Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
İBRAHİM KARATOSUN (2022/98096)
- Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen başvurucunun olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi ile kamu görevinden çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan meslekten çıkarılması nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı | KHK-İHRAÇ (OHAL tedbiri, hakim-savcı dışındaki kamu personeli) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Masumiyet karinesi (idare) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
İBRAHİM KARATOSUN BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/98096) |
|
|
|
Karar Tarihi: 5/5/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Aysima ERDEM GÜVEN |
|
Başvurucu |
: |
İbrahim KARATOSUN |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen başvurucunun olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi ile kamu görevinden çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan meslekten çıkarılması nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu, polis memuru olarak görev yapmaktayken 22/11/2016 tarihli ve 29896 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 31/10/2016 tarihli ve 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (677 sayılı KHK) ekli listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Göreve iade talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) yaptığı başvuru 8/1/2019 tarihinde reddedilmiştir.
3. OHAL Komisyonu kararında başvurucu ile ilgili yapılan tespitlerde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından ve İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünden temin edilen bilgilere göre başvurucunun [505...97] numaralı GSM hattı üzerinden 23/9/2014 tarihinden itibaren, [505...85] numaralı GSM hattı üzerinden 247921 User ID ile 1/11/2014 tarihinden itibaren ByLock programını kendisinin kullandığının tespit edildiği, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile iltisakı olduğu gerekçesiyle kapatılan şirkete ödeme bilgisinin bulunduğu ifade edilmiştir. Ayrıca 2017/68532 hazırlık numaralı soruşturma dosyası kapsamında ele geçirilen Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı personeline ilişkin örgüt arşivinde EA olarak kodlandığı, eşinin Bank Asya hesabına başvurucu tarafından 25/9/2014 tarihinde 1.800 TL, 4/2/2015 tarihinde 250 TL para gönderildiği, eşi tarafından katılım hesabı açıldığı belirtilmiştir. Ek olarak başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezası ile cezalandırıldığı ve davanın istinaf aşamasında olduğu ifade edilmiştir.
4. Başvurucu, OHAL Komisyonu işleminin iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Ankara 24. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 26/11/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.
5. İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantısı yönünden yapılan inceleme kısmında, yukarıda yer verilen OHAL Komisyonu tespitleri ile Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) kararı ile başvurucunun ByLock programını kendisinin kullandığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/68532 hazırlık numaralı dosyası kapsamında ele geçirilen emniyet teşkilatı personeline ait örgüt arşivinde EA olarak kodlandığı belirtilmiştir. Ayrıca kararda tanık beyanları ile örgütle bağının ortaya konulduğu, örgütün sohbet adı altındaki toplantılarına katıldığı tespit edilerek FETÖ/PDY'ye üye olma suçunu işlediği sabit görülerek hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği bilgisine yer verilmiş; OHAL Komisyonu kararında ve ceza yargılamasında tespit edilen eylemleri kapsamında başvurucunun FETÖ/PDY ile en az irtibat derecesinde bağı olduğu değerlendirilmiştir.
6. Başvurucu, İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire) 14/2/2022 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
7. Başvurucu, bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi 4/10/2022 tarihinde verdiği kararda Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka, usule uygun olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirterek temyiz başvurusunun reddi ile anılan kararın onanmasına karar vermiştir.
8. Başvurucu, nihai kararı 21/10/2022 tarihinde öğrendikten sonra 8/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
9. Komisyonca adli yardım talebinin kabulüne, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının kabul edilemez olduğuna, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
10. Öte yandan başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasında Ağır Ceza Mahkemesinin 15/11/2018 tarihli kararında başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi kararının başvurucu yönünden yapılan değerlendirme başlığı altında şu tespitler yer almaktadır:
"... Sanık hakkında düzenlenen 247921 user ID bylock tespit ve değerlendirme tutanağı incelendiğinde, kullanıcı adının ibr1, şifresinin ik183776, son online tarihinin 10/11/2014, abone tespit numarasının bulunmadığı, SGK kaydının İbrahim Karatosun üzerine olduğu, eklenen ve ekleyen kişilerin bulunmadığı görülmüştür.
[0505 ... 85] numaralı telefonun CGNAT kayıtları incelendiğinde; 01/11/2014 tarihinden 24/03/2015 tarihine kadar toplam 68 kez bylock programına giriş yaptığı görülmüştür.
[0505 ... 97] numaralı telefonun CGNAT kayıtları incelendiğinde; 23/09/2014 tarihinden 22/03/2015 tarihine kadar toplam 1893 kez bylock programına giriş yaptığı görülmüştür.
Sanığın dijitallerinin incelenmesinde, içerik çıkarmada bylock kırıntısı olduğu bildirilmiştir..."
11. Başvurucu, verilen cezanın kesinleşmesi üzerine Anayasa Mahkemesine 7/7/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon 25/7/2022 tarihinde başvurunun otuz günlük başvurusu süresi geçtikten sonra yapılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ve diğer hakların ihlal edildiği iddialarının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
12. Başvurucu; olağanüstü hal döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile kamu görevinden çıkarıldığını, özel hayata saygı hakkına yönelik söz konusu müdahalenin yasayla öngörülmediğini, bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmeyecek olmanın darbe girişiminin bertaraf edilmesine hizmet eden orantılı bir müdahale olmadığını, iltisak ve irtibat nedeniyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesinin soyut nitelikte olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu; FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı gösterdiği konusunda delil olarak kabul edilen ByLock uygulamasını kullandığına ilişkin iddiadan kamu görevinden çıkarma işleminin yapıldığı tarihte haberdar olmadığını, ByLock kullanmadığını ve ByLock verilerinin hukuka aykırı şekilde ele geçirildiğine yönelik iddiasının yeterli şekilde değerlendirilmediğini iddia etmiştir. Ayrıca kamu görevinden çıkarılmadan önce savunma hakkı verilmediğini ve davanın sonucu açısından belirleyici etkiye sahip taleplerinin karşılanmadığını öne sürmüştür. Başvurucu, bahse konu işlemin ağırlığı ve sonuçları itibarıyla cezalandırma niteliği taşıdığını, adil yargılanma hakkının cezai yönüne ilişkin güvenceler yönünden de değerlendirme yapılması gerektiğini, kamu görevinden uzaklaştırılması ve bir daha kamu görevine dönememesi nedeniyle ekonomik ve sosyal haklardan mahrum bırakıldığını belirterek özel hayata saygı hakkı, adil yargılanma hakkı ile diğer temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edildiğini belirtmiştir.
13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı formdaki iddiaları ile aynı doğrultuda açıklamalarda bulunmuştur.
14. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan N.E. ([GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025), A.S. ([GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025) ve Erkan Sezgin ([1. B.], B. No: 2022/86339, 16/7/2025) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararlarda Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü hal döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
15. Anayasa Mahkemesi; N.E., A.S. ve Erkan Sezgin kararlarında başvurucuların çeşitli haklara müdahale edildiğini içeren iddialarını temeldeki müdahalenin kamu görevinden çıkarılmalarına ve bir daha kamu görevlerine dönememelerine yönelik olduğundan hareketle ele almıştır. Söz konusu müdahalenin başvurucuların özel hayatlarına ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı sonucuyla iddiaları bir bütün hâlinde özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirmiştir (N.E., §§ 96-99; A.S., §§ 98-101; Erkan Sezgin, §§ 78-81).
16. Anayasa Mahkemesi; söz konusu tedbirin olağanüstü hal durumuyla bağlantılı olarak bireysel işlem şeklinde tesis edildiğini, tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliğinin bulunmadığını ve başvurucular hakkında olağanüstü hal döneminde defaten uygulanarak hüküm ve sonuçlarını doğurduğunu belirterek incelemenin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiğine karar vermiştir (N.E., §§ 109-114; A.S., §§ 111-116; Erkan Sezgin, §§ 91-96). Anayasa Mahkemesi; olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkının yer almadığını, başvurulara konu tedbirlerin cezai niteliğinin bulunmadığını, dolayısıyla ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durumun olmadığını ve tedbirlerin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırılık teşkil etmediğini tespit etmiştir (N.E., §§ 117-122; A.S., §§ 119-124; Erkan Sezgin, §§ 99-104).
17. Anayasa Mahkemesi, öncelikle olağanüstü hal ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin hukukiliğinin incelendiği iptal davalarının ceza yargılamalarından farklı olduğunu ve mevcut başvurular yönünden tedbirin gerekliliğinin ilgili ve ikna edici şekilde açıklanıp açıklanmadığının değerlendirileceğini vurgulamıştır. Diğer bir anlatımla Anayasa Mahkemesi, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hal ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanıp açıklanmadığını irdelemiştir (N.E., § 127; A.S., § 129; Erkan Sezgin, § 109).
18. Anayasa Mahkemesi, tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesi konusunda yaptığı incelemede öncelikle 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL sürecinde gerçekleştirilen kamu görevinden çıkarmaya ilişkin tedbirlerin niteliğini, gerekçelerini ve OHAL koşullarını değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturduğunu ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olduğunu vurgulamıştır (N.E., §§ 129-138; A.S., §§ 131-140; Erkan Sezgin, §§ 111-117).
19. Anayasa Mahkemesi; 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu ilgili idari ve yargısal organlarca tespit edilen FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğunu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullandığına ilişkin hususların yargı kararlarıyla sabit olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğünü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olan kamu görevlilerinin meslekten çıkarılmaları konusunda olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğunu kabul etmiştir (N.E., §§ 132-139; A.S., §§ 134-141; Erkan Sezgin, §§ 114-118). Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini de vurgulamıştır (N.E., § 139; A.S., § 141; Erkan Sezgin, § 118).
20. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) rejim değişikliği gibi radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki güvencelere riayet edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiğini, örneğin Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19, 9/2/2021) ve Naidin/Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014) kararlarına konu olaylarda tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde yasaklamaya ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve orantısız olmadığı sonucuna ulaşıldığını da hatırlatmıştır (N.E., § 145; A.S., § 148; Erkan Sezgin, § 126).
21. N.E., A.S. ve Erkan Sezgin kararlarında Anayasa Mahkemesi; FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin ve üyelerinin tespitinde ByLock sunucusundan elde edilen verilerin oldukça önemli bir role sahip olduğunu, örgütün birçok yöneticisinin ya da üyesinin veya bu örgütle iltisak ya da irtibat içinde olanların ByLock verilerinin analizi neticesinde tespit edilebildiğini vurgulamıştır. Söz konusu kararlarda ByLock sunucusunda bulunan verilerin elde edilmesinin ve bu delillerin ilgili kamu görevlilerinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkıp kalkmadığının belirlenmesi bakımından dikkate alınmasının olağanüstü hal döneminde demokratik düzenin korunması açısından bir gereklilik içerdiği ifade edilmiştir (N.E., § 141; A.S., 143; Erkan Sezgin, § 121). Ayrıca kararlarda, AİHM'in Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ([BD], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında ByLock uygulamasının yalnızca herhangi bir olağan ticari mesajlaşma uygulaması olmadığına ve FETÖ/PDY ile bir çeşit bağlantıyı akla getirebildiğine yönelik tespitlerine de yer verilmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesince ByLock uygulamasının kullanıldığına ilişkin tespiti içeren delil, anayasal düzene sadakat bağının bulunmadığı hususunun ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulduğunu ve kamu görevinden uzaklaştırma konusunda alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu göstermesi açısından tek başına yeterli kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının kullanıldığının açıkça tespit edilmesi hâlinde durumun gerektirdiği ölçünün korunup korunmadığının belirlenmesi bakımından diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek olmayacağını da belirtmiştir (N.E., §§ 140-144; A.S., §§ 142-147; Erkan Sezgin, §§ 119-125).
22. Ayrıca Anayasa Mahkemesi; devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereği olarak kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisinin bulunduğunu, FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığını ve bahse konu tedbirlerin demokratik anayasal düzene yönelen somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edilerek alındığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucuların yargısal makamlar önünde delillerini sunduklarını, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandıklarını, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığını da tespit etmiştir (N.E., § 147; A.S., § 150; Erkan Sezgin, § 128).
23. Söz konusu ilkeler çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasını kullandığı tespit edilen başvurucuların darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu ve bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve ikna edici gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaştığı sonucuna ulaşmıştır. Neticede alınan tedbirlerin OHAL'in ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğunu ve keyfîlik içermediğini tespit ederek OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna karar vermiş ve bir ihlalin bulunmadığı sonucuna varmıştır (N.E., §§ 129-149; A.S., §§ 131-152; Erkan Sezgin, §§ 111-130).
24. OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik olduğu anlaşılan söz konusu tedbirden kaynaklı olarak ileri sürülen ve yargılamanın usuli güvencelerine ilişkin olmayan temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahale iddiaları müdahalenin sonuçları itibarıyla bir bütün hâlinde ele alınmış ve özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir. Bu nedenle müdahalenin sebepleri üzerinden ve başkaca temel hak veya hürriyetler bağlamında ileri sürülen ihlal iddiaları yönünden ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
25. Somut başvuruya konu olan yargılama sürecinde verilen kararlarda başvurucunun ByLock ağına dâhil olduğu ve bu suretle FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki içinde olduğu hususu ortaya konulmuştur. Kararlarda adli soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde yer alan olgu ve tespitlerden de yararlanılarak gerekçelerin oluşturulduğu görülmüştür. Bu bağlamda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hal ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvuruya konu tedbirlerin gerekliliği, irtibat ve iltisak kavramları çerçevesinde idari yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmıştır.
26. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, bu suretle yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı görülmüştür. Darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen ByLock uygulamasının başvurucu tarafından kullanıldığına ilişkin olarak açıklanan gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL'in ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.
27. Neticede başvurucunun ByLock uygulamasını kullandığına ilişkin tespiti içeren delile dayanan mevcut başvuruda da söz konusu N.E., A.S. ve Erkan Sezgin kararlarından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
28. Açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığı hâlde kamu görevinden çıkarıldığını, kendi adının da yer aldığı listelerin internette yayınlandığını, masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Halit İnciroğlu ([GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025) ve Resul Darama (2) ([GK], B. No: 2022/14226, 23/10/2025) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, idari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat içinde olma ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulduğunu vurgulamıştır. Söz konusu kararlarda başvurucuların ceza yargılamasında kendilerine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığını, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Halit İnciroğlu, §§ 157-162; Resul Darama (2), §§ 139-144). Somut başvuruda da anılan kararlarda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
31. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 5/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, İBRAHİM KARATOSUN, B. No: 2022/98096, 05.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 334–340
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.