Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
HALİT BAYKARA (2) (2022/94380)
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; askerî birimlerce açılan keyfî ateş sonucu uğranıldığı iddia edilen zararın tazmin edilmesi talebiyle açılan tam yargı davasında hakkaniyete aykırı karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yapılan kanun yolu başvurusunun gerekçe içermeyen kararla reddedilmesi nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-idare) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Gerekçeli karar hakkı (idare) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
HALİT BAYKARA BAŞVURUSU (2) |
|
(Başvuru Numarası: 2022/94380) |
|
|
|
Karar Tarihi: 13/1/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Mehmet Yavuz YAŞAR |
|
Başvurucu |
: |
Halit BAYKARA |
|
Vekili |
: |
Av. Cemal DEMİR |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; askerî birimlerce açılan keyfî ateş sonucu uğranıldığı iddia edilen zararın tazmin edilmesi talebiyle açılan tam yargı davasında hakkaniyete aykırı karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yapılan kanun yolu başvurusunun gerekçe içermeyen kararla reddedilmesi nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
A. Bireysel Başvurudan Önceki Süreç
2. Başvurucu, Van'ın Çaldıran ilçesi Yücelen Köyü Yukarı Çilli mezrasında bulunan Çayır mevkiinde 10/9/2009 tarihinde tarlada çalışan babasının yanına yardıma gitmekteyken açılan silahlı ateş sonucu kolundan yaralanmıştır.
3. Başvurucu, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Hastanesine (Hastane) 11/9/2009 tarihinde saat 05.15'te giriş yapmış ve "Sol önkol ateşli silah yaralanması, sol önkol proksimalde 7*8 cm'lik açık yarası mevcut" tanısı konulmuştur.
4. Başvurucu, Hastanede verdiği ifadesine ilişkin tutanakta işsiz olduğundan kaçak mazot işiyle uğraştığını, 10/9/2009 günü saat 22.00 sıralarında 10-15 kişiyle birlikte İran sınırında bulunan köyden mazot ve benzini alarak köylerine döndükleri esnada Onurtepe Karakolundan çevreye ateş edilmeye başlandığını, daha sonra üzerlerine ateş edildiğini belirtmiştir. Başvurucu ifadesinde ayrıca açılan ateş sonucu sol kolundan yaralandığını, diğer akrabası olan H.B.nin de kolundan vurularak yaralandığını, yanlarındaki diğer kişilerin olay yerinden kaçtığını ve şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir.
5. Yaşanan olayla ilgili olarak Çaldıran Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine 11/9/2009 tarihinde yapılan olay yeri incelemesinde; İran sınırına yakın mesafede toprak zemin üzerinde at ve katır türü yük taşıyıcı hayvanlara ait izlerin kolaylıkla fark edildiği, yapılan aramada silaha ait kovan bulunamadığı belirtilmiştir. Çaldıran Cumhuriyet Başsavcılığı 2/11/2009 tarihinde görevsizlik kararı ile evrakın Van Askerî Savcılığına (Askerî Savcılık) gönderilmesine karar vermiştir.
6. Askerî Savcılık tarafından yapılan soruşturma sonucunda 31/3/2011 tarihli kararla kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, mağdurlar ot biçerken saat 06.00 sıralarında askerlerin kendilerine ateş ettiklerini beyan etmiş ise de dosyada mevcut diğer ifadelerde böyle bir olay olmadığı, sadece gece yarısı sınırı geçen gruba müdahale edildiğine ilişkin beyanlar bulunduğu belirtilmiştir. Kararda ayrıca başvurucu ve H.B.nin 10/9/2009 tarihinde yaralanmaları olayında herhangi bir askerî şahsın kasti bir eyleminin bulunduğuna, görevlerini yerine getirirken veya görevlerini icrada ya da kendilerine verilen emir ve talimatları yerine getirmelerinde sınırı aşmaları şeklinde ihmali veya kasti bir davranışlarının veya bir başka kusurlarının söz konusu olduğuna yönelik herhangi bir bilgi, bulgu veya emarenin mevcut olmadığı vurgulanmıştır. Askerî Savcılık kararında, her iki şahsın yaralanmasına neden olan kurşunun hangi silahtan çıktığı, bu silahın askerî personel tarafından kullanılan bir silah olduğu yönünde bir bulgunun da mevcut olmadığı, olaydan hemen sonra yapılan olay yeri incelemesinde de boş kovana rastlanmadığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca Piyade Üsteğmen E.D.nin kasten yaralama veya görevi kötüye kullanma suçlarını işlemiş olabileceği düşünülerek şüpheli olarak ifadesinin alındığı ancak üzerine atılı suçları işlediğine yönelik delile rastlanmadığı vurgulanmıştır.
7. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığı kararına yaptığı itiraz üzerine Ağrı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askerî Mahkemesi 13/4/2012 tarihli kararıyla itirazın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucu ve H.B.nin 10/9/2009 tarihinde ateşli silahla yaralandığı sabit ise de her iki mağdurun yaralanmasına neden olan kurşunun hangi silahtan çıktığı ve bu silahın kim tarafından kullanıldığının tespit edilemediği belirtilmiştir. Ayrıca soruşturma konusu olayda ceza hukuku bağlamında hakkında ceza kovuşturması yürütülecek herhangi bir personele ait herhangi bir eylem bulunmadığı vurgulanarak itiraz konusu kararın hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir.
B. Bireysel Başvuruya Konu Süreç
8. Başvurucu; görevli askerî personelin silahından çıkan kurşun sebebiyle yaralandığı, devletin personeline verdiği silah kullanma yetkisinin görevliler tarafından şartlar oluşmadan kullanıldığı, personele gerekli eğitimin verilmediği ve kolundan yaralandığı iddiasıyla hizmet kusuru nedeniyle 10.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın tarafına ödenmesi talebiyle Millî Savunma Bakanlığına (İdare) karşı tazminat davası açmıştır.
9. Açılan davada uyuşmazlığı inceleyen Van 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 10/12/2014 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun ateşli silahla yaralandığının sabit olduğunu kabul etmiştir. Mahkeme buna karşın terhis olan askerlerin kaçakçıların silah ateşlediğine ilişkin ifadelerinin bulunduğunu belirtmiş; ayrıca başvurucunun askerî personelin silahından çıkan mermi ile yaralandığı hususunda herhangi bir delile ulaşılamadığının altını çizmiştir. Mahkeme buradan hareketle sınırda yaşanan kaçakçılık olayında başvurucunun yaralanması ile idari ajanın eylemi arasında illiyet bağının kurulamadığını ve eylemin idariliğinin somut delillerle ortaya konulamadığını vurgulamıştır. Mahkeme buna göre başvurucunun ateşli silahla yaralanma eylemi ile İdare arasında illiyet bağının bulunmaması sebebiyle talep edilen tazminata hükmedilmesine olanak olmadığını belirtmiştir.
10. Başvurucu, dava dilekçesinde ileri sürdüğü aynı iddialarla karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 19/10/2020 tarihli kararla başvurucunun temyiz isteminin reddine ve temyize konu kararın onanmasına karar düzeltme yolu açık olmak üzere hükmetmiştir.
11. Başvurucu, karara karşı karar düzeltme kanun yoluna başvurmuştur. Daire 30/5/2022 tarihli kararı ile kararın düzeltilmesi isteminin reddine kesin olarak karar vermiştir.
12. Başvurucu, nihai kararı 27/9/2022 tarihinde öğrendikten sonra 12/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
C. Bireysel Başvurudan Sonraki Süreç
13. Başvurucu 29/11/2019 tarihinde aynı yargılamaya ilişkin olarak makul sürede yargılanmadığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi (Halit Baykara [1. B.], B. No: 2019/39959, 20/4/2020) makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine, başvurucuya 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine ve fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
14. Başvurucu; görevli askerî personelin silahından çıkan kurşun sebebiyle yaralandığını, yaralanmasına neden olan kurşunun hangi silahtan çıktığının belirlenememesi sebebiyle illiyet bağının kurulamadığını oysaki Mahkemenin yorumunun aksine olayda illiyet bağının mevcut olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu, kolundan yaralanması olayında İdarenin hizmet kusurunun açık olduğunu, buna dair açtığı davanın haksız şekilde reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, İdarenin hizmet kusuru olduğu iddiasının yargı mercilerince incelendiği ve ateşli silahla yaralanma eylemi ile İdare arasında illiyet bağının tespit edilemediği belirtilmiştir. Yargı mercilerinin dava konusu maddi olay ve olgular ile iddiaları ve delilleri değerlendirdikleri, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu ve kullandıkları takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdikleri vurgulanmıştır. Bakanlık görüşünde son olarak başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü şartlarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
16. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.
17. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013).
18. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda yargılama mercilerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci, Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).
19. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin, mahkemelerin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).
20. Başvurucu, yaşadığı yaralanma olayı sebebiyle sağlığının bozulduğu iddiasıyla tazminat davası açmıştır. Söz konusu davada tartışılacak temel mesele, başvurucunun maddi ve manevi zarara uğrayıp uğramadığı ve -varsa- zararının devlet tarafından karşılanmasının koşullarının oluşup oluşmadığıdır. Buna göre başvurucunun iddia ettiği olgu ile meydana gelen yaralanma olayı arasında bir illiyet bağı olup olmadığı meselesi uyuşmazlığın doğrudan sonucunu ilgilendiren önemli bir husustur.
21. Öte yandan belirli bir olayda tazminat ödenmesi gereken şartların neler olduğunu değerlendirmek ve bu şartların sağlanıp sağlanmadığını tespit etmek hukuk kurallarını öncelikle yorumlama yetkisini haiz olan yargı mercilerinin takdirindedir. Anayasa Mahkemesinin görevi, yargı mercilerinin yorumlarının bariz takdir hatası içerecek nitelikte veya açıkça keyfî olup olmadığını incelemekten ibarettir.
22. Mahkeme, başvurucunun tazminat istemini kusur sorumluluğu yönünden incelemiş ve İdarenin hizmet kusuru olduğu iddiasının yargı mercilerince araştırılmasına karşın bunun ortaya konulamadığını da gerekçesinde belirterek bu sorumluluğa ilişkin illiyet bağının kurulmadığından hareketle davayı reddetmiştir. Mahkemenin bu değerlendirmesinin hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasına yönelik olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir unsur içermediği anlaşılmaktadır.
23. Bu itibarla başvuru konusu olayda başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların yargılama mercilerince delillerin değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu, mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.
24. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
25. Başvurucu, Daire kararlarının gerekçesiz olduğundan yakınmıştır.
26. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsamaktadır (daha geniş değerlendirme için bkz. Abdullah Topçu [1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75). Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemeler, makul bir gerekçe ile yanıt vermelidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
27. Öte yandan istinaf/temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus istinaf/temyiz merciinin bir şekilde istinafta/temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, ilk derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Yasemin Ekşi, § 57).
28. Somut olayda Mahkemenin kararında tarafların davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının tartışılmak suretiyle hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir. Daire de dosya içeriğinden, toplanan delillerden, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeden hareketle Mahkemenin ulaştığı kanaatin aksi yönünde bir neticeye varmamıştır.
29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 13/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, HALİT BAYKARA (2), B. No: 2022/94380, 13.01.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 01, sayfa 709–714
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.