamında sonuç temelli olarak özel hayata saygı hakkı yönünden uygulanabilir bulunmuş ve anılan hak kapsamında incelenmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E., §§ 89-99; A.S., §§ 91-101; Halit İnciroğlu, §§ 95-106; Sinan Ulu [GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025, §§ 67-71; Resul Darama (2) [GK], B. No: 2022/14226, 23/10/2025, §§ 84-88; Sümeyra Bakla [GK], B. No: 2023/46215, 20/11/2025, §§ 69-73; B.K. [GK], B. No: 2023/38927, 20/11/2025, §§ 86-90).
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
20. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191). Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde alınan tedbirleri konu edinen somut başvuruda Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi dikkate alınacaktır (ayrıntılı değerlendirme için bkz. Sinan Ulu, §§ 72-74; Resul Darama (2), §§ 89-91; Sümeyra Bakla, §§ 74-76; B.K., §§ 91-93).
21. Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme müdahalenin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı, anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunup dokunmadığı, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği ve durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespitiyle sınırlı olacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 186; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 146; N.E., § 116; A.S., § 118; Halit İnciroğlu, § 123; Sinan Ulu, § 76; Resul Darama (2), § 93; Sümeyra Bakla, § 78; B.K., § 95).
22. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Yine Anayasa Mahkemesi kamu görevinden çıkarmaya ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına, ciddiyet ve ağırlığının söz konusu tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden çıkarma tedbirinin olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (N.E., § 119; A.S., § 121; Halit İnciroğlu, § 126; Sinan Ulu, § 79; Sümeyra Bakla, § 81; B.K., § 98). Ayrıca somut olaydaki tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E., § 122; A.S., § 124; Halit İnciroğlu, § 129; Sinan Ulu, § 82; Sümeyra Bakla, § 84; B.K., § 101). Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacak son inceleme, müdahalenin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (genel ilkelere ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. Sinan Ulu, §§ 83-99; N.E., §§ 123-139; A.S., §§ 125-141; Halit İnciroğlu, §§ 130-146; B.K., §§ 102-118).
23. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemesine ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (Sinan Ulu, § 90; Sümeyra Bakla, § 92).
24. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 215; Sinan Ulu, §§ 89-91; Sümeyra Bakla, §§ 91-93; B.K., §§ 108-110).
25. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 217; Bestami Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı) (C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 13; N.E., § 8; A.S., § 8; Halit İnciroğlu, § 9; B.K., § 8). Ayrıca Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir ünvan veya pozisyon için alınan tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (C.A. (3), § 133; N.E., § 132; A.S., § 134; Halit İnciroğlu, § 139; B.K., § 111; Sinan Ulu, § 92; Sümeyra Bakla, § 94).
26. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçlar içeren darbe teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Devletin üç temel sacayağından biri olan yargı erki içinde görev yapan yargı mensupları arasında FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatlı ya da iltisaklı olan kişilerin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve bu kapsamda olduğu saptanan yargı mensuplarının meslekten çıkarılması ve kamu görevinden yasaklanması OHAL'e neden olan somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. N.E., § 133; A.S., § 135; Halit İnciroğlu, § 140; B.K., § 112; Sinan Ulu, § 93; Sümeyra Bakla, § 95).
27. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (N.E., § 135; A.S., § 137; Halit İnciroğlu, § 142; Sinan Ulu, § 95; Sümeyra Bakla, § 97; B.K., § 114).
28. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde cezaevi vaizi olarak görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olduğunun değerlendirilmesidir. Anayasa Mahkemesi irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, § 80; Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26; C.A. (3), § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir (N.E., § 139; A.S., § 141; Halit İnciroğlu, § 146; Sinan Ulu, § 96; Sümeyra Bakla, § 98; B.K., § 118).
29. Bakılmakta olan başvuruya konu uyuşmazlıkta başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada İdare Mahkemesince belirleyici delil olarak Diyanet İşleri Başkanlığı Müfettişliğinin 7/11/2016 tarihli ve 07/54 sayılı soruşturma raporuna dayanılmış ve bu rapor kapsamında ifadelerine başvurulan A.S.B.nin, Ö.M.nin, E.A.nın, İ.İ.nin, Ü.B.nin ve S.E.nin başvurucu hakkındaki beyanlarına yer verilmiştir. İdare Mahkemesi kararında ayrıca anılan müfettişlik raporunun sonuç ve kanaat kısmında yer alan tespitler de aktarılmıştır. Buna göre raporda başvurucunun örgütün Düzce'deki sorumlularından olan M.Z. ile irtibat hâlinde olduğu ve birlikte aktif olarak çalıştıkları, FETÖ/PDY'ye ait olduğu gerekçesiyle el konulan yurdun inşaatında başından sonuna kadar görev aldığı, anılan yurda kendi cebinden 10.000 TL maddi yardımda bulunduğu gibi çevresinden topladığı yardımları da aktardığı, bu yurtta sohbetler düzenleyip dersler verdiği ve FETÖ/PDY ile olan irtibatını devam ettirdiği ifade edilmiştir. Söz konusu tanık beyanlarını, müfettişlik raporunu ve dosya kapsamında yer alan başvurucunun kapatılan Kimse Yok Mu Derneğine SMS yoluyla yardımda bulunması ile Cihan Medya Dağıtım A.Ş.ye ödeme yapması hususlarını bir bütün olarak değerlendiren İdare Mahkemesi eylemlerin yoğunluğunu dikkate alarak başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
30. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin, terör örgütüne üye olma veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet yahut terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyelik ya da mensubiyet şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil iltisaklı ya da irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı; ayrıca FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza hukuku bağlamında bir suç ile ilgili değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı mercilerinindir. Ceza mahkemeleri; bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka uygun olup olmadığıyla ilgili bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı yorumlaması olağandır (Sinan Ulu, § 98; Sümeyra Bakla, § 100; B.K., § 120).
31. Öncelikle somut başvuruya konu olayda her ne kadar Ceza Mahkemesi, başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair cezalandırmaya yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı (yüklenen suçun başvurucu tarafından işlendiğinin sabit olmadığı) gerekçesiyle beraat kararı vermiş ise de (bkz. § 14) Ceza Mahkemesinin bu sonuca ceza yargılaması sonucunda ulaştığı, iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma görev ve yetkisinin bulunmadığı akılda tutulmalıdır. Bu çerçevede iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığı yönünden yapılacak incelemede idari yargı düzenindeki yargısal makamların Ceza Mahkemesinin sonuca yönelik bu tespitiyle bağlı olmadığını ve idari yargı düzeninde yapılan değerlendirmelerden hareketle bir sonuca ulaşıldığını vurgulamak gerekmektedir. Nitekim İdare Mahkemesi kararında, başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan yürütülen yargılama sonucunda verilen hapis cezasının istinaf aşamasında usulden bozulduğu ve ceza yargılamasının derdest olduğu belirtilmiş ise de iltisak ve irtibata ilişkin delillerin idari yargı yerince müstakil olarak değerlendirileceği vurgulanmıştır. Bu nedenle İdare Mahkemesince ceza davasının sonucunun beklenmediği görülmektedir.
32. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği, başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir. Bu noktada yargısal makamlar tarafından A.S.B.nin, Ö.M.nin, E.A.nın, İ.İ.nin, Ü.B.nin ve S.E.nin başvurucu hakkındaki ifadeleri ile başvurucunun Kimse Yok Mu Derneğine SMS yoluyla para göndermesi ve Cihan Medya Dağıtım A.Ş.ye ödeme yapması hususlarının gerekçeye alınarak davanın reddine karar verildiği tekrar vurgulanmalıdır. Netice itibarıyla başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı hususu bahse konu ifadeler ve diğer tespitler dikkate alınarak incelenmelidir.
33. İlgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat bağlamında bir sonuca varılırken şüphesiz ilgililer hakkındaki beyanlardan ya da tanık ifadelerinden yola çıkılabilir. FETÖ/PDY'nin yapısal olarak çok sayıda kişiyi sistemine dâhil ettiği ve FETÖ/PDY ile iltisaklı kişilerin küçük gruplar hâlinde de olsa etkileşim hâlinde oldukları, ayrıca zaman zaman eylemleri ve tutumlarıyla FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları konusunda dış dünyada görünür olabildikleri, bu durumun ilgililerin yakın ve sosyal çevresi tarafından gözlemlenebilir hâle gelebildiği dikkate alındığında tanık ifadelerinin önemi daha da artmaktadır. Diğer yandan FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olmak durumundan hareketle anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıyla ilgili olarak duyulan şüphenin, ilgili kişiden kaynaklanan bir sebebe dayanan, ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalarla desteklenmiş olabilmesi için anılan beyanlara dair bir nitelik incelemesi yapılması gerekmektedir. Öyle ki bu konuda beyanda bulunan ifade sahiplerinin, hakkında beyanda bulundukları kişilere yönelik görgüye ve bilgiye dayanmayan duyumlarının somut ve objektif nitelikte olduğu kural olarak söylenemeyecektir. Görgüye ve bilgiye dayanan beyanlar söz konusu olduğunda ise bu nevi beyanların içeriği dikkate alınmalıdır. Bunun yanında söz konusu beyanlar tutarlı olmalı, kendi içinde ve varsa diğer delillerle karşılaştırıldığında çelişki içermemelidir. Nitekim tesadüfi sayılabilecek ya da iltisak ve irtibatın varlığını ortaya koyabilecek niteliği haiz olmayan bir olayın ya da vakıanın, ilgili kişinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller kapsamında nitelendirilemeyeceği kabul edilmelidir (B.K., § 124).
34. İncelenen olayda İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde yer alan ve soruşturma raporuna dayanan ifadelerde başvurucunun FETÖ/PDY'ye ait yurdun yapımında aktif olarak çalıştığı, buraya maddi yardımda bulunduğu ve yardımlar topladığı, yurtta sohbetler düzenleyip dersler verdiği ve FETÖ/PDY ile olan irtibatını devam ettirdiği hususlarının belirtildiği görülmektedir. Buna göre İdare Mahkemesince karara esas alınan söz konusu beyanlarda başvurucunun örgüte müzahir yurdun yapımında aktif olarak çalıştığı ve yurda yardım topladığı, örgütün ev sohbetlerini ve toplantılarını organize ettiği, yapının bölgedeki önde gelen sorumlularıyla beraber hareket ettiği ve FETÖ/PDY ile olan irtibatını devam ettirdiği hususlarına yer verilmiştir. Görgüye ve bilgiye dayalı olan bahse konu beyanlarda aktarılan olay ve vakıaların ise tesadüfi nitelikte olmadığı ve tutarlı olduğu gözönüne alınarak bunların anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller olarak değerlendirilmesi kabul edilebilir.
35. Devletin darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde harekete geçerek FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olan kişileri tespit etmesi ve bu kişilerin kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin tedbirler alması, demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin bertaraf edilmesi açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Başvuruya konu olan tedbirler de somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınmıştır. Ayrıca devlet, ilgili tedbirlere karşı hak arama yolları oluşturarak tedbirlerin hukukiliğini idari ve yargısal mekanizmalarla denetlettirmiştir. Bu bağlamda başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne alındığında başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez (Sinan Ulu, § 104; Sümeyra Bakla, § 107).
36. Bu durumda başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi bakımından diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Sinan Ulu, § 105; Sümeyra Bakla, § 108).
37. Öte yandan Anayasa Mahkemesi devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kamu personelinin kamu görevinden çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarına ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu kararında Anayasa Mahkemesi, Avrupa'da farklı ülkelerde gerçekleştirilen arındırma uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan anayasal düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata geçirilen tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş ve somut olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli, gerekli ve orantılı olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021; Sinan Ulu, § 106; Sümeyra Bakla, § 109).
38. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) rejim değişikliği gibi radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki güvencelere riayet edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği vurgulanmalıdır. Nitekim Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19, 9/2/2021, §§ 413, 414) ve Naidin/Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014, §§ 42-57) kararlarında AİHM, başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve orantısız olmadığı sonucuna varmıştır.
39. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır. Eldeki olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu görevinden ilgili ve yeterli somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel sektörde çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu tedbirin öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez (Sinan Ulu, § 108; Sümeyra Bakla, § 111).
40. Öte yandan olayda ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümüne imkân sağlamaya uygun kanuni düzenlemelerin mevcut olduğu ve etkili şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama safahatında dava dosyasına sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm bilgi ve belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği (31/10/2019 tarihli ara karar süreci de gözetildiğinde), başvurucunun yargılama sürecinde karşı beyanda bulunma imkânına sahip olduğu, bu bağlamda olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin uygulanması gerekliliği dikkate alındığında başvurucunun iddialarının aksine davanın yalnızca matbu gerekçelerle reddedildiği, yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmıştır (Sinan Ulu, § 109; Sümeyra Bakla, § 112).
41. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki başvuruda OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır (benzer yönde bkz. Sinan Ulu, § 110; Sümeyra Bakla, § 113).
42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
43. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadığı hâlde kamu görevinden çıkarıldığını, idari yargı düzeninde dava süreci tamamlandıktan sonra Ceza Mahkemesince hakkında beraat kararı verildiğini, buna rağmen suçlu ilan edildiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
44. Anayasa Mahkemesi olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Halit İnciroğlu, Resul Darama (2) ve B.K. kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, idari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat içinde olma ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulduğunu vurgulamıştır. Söz konusu kararlarda başvurucuların ceza yargılamasında kendilerine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığını, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Halit İnciroğlu, §§ 157-162; Resul Darama (2), §§ 139-144; B.K., §§ 130-135). Somut başvuruda da anılan kararlarda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
45. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, YUSUF ÇAKMAK, B. No: 2023/53647, 18.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 196–208
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.