Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
DENİZ TANÇ (2022/96643)
- Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, bihakkın tahliye tarihinin yanlış hesaplanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı | İnfaz, koşullu salıverme | Kişi Bakımından Yetkisizlik | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
DENİZ TANÇ BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/96643) |
|
|
|
Karar Tarihi: 18/5/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Kenan YAŞAR Metin KIRATLI Şaban KAZDAL |
|
Raportör |
: |
Ömer Faruk NURSAÇAN |
|
Başvurucu |
: |
Deniz TANÇ |
|
Vekili |
: |
Av. Serin ÇİÇEK |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, bihakkın tahliye tarihinin yanlış hesaplanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak (1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi) isnadıyla 5/8/2004 tarihinde gözaltına alınmış; 9/8/2004 tarihinde tutuklanmış ve yargılama sonucunda müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Bu ceza 2/6/2011 tarihinde Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
3. 18/10/2011 tarihli müddetnamede başvurucunun bihakkın tahliye tarihi 36 yıl üzerinden 27/7/2040 olarak, koşullu salıverilme tarihi 30 yıl üzerinden 29/7/2034 olarak gösterilmiştir.
4. 20/6/2022 tarihli müddetnamede bihakkın tahliye tarihi 25/7/2049, koşullu salıverilme tarihi 29/7/2034 olarak gösterilmiştir. Müddetnamede koşullu salıverilme tarihi 13/7/1965 tarihli ve 647 sayılı mülga Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 19. maddesi uyarınca 30 yıl üzerinden, bihakkın tahliye tarihinin ise 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 107. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre ceza infaz kurumunda kaldığı sürenin yarısının koşullu salıverilme tarihine eklenerek belirlendiği belirtilmiştir.
5. Başvurucu 20/6/2022 tarihli müddetnamenin hatalı olduğunu belirterek müddetnameyi düzenleyen Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuştur. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun dilekçesini müddetnamede hata olmadığını belirterek Antalya İnfaz Hâkimliğine göndermiştir. Başvurucu; müddetnamede bihakkın tahliye süresinin yanlış yazıldığını, daha önceden düzenlenen müddetnamede bihakkın tahliye tarihinin 27/7/2040 olarak belirtildiğini, dolayısıyla 20/6/2022 tarihli müddetnamedeki tespitin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
6. Antalya 1. İnfaz Hâkimliği 28/7/2022 tarihinde müddetnamede bir hata olmadığını belirterek itirazı reddetmiştir.
7. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 10/10/2022 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Bu karar 13/10/2022 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
8. Başvurucu 3/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
9. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
10. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
11. Başvurucu; hatalı olarak bihakkın tahliye tarihinin 9 yıl uzatıldığını, itirazlarının dikkate alınmadığını, infaz kanununda yapılan değişikliklerin aleyhine uygulandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında iddialarını yinelemiştir.
13. Başvuru, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmiştir.
14. Anayasa Mahkemesi 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar" başlıklı 46. maddesine ilişkin değerlendirmesinde bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için iki temel ön koşul olduğunu, bu kapsamda ilkinin başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı başvurucunun güncel bir hakkının ihlal edilmesi ve bunun sonucunda kendisinin mağdur olduğunu ileri sürmesi, ikincisinin ise bu ihlalden dolayı kişisel olarak ve doğrudan etkilenmesi olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesi çerçevesinde bir hakkı doğrudan etkilenmeyen kişi mağdur statüsü kazanamaz (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Onur Doğanay [2. B.], B. No: 2013/1977, 9/1/2014, §§ 42, 43).
15. Diğer taraftan bireysel başvuruda mağdur kavramı, davada menfaat veya dava ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanır. Ayrıca mağdur kavramı, günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup bu kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde yorumlanmalı ve uygulanmalıdır (Onur Doğanay, § 44).
16. Öte yandan bir başvurunun kabul edilebilmesi için başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp ihlalden doğrudan etkilendiğini yani mağdur olduğunu göstermesi veya mağdur olduğu konusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi de mağdurluk statüsünün varlığı için yeterli değildir (Onur Doğanay, § 45; Ayşe Hülya Potur [2. B.], B. No: 2013/8479, 6/2/2014, § 24).
17. Güncellik kriteri gereğince mağdur olduğunu iddia eden kişinin temel hakkının ihlal edilmesi ya da ediliyor olması, bu ihlalin de giderilmemiş olması gerekir. Dolayısıyla önceden var olmuş veya hâlen var olan bir kamu gücü müdahalesi bulunmalıdır. Bu nedenle gelecekte gerçekleşecek bir ihlal ihtimaline binaen kural olarak bireysel başvuru yapılamayacaktır. Güncellik kuralının istisnası, yakın gelecekte gerçekleşmesi muhtemel bir ihlal ihtimali iddiası gözetilerek yapılan potansiyel mağduriyet başvurularıdır. Potansiyel olarak mağdur olduklarını iddia eden başvurucular ile yalnızca ulusal hukukları değiştirmeyi veya toplumun menfaatinin korunmasını amaçlayan başvurucular arasında dikkatli bir ayrım yapılmalıdır. Bu son bahsedilen türde olan ve içtihatta halk davası (actio popularis) olarak isimlendirilen başvurular, bireysel başvuru hakkı kapsamında kabul edilmemiştir (Tezcan Karakuş Candan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/5809, 10/12/2014, § 21; Mahmut Tanal [2. B.], B. No: 2014/11368, 23/7/2014, § 20). Potansiyel mağduriyet için ise bir düzenlemenin veya işlemin uygulanmasının güçlü bir olasılık olması, bu olasılığın yakın gelecekte ihlal yaratacak olması, bu ihlalin yakın gelecekte ciddi ve telafisi imkânsız bir zarara yol açması gerekir (Hikmet Kale (4) [2. B.], B. No: 2023/68522, 7/1/2026, § 17).
18. Somut olayda başvurucunun şikâyeti, koşullu salıverilme tarihiyle ilgili olmayıp bihakkın tahliye tarihiyle ilgilidir. Başvurucu, bihakkın tahliye tarihinin 2040 yılında olması gerekirken daha sonraki müddetnameyle 2049'a çekildiğini iddia etmiştir. Ancak başvurucunun iddia ettiği gibi bihakkın tahliye tarihinin 2040'ta olduğu varsayılsa bile bu tarihe daha on dört yıldan fazla bir süre bulunmaktadır. Başvurucunun bu süre içinde -29/7/2034 tarihinde- koşullu olarak salıverilme ihtimali ve müddetnamenin tekrar değiştirilebilme olasılığı gözönünde bulundurulduğunda bu durumun şu aşamada ciddi ve telafisi imkânsız bir zarara yol açacağı söylenemez. Başvurucunun 2040 yılını aşacak şekilde ceza infaz kurumunda kalacağı kesin nitelikte değildir. Dolayısıyla başvurunun incelendiği tarihte başvurucunun güncel bir hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez.
19. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mağdur sıfatı taşımadığı anlaşıldığından kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 18/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, DENİZ TANÇ, B. No: 2022/96643, 18.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 167–170
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.