İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

E.O. (2022/94542)

  • Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, ceza davasında bağlantılı suçlardan birine ilişkin temyiz incelemesi devam ederken diğer suçtan kurulan hükmün istinaf aşamasında kesinleşmesi ve kesinleşen hüküm yönünden infaz aşamasına geçilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)Makul sürede yargılanma hakkı (ceza)Başvuru Yollarının Tüketilmemesi—
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.)İhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

E.O. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/94542)

 

Karar Tarihi: 8/4/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Selahaddin MENTEŞ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Yunus Emre BAĞLAR

Başvurucu

:

E.O.

Vekilleri

:

Av. Fatma ALBAYRAK ŞAHİNKAYA

Av. Cumaali DİNÇER

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, ceza davasında bağlantılı suçlardan birine ilişkin temyiz incelemesi devam ederken diğer suçtan kurulan hükmün istinaf aşamasında kesinleşmesi ve kesinleşen hüküm yönünden infaz aşamasına geçilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

 2.   İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma ve resmî belgede sahtecilik suçlarından soruşturma başlatmıştır.

3. Başvurucu; soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği ifadesinde telefon hattını ikametgâhında arama yapılması sonrası eşi ve kendisi hakkında yakalama kararı bulunduğu düşüncesiyle eşinin temin etmesi üzerine kullanmaya başladığını, ele geçirilen nüfus cüzdanını eşinin dışarıdan temin ederek kendisine getirdiğini beyan etmiştir.

4. Başsavcılık tarafından başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve resmî belgede sahtecilik suçlarından cezalandırılması talebiyle 5/4/2019 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede başvurucunun FETÖ/PDY mensuplarının örgüt hiyerarşisini ve örgüte bağlılığını gösteren ByLock isimli gizli yazışma programını kullandığı, örgüt hiyerarşisinde sohbet ablalığı faaliyetlerinde bulunduğu, örgüt liderinin talimatı sonrası dönemde Bank Asya isimli bankada yeni hesaplar açıp bakiye artırımı yoluna gittiği, FETÖ/PDY'yle bağlantılı dernek yönetim kurulu kurucu asıl üyeliği ve yedek üyeliği görevinde bulunduğu, örgütle iltisaklı bulunan eğitim kurumunda Sosyal Güvenlik Kurumu kaydının olduğu, eşiyle birlikte sahte nüfus cüzdanları bulundurmaktayken yakalandığı gözönüne alınarak üzerine atılı suçları işlediği iddia edilmiştir.

5. İddianamenin kabulüyle açılan dava İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 22/4/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemlerini yapmıştır. Yargılama toplamda dokuz celse sürmüştür.

6. Birinci celse savunmasında başvurucu; söz konusu sahte kimliği eşinin getirip kendisine verdiğini, eşinden bu yönde bir talebinin olmadığını, bu kimliği hiçbir yerde kullanmadığını ileri sürmüştür.

7. Sekizinci celsede Mahkemece, dosya içinde emanetten getirilen sahte kimlik belgesi incelenmiştir. Belgenin üzerinde mühür ve imzaların bulunduğu, Ü.O. isminin yazdığı, görüntü itibarıyla aldatma kabiliyetini haiz olduğu belirtilmiştir. Başvurucu müdafi kimlik belgesinin aldatma kabiliyetini haiz olmadığını, puntolarının farklı olduğunu, tutanakta da yazıldığı üzere kimliği başvurucunun kullanmadığını ileri sürmüştür.

8. Dokuzuncu celsede başvurucu; esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasında hakkında arama kararı olduğunu öğrendiğini, çok korktuğunu ve ceza infaz kurumuna girme psikolojisinin kendisini olumsuz etkilediğini, bu sebeple eşinin ayarladığı bir kimliği üzerinde taşıdığını, bu kimliği kendisini rahat hissetmek amacıyla taşıdığını ve herhangi bir yere ibraz etmediğini iddia etmiştir.

9. Dokuzuncu celsede Mahkeme, başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, resmî belgede sahtecilik suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin resmî belgede sahtecilik suçu yönünden ilgili kısmı şöyledir:

"…sanığın hakkında çıkarılan yakalama kararına istinaden 31/03/2019 tarihinde […] AVM içerisinde yakalandığı, bu esnada yanında bulunan çocuğu tarafından, üzerinde kendisinin fotoğrafının yer aldığı ancak [Ü.O.] adına düzenlenmiş […] seri numaralı nüfus cüzdanının kolluk görevlilerine teslim edildiği, söz konusu belge üzerinde İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce yapılan incelemeler neticesinde düzenlenen 21/05/2019 tarih ve IST-BLG-19-03564 uzmanlık numaralı Uzmanlık Raporuna göre, bahse konu nüfus cüzdanının tamamen sahte olarak hazırlanıp düzenlenmiş olduğunun tespit edildiği, sanıktan ele geçen sahte kimlik belgesinin mahkememizce duruşmada incelendiği, aldatma kabiliyetini haiz bulunduğu anlaşılmakla suça konu nüfus cüzdanının, hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturmaya istinaden aranırken yakalandığı esnada ele geçirilmiş olması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı Resmi Belgede Sahtecilik suçunu örgüt faaliyeti çerçevesinde işlediği sabit ve oluş bu şekilde mahkememizce kabul edilmiştir.

   Sanığın eylemine uyan resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı TCK'nın 204/1 maddesi uyarınca suçun işleniş şekli, sanığın kastının yoğunluğu ve oluşan yakın tehlikenin ağırlığı nazara alınarak takdiren alt sınırdan cezalandırılmasına karar verilmiş, sanığın suçu örgüt faaliyetleri kapsamında işlediği dosya kapsamından anlaşılmakla cezası [12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı] TMK'nın 4/1-a ve 5/1 maddesi uyarınca arttırılmış, sanığın duruşmalardaki tavır ve davranışları ile verilen cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri nazara alınarak sanık hakkında TCK 62. maddesi gereğince takdiri indirim uygulanmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur…"

10. Başvurucu vekili, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde resmî belgede sahtecilik suçu yönünden başvurucunun suçun işlenmesine katılmadığını, suçun unsurlarının oluşmadığını, suçu örgüt faaliyetleri kapsamında işlediği hususunda Mahkeme kararında yeterli gerekçenin bulunmadığını ileri sürmüştür.

11. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi 22/9/2022 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine temyiz kanun yolu açık olmak üzere, resmî belgede sahtecilik suçu yönünden ise istinaf kanun yolu başvurusunun düzeltilerek esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

12. Yargıtay 3. Ceza Dairesi 3/12/2025 tarihinde başvurucu hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararının bozulmasına karar vermiştir. Resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararı ise istinaf incelemesi neticesinde 22/9/2022 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkeme 12/10/2022 tarihinde resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararının infazı için Başsavcılığa yazı yazmıştır.

13. Bu başvuru, istinaf kanun yolu incelemesi neticesinde kesinleşen resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararı yönünden incelenmiştir.

14. Başvurucu, resmî belgede sahtecilik suçu yönünden nihai kararı 2/10/2022 tarihinde öğrendikten sonra 27/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

16. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

17. Başvurucu; örgüt üyeliğinden verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden resmî belgede sahtecilik suçundan verilen cezada örgüt faaliyeti kapsamında işlendiğinden bahisle artırım yapılamayacağını, bu şekilde bir sonuca varılabilmesi için örgüt üyeliğinden verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi gerektiğini, örgüt üyeliğinden verilen mahkûmiyet kararının temyiz incelemesinde bozulması ve beraat etmesi durumunda yapılan artırımın dayanaksız kalacağını, henüz kesin bir mahkeme kararıyla sabit olmayan bir hususun önceki verilen bir karara dayanak yapılmasının masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

18. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.

20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

21. Hukuk devleti ilkesi, yargı organlarının aynı maddi veya hukuki olgularla ilgili çelişkili kararlar vermekten mümkün olduğunca kaçınmasını gerekli kılar. Aynı maddi veya hukuki vakıalarla ilgili farklı kararlar verilmesi hukuk devleti ilkesini zedeleyebileceği gibi kişilerin hukuka olan inancını da zayıflatabilir. Bu nedenle bir maddi veya hukuki vakıa ile ilgili olarak yargısal nitelikte bir kimse lehine karar verildiği ancak yargı merciinin aynı olgu hakkında bu karardan farklı bir sonuca ulaştığı durumlarda bunun gerekçesinin belirtilmesi gerekir. Yargı merciinin bu gibi durumlarda gerekçe gösterme yükümlülüğü kişilerin hukuka olan güvenlerinin sarsılmaması için hayati öneme sahiptir (gerekçeli karar hakkı bağlamında benzer değerlendirmeler için bkz. Mehmet Okyar [2. B.], B. No: 2017/38342, 13/2/2020, § 29; Mehmet Köz [2. B.], B. No: 2018/23430, 27/1/2021, § 27; Kemal Karanfil (4) [2. B.], B. No: 2021/54151, 5/6/2024, § 13).

22. Hukuk devletinin gereklerinden birini hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010; E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013). Ayrıca aynı maddi vakıa veya hukuki sorun yönünden birbirinden farklı kararların varlığı hukuk kurallarının temel bir özelliği olan bireyin davranışını yönlendirebilme gücünü zayıflatacak bir boyuta ulaşmışsa kamu düzeninin bozulduğundan söz edilebilir (içtihat farklılıklarının değerlendirildiği benzer yönde kararlar için bkz. Mehmet Arif Madenci [2. B.], B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 84; Ford Motor Company [2. B.], B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 59). Böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir (Yargıtay daireleri arasındaki içtihat farklılıkları yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 64).

23. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği yargı mercilerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda yargı mercilerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya yargı mercilerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Mehmet Arif Madenci, § 81).

24. Hukuk kurallarının yorumlanmasında yetki ve görevleri açısından farklı durumlarda bulunan mahkemeler arasında farklılıkların ortaya çıkması doğaldır. Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerin tamamının bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkün olmayabilir. Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındaki uyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır (içtihat farklılıkları şikâyetlerinin incelendiği kararlardaki benzer değerlendirmeler için bkz. Özlem Terzioğlu [2. B.], B. No: 2014/19341, 21/11/2017, § 42; İslam Şahin [2. B.], B. No: 2014/7280, 21/1/2016, § 54; Uğur Çelik [1. B.], B. No: 2015/20244, 15/6/2016, § 53).

25. Öte yandan bir uyuşmazlığın çözümünde etkili olan maddi vakıalar, uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarından farklı olarak sadece somut bir olayı ilgilendirdiğinden ancak somut olayın koşulları çerçevesinde yorumlanabilir ve anlamlandırılabilir. Somut olayın tek bir uyuşmazlığa konu edildiği durumlarda maddi vakıalara ilişkin olarak mahkemeler arasında görüş ayrılığı oluşması mümkün değildir. Buna mukabil aynı olay çerçevesinde birden fazla uyuşmazlığın birden fazla mahkemede görüldüğü hâllerde farklı mahkemelerin aynı olay kapsamındaki bir maddi vakıayı farklı değerlendirmesi ve yorumlaması mümkündür. Maddi vakıanın farklı yorumlanmasına bağlı olarak aynı olaya ilişkin uyuşmazlıklarda farklı sonuçlara ulaşılması ve birbiriyle çelişen kararlar verilmesi olasıdır. Bu durumda da aynı maddi vakıanın farklı değerlendirilmesine bağlı olarak adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi söz konusu olabilir (Özlem Terzioğlu, § 45). Nitekim Anayasa Mahkemesi, farklı tarihlerde verdiği kararlarında benzer iddiaları hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelemiştir (çok sayıda karar arasından bkz. Özlem Terzioğlu, §§ 37-54; Türkan Bal, §§ 42-73; Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018, §§ 44-56; Serpil Bodur [1. B.], B. No: 2019/10793, 19/1/2023, § 20).

26. Terör örgütüne üye olma suçu faillerinin örgüt faaliyeti kapsamında başka suçlar da işlemesi ve bunlar nedeniyle cezalandırılması mümkündür. Bununla birlikte terör örgütüne üye olma suçu ile bu suçla bağlantılı diğer bir suçtan verilen mahkûmiyet gerekçelerinde yer alan maddi veya hukuki olguların birbirine bağlı olduğu durumlarda bir suçtan verilen hükmün kesin nitelikte olması, diğerinin ise temyize tabi olması aynı maddi vakıa ya da hukuk kuralı (haksız tahrik, hata, hukuka uygunluk, şahsi cezasızlık nedenleri vb.) konusunda farklı mercilerce farklı değerlendirmeler yapılmasına neden olabilecektir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Fatma İyitütüncü [GK], B. No: 2020/39936, 27/1/2026, § 53).

27. Bu gibi durumlarda terör örgütüne üye olma suçunun işlendiği hususu henüz kesin olarak ortaya konulmadığı hâlde bu suçla bağlantılı şekilde diğer bir suçun işlendiği kesin olarak kabul edilmekte ve infaz aşamasına geçilmektedir. Dahası kesinleşen bu suçtan verilen mahkûmiyetin gerekçesinde terör örgütü üyeliğine atıf yapılmasına ve terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin kanun yolu incelemesinin tamamlanmamasına rağmen bağlantılı suçtan verilen ceza tümüyle infaz edilebilmektedir. Benzer sorun terör örgütü faaliyeti kapsamında işlenmesi nedeniyle terör örgütüne üye olma dışındaki diğer suçlarda ceza artırımı yapılması ya da daha ağır infaz rejimi uygulanması durumlarında da ortaya çıkmaktadır (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Fatma İyitütüncü, § 54).

28. Aynı maddi veya hukuki vakıalarla ilgili olarak farklı kararlar verilmesi ve bu kararlardan birinin kesinleşerek infaz edilmeye başlanması hukuk devleti ilkesini zedeleyecek, kişilerin hukuka olan inancını da zayıflatacaktır. Hukuk sisteminde farklı kararlar verilmesi sonucunu doğuran ve yargılama süreci ve usulüne ilişkin olan bu durum, yargılamanın hakkaniyetinin zedelenmesi sonucunu doğurabilecektir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Fatma İyitütüncü, § 61).

29. Başvurucunun üzerinde kendi fotoğrafının yer aldığı kimlik belgesinin sahte olduğunun tespit edilmesi nedeniyle resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği kabul edilerek cezası artırılmıştır. Gerekçeli kararda, başvurucu hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan yürütülen soruşturmaya istinaden aranırken yakalandığı esnada sahte olan kimlik belgesinin ele geçirilmesi nedeniyle suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiği değerlendirilmesi yapılmıştır (bkz. § 9). Ayrıca Mahkeme 12/10/2022 tarihinde resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararının infazı için Başsavcılığa yazı yazmıştır. Başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararının ise temyiz incelemesi neticesinde bozulmasına karar verilmiştir (bkz. § 12). Bu şekilde anılan ilkeler uyarınca terör örgütüne üye olma suçunun işlendiği hususu henüz kesin olarak ortaya konulmadığı hâlde bu suçla bağlantılı şekilde resmî belgede sahtecilik suçunda örgüt faaliyeti nedeniyle artırım yapılması ve bu suç yönünden infaz aşamasına geçilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedelediği kabul edilmelidir.

30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

31. Başvuruda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı dışındaki adil yargılanma hakkına yönelik diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

33. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve 2.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

34. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

35. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

36. Uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından başvurucunun maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

C. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,    

F. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesine (E.2021/1457, K.2022/1026) iletilmek üzere İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/204, K.2021/386) GÖNDERİLMESİNE,

G. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

H. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

I. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, E.O., B. No: 2022/94542, 08.04.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 656–662

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.