Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
BÜLENT GÖKTUNA (2023/108043)
- Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin hukuka aykırı olması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı | Tutukluluk (suç süphesi ve tutuklama nedeni) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı | Tutulan kişinin yargı merciine başvuru hakkı (hakim önüne çıkarılma) | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
BÜLENT GÖKTUNA BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2023/108043) |
|
|
|
Karar Tarihi: 3/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Yıldız SEFERİNOĞLU Kenan YAŞAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Muzaffer KORKMAZ |
|
Başvurucu |
: |
Bülent GÖKTUNA |
|
Vekili |
: |
Av. Burhan Asaf ŞAFAK |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin hukuka aykırı olması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), Türkiye Varlık Fonunu (TVF) zarara uğrattığı iddiasıyla başvurucu hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan soruşturma başlatmıştır.
3. Başvurucu, soruşturma kapsamında 20/6/2023 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu; ifadesinde iş adamı olduğunu, şirketinin TVF ile yapmış olduğu sözleşme kapsamındaki taahhütlerini yerine getirdiğini ve dolandırıcılık suçlamasını kabul etmediğini ileri sürmüştür.
4. Başsavcılık, başvurucuyu kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk etmiştir.
5. Hâkimlik 21/6/2023 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... dosyada mevcut bilgi ve belgeler, Devlet Denetleme Kurulu'nun 05/09/2022 tarih ve 72419889-663.07/44-1 sayılı TVF Yönetimi A.Ş.'nin 2016 yılındaki tahvil ihraç programı kapsamında tespit edilen hususların hukuki ihtilaf boyutunu aştığı ve suç teşkil ettiği düşüncesinden hareketle Mineks International Limited'in yönetim kurulu başkanı Bülent GÖKTUNA ile Türkiye Varlık Fonu Yönetimi A.Ş. eski genel müdürü ve yönetim kurulu başkanı [M.B.] hakkında soruşturma yürütülmesi gerektiği sonucunu havi rapor içeriği, rapor kapsamında tespit edilen hesap hareketleri, şüphelilerin savunmaları ve tüm dosya kapsamından şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller bulunduğu, atılı suç için Türk Ceza Kanununda öngörülen ceza miktarı göz önünde bulundurulduğunda şüphelilerin kaçma ihtimali bulunduğundan tutuklama tedbirinin yerinde ve ölçülü olacağı, adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmayacağı, şüpheliler yönünden herhangi bir tutuklama engeli bulunmadığı gözetilerek şüpheliler Bülent GÖKTUNA ve [M.B.] nin CMK'nın 100 ve devamı maddeleri uyarınca AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA... [karar verildi.]"
6. Başvurucunun anılan karara itirazı İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 23/6/2023 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.
7. Başvurucu, tutukluluğun devamına yönelik kararlara müteaddit defa itiraz etmiş ancak başvurucunun itirazları reddedilmiştir. Son olarak İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği tutuklama kararındaki benzer gerekçeyle 9/11/2023 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
8. Devam eden süreçte İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 1/12/2023 tarihinde konutu terk etmeme ve yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirleri uygulanması suretiyle başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... İncelenen dosya kapsamında, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık suçundan şüpheli hakkında İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 21/06/2023 tarih 2023/476 sorgu sayılı tutuklama kararına karşı şüpheli müdafii tarafından sunulan dilekçesi ile tahliye talebinde bulunulduğu, hakimliğimizce yazılan müzekkerede mütalaa talep edilmiş olup, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 01/12/2023 havale tarihli yazısında; tutuklu kalınan süre, sağlık durumu gözetilerek tahliye talebinin kabulü ile CMK 109/3-j maddesi uyarınca adli kontrol tedbiri uygulanması yönünde mütalaa verildiği görülmekle, soruşturmanın gelmiş olduğu aşama, şüphelinin ceza infaz kurumunda tutuklu bulunduğu süre, şüpheli müdafininin dilekçesinde belirttiği şüphelinin hastalıkları ve şüphelinin yaşı da dikkate alındığında, tüm bu hususları birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin adli kontrol tedbirleri kapsamında CMK'nın 109/3 maddesi "j" ve "a" bentleri uyarınca serbest bırakılmasına... [karar verildi.]"
9. Başvurucu, adli kontrol tedbirlerine ilişkin karara itiraz etmiştir. İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesi 6/12/2023 tarihinde bu itirazı kesin olarak reddetmiştir.
10. Ret kararı başvurucuya aynı tarihte tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/12/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Başsavcılık 23/5/2024 tarihli iddianame ile suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak ve kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından cezalandırılması istemiyle başvurucu hakkında aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.
12. İddianamede suçlamalara esas alınan temel olgular özetle şöyledir:
i. Başsavcılık, TVF'ye yönelik olarak Devlet Denetleme Kurulu Başkanlığınca hazırlanan rapora değinerek TVF'nin kurulmasından sonra aralarında başvurucuya ait olan şirketin de bulunduğu konsorsiyum ile TVF'nin 75.000.000.000 Amerikan doları tahvil ihracını içeren bir sözleşme akdettiğini, sözleşme kapsamında danışmanlık ücreti olan 25.000.000 Amerikan doları tutarındaki ödemenin sözleşmeye göre adına fatura kesme yetkisi bulunan diğer bir şirkete yapılması gerekirken paranın başvurucuya ait olan şirketin hesabına yediemin hesap olmaksızın yatırıldığını, bununla birlikte danışmanlık ücreti ödenmiş olmasına rağmen konsorsiyuma dâhil şirketlerce tahvil ihracının gerçekleştirilmediğini ve ödenen danışmanlık ücretinin yalnızca 6.000.000 Amerikan doları tutarındaki kısmının TVF'ye iade edildiğini vurgulamış ve kurumun zarara uğratıldığını ileri sürmüştür.
ii. Başsavcılık, başvurucu hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından tanzim edilen rapora göre başvurucunun ve yönetim kurulu başkanı da olduğu şirketinin şüpheli para transfer işlemleri yaptığının tespit edildiğini belirtmiştir. Buna göre Başsavcılık, 22/12/2016 tarihinde TVF hesabından başvurucuya ait şirkete 25.000.000 Amerikan doları gönderilmesinden sonraki süreçte anılan şirketin 2016-2021 yılları arasında başvurucunun avukatı olan B.A.Ş. adlı şüpheliye toplamda 4.820.947 Amerikan doları ve 9/6/2017 tarihinde başvurucunun hesabına 50.000 Amerikan doları olmak üzere para transferleri yaptığını, aynı şekilde başvurucunun da kendi hesabından 22/12/2016 tarihinden sonra yurt dışındaki banka hesaplarına toplam 64.801.343 Amerikan doları tutarında para transferi yaptığını ifade etmiştir.
13. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) iddianamenin kabulüne karar vermiştir.
14. Mahkeme; yargılamanın sonunda 12/6/2025 tarihinde başvurucunun suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçundan beraatine, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan ise 6 yıl 8 ay hapis cezası ve 111.150.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme; hükümle birlikte başvurucu hakkındaki konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin ise devamına karar vermiştir. Başsavcılık ve başvurucu karara karşı istinaf kanun yoluna müracaat etmiştir.
15. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Ceza Dairesi 23/12/2025 tarihinde mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar vermiş olup bireysel başvuruyu inceleme tarihi itibarıyla dava ilk derece mahkemesi aşamasında derdesttir.
16. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Konutu Terk Etmeme Şeklindeki Adli Kontrol Tedbirinin Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
17. Başvurucu, şartları oluşmadığı hâlde konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirine karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile seyahat hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
18. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilgili Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıf yapılarak değerlendirmenin bu içtihat doğrultusunda yapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formundaki açıklamalarını yinelemiştir.
19. Başvurucunun şikâyetinin özü, adli kontrol tedbirinin hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
20. Anayasa Mahkemesi konutu terk etmeme tedbirinin niteliği, uygulanış şekli ve özellikleri itibarıyla hareket serbestîsi üzerindeki sınırlayıcı etkisinin derece ve yoğunluk olarak seyahat özgürlüğüne göre oldukça ileri bir boyutta olduğu, dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale teşkil ettiği ve bu tedbir yönünden tutuklama tedbirinin hukukiliğine benzer şekilde inceleme yapılacağı sonucuna varmıştır (Esra Özkan Özakça [GK], B. No: 2017/32052, 8/10/2020, §§ 68-76).
21. Başvurucu, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. maddesi uyarınca adli kontrol tedbirine tabi tutulmuştur. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
22. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan adli kontrol tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce ön koşul olarak suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
23. Soruşturma makamları TVF'nin kurulmasından sonra aralarında başvurucuya ait olan şirketin de bulunduğu konsorsiyum ile TVF'nin tahvil ihracını içeren bir sözleşme akdettiğini, sözleşme kapsamında danışmanlık ücreti olan 25.000.000 Amerikan doları tutarındaki ödemenin sözleşmeye göre adına fatura kesme yetkisi bulunan diğer bir şirkete yapılması gerekirken paranın başvurucuya ait olan şirket hesabına yediemin hesap olmaksızın yatırıldığını, bununla birlikte danışmanlık ücreti ödenmiş olmasına rağmen konsorsiyuma dâhil şirketlerce tahvil ihracının gerçekleştirilmediğini, ödenen danışmanlık ücretinin yalnızca 6.000.000 Amerikan dolarlık kısmının TVF'ye iade edildiğini ve kurumun zarara uğratıldığını, diğer yandan başvurucu hakkında MASAK tarafından tanzim edilen rapora göre de başvurucu ile yönetim kurulu başkanı olduğu şirketinin şüpheli para transfer işlemleri yaptığının tespit edildiğini belirtmiştir. Buna göre başvurucu hakkındaki adli kontrol kararında açıkça belirtilmeyen ancak tutuklama kararında, iddianamede ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda yer alan tüm bu hususların adli kontrol tedbirinin uygulanmasında da suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemeyecektir (tutuklama tedbiri yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. Yalçın Kaplan [1. B.], B. No: 2016/3927, 19/2/2019, § 43).
24. Öte yandan başvurucu hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
25. Hâkimlik tarafından başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken suçun kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırı ve atılı suç yönünden başvurucunun alabileceği ceza miktarı gözetilerek kaçma şüphesine yönelik tutuklama nedenlerinin bulunduğu sonucuna varıldığı görülmektedir (bkz. § 5). Başvurucunun tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda da belirtilen gerekçeye dayanılmıştır (bkz. § 7).
26. Başvuru konusu olayda olduğu üzere yurt dışı ayağı olan ve teknik incelemeyi gerektiren dolandırıcılık suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi ve özellikle kişilerin kaçmalarının engellenmesinde tutuklama tedbiri ile konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalabileceği akılda tutulmalıdır. Ayrıca başvurucunun tutuklandığı ve sonrasında konutu terk etmeme suretiyle adli kontrol altına alındığı kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırım öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak [2. B.], B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).
27. Son olarak başvurucu hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Tedbirin -Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında- ölçülülüğünün belirlenmesinde olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.
28. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği; başvurucunun sağlık durumunu, yaşını ve tutuklulukta geçirdiği süreyi gözetmiş ve tahliye talebinin kabulüyle başvurucunun konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri altına alınmasına karar vermiştir (bkz. § 8).
29. Konutu terk etmeme tedbirinin tutuklamaya göre temel hak ve özgürlükler üzerinde daha hafif bir etki oluşturduğunun kabul edilmesi gerekir. Zira konutta kesintisiz olarak bulunmak zorunlu olsa da kişilerin konutta yaşayan ya da konuta gelen diğer kişilerle sosyal hayatını devam ettirmesinde veya her türlü bireysel ya da kitlesel iletişim araçlarını kullanmasında bir engel bulunmamaktadır. Ayrıca tedavi olma vb. kimi durumlarda kişilerin izinli sayılarak konutunu terk etmesine izin verilebilmektedir. Söz konusu tedbirin bu niteliği ölçülülük bakımından gözetilmelidir (Özlem Gümüştaş [1. B.], B. No: 2021/8574, 8/2/2023, § 37).
30. Buna göre İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin yaşını ve hastalıklarını gözeterek başvurucunun özgürlüğünü tutuklamaya nazaran daha az sınırlayıcı nitelikte olan konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirine karar vermesinin ölçülü olduğu değerlendirilmiştir.
31. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
32. Başvurucu, soruşturma dosyasında gizlilik kararının bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları ve bu suçlamalara dayanak delilleri öğrenemediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
33. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında incelenmesi gerekir.
34. 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 267. maddesi uyarınca hâkim kararları ile Kanun'un gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı ilgililer itiraz kanun yoluna gidebilecektir. Soruşturma dosyasına şüpheli ve/veya müdafilerin erişiminin engellenmesi sonucunu doğuran ve 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları ile 157. maddesine dayalı olarak alınan kararların da bu yönüyle itiraz kanun yoluna tabi olduğu görülmektedir (Adnan Erol [1. B.], B. No: 2020/27934, 15/3/2022, § 69).
35. Diğer yandan itiraz kanun yolunun inceleme konusu şikâyet açısından müdahalenin ortadan kaldırılması imkânı sunmadığına dair bir durum da tespit edilememiştir. Zira şüpheli ve/veya müdafiler itiraz kanun yoluna başvurduğunda itiraz mercii 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesine bağlı olarak itirazı yerinde görebilecek ve müdahale konusu kararı ortadan kaldıracak nitelikte yeni bir karar alabilecektir (Adnan Erol, § 70).
36. İncelenen olayda başvurucunun soruşturma dosyasına erişimin engellenmesine ilişkin karara itiraz ettiğine dair herhangi bir açıklamada bulunmayıp bu durumla ilgili bilgi/belge sunmadığı görülmüştür. Buna göre başvurucunun olağan kanun yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu sonucuna varılmıştır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, BÜLENT GÖKTUNA, B. No: 2023/108043, 03.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 05, sayfa 206–211
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.