İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

AHMET ŞAHİN GÜRBÜZ VE HALUK GÜRBÜZ (2023/45569)

  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
  • Mülkiyet hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, kamulaştırmasız el atma tazminatının 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun ek 3. maddesi kapsamında belirlenmesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Silahların eşitliği ilkesi / çelişmeli yargılama ilkesi (hukuk)İhlalYeniden yargılama
Mülkiyet hakkıKamulaştırma bedeli, kamu yararıİncelenmesine Yer Olmadığı—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AHMET ŞAHİN GÜRBÜZ VE HALUK GÜRBÜZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2023/45569)

 

Karar Tarihi: 18/5/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Kenan YAŞAR

Metin KIRATLI

Şaban KAZDAL

Raportör

:

Nur Hilal MERMER

Başvurucular

:

1. Ahmet Şahin GÜRBÜZ

2. Haluk GÜRBÜZ

Vekili

:

Av. Samim ÇİFTÇİ

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma tazminatının 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun ek 3. maddesi kapsamında belirlenmesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/5/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucuların murisi Kemal Gürbüz'ün hissedar maliki olduğu, Ankara'nın Çankaya ilçesi, Balgat Mahallesi, Kuyucak mevkiinde bulunan eski 2718 parsel (yeni 27035 ada, 3 parsel) sayılı taşınmaz Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA/İdare) tarafından 1963 yılında kamulaştırılmış; muris adına kayıtlı taşınmaz 31/8/1956 tarihli ve 6830 sayılı mülga İstimlâk Kanunu'nun 17. maddesi gereğince Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1965/513, K.1966/197 sayılı kararı ile İdare adına tescil edilmiştir.

6. Başvurucular, kamulaştırma işleminin murislerine ve taraflarına tebliğ edilmediği, usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın taşınmazlarının İdarenin yerleşkesine dâhil edildiği, taşınmazlarına İdare tarafından kamulaştırmasız olarak el atıldığı iddialarıyla 19/9/2018 tarihinde Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde tazminat davası açmıştır.

7. Mahkemece taşınmaza yönelik keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmış ve raporda davanın açıldığı 19/9/2018 tarihi dikkate alınarak taşınmazın arsa niteliği üzerinden m² değeri 5.150 TL, başvurucuların hisselerine tekabül eden toplam miktar ise 1.596.500 TL olarak hesaplanmıştır. Mahkeme 28/2/2019 tarihinde taşınmaza usulüne uygun kamulaştırma yapılmaksızın el atıldığını kabul ederek davanın kabulüne ve 1.596.500 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının başvuruculara ödenmesine karar vermiştir.

8. Karara karşı İdare tarafından yapılan istinaf başvurusu neticesinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince (Bölge Adliye Mahkemesi) 1/7/2020 tarihinde karar kaldırılmış ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere Mahkemeye iadesine karar verilmiştir. Kararda, İdare tarafından başvurucuların murisine kamulaştırma işleminin usulüne uygun tebliğ edildiğine dair belgelerin ibraz edilmediği gibi tescile esas dosyanın imha edildiği, yapılan yazışmalarda İdare tarafından hiçbir kamulaştırma evrakının ibraz edilemediği, bu yönüyle başvurucular açısından kesinleşmiş bir kamulaştırma işleminden ve hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahsedilemeyeceği belirtilerek taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı kabul edilmiştir. Öte yandan taşınmazın değerinin 21/12/2019 tarihli ve 7201 sayılı Kamulaştırma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 6. maddesi ile 2942 sayılı Kanun'a eklenen ek 3. maddede belirtilen usul kapsamında belirlenmesi gerektiği belirtilerek 2942 sayılı Kanun'un ek 3. maddesinde belirtilen usulün devam eden davalarda da uygulanacağına yönelik 7201 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici 15. maddeye vurgu yapılmıştır.

9. Mahkemece kaldırma kararında belirtilen gerekçeler doğrultusunda taşınmazda yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, raporda taşınmazın İdare adına tescil edildiği 11/4/1966 tarihi değerleme tarihi olarak esas alınmak ve taşınmazın bu tarihte de arsa vasfında olduğu kabul edilmek suretiyle toplam değeri 8.881,50 TL olarak hesaplanmıştır. Mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, 8.881,50 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvuruculara ödenmesine karar verilmiştir.

10. Başvurucuların karara karşı yaptığı istinaf başvurusu neticesinde ise Bölge Adliye Mahkemesince 9/6/2022 tarihinde harç ve vekâlet ücreti yönünden karar kaldırılmış, yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne, 8.881,50 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvuruculara ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucuların karara karşı yaptığı temyiz başvurusu Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 15/3/2023 tarihinde reddedilmiş, karar onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

11. Nihai karar başvurucular tarafından 5/5/2023 tarihinde öğrenilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Mevzuat

12. 2942 sayılı Kanun'a 7201 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle eklenen ek 3. madde şöyledir:

"Mülga 31/8/1956 tarihli ve 6830 sayılı İstimlâk Kanununun 16 ncı ve 17 nci maddeleri ile bu Kanunun mülga 16 ncı ve 17 nci maddeleri uyarınca kesinleşmiş mahkeme kararlarına istinaden idareler adına tescil edilen taşınmazların eski malikleri adına kamu bankalarına yatırılan ancak hak sahiplerine ödenmediği tespit edilen kamulaştırma bedelleri nedeniyle idareler aleyhine açılacak her türlü davada değer; taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih, değerleme tarihi olarak esas alınmak ve o tarihteki nitelikleri gözetilmek suretiyle tespit edilir. Tespit edilen bu bedel, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) tablosundaki aylık değişim oranları esas alınmak suretiyle (İptal ibare: Anayasa Mahkemesinin 4/5/2023 Tarihli ve E: 2019/93, K: 2023/87 Sayılı Kararı ile) güncellenir ve ortaya çıkan bedel hak sahibine ödenir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/20 md.) Bu hüküm, tebliği dâhil eksik veya hatalı kamulaştırma işlemleri bulunmasına rağmen idare adına tescil edilmiş olan taşınmazlar hakkında da uygulanır.

(Ek fıkra:16/11/2022-7421/4 md.) Mülga 6830 sayılı Kanunun 16 ncı ve 17 nci maddeleri ile bu Kanunun mülga 16 ncı ve 17 nci maddeleri uyarınca kesinleşmiş mahkeme kararlarına istinaden idareler adına tescil edilen taşınmazların kamulaştırılması için kamulaştırma bedellerinin eski malikleri adına kamu bankalarına yatırılması ve hak sahiplerine ödenmesi halinde, tebliği dâhil eksik veya hatalı kamulaştırma işlemleri, kamulaştırma bedelinin ödendiği tarih itibarıyla kesinleşmiş kabul edilir. Bu hüküm, tebliği dâhil eksik veya hatalı kamulaştırma işlemleri bulunmasına rağmen idare adına tescil edilmiş olan taşınmazlar hakkında da uygulanır."

13. 2942 sayılı Kanun'a 7201 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle eklenen geçici 15. maddenin ikinci fıkrası uyuşmazlık tarihi itibarıyla şöyledir:

"Mülga 6830 sayılı Kanunun 16 ncı ve 17 nci maddeleri ile bu Kanunun mülga 16 ncı ve 17 nci maddeleri uyarınca kesinleşmiş mahkeme kararlarına istinaden idareler adına tescil edilen taşınmazların eski malikleri adına kamu bankalarına yatırılan ancak hak sahiplerine ödenmediği tespit edilen kamulaştırma bedelleri nedeniyle idareler aleyhine açılmış ve devam eden davalar, ek 3 üncü madde hükmü uygulanarak sonuçlandırılır."

B. Anayasa Mahkemesi Kararı

14. Anayasa Mahkemesi 4/5/2023 tarihli ve E.2019/93, K.2023/87 sayılı kararında, 2942 sayılı Kanun'a 7201 sayılı Kanun'un 6. ve 7. maddeleriyle eklenen ek 3. maddenin birinci fıkrasının ilgili kısmı ile geçici 15. maddesini incelemiştir. Kararda ek 3. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih, değerleme tarihi olarak esas alınmak ve o tarihteki nitelikleri gözetilmek suretiyle…” kısmı ile üçüncü cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına, ek 3. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…dava tarihi itibarıyla…” ibaresi ile geçici 15. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “…ek 3 üncü madde hükmü uygulanarak…” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"170. Kurallar uyarınca mülga 6830 sayılı Kanun’un 16. ve 17. maddeleri ile 2942 sayılı Kanun’un mülga 16. ve 17. maddeleri uyarınca kesinleşmiş mahkeme kararlarına istinaden idareler adına tescil edilen taşınmazların eski malikleri adına kamu bankalarına yatırılan ancak hak sahiplerine ödenmediği tespit edilen kamulaştırma bedelleri nedeniyle idareler aleyhine açılacak her türlü davada taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih değerleme tarihi olarak esas alınmak ve o tarihteki nitelikleri gözetilmek suretiyle tespit edilecek bedeli Yİ-ÜFE tablosundaki aylık değişim oranları esas alınmak suretiyle dava tarihi itibarıyla güncellenecektir.

171. Tamamlanamamış kamulaştırma sürecine konu edilen taşınmazın mülk teşkil ettiği açıktır. Taşınmaz üzerindeki özel mülkiyetin sonlandırılarak kamuya geçirilmesi mülkten yoksun bırakma biçiminde bir müdahaledir. Anayasa Mahkemesi, daha önce çeşitli kararlarında kamulaştırmasız el atma yoluyla yapılan müdahalelerin kanuni bir dayanağı bulunmadığından mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığını kabul etmiştir (Şevket Karataş [GK], B. No: 2015/12554, 25/10/2018; Celalettin Aşçıoğlu, B. No: 2013/1436, 6/3/2014; Mustafa Asiler, B. No: 2013/3578, 25/2/2015; İbrahim Oğuz ve diğerleri, B. No: 2013/5926, 6/10/2015).

172. Dava konusu kural, kamulaştırma süreci usulüne uygun olarak tamamlanmamış taşınmazlar için ödenecek tazminatın belirlenmesine ilişkindir. Dolayısıyla dava konusu kuralın mülkiyet hakkına yönelik ihlalin telafisine ilişkin düzenlemeler içerdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda Anayasa Mahkemesince yapılacak inceleme bu düzenlemenin ihlalin anayasal güvencelere uygun olarak giderilmesini temin edip etmediğinden ibaret olacaktır.

173. Usulüne uygun bir kamulaştırma yapılmadan idarenin mülkiyetine geçen taşınmazlar için hükmedilecek bedelin tespitinde de Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerindeki güvencelerin dikkate alınması gerekir.

174. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır (Kübra Yıldız ve diğerleri, B. No:2018/32734, 28/7/2022, § 61).

175. Kurallar mülga 6830 sayılı Kanun’un 16. ve 17. maddeleri ile 2942 sayılı Kanun’un mülga 16. ve 17. maddelerine göre idare adına tescil edilen taşınmazların tapu kaydındaki eski malikleri adına kamu bankalarına yatırılan ancak ilgililere ödenmediği tespit edilen kamulaştırma bedelleri nedeniyle idareler aleyhine açılan kamulaştırmasız el atma davalarında uygulanmak üzere öngörülmüştür. 2942 sayılı Kanun’un ek 3. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin dava konusu bölümüne göre anılan davalarda taşınmazın değeri idare adına tescil edildiği tarih değerleme tarihi olarak esas alınmak ve o tarihteki nitelikleri gözetilmek suretiyle tespit edilecektir. Taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih ve bu tarihteki nitelikleri ile değeri yönünden belirsizliğin bulunduğu söylenemez.

176. Öte yandan taşınmazın anılan şekilde belirlenecek bedeli Yİ -ÜFE tablosundaki aylık değişim oranları dikkate alınarak söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde yer alan dava konusu ibareye göre dava tarihi itibarıyla güncellenecektir. Buna göre taşınmazın bedelinin güncelleme oranı ile güncelleneceği tarih de belirlidir. Ayrıca itiraz konusu üçüncü cümleyle birinci ve ikinci cümlede yer alan hükümlerin tebliğ dâhil eksik ve hatalı kamulaştırma işlemi bulunması hâlinde de uygulanacağı öngörülmek suretiyle kuralların anlam ve kapsamı duraksamaya neden olmayacak şekilde açıkça ortaya konulmuştur.

177. Bu itibarla mülga 6830 sayılı Kanun’un 16. ve 17. maddeleri ile 2942 sayılı Kanun’un mülga 16. ve 17. maddelerine göre idare adına tescil edilen taşınmazların tapu kaydındaki eski malikleri adına kamu bankalarına yatırılan ancak ilgililere ödenmediği tespit edilen kamulaştırma bedelleri nedeniyle idareler aleyhine açılan her türlü davada taşınmazın bedelinin tespiti ile güncellenmesine ilişkin usul ve esasların açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel şekilde düzenlendiği sonucuna ulaşılmıştır.

178. Öte yandan mülga 6830 sayılı Kanun’un 16. ve 17. maddeleri ile 2942 sayılı Kanun’un mülga 16. ve 17. maddelerine göre idare adına gerçekleştirilen tescilden sonra idarenin kamu yararına yönelik gerçekleştirdiği işlem ve eylemlere bağlı olarak taşınmazın dava tarihine göre belirlenecek olan değerinin tescil tarihine göre belirlenecek değerden önemli oranda yüksek olması mümkündür. 2942 sayılı Kanun’un ek 3. maddesinde belirtilen davalarda dava tarihinin değerleme tarihi olarak dikkate alınması davacının haksız olarak nitelendirilebilecek bir kazanç elde etmesine yol açabilecektir. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davasında değerleme tarihinin dava tarihi olarak belirlenmesini gerektiren anayasal bir hüküm de bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle Anayasa’nın 46. maddesi taşınmaz idare adına tescil edildikten sonra açılan tazminat davalarında taşınmazın dava tarihindeki bedelinin eski malike ödenmesine yönelik bir güvence sunmamaktadır.

179. Bu nedenle mülga 6830 sayılı Kanun’un 16. ve 17. maddeleri ile 2942 sayılı Kanun’un mülga 16. ve 17. maddelerine göre kesinleşmiş mahkeme kararıyla idare adına tescil edilen taşınmazların bankaya yatırılan bedelinin ilgililere ödenmemesi nedeniyle açılan davalarda taşınmazın idare adına tescil edildiği tarihin değerleme tarihi olarak esas alınması ve o tarihteki niteliklerinin gözetilmesi tek başına gerçek karşılığın ödenmesine yönelik güvenceyi işlevsiz hâle getirmemektedir.

180. Açıklanan nedenlerle 2942 sayılı Kanun’un ek 3. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin dava konusu “…taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih, değerleme tarihi olarak esas alınmak ve o tarihteki nitelikleri gözetilmek suretiyle…” bölümü ile itiraz konusu üçüncü cümlesi Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerine aykırı değildir. Dava konusu bölümün iptal talebinin ve itirazın reddi gerekir.

181. Bununla birlikte Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen gerçek karşılığın ödenmesine yönelik güvence taşınmazın tespit edilen bedelinin herhangi bir değer kaybına uğratılmadan eski malike ödenmesini de gerektirmektedir. Bu nedenle taşınmazın bedelinin eski malike ödenme tarihine kadar değerini kaybetmesini engelleyecek güvencelerin öngörülmesi gerekir.

182. Taşınmazın 2942 sayılı Kanun’un ek 3. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin dava konusu bölümüne göre tespit edilen bedeli ikinci cümlesinde yer alan dava konusu ibare uyarınca dava tarihine kadar güncelleneceğinden davanın karara bağlanmasına kadar geçecek sürede meydana gelebilecek değer kaybı taşınmazın gerçek karşılığının ödenmemesine neden olabilecektir. Bu itibarla anılan fıkranın ikinci cümlesinde yer alan dava konusu “…dava tarihi itibarıyla…” ibaresi gerçek karşılığın ödenmesine yönelik güvenceyi işlevsiz hâle getirdiğinden Anayasa’nın 46. maddesindeki güvenceyle bağdaşmamaktadır.

183. Açıklanan nedenlerle 2942 sayılı Kanun’un ek 3. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…dava tarihi itibarıyla…” ibaresi Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. Dava konusu ibarenin iptali gerekir.

...

193. 7201 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 2942 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “…taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih, değerleme tarihi olarak esas alınmak ve o tarihteki nitelikleri gözetilmek suretiyle…” bölümü ile ikinci cümlesinde yer alan “…dava tarihi itibarıyla…” ibaresinin ve anılan fıkraya 7327 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’ya uygunluk denetimi kısmında dava konusu kuralın atıfta bulunduğu 2942 sayılı Kanun’un ek 3. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…dava tarihi itibarıyla…” ibaresinin iptaline karar verilmiş olması nedeniyle kuralın Anayasa’ya uygunluk denetimi söz konusu ibare gözetilmeksizin atıfta bulunulan anılan maddenin kalan kısmıyla sınırlı olarak yapılacaktır.

194. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle yapılan değişiklikle anılan fıkrada yer alan “…savunma…” ibaresinden sonra gelmek üzere “…ile adil yargılanma…” ibaresi eklenmiştir. Söz konusu değişikliğe ilişkin gerekçede Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi birçok kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ilkesine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Buna göre anılan ilke adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhildir. Söz konusu ilkeye uygun yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması mümkün değildir (Mehmet Fidan, B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 38).

195. Adil yargılanma hakkının önemli bir ölçütü olan silahların eşitliği ilkesi davanın tarafları arasında usul hükümleri bağlamında bir eşitliğin mevcut olmasını, taraflardan birinin aleyhinde olmak üzere diğerine avantaj tanıyan hükümlerin bulunmamasını gerektirir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2014/189, K.2015/32, 19/3/2015).

196. Devletin -kendisi taraf olsun ya da olmasın- davanın taraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getiren kanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturabilir. Bir başka ifadeyle yasama organının, yargılamadaki taraflardan birinin lehine sonuç doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda davanın taraflarının eşit konumda olduğu söylenemez (Zekiye Şanlı, B. No: 2012/931, 26/6/2014, § 72).

197. Bununla birlikte adil yargılanma hakkının uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kuralının yargılama devam ederken değiştirilmesini kural olarak yasaklamadığı vurgulanmalıdır. Bu sebeple derdest uyuşmazlıklara uygulanmak üzere kanun değişikliği yapılması otomatik olarak silahların eşitliği ilkesini ve dolayısıyla adil yargılanma hakkını ihlal etmez. Derdest uyuşmazlığa uygulanan kanun değişikliğinin silahların eşitliği ilkesini ihlal edebilmesi için bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetinin zedelenmiş olması gerekir (Hilmi Kocabey ve diğerleri, B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 60).

198. Uyuşmazlığın esasının değiştirilen kanuna göre karara bağlanmasının yargılamanın hakkaniyetini bir bütün olarak zedeleyip zedelemediği değerlendirilirken; (1) davanın taraflardan birinin aleyhine sonuçlanması ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağı bulunup bulunmadığı, (2) düzenlemenin davanın taraflarından birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüde azaltıp azaltmadığı ve (3) davanın taraflarından biri hakkında meydana gelen kısıtlamayı telafi eden imkânların bulunup bulunmadığı dikkate alınır. Davanın taraflarından biri lehine sonuçlanmasına yol açan kanunun amacı ve davanın aleyhine sonuçlandığı taraf lehine de birtakım hak ve imkânlar getirip getirmediği hususları da gözetilir (Hilmi Kocabey ve diğerleri, § 61).

199. Kuralla 2942 sayılı Kanun’un ek 3. maddesinin devam etmekte olan davalarda da uygulanması öngörülmüştür. Anılan maddede mülga 6830 sayılı Kanunun 16. ve 17. maddeleri ile 2942 sayılı Kanunun mülga 16. ve 17. maddeleri uyarınca idare adına tescil edilen taşınmazların kamu bankalarına yatırılan bedellerinin ilgililere ödenmemesi nedeniyle açılan ve mahkemelerce kamulaştırmasız el atma nedeniyle açıldığı kabul edilen davalarda taşınmazın bedelinin tespiti ile güncellenmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.

200. Yargıtay uygulamasında taşınmazına idare tarafından el atılan kişilerin el atmanın önlenmesi davası açabilecekleri gibi tazminat davası açarak el atılan taşınmazın bedelini idareden talep edebilecekleri de kabul edilmektedir. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davalarında ise dava tarihi değerleme tarihi olarak kabul edilmektedir (bu yöndeki içtihadı birleştirme kararı için bkz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu, E.1956/1, K.1956/6, 16/5/1956).

201. Bu itibarla kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açan kişilerin dava tarihinin değerleme tarihi olarak dikkate alınacağı yönündeki içtihat çerçevesinde bir beklenti içinde olmaları mümkündür. Kural ise devam eden davalarda taşınmazın bedelinin 2942 sayılı Kanun’un ek 3. maddesine göre belirlenmesini öngördüğünden anılan içtihat doğrultusunda karar verilmesine engel teşkil etmektedir. Buna göre kuralın taraflardan birini diğer taraf karşısında dezavantajlı bir pozisyona soktuğu anlaşılmaktadır.

202. Vurgulamak gerekir ki kamulaştırmasız el atma sebebiyle açılan tazminat davalarında hükmedilecek tazminatın taşınmazın el atma tarihindeki değeri esas alınarak hesaplanmasının Anayasa’ya aykırı görülmemiş olması bu düzenlemenin geçmişe yürütülmesinin de otomatik olarak Anayasa’ya uygun olacağı anlamına gelmez. Uyuşmazlık devam ederken değişen hukukun derdest uyuşmazlığa da uygulanmasının Anayasa’ya uygun olabilmesi için bunun silahların eşitliğine ilişkin güvenceleri ihlal etmemesi gerekir.

203. Dava konusu düzenlemenin taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden tazminat elde edilmesi bakımından davacıların başarı şansını ortadan kaldırdığı açıktır. Öte yandan davacıların başarı şanslarının düşürülmesi suretiyle davacılara yüklenen külfeti dengeleyecek herhangi bir menfaat de davacılara sağlanmamıştır. 2942 sayılı Kanun’un ek 3. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine göre hesaplanacak tazminat ile Yargıtay içtihadına göre hesaplanan tazminat arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Davacılar aleyhine oluşan dezavantajı dengeleyecek herhangi bir menfaatin davacılara sunulmadığı gözetildiğinde yasama yoluyla yargılamanın sonucunun değiştirilmesi neticesini doğuran kuralın adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiği kanaatine varılmıştır.

204. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Anayasa Mahkemesinin 18/5/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A.   Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

16. Başvurucular, dava açıldıktan sonra 24/12/2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2942 sayılı Kanun'un ek 3. maddesinin uygulanmasının Anayasa'ya aykırı olduğunu, taşınmazlarının gerçek bedelinin ödenmediğini, daha önce açılan kamulaştırma davasında murislerine usulüne uygun tebligat yapılmadığını belirterek mülkiyet hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucuların temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

B. Değerlendirme

18. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.   Başvurucuların iddiaları ve Anayasa Mahkemesinin 2942 sayılı Kanun'un geçici 15. maddesine ilişkin kararı gözönüne alınarak başvuru, adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan silahların eşitliği ilkesi kapsamında değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

21. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir. Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi taraflara dava dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda mahkemece tarafların dinlenilmemesi, taraflara delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir (Abdullah Özen [2. B.], B. No: 2013/4424, 6/3/2014, § 21). Yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesinin güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir.

22. Devletin, kendisi taraf olsun ya da olmasın, davanın taraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getiren kanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturur. Bir başka ifadeyle yasama organının, yargılamadaki taraflardan birinin lehine sonuç doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda, davanın taraflarının eşit konumda olduğu söylenemez. Bunun için, yargısal süreci etkilediği iddia edilen düzenlemenin taraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüde azaltması, ortaya çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağı bulunması ve bu illiyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken ortaya çıkmamış olması gerekir (Yasemin Mutlu [2. B.], B. No: 2013/1426, 25/3/2014, § 70).

23. Başvuruya konu olayda başvurucuların murisine ait taşınmaz 1963 yılında kamulaştırılmış, 1966 tarihli yargı kararı ile İdare adına tescil edilmiştir. Başvurucular kamulaştırma işleminin murislerine tebliğ edilmediğini, kamulaştırma işleminden haberdar olmadıklarını belirterek 19/9/2018 tarihinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. Mahkemece taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı kabul edilmek suretiyle dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri gözönünde bulundurularak başvuruculara ödenmesi gereken tazminat 1.596.500 TL olarak tespit edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince başvurucuların taşınmazının kamulaştırılmasına yönelik hiçbir evrakın sunulmadığı dikkate alınarak usulüne uygun bir kamulaştırma işleminden bahsedilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Bu kapsamda taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı kabul edilmiş ancak taşınmazın değerinin dava tarihine göre değil 24/12/2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2942 sayılı Kanun'un ek 3. maddesi kapsamında taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih (1966 yılı) değerlendirme tarihi esas alınarak ve bu tarihteki niteliklere göre tespit edilmesi gerektiği belirtilmiştir (bkz. § 8). Öte yandan Bölge Adliye Mahkemesince kararda bu hükmün derdest davalarda da uygulanmasına cevaz veren 2942 sayılı Kanun'un geçici 15. maddesine de vurgu yapılmıştır. Mahkemece kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılamada ise taşınmazın değeri 8.881,50 TL olarak tespit edilmiş ve bu değer üzerinden dava neticelenmiştir (bkz. § 9).

24. Somut uyuşmazlık bakımından uygulanan 2942 sayılı Kanun'un ek 3. maddesine yönelik olarak Anayasa Mahkemesince norm denetimi kapsamında yapılan değerlendirmede incelenen olaydaki gibi kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla idare adına tescil edilen taşınmazlara ilişkin olarak tescilden sonra açılan tazminat davalarında taşınmazın idare adına tescil edildiği tarihin değerleme tarihi olarak esas alınması ve o tarihteki niteliklerinin gözetilmesi Anayasa'nın 35. ve 46. maddelerine aykırı bulunmamıştır.

25. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesince aynı kararda 2942 sayılı Kanun'un ek 3. maddesinin yürürlüğe girdiği tarihte derdest olan davalarda da uygulanmasını öngören 2942 sayılı Kanun'un geçici 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…ek 3 üncü madde hükmü uygulanarak…” ibaresi iptal edilmiştir. Kararın gerekçesinde uygulamada taşınmaz idare adına tescil edilmesine karşın taşınmazın kamulaştırma bedelinin ödenmediğinin tespit edildiği davaların kamulaştırmasız el atma davaları gibi değerlendirmeye alındığı, bu kapsamda taşınmazların değer tespitinin de davanın açıldığı tarih baz alınarak yapıldığı vurgulanmıştır. Bu doğrultuda kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açan kişilerin dava tarihinin değerleme tarihi olarak dikkate alınacağı yönündeki içtihat çerçevesinde bir beklenti içinde olmalarının mümkün olduğu belirtilmiş; kuralın devam eden davalarda taşınmazın bedelinin 2942 sayılı Kanun'un ek 3. maddesine göre belirlenmesini öngörmesi, bu itibarla içtihat doğrultusunda karar verilmesine engel teşkil etmesi dolayısıyla taraflardan birini diğer taraf karşısında dezavantajlı bir duruma düşürdüğü değerlendirilmiştir. Son olarak kamulaştırmasız el atma sebebiyle açılan tazminat davalarında hükmedilecek tazminatın taşınmazın el atma tarihindeki değeri esas alınarak hesaplanmasının Anayasa'ya aykırı görülmemesinin bu düzenlemenin geçmişe yürütülmesinin otomatik olarak Anayasa'ya uygun olacağı anlamına gelmeyeceği ifade edilmiş, uyuşmazlık devam ederken değişen hukukun derdest uyuşmazlığa uygulanmasıyla, taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden tazminat elde edilmesi bakımından davacıların başarı şansını ortadan kaldırdığı, davacıların başarı şanslarının düşürülmesi suretiyle davacılara yüklenen külfeti dengeleyecek herhangi bir menfaatin de davacılara sağlanmadığı kabul edilerek yasama yoluyla yargılamanın sonucunun değiştirilmesi neticesini doğuran kuralın adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

26. Anayasa Mahkemesince söz konusu kararda, taşınmazın idare adına tescil edilmesine karşın kamulaştırma bedelinin ödenmediği tespit edilen ve uygulamada kamulaştırmasız el atma davası olarak değerlendirilen davalardaki değerleme tarihinin taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih olarak belirlenmesinin Anayasa'ya aykırı olmadığı ancak bu hükmün geçmişe yürütülmesinin, bir başka ifadeyle derdest davalar yönünden de uygulanmasının Anayasa'ya aykırı olduğunun belirtildiği özellikle vurgulanmalıdır.

27. Eldeki olay bağlamında da dava tarihindeki değerleme oranı dikkate alınarak öncelikle 1.596.500 TL olarak belirlenen kamulaştırmasız el atma tazminatının davanın açıldığı tarihten sonra yürürlüğe giren ve taşınmazın İdare adına tescil edildiği tarihteki değerleme oranının dikkate alınmasını öngören düzenleme gereğince 8.881,50 TL olarak yeniden belirlendiği görülmüştür. Netice itibarıyla Anayasa Mahkemesince norm denetimi kapsamında verilen kararda da ifade edildiği üzere başvurucular davayı açtıkları sırada taşınmazın değerinin dava tarihindeki değeri üzerinden belirleneceğine yönelik beklenti içindeyken başvurucuların değişen hukukun somut olaya uygulanması suretiyle İdare karşısında önemli ölçüde dezavantajlı hâle geldiği, bu suretle başvuruculara aşırı külfet yüklendiği anlaşılmıştır.

28. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin 2942 sayılı Kanun'un geçici 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…ek 3 üncü madde hükmü uygulanarak…” ibaresine yönelik iptal gerekçeleri de dikkate alındığında başvurucuların İdare karşısında önceki konumuyla mukayese edilemeyecek ölçüde dezavantajlı duruma düşürüldüğü, bu şekilde yarar dengesinin başvurucular aleyhine bozulduğu, bu durumun silahların eşitliği ilkesine yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

30. Öte yandan başvurucular daha önce açılan kamulaştırma davasında murislerine usulüne uygun tebligat yapılmaması nedeniyle hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğinden yakınmış ise de kamulaştırma işleminin usulüne uygun olarak tamamlanmadığı hususu yargılama makamlarınca kabul edilmiş; bu husustaki mağduriyetlerinin giderilmesi adına başvurucular lehine kamulaştırmasız el atma tazminatına hükmedilmiştir. Bu kapsamda başvurucuların işbu iddiaları yerinde görülmemiştir.

31. Başvurucuların mülkiyet hakkına ilişkin ihlal iddialarının silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi karşısında bu aşamada incelenmesine gerek olmadığı değerlendirilmiştir.

VI. GİDERİM

32. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

33. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

34. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin silahların eşitliği ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2020/441, K.2021/506) GÖNDERİLMESİNE,

E. 1.480,40 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 41.480,40 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, AHMET ŞAHİN GÜRBÜZ VE HALUK GÜRBÜZ, B. No: 2023/45569, 18.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 185–195

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.