Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
AYŞEGÜL TÜTÜNCÜ VE YÜKSEL METİN TÜTÜNCÜ (2022/95912)
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında temyiz itirazları reddedilen davalıların karar düzeltme yoluna başvurmamaları nedeniyle şeklî anlamda kesin hüküm oluşmasına rağmen bozma sonrası yapılan yargılamada kesin hükme saygı ilkesine aykırı olarak karar verilmesi suretiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-hukuk) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
AYŞEGÜL TÜTÜNCÜ VE YÜKSEL METİN TÜTÜNCÜ BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/95912) |
|
|
|
Karar Tarihi: 20/5/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Volkan SEVTEKİN |
|
Başvurucular |
: |
1. Ayşegül TÜTÜNCÜ 2. Yüksel Metin TÜTÜNCÜ |
|
Vekili |
: |
Av. Ahmet AK |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında temyiz itirazları reddedilen davalıların karar düzeltme yoluna başvurmamaları nedeniyle şeklî anlamda kesin hüküm oluşmasına rağmen bozma sonrası yapılan yargılamada kesin hükme saygı ilkesine aykırı olarak karar verilmesi suretiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucuların 1991 doğumlu oğlu T.T., 27/2/2009 tarihinde K.A.nın sevk ve idaresindeki aracın çarpması neticesinde ağır yaralanmıştır.
3. Başvurucular ve T.T; sigorta şirketi, araç işleteni H.A. ve araç sürücüsü K.A. aleyhine 7/4/2011 tarihinde Giresun 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) maddi ve manevi tazminat davası açmış; dava dilekçesinde araç sürücüsünün kazaya tam kusurlu şekilde sebebiyet verdiği belirtilerek, T.T. için 10.000 TL maddi ve 40.000 TL manevi, başvurucular için ayrı ayrı 5.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talebinde bulunmuştur.
4. Mahkeme 20/6/2014 tarihli kararıyla davanın kısmen kabul kısmen reddine karar vermiştir. Anılan kararda, bilirkişi raporu ve ıslah dilekçesi dikkate alınarak maddi tazminat yönünden, 414.670 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar K.A. ve H.A.dan (davalı sigorta şirketi açısından dava tarihinden itibaren poliçe limiti ile sınırlı olarak) müştereken ve müteselsilen tahsili ile T.T.ye verilmesine, tedavi giderleri yönünden feragat nedeniyle talebin reddine hükmedilmiştir. Manevi tazminat yönünden ise davacı T.T. için 20.000 TL, başvurucular için ayrı ayrı 4.000 TL olmak üzere toplam 28.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar K.A. ve H.A.dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
5. Anılan karar, davalılar K.A. ve H.A. ile davalı sigorta şirketi tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (Daire) 7/3/2017 tarihli kararıyla davalılar K.A. ve H.A.nın tüm temyiz itirazlarını reddetmiş, davalı sigorta şirketinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmü bozmuştur. Kararın gerekçesi şöyledir:
“1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, özellikle oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen özür oranının hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre; davalılar [H.A.] ve [K.A.] vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, trafik kazası sonucu oluşan maluliyet nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davalı [A.] Sigorta AŞ vekili temyiz dilekçesinde, davacılara poliçe limitinin tamamı olan 150.000 TL ile faiz, vekalet ücreti ve yargılama gideri toplamı olarak 197.495,12 TL nin yargılama sırasında ödendiğini ve davacılar vekili tarafından müvekkili Şirketin kesin olarak ibra edildiğini bildirmiş, temyiz dilekçesi ekinde ödemeye ilişkin EFT talimatı ve ibraname örneklerini sunmuştur.
Bu durumda mahkemece davalı [A.] Sigorta AŞ nin ödeme iddiası araştırılıp bu konudaki belgeler ve ibraname dosyaya kazandırılıp ödeme hususu değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.”
6. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, T.T.nin 19/9/2016 tarihinde vefat ettiği ve sunulan veraset ilamına göre başvurucuların T.T.nin yasal mirasçıları olduğu tespit edilerek, davaya devam olunmuş ve yargılama sırasında T.T.nin vefatı ile sigorta şirketinin ödemeye ilişkin itirazı gözönünde bulundurularak maddi zararın yeniden hesaplanması için bilirkişiden ek rapor düzenlemesi istenmiştir.
7. 23/3/2018 tarihli ek bilirkişi raporunda, davalıların sorumluluklarının gerçek zararla sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Maddi zararın (maluliyet zararının) kök raporda bakiye ömür süresi farazi olarak tespit edilerek hesaplama yapıldığı ancak T.T.nin 19/9/2016 tarihinde vefat etmesi sonucu, bakiye ömür süresinin farazi durumdan gerçek duruma dönüştüğü ve zararın 19/9/2016 vefat tarihi ile sınırlı hâle geldiği belirtilmiştir. Bu duruma göre talep edilebilecek gerçek maddi zarar miktarı 52.087,84 TL olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak raporda, sigorta şirketi tarafından 150.000 TL ödeme yapıldığı da dikkate alınarak gerçekleşen maddi zararın karşılandığı açıklanmıştır.
8. Mahkeme 19/4/2018 tarihli kararıyla maddi tazminat talebinin konusuz kalması nedeniyle esasa ilişkin karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile yargılama sırasında vefat eden T.T. için 20.000 TL, başvurucular için ayrı ayrı 4.000 TL olmak üzere toplam 28.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılar K.A. ve H.A.dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile başvuruculara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…
Taraflar arasındaki çekişme dosyanın Yargıtay'da bulunduğu aşamada vefat eden davacı [T.T.]'un vefat tarihi esas alınarak yapılacak maddi zarardan mı yoksa dosya kapsamındaki muhtemel yaşam süresi göz önünde bulundurularak yapılan hesaplama sonucu elde edilen maddi zarardan mı davalıların sorumlu tutulması gerektiği, davalılardan sürücü ve işleten gerçek kişilerin tüm temyiz itirazları reddedilip sadece sigorta şirketi yönünden kararın bozulmasının diğer davalılara etkisi ve Yargıtay bozma ilamının gerçek kişi davalılara yönünden kesin hüküm sonucunu doğurup doğurmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Davacı [T.T.] karardan sonra bozma ilamı öncesinde 19.09.2016 tarihinde vefat etiğine göre bu davacı yönünden maddi zararın ölüm tarihi itibariyle hesaplanması gerektiği, somut zararın belirlenebilir ve hesaplanabilir olduğu, muhtemel yaşam süresi değil gerçek yaşam süresi üzerinden hesaplama yapılması gerektiği anlaşılmakla 23.03.2018 tarihli rapor denetime elverişli bulunmakla hükme esas alınmıştır.
Davacı [T.T.]'un gerçek zararının 52.087,84 TL olduğu davacıya 04.12.2013 tarihinde 186.096,81 TL asıl alacak+faiz+yargılama gideri ile 11.170,34 TL vekalet ücreti ödemesi yapıldığı açık olmakla davacı yanın vefat ettiği tarih itibariyle hesaplanan zararının karşılandığı tartışmasızdır. Esasen davacı vekili davalı sigorta şirketi yönünden poliçe limiti kapsamında yapılan ödemeyi ve bu davalı yönünden davanın konusuz kaldığını kabul etmektedir. Daha açık bir ifade ile sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ve davacı yanın 19.09.2016 tarihinde vefat ettiği hususları göz önünde bulundurulduğunda davacı yanın maddi zararı karşılanmıştır.
Yargıtay bozma ilamında, Mahkememizin kararının davalı [H.A.] ve [K.A.] yönünden onandığı belirtilmeksizin bu davalılar yönünden temyiz itirazlarının reddine, maddi tazminat yönünden müşterek ve müteselsil sorumlu sigorta şirketi yönünden ise kararın bozulmasına karar verildiği, Mahkememizin maddi tazminata ilişkin kararının kesinleşmediği, davalılar tarafından temyiz edilen kararın davalılar aleyhine kazanılmış hak/usuli kazanılmış hakka sebep olmayacağı anlaşılmıştır. Müşterek ve müteselsil borçlulardan her biri borcun tamamından sorumlu olmakla borçlulardan birisi tarafından yapılacak ödeme diğer borçluları da borçtan kurtaracağı, dava konusu olayda davalı sigorta şirketinin yaptığı ödemenin diğer davalı [H.A.] ve [K.A.]'ın borcundan da düşülmesi gerektiği, aksi halde rücu imkanını ortadan kalkacağı ve davacı lehine sebepsiz zenginleşmeye neden olacağı hususları göz önünde bulundurularak davacı sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin borcu karşıladığı bu nedenle diğer davalıların borcu da yargılama sırasında ödemeyle son bulduğu, davanın bu nedenle konusuz kaldığı, … aşağıda belirtildiği şekilde karar vermek gerekmiştir.”
9. Bu defa anılan karar, başvurucular tarafından temyiz edilmiştir. Daire 21/10/2020 tarihinde hükmü bozmuştur. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“… Bozmaya uyan mahkeme tarafından; yargılamanın devamı sırasında (19.09.2016 tarihinde) davacı [T.T.]'un vefat ettiği de gözetilerek, davaya konu kaza ile ölüm tarihi arasındaki dönem için maddi tazminatın hesaplanması konusunda alınan 23.03.2018 tarihli aktüer raporunda belirlenen tazminatın (52.087,84 TL.), davalı sigorta şirketince ödenen bedelin altında kaldığı, yargılama sırasında yapılan ödeme nedeniyle maddi tazminat alacağının konusuz kaldığı kabul edilip, tüm davalılar bakımından konusuz kalan talebin esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.
Ancak; mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen ilk kararın davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, davalı [K.A.] ve [H.A.] vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verildiği (bu davalılar yönünden kararın onandığı); mahkeme ilk kararının sadece davalı sigorta şirketi yararına bozulduğu; davalı [K.A.] ve [H.A.] vekiline Dairemiz ilamı 23.05.2017 tarihinde tebliğ edildiği halde, adı geçen davalılar vekili tarafından karar düzeltme yoluna da başvurulmadığı ve bu davalılar için mahkeme ilk kararının 07.06.2017 tarihi itibariyle kesinleştiği görülmektedir.
Bu durum karşısında; davalı [K.A.] ve [H.A.] lehine bozma bulunmadığı ve bu davalılar için mahkeme ilk kararının 07.06.2017 tarihinde kesinleşip şekli anlamda kesin hüküm oluştuğu; ilk hüküm lehine bozulmayan davalıların, diğer davalı (sigorta şirketi) lehine yapılan bozmadan yararlanamayacağı hususları göz önünde bulundurularak, her bir davalının hukuki durumunun ayrı ayrı takdir ve tayini gerekirken, yazılı biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.”
10. Davalılar K.A. ve H.A. vekili, anılan karara karşı karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24/3/2022 tarihli kararıyla karar düzeltme istemi kabul edilerek bozma kararının ortadan kaldırılmasına ve başvurucuların tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“…
1-Dosyanın yeniden tetkikinde; davacı (müteveffa) [T.T.]'nün yargılama sırasında 19/09/2016 tarihinde vefat ettiği, Dairemizin ilk bozma karar tarihi olan 07/03/2017 tarihi itibarı ile vefat olayından haberi olmayan davalılar [H.A.] ve [K.A.]'ın bozma öncesi ilk karara karşı karar düzeltme yoluna başvurmamış olmalarının bu davalılar yönünden şekli anlamda kesin hüküm oluştuğunun kabulü şeklinde yorumlanamayacağı, kaldı ki yargılama sırasında vefat eden [T.T.]'nün davada aktif husumet ehliyetinin de kalmadığı, dosya kapsamındaki veraset ilamına göre yasal mirasçısının anne ve babası olduğu hususları anlaşılmış olmakla; davalılar [K.A.] ve [H.A.] vekilinin karar düzeltme isteminde haklı olduğu görülmüş, Dairemizin 21/10/2020 gün 2018/3729 2021/6001 E-K sayılı bozma ilamının ortadan kaldırılmasına karar verilerek davacılar vekilinin temyiz isteminin incelenmesine geçilmiştir.
2-Dosyadaki yazılara, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozma ilamının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyecek olmasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.”
11. Başvurucular, nihai hükmü 26/9/2022 tarihinde öğrendikten sonra süresi içinde 24/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
12. Başvurucular; ilk bozma kararında davalılar K.A. ve H.A.nın tüm temyiz itirazlarının reddedildiğini ve sadece davalı sigorta şirketinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verildiğini, bozma kararı sonrasında davalılar K.A. ve H.A.nın karar düzeltme isteminde bulunmayarak bu davalılar yönünden kararın kesinleştiğini ve şeklî anlamda kesin hüküm oluştuğunu iddia etmiştir. Bu nedenle bozma kararı sonrası yapılan yargılama sonunda maddi tazminat talepleri yönünden kesin hükme saygı ilkesine aykırı olarak karar verilmesi suretiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
13. Başvurucuların anılan iddiasının adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmesi uygun görülmüştür.
14. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Kesin hüküm" başlıklı 303. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
(2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder.
..."
15. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 20/12/2017 tarihli kararında da ifade edildiği üzere, kesin hüküm şeklî anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere ikiye ayrılır. Bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şeklî anlamda kesinleşmesi gerektiği ve şeklî anlamda kesin hükmün sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına geldiği vurgulanmıştır. Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler. Yasa yolu açık olan bir karar, yasa yoluna başvurma süresi geçmekle de kesinleşir. Öte yandan, temyiz kanun yolu açık olan bir karar temyiz edilip sonuçta onanmış ve karar düzeltme süresi geçirilmişse ya da karar düzeltme yoluna gidilip de bu istem reddedilmişse veyahut yasa yoluna başvurmaktan feragat edilmişse verilen hükmün şeklî anlamda kesinleşeceği belirtilmiştir (HGK’nın 20/12/2017 tarihli ve E.2017/14-2268, K.2017/2020 sayılı kararı).
16. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
17. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açıkça keyfî ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).
18. Adil yargılanma hakkı, hukuk kuralının davanın başvurucu lehine sonuçlanmasını temin eden yorumunun esas alınmasını güvence altına almamaktadır. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanması mahkemelerin takdirindedir. Bununla birlikte mahkemelerin hukuk kurallarını yorumlarken Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen ve Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesini gözönünde bulundurmaları gerekir. Esasen hukuk devleti ilkesi Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanmasında dikkate alınması zorunlu olan bir ilkedir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğinin yorumlanmasında da hukuk devletinin gerekleri gözetilmelidir (M.B., § 84).
19. Başvurucuların medeni haklarıyla ilgili uyuşmazlıklarda uygulanan hukuk kurallarının açıkça keyfî veya hakkın tesliminden kaçınacak (adaleti hiçe sayacak) biçimde yorumlanması usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getireceğinden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden söz edilebilir. Zira bu hâlde, mahkemenin yorumunun başvurucu tarafından öngörülmesi mümkün olmayıp hukuk kurallarının öngörülemez biçimde yorumlanması hukuk devleti ilkesini örseler. Özellikle hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı hükümlerin geniş yoruma tabi tutulması keyfîliğe ve bireylerin kendilerini hukuk karşısında güvensiz hissetmelerine yol açar (M.B., § 86).
20. Kesin hükme saygı (res judicata) ilkesi, yürürlükteki kurallara göre çözümlenen bir konunun o konunun ilgilileri arasında kanunun öngördüğü iade-i muhakeme gibi ayrık durum dışında yeniden incelenmesine engeldir. Değişik kanunlarda yer alan bu hukuksal kurum, yargı alanında kararlılık sağlamak amacına bağlanmaktadır. Biçimsel ve nesnel anlamda tanımları yapılan bu kurumun ögeleri; yargı kararlarına tanınan bir nitelik olması, bu niteliğin yasalarla tanınması ve yargı kararına uyulması zorunluluğudur (AYM, E.1988/36, K.1989/24, 2/6/1989; Mustafa Altın [GK], B. No: 2018/10018, 27/10/2021, § 57).
21. Somut olayın koşullarında yargılamanın bütünü kapsamında delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasının öngörülemez olup olmadığı ve usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediği hususlarının irdelenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
22. Söz konusu uyuşmazlıkta Mahkeme, davacı T.T. yönünden maddi tazminat isteminin vefat tarihi itibarıyla hesaplanması gerektiğini belirtmiştir. Buna gerekçe olarak; ilk kararda muhtemel yaşam süresi üzerinden hesaplama yapılarak maddi tazminata hükmedilmişse de dosya temyiz aşamasındayken maddi tazminat isteminde bulunan davacı T.T.nin vefatı nedeniyle gerçek yaşam süresi üzerinden hesaplama yapılması gerektiği, Dairece davalı H.A. ve K.A.nın temyiz itirazlarının reddine karar verildiği ancak kararın onandığının belirtilmediği vurgulanmıştır. Diğer yandan maddi tazminat yönünden müşterek ve müteselsil sorumlu diğer davalı sigorta şirketi yönünden kararın bozulduğu, sonuç olarak maddi tazminata ilişkin kararın kesinleşmediği ifade edilmiştir (bkz. § 8).
23. Anılan kararın başvurucular tarafından temyizi üzerine Dairece yapılan incelemede; ilk kararı temyiz eden davalılar K.A. ve H.A.nın tüm temyiz itirazlarının reddedildiği, Mahkemenin ilk kararının sadece davalı sigorta şirketi yararına bozulduğu, adı geçen davalılarca karar düzeltme yoluna da başvurulmadığı ve bu davalılar için mahkemenin ilk kararının 7/6/2017 tarihi itibarıyla kesinleşip şeklî anlamda kesin hüküm oluştuğu değerlendirilmiştir (bkz. § 9).
24. Bu defa anılan karara karşı karar düzeltme talebi üzerine Dairece yeniden yapılan incelemede; yargılama sırasında 19/9/2016 tarihinde vefat eden davacı (müteveffa) T.T.nin davada aktif husumet ehliyetinin kalmadığı gibi ilk bozma karar tarihi olan 7/3/2017 tarihi itibarı ile vefat olayından haberi olmayan davalılar K.A. ve H.A.nın bozma öncesi ilk karara karşı karar düzeltme yoluna başvurmamış olmalarının şeklî anlamda kesin hüküm oluştuğunun kabulü şeklinde yorumlanamayacağı değerlendirilmiştir (bkz. § 10).
25. Daire, temyiz incelemesinde şeklî anlamda kesin hüküm kavramını uygularken değerlendirmesini ilk kararı temyiz eden davalılar K.A. ve H.A.nın tüm temyiz itirazlarının reddedildiği ve adı geçen davalılarca karar düzeltme yoluna da başvurulmadığı olgusuna dayandırmıştır. Dairenin karar düzeltme incelemesinde ise temyiz aşamasında vefat eden davacı T.T.nin vefat olayından haberi olmayan davalılar K.A. ve H.A.nın bozma öncesi ilk karara karşı karar düzeltme yoluna başvurmamış olmalarının bu davalılar yönünden şeklî anlamda kesin hüküm oluştuğunun kabulü şeklinde yorumlanamayacağı ifade edilmiştir.
26. Bir başka ifade ile ilk kararda muhtemel yaşam süresi üzerinden hesaplama yapılarak maddi tazminata hükmedildiği ancak davalıların, davacı T.T.nin temyiz aşamasında vefatından haberdar olmadıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle maddi tazminatın gerçek yaşam süresi üzerinden hesaplanması gerektiği hususunda açıkça bir temyiz sebebi ileri sürülmüş ve fakat Dairece temyiz itirazının reddedildiği -bozma kararının kapsamı dışında kalmış ve kesinleşmiş sayılan- bir durumun söz konusu olmadığı ve bu kapsamda Dairece, davalıların karar düzeltme yoluna başvurmamış olmasının da şeklî anlamda kesin hüküm oluşturmadığı değerlendirilmiştir.
27. Bu itibarla mahkeme kararı ile Dairenin nihai kararının gerekçeleri dikkate alındığında delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasının -somut davanın subjektif koşullarında karar düzeltme yoluna başvurulmamasının şekli anlamda kesin hüküm oluşturmayacağı yorumunun- öngörülemez olmadığı, usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiğinin söylenemeyeceği görülmektedir. Başvurucular tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelerce delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
28. Açıklanan gerekçeyle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, AYŞEGÜL TÜTÜNCÜ VE YÜKSEL METİN TÜTÜNCÜ, B. No: 2022/95912, 20.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 456–462
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.