Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
MESUT DEMİRCAN VE ZEYYAT AĞAOĞLU (2023/32552)
- İfade özgürlüğü
- Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; sosyal medya hesabı üzerinden yapılan paylaşımlardan dolayı terör örgütü propagandası yapma suçundan mahkûm edilme nedeniyle ifade özgürlüğünün, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| İfade özgürlüğü | Terör örgütünün propagandasını yapma | İhlal | Yeniden yargılama, Manevi tazminat |
| İfade özgürlüğü | Terör örgütünün propagandasını yapma | İhlal Olmadığı | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
MESUT DEMİRCAN VE ZEYYAT AĞAOĞLU BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2023/32552) |
|
|
|
Karar Tarihi: 8/4/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Selahaddin MENTEŞ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Tolga BAŞBOZKURT |
|
Başvurucular |
: |
1. Mesut DEMİRCAN 2. Zeyyat AĞAOĞLU |
|
Vekili |
: |
Av. Hüseyin CANGİR |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; sosyal medya hesabı üzerinden yapılan paylaşımlardan dolayı terör örgütü propagandası yapma suçundan mahkûm edilme nedeniyle ifade özgürlüğünün, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Mardin'in Kızıltepe ilçesinde PKK silahlı terör örgütü üyelerinin deşifre edilmesi için yapılan çalışmalar kapsamında başvurucular hakkında soruşturma yürütülmüş ve Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2/5/2017 tarihinde başvurucular hakkında terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından iddianame tanzim edilmiştir. İddianamede başvurucuların sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlara yer verilerek terör örgütü propagandası yapma suçunu işledikleri ileri sürülmüştür.
3. İddianameyi kabul eden Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 4/8/2017 tarihli ilk celsede başvurucuların savunmalarına başvurmuştur. Başvurucu Mesut Demircan (birinci başvurucu) savunmasında; söz konusu sosyal medya paylaşımlarının kendisine ait olmadığını, köye gittiğinde yeğenleri tarafından bu paylaşımların yapıldığını belirtmiştir. Diğer başvurucu Zeyyat Ağaoğlu (ikinci başvurucu) da söz konusu paylaşımların kendisi tarafından yapılmadığını beyan etmiştir.
4. Mahkeme yaptığı yargılama sonucunda başvurucuların sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları paylaşımlar nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapma suçunu işlediklerinin kabulüyle mahkûmiyet kararı vermiştir. Mahkeme ayrıca birinci başvurucu hakkında terör örgütü üyesi olma suçundan mahkûmiyet kararı verirken, ikinci başvurucu hakkında aynı suçtan beraat kararı vermiştir.
5. Başvurucular, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 27/12/2018 tarihinde başvurucuların istinaf taleplerini kabul ederek hükmün -bir bütün hâlinde- bozulmasına karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında terör örgütü propagandası yapma suçu yönünden mahkûmiyete konu paylaşımların asıllarının dava dosyasına eklenmesi gerektiğini belirtmiştir.
6. Bozma kararı üzerine dosyayı yeniden ele alan Mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından belirtilen eksiklikleri tamamlayarak başvurucular hakkında yeniden terör örgütü propagandası yapma suçundan mahkûmiyet kararı vermiştir. Mahkeme birinci başvurucu hakkında 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası, ikinci başvurucu hakkında ise 1 yıl 6 ay hapis cezasına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca birinci başvurucu hakkında terör örgütü üyesi olma suçundan mahkûmiyet kararı vermiştir. Mahkeme kararında, başvurucular hakkında terör örgütü propagandası yapma suçu yönünden yapılan değerlendirmeler şu şekildedir:
"2- Sanık Mesut Demircan hakkında facebook sosyal paylaşım sitesindeki paylaşımları ile örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla eylemine uyan sevk maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, sanığın 28.02.2016 tarihinde terör örgütü mensubunun örgütün cebir ve şiddet içeren eylemlerini simgeleyen silahlı fotoğrafını paylaşarak bir nevi örgütün cebrini meşrulaştırdığını ve övdüğünün kabulü gerektiği, 18.02.2011 tarihinde öldürülen örgüt mensubunun resmini 'şehit namırın, devrim şehitleri, hep içimizde olacaksın' yazısıyla paylaştığı, şehitlik kavramının hak yolunda ölüm durumunda dinen verilen kutsal bir makam olduğu, bu nedenle örgüt adına kanlı eylemler icra eden ve bir çok askerimizin, vatandaşımızın ölmesine neden olan terör örgütünün mensubunu bu nitelikteki bir makama layık görmenin açıkça terör örgütünün cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşrulaştırmak ve halkı örgüt mensupluğuna teşvik etmek olduğu hususunda en küçük bir şüphenin dahi olmadığı, 02.03.2016 ve 28.02.2016 tarihlerinde 'YPS ni destansı direnişi şarkı yazdı' yazısıyla terör örgütünü öven paylaşımda bulunarak atılı suçu işlediğinin somut tehlikenin şüpheye yer bırakmaksızın oluştuğu, sanık her ne kadar hesabın kendisine ait olduğunu kabul etmesine rağmen suç isnadı yapılan paylaşımların şahsına ait olmadığı savunmasını yapmış ise de gerek suç isnadı yapılan paylaşımlar sonra şahsi nitelikte paylaşımlarını olması ve bu paylaşımları kaldırmaması, paylaşım tarihlerinin farklı olması, hesabın çalındığını ya da başka şahıslar tarafından kullanıldığını gösterir hiç bir hususun dosyaya yansımaması, facebook sosyal paylaşım sitesinin şifreli ve kişiye ait e-mail adresi ile kullanılması sebebiyle şahsiliği de dikkate alındığında, sanık savunması da itibara muteber görülmeyerek yazılı şekilde karar verilmiştir.
3- Sanık Zeyyat Ağaoğlu hakkında facebook sosyal paylaşım sitesindeki paylaşımları ile örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla eylemine uyan sevk maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terör tanımı cebir, şiddet ve tehdit içeren eylemleri içermekte olup bu nedenle terör örgütü olduğu yargı kararlarıyla ve idari kararlarla tespit edilen terör örgütü YPG nin sanık tarafından 21.01.2015 tarihinde yaptığı paylaşımı ile yaşa şeklinde övüldüğü, bu nedenle sanık tarafından örgütün cebir ve şiddet içeren eylemleri övülerek meşrulaştırdığı, bu şekilde 3713 sayılı Kanunun 7/2 maddesinde düzenlenen ve somut tehlike suçu olan terör örgütünün propagandası yapma suçunu oluşturduğu hususunda şüpheye yer bırakmaması, hesabın çalındığını ya da başka şahıslar tarafından kullanıldığını gösterir hiç bir hususun dosyaya yansımaması, facebook sosyal paylaşım sitesinin şifreli ve kişiye ait e-mail adresi ile kullanılması sebebiyle şahsiliği de dikkate alındığında ve sanık savunması da itibara muteber görülmeyerek yazılı şekilde karar verilmiştir."
7. Başvurucular, bu karara karşı yeniden istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi 23/9/2019 tarihinde başvurucular hakkında terör örgütü propagandası yapma suçu yönünden verilen mahkûmiyet hükmüne karşı yapılan istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi birinci başvurucunun üzerine atılı olan terör örgütüne üye olma suçu yönünden yürütülen ceza davasının tefrikine karar vermiştir.
8. Temyiz kanun yoluna ilişkin yapılan yasa değişikliği kapsamında başvurucular Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 3. Ceza Dairesi 15/2/2023 tarihinde başvurucuların temyiz talebinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar vermiş ve mahkûmiyet hükmü böylece kesinleşmiştir.
9. Başvurucular, nihai kararı 6/4/2023 tarihinde öğrendikten sonra 27/4/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
11. Başvurucular; yaptıkları paylaşımların terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek veya teşvik edecek nitelikte olmadığı, bu nedenle haklarında isnat edilen eylemlerin propaganda yapmaya elverişli bulunmadığı gerekçesiyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.
12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, konuya ilişkin mevzuat hükümleri ile yargısal içtihatlara değindikten sonra ifade özgürlüğüne dair ihlal iddiaları incelenirken söz konusu hükümler ve içtihatların yanı sıra somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
13. Başvurucular, sosyal medya hesabı üzerinden yaptıkları paylaşımlar nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapma suçundan cezalandırılmıştır. Dolayısıyla başvurucuların şikâyetleri bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında incelenecektir (benzer yönde bkz. Candar Şafak Dönmez [GK], B. No: 2015/15672, 5/11/2020, § 42).
14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
15. Başvurucuların anılan eylemleri nedeniyle mahkûmiyetine karar verilmesinin ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale olduğu açıktır. Anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
16. Bu doğrultuda müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir. Buna göre olayda öncelikle müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı incelenecektir. Ancak başvurucuların cezalandırılmasına esas alınan paylaşımların farklılık arz etmesi nedeniyle ayrı başlıklar altında inceleme yapılması gerekir.
1. Birinci Başvurucu Yönünden
17. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin dayanağı olan 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesinin kanunilik ölçütünü karşıladığı kabul edilmiştir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Ayşe Çelik [2. B.], B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 35; Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 52; Berrin Baran Eker ve Muzaffer Özbek [1. B.], B. No: 2015/11012, 9/1/2020, § 26). Müdahalenin Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sınırlama sebeplerinden kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması amacıyla yapıldığı anlaşılmıştır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, §§ 83-87). Bu belirlemenin ardından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk yönünden inceleme yapılacaktır.
18. Anayasa Mahkemesi, daha önce pek çok kararında propaganda suçunun soyut tehlike suçu olarak kabul edilmesinin başta ifade özgürlüğü olmak üzere anayasal hak ve özgürlükler üzerinde bir baskı oluşturma potansiyeli olduğuna dikkat çekmiştir. Bu sebeple bir propaganda faaliyetinin cezalandırılabilmesi için olayın somut şartlarında belirli oranda tehlikeye neden olduğunun gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir (diğerleri arasından bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 84; Ayşe Çelik, § 47; Sırrı Süreyya Önder, § 64; Meki Katar [GK], B. No: 2015/4916, 3/10/2019, § 53; Ömer Faruk Gergerlioğlu [GK], B. No: 2019/10634, 1/7/2021, § 175; terör örgütünün propagandasını yapma suçunun Türk hukukundaki görünümüne ilişkin tespitler için bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, §§ 115-118; terör örgütü propagandası suçunun tanımına ve suçun tespitine yönelik değerlendirmeler için bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 155-163, 175; Figen Yüksekdağ Şenoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2016/39759, 30/3/2022, § 73; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 86).
19. Bunun yanında bir usul güvencesi olan gerekçeli karar hakkının maddi haklara etkisi yönünden de Anayasa Mahkemesi, çok sayıda kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın ilgili maddelerini ihlal edeceğini ifade etmiştir (diğerleri arasından bkz. Ayhan Ölmez ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/15090, 11/2/2021, § 46; Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 120; Sırrı Süreyya Önder, § 60; Candar Şafak Dönmez, § 53; Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022, § 127). O hâlde Anayasa Mahkemesince çözümlenmesi gereken mesele, yargı mercinin başvurucunun açıkladığı düşüncelerle, kişileri terör suçlarının işlenmesine teşvik ettiğini ya da bunları meşru göstermek niyetinde bulunduğunu ikna edici bir biçimde ortaya koyup koymadığıdır (Candar Şafak Dönmez, § 52).
20. Terörizmin propagandası, şiddetin geçerli ve etkili bir yöntem olduğu görüşünün toplum içinde yayılmasını ve terör eylemlerine neden olan fikir ve kanaatlerin kökleşmesini sağlamak amacını taşır ve bu amaca ulaşmak ancak belirli bir çaba ve zaman harcanması ile mümkün olabilir. Terör örgütlerine aşama aşama önce sempatizan, daha sonra destekçi ve üye olunması sürecinde propagandanın önemli bir işlevi vardır. Üstelik başvuruya konu PKK terör örgütü artık tehlikeliliği bulunmayan veya tehlikeliliği varsayımsal bir örgüt değildir. PKK terör örgütü olayların geçtiği tarihlerde ve hâlen vahim şiddet hareketlerinin planlayıcısı ve uygulayıcısıdır. Dolayısıyla PKK toplum yönünden oldukça yoğun, ciddi ve somut bir tehlike arz etmektedir (Metin Birdal [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, § 74).
21. Terörle mücadelenin zorlukları ile birlikte terör bağlamında yapılan açıklamaların karmaşıklığı ve muğlaklığı söz konusu olduğunda düşünce açıklamalarının şiddete teşvik mahiyetinde olup olmadığı yönündeki değerlendirmenin ancak açıklamanın yapıldığı bağlama, açıklamada bulunan kişinin kimliğine, açıklamanın zamanına ve muhtemel etkilerine, açıklamadaki diğer ifadelerin tamamına bir bütün olarak bakılarak yapılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır (Sırrı Süreyya Önder, § 67).
22. Eldeki başvuruda ilk başvurucu kendi kullanımında olan sosyal medya hesabı üzerinden 2016 yılının Şubat ve Mart ayları içinde bir PKK silahlı terör örgütü mensubuna ait silahlı fotoğrafı ve yine ölen bir terör örgütü mensubunun fotoğrafını "şehit namırın, devrim şehitleri, hep içimizde olacaksın" şeklindeki ifadelerle paylaşmıştır. Başka bir paylaşımında ise PKK silahlı terör örgütünün gençlik yapılanması olan YPS hakkında "YPS ni destansı direnişi şarkı yazdı" şeklinde ifadeleri kullanmıştır. Bu paylaşımlar sonrasında hakkında yürütülen ceza davası sonucunda başvurucu terör örgütünün propagandasını yapma suçundan cezalandırılmıştır. Başvuruya konu paylaşımların bağlamının, şiddete teşvik edip etmediğinin, paylaşıldığı zaman dilimi ve etkilerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
23. Bu doğrultuda başvurucunun mahkûmiyetine esas alınan paylaşımlarının kamuoyunda "hendek olayları" olarak bilinen, terör eylemlerinin yerleşim birimlerinde sivilleri ciddi şekilde etkileyecek boyutta yaygınlaştığı bir dönem içinde yapılmış olmasına dikkat çekmek gerekir (kamuoyunda “hendek olayları” olarak bilinen süreç, 2015 yılı Haziran ayında başlamış ve yoğun çatışmaların yaşandığı 2016 yılı Mart ayına kadar devam etmiştir. Hendek olaylarına ilişkin ayrıntılı anlatım için bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 28-30; Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 24-28; Ayşe Çelik, §§ 10-13). Böyle bir döneme denk gelen paylaşımların PKK silahlı terör örgütünün faaliyetlerini meşrulaştırmak ve terör hareketlerinin herkes tarafından onaylanarak devam ettirilmesini temin etmek bağlamında daha da tehlikeli bir hâl aldığına şüphe yoktur. Başvurucunun özellikle paylaşımlarında örgüt mensubunun silahlı bir fotoğrafını paylaşarak şiddeti teşvik ettiği, örgüt mensuplarını "şehit" olarak nitelendirerek kahramanca gösterdiği ve yine PKK silahlı terör örgütünün uzantısı olan YPS terör örgütünün terör hareketlerini "destansı" olarak nitelendirerek terör örgütü lehine kamuoyunda sempati oluşturmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Nitekim yargı mercilerinin de kararlarında yapılan paylaşımların bu niteliğine vurgu yaparak gerekçe oluşturdukları görülmektedir (bkz. § 6). Hakeza Anayasa Mahkemesinin de daha önceki kararlarında dikkat çektiği üzere isimleri birer sembol hâline getirilmiş olan PKK/KCK silahlı terör örgütünü, örgüt lideri A.Ö.yü ve örgüt mensuplarını bu bağlamda övmek, desteklemek veya yüceltmek ile cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlere başvurmayı teşvik etmek arasında bir mesafe bulunmamaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. Kadri Pervane [2. B.], B. No: 2015/12115, 8/6/2021, § 51).
24. Yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında yargı mercilerinin birinci başvurucunun cezalandırılmasını gerekçelendirmek için sunduğu nedenler, bu tür bir mahkûmiyeti haklı göstermek için ilgili ve yeterlidir. Birinci başvurucunun terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılması şeklindeki müdahalenin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiği gibi -yargı makamlarının farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payı da gözetildiğinde- orantılı da olduğu, böylece müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
2. İkinci Başvurucu Yönünden
26. Başvurucunun 21/1/2015 tarihinde PYD/YPG silahlı terör örgütü için "yaşa" şeklindeki paylaşımı nedeniyle terör örgütünün propagandasını yapma suçundan mahkûm edildiği görülmektedir. Her ne kadar başvurucu söz konusu paylaşımların kendisi tarafından yapılmadığını iddia etmişse de yargı mercileri, dosyada bulunan bilgi ve belgeler doğrultusunda başvurucunun savunmalarına itibar etmemiş ve başvurucuyu hapis cezasına mahkûm etmiştir.
27. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Ahmet Aslan ([1. B.], B. No: 2021/23949, 6/10/2022, §§ 43-59) kararında kanunilik ilkesi açısından uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu ilkeler doğrultusunda ilk olarak çözümlenmesi gereken mesele, PYD/YPG silahlı terör örgütünün hangi tarihten itibaren terör örgütü olarak kabul edildiği ve bu durumun bilinir hâle geldiğinin incelenmesidir. Anayasa Mahkemesi Ahmet Aslan kararında kuruluşundan bir süre sonra PYD'nin PKK terör örgütünce alınan karar doğrultusunda kurulduğunun tespit edildiğini, bu kapsamda PYD/YPG'nin Türkiye tarafından PKK terör örgütünün Suriye kolu olarak faaliyet gösteren bir terör örgütü olarak kabul edildiğini, nitekim yargı makamlarının da birçok kez PYD/YPG'nin bir terör örgütü olduğuna karar verdiğini belirtmiştir. Bununla birlikte aynı kararda PYD/YPG'nin resmî olarak terör örgütü kabul edilmesinin Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 21/5/2015 tarihinde verdiği kararla gerçekleştiği de vurgulanmıştır (Ahmet Aslan, § 8).
28. Buna göre mevcut olaya bakıldığında, başvurucunun mahkûmiyetine konu paylaşımının PYD/YPG'nin bir terör örgütü olduğunun kesinleşmiş yargı kararıyla tespit edildiği ve bilinir hâle geldiği 21/5/2015 tarihinden önce gerçekleştiği konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Bu itibarla ikinci başvurucunun eylem tarihi itibarıyla PYD/YPG'nin bir terör örgütü olduğunu öngörerek doğrudan cezai yönden sorumluluk altına sokulması beklenemeyecektir (Ahmet Aslan, § 8; disiplin cezası yönünden benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Necbir Atılgan ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası [1. B.], B. No: 2018/37932, 12/4/2023, §§ 14, 15).
29. Öte yandan her ne kadar ikinci başvurucunun eylem tarihi itibarıyla PYD/YPG'nin bir terör örgütü olduğunu doğrudan öngörmesi beklenemese de ilk derece mahkemesinin başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararında bunun aksini, yani PYD/YPG'nin anılan tarihten önce de bir terör örgütü olduğunu başvurucunun bilebilecek konumda bulunduğunu ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyması elbette mümkündür. Bu doğrultuda somut olay açısından yargı mercileri tarafından ortaya konulan gerekçelerin dikkatli şekilde incelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda yargı mercilerinin kararları irdelendiğinde Mahkemenin PYD/YPG'nin PKK silahlı terör örgütünün uzantısı olduğuna ve başvurucunun eylem tarihinde PYD/YPG'nin terör örgütü olduğunu niçin bilebilecek konumda bulunduğuna mahkûmiyet gerekçesinde yer vermediği görülmektedir. Diğer bir ifadeyle Mahkeme suça konu eylemleri değerlendirerek eylem tarihi itibarıyla ikinci başvurucunun PYD/YPG'nin silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğunu veya önceki eylemleriyle bağlantı kurarak terör örgütünün faaliyetlerini öngörebilecek durumda bulunduğunu makul bir gerekçeyle ortaya koymamıştır. Anılan bu eksikliğin kanun yolu aşamasındaki incelemelerde de giderilmediği anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak ikinci başvurucunun eylemlerinin gerçekleştiği tarih itibarıyla tek başına şiddete teşvik olarak yorumlanabilecek, doğrudan veya dolaylı yollardan terör suçunun işlenmesi tehlikesine yol açabilecek nitelikte olduğu kabul edilemez (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Ahmet Aslan, § 57).
30. Yukarıdaki tespitler çerçevesinde incelenen olay bakımından Anayasa Mahkemesinin Ahmet Aslan kararındaki değerlendirmeler ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Zira yargı mercileri tarafından ikinci başvurucunun eylemleri nedeniyle ceza yaptırımı ile karşılaşabileceğini makul olarak öngörebilecek durumda olduğu ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulamamıştır. Bu bağlamda ikinci başvurucu hakkında kanun kuralının belirli ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlandığından söz edilemeyecektir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ikinci fıkrasının yorumundan kaynaklanan müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı kanaatine ulaşmıştır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Ahmet Aslan, § 59).
31. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
32. Başvurucular, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
33. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'da değişiklik yapan 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun uyarınca üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine makul süre şikâyetlerinin Tazminat Komisyonu tarafından inceleneceği düzenlenmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
35. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilen ikinci başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
36. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
37. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için ikinci başvurucunun manevi zararı karşılığında net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Ayrıca ikinci başvurucunun maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın her iki başvurucu yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın her iki başvurucu yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün başvurucu Mesut Demircan yönünden İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün başvurucu Zeyyat Ağaoğlu yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ikinci başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/53, K.2019/252) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucu Zeyyat Ağaoğlu'na net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 1.480,40 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 41.480,40 TL yargılama giderinin başvurucu Zeyyat Ağaoğlu'na ÖDENMESİNE, başvurucu Mesut Demircan yönünden ise yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, MESUT DEMİRCAN VE ZEYYAT AĞAOĞLU, B. No: 2023/32552, 08.04.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 719–727
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.