İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

BEYHAN ÖZGÜ ÇAKIR (2022/81085)

  • İfade özgürlüğü
  • Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, sosyal medya paylaşımından dolayı iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
İfade özgürlüğüİş akdinin feshiİhlal Olmadığı—
Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıKHK-İHRAÇ (OHAL tedbiri, hakim-savcı dışındaki kamu personeli)İhlal Olmadığı—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

BEYHAN ÖZGÜ ÇAKIR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/81085)

 

Karar Tarihi: 18/5/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Kenan YAŞAR

Metin KIRATLI

Şaban KAZDAL

Raportör

:

Şeyda Nur ÜN

Başvurucu

:

Beyhan ÖZGÜ ÇAKIR

Vekili

:

Av. Hasibe Özlem ÇEPNİ

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, sosyal medya paylaşımından dolayı iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvuruya konu olayların meydana geldiği süreçteki olağanüstü hal (OHAL) şartlarına, OHAL ilanına ve uygulanan tedbirlere ilişkin genel bilgiler için bkz. C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 10-18; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 10-18.

3. Başvurucu 1982 doğumlu olup iş sözleşmesinin feshedildiği tarihe kadar Konya Ticaret Odası Karatay Vakıf Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesinde (Üniversite) araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır. Başvurucu aynı zamanda ilgili Üniversitede doktora çalışmalarını yürütmektedir.

4. 19/7/2016 tarihinde Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK), üniversitelere bir yazı göndererek "paralel devlet yapılanması ile bağlantılı veya söz konusu örgüte destek ya da yardımcı olma durumu olan üniversite çalışanlarının durumlarının ivedilikle değerlendirilerek ilgililer hakkında işlem yapılması" talebinde bulunmuştur. Bu kapsamda başvurucu 5/8/2016 tarihinde görevinden uzaklaştırılmış ve hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Yapılan soruşturma sonucu düzenlenen 31/8/2016 tarihli raporun ilgili kısmı şöyledir:

   "...Çakır'ın yazılı savunmada bulunması için yöneltilen otuz beş soruya verdiği cevaplardan çıkan savunma özeti şudur: 15 Temmuz 2016 hareketinin arkasında FETÖ/PDY örgütü olduğunu düşündüğünü, bu örgüte hiçbir sempati beslemediğini, üye olmadığını, hiçbir faaliyetine katılmadığını, onların lehine olabilecek hiçbir konuşma ve yazışma yapmadığını, meşru hükümet aleyhine de konuşma ve yazışma yapmadığını, bu örgütle uzaktan yakından ilgisinin olmadığını.... Yalnız 16 Temmuz 2016 tarihinde tam metnini hatırlayamadığı ve yaklaşık şu mealde olan 'halkın sokağa çıkarılmasının yanlış olduğuna dair bir paylaşımda bulunduğunu, bu paylaşımın hiçbir politik amacının olmadığını, hiç kimseyi hedef göstermeyi, yermeyi de amaçlamayan, ölen sivil vatandaşları görünce üzüntü ve endişeyle yazılan, ölüm ve kaybetme duygularının oluştuğu psikolojinin etkisiyle ortaya çıkan ve düşünülmeden söylenen ifadeler olduğunu anladığını, birkaç gün sonra aldığı tepkiler sonucu yazdıklarını iyice düşündüğünde, olup bitenlerin de bizzat gözleri önünde cereyan etmesi sebebiyle kendisinin de tasvip etmediği ifadeler olduğunu anlayıp paylaşımı sildiğini'...belirtmiştir.

...Çakır'ın buraya kadar ki savunmalarında eşinin FETÖ/PDY'ye maddi destek veren bir işverenin yanında çalışması dışında ifade ettiklerinde OHAL yasasında yer alan oluşum ve gruplara üyelik, onlara mensubiyet, iltisak ve istibat açısından suç teşkil edecek bir durum görülmemiştir. Eşinin bulunduğu şirketin sahipleri de Çakır'ı ise irtibat ve iltisak açısından doğrudan ilgilendirmemektedir....

...Yalnız Çakır'ın 16 Temmuz 2016 tarihinde tam metnini hatırlayamadığı bir sosyal medya paylaşımında bulunması ve .... şeklinde açıklamaları olsa da FETÖ'cü örgüt mensuplarının darbe gecesi TV'lerdeki halka seslenişinin, evlerine dönmeleri gerektiğini söylemelerini çağrıştırmaktadır.

...Çakır'ın sosyal medyada paylaştığı metnin içerik ve şekil açısından nasıl olduğu komisyonumuzca tam tespit edilememiş, sadece kendisinin beyanlarıyla hareket edilmiştir. Çakır'ın bu ifadelerin kendisinin belirtmiş olduğu amaç ve doğrultuda olmasına rağmen böyle bir olağanüstü bir dönemde çalıştığı kurumu, KTO Karatay Üniversitesini zor duruma düşürmektedir.

...Çakır'ın savunmasında yer alan bu açıklamalar, hakkında suç duyurusu olarak belirtilen iddialarla örtüşmediği ve OHAL yasasına aykırı suç teşkil edecek bir durumun olmadığı görülmüştür.

...Yukarıda açıklanan nedenlerle. Çakır'ın fiili OHAL kapsamından ve 667 sayılı KHK hükümlerine aykırı bir eylem oluşturmadığı kanaati hasıl olup öğretim elemanının kurumu açısından göstermesi gereken azami dikkat ve özene aykırı davranış kabul edilebilir. Bu eylemi sebebiyle Çakır'a ... hükmü gereğince kınama cezası verilmesinin uygunluğuna..."

5. Akabinde Üniversite Mütevelli Heyetinin 31/8/2016 tarihli kararıyla ve "ilgilinin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibat durumunun bulunduğuna dair kuvvetli şüphe bulunduğu" gerekçesiyle başvurucunun iş sözleşmesi feshedilmiştir.

6. Başvurucu, feshe dair işlemin iptali talebiyle dava açmıştır. Davanın görüldüğü Konya 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 25/10/2017 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

   "...31/07/2015 tarihli, davacı ile davalı idare arasında akdedilen, İş Sözleşmesinin 'Beyan yasağı' başlıklı 4. maddesinde 'Araştırma Görevlisi, hizmeti süresince Üniversite ile ona bağlı diğer iş yerlerinde ve kuruluşlarda edindiği bilgi ve belgeler hakkında Üniversiteye zarar verecek nitelikte resmi ve adli kuruluşların talep ettiği bilgiler hariç, hiçbir şekilde olumsuz bir beyanda bulunamaz. Aksi halde beyanın yaratacağı olumsuz etkiler sonucu oluşacak zararların tazminini kabul ve taahhüt eder. Araştırma Görevlisi basın yayın organları aracılığı ile ya da benzer vasıtalarla, Üniversiteyi, Üniversite Yönetimini ya da Vakıf Yönetimini kötüleyici beyanlarda bulunamaz. Yasa dışı örgütlere üye olamaz, yasa dışı faaliyet ve propaganda yapamaz..' şartına yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; KTO Karatay Üniversitesinde Araştırma görevlisi olarak çalışan davacı tarafından, Facebook sosyal paylaşım sitesinde 'En çok da dün geceden beri halkı sokağa kışkırtan zihniyete lanet olsun.' ve 'Yerim öyle milli duruşu. Bir sürü masum insan öldü. Güvenliği halk mı sağlasın. Boğazı kesilen askerin gerçek cellatı kim acep?' şeklinde paylaşımları nedeniyle iş akdinin feshine ilişkin 31.08.2016 tarihli ve ... sayılı KTO Karatay Üniversitesi işleminin iptali istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda; davalı kurumca ... 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişiler hakkında idari nitelikteki işlemlerin ivedilikle yapılması hususunun talimatlandırılması üzerine, bu kapsamda FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı olduğu değerlendirilen davacının sözleşmesinin 31/08/2016 tarihinde feshedildiği, davacının da terör örgütüne üyelik, mensubiyet, irtibat ya da iltisakı olduğunun değerlendirilmesi suretiyle sözleşmesinin feshedildiği görülmektedir.

Bu durumda; davalı kurumca yukarıda belirtilen mevzuat uyarınca 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca yapılan incelemeler neticesinde Milli Güvenlik Kurulu tarafından Devletin milli güvenliğini tehdit eden bir terör örgütü olduğuna ve diğer terör örgütleri ile işbirliği yaptığına karar verilen FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı olduğu değerlendirilen davacının sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin 31.08.2016 tarihli ... işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır."

7. Karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosyayı inceleyen Konya Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi 19/4/2018 tarihinde istinaf kanun yolu başvurusunun reddine karar vermiştir. Başvurucunun anılan kararı temyiz etmesi üzerine Danıştay Sekizinci Dairesi 31/3/2022 tarihinde temyiz isteminin reddi ile kararın onanmasına karar vermiştir. Danıştay Tetkik Hâkimi hem başvurucu hakkında açılan idari soruşturmada hem de adli soruşturmada başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) irtibatı veya iltisakı bulunduğuna dair bir bulgunun bulunmadığı tespitine yer verildiğine, bu kapsamda başvurucunun sadece sosyal medyada yaptığı ve çok geçmeden sildiği paylaşımı gerekçe gösterilerek irtibatının ve iltisakının bulunduğu kabulüyle tesis edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmadığına yönelik görüş bildirmiştir.

8. Başvurucu, nihai kararı 27/7/2022 tarihinde öğrendikten sonra 18/8/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

10. Öte yandan başvurucu hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan soruşturma sonucu 15/5/2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Anılan kararda "şüphelinin Bank Asya isimli bankada hesabının bulunmadığı, KHK ile kapatılan derneklerde üyeliğinin bulunmadığı, çocuklarının KHK ile kapatılan kurumlarda eğitim görmediği, aktif Tivibu aboneliğinin bulunduğu, Digitürk aboneliğinin bulunmadığı, terör örgütüne ait kurum ve kuruluşlarda çalışmadığı, Bylock kullanma kaydına rastlanmadığı, terör örgütü üyesi olduğuna dair ihbar kaydı veya tanık beyanının bulunmadığı ve tüm bu sebeplerle kamu davası açmaya yeterli delil bulunmadığı" belirtilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

11. Başvurucu;

 i.   Fesih sebebinin sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşım olduğunu, darbenin ilk saatlerinde henüz neyin ne olduğunu bilmeden yaptığı paylaşımı arkadaşlarının yorumları ve olayın aydınlanması üzerine sildiğini, söz konusu paylaşımın 24 saat dahi sistemde kalmadığını, Üniversite yetkililerinden birinin ekran görüntüsü alarak yönetime bunu ilettiğini, sonradan kaldırılan bir paylaşım üzerinden soruşturma geçirmesi ve cezalandırılmasının hukuka uygun olmadığını,

 ii.   Devlet memurlarının da bir birey olduğunu ve farklı siyasi görüşlere sahip olmaları ya da ülke sorunları ile ilgilenmelerinin doğal olduğunu, sonradan benimsemediği görüşler nedeniyle de olsa iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini,

 iii. Yargı mercilerinin kararlarında iddialarının dikkate alınmadığını, disiplin soruşturma raporu ve kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararların içeriğinin değerlendirilmediğini, eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğini, istinaf aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı İdare Mahkemesine sunduğunu ve bu hususta gerekçeli kararda hiçbir değerlendirme yapılmadığını, davanın esasına ilişkin hususların kararda tartışılmadığını, bu durumun Danıştay kararında tetkik hâkimi tarafından da dile getirildiğini belirterek ifade özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında -genel hatlarıyla- bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

13. Başvurucunun iddialarının bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle terör örgütleriyle irtibatlı olduğu sonucuna varılarak iş sözleşmesinin feshedilmesine ve açtığı idari davanın reddedilmesine ilişkin işlemler bütününe yönelik olduğu görülmektedir. Bu kapsamda iş sözleşmesinin feshinin temeli ifade özgürlüğüne dayanmaktadır. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme, bu konuda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38). Bu yönüyle başvurunun ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Başvurucunun iş sözleşmesi, tüm ülkede OHAL devam ettiği bir süreçte OHAL ilanıyla bağlantılı olarak terör örgütlerinin faaliyetlerinin engellenmesi amacıyla feshedilmiştir. Dolayısıyla başvuru konusu müdahalenin OHAL'in ortaya çıkardığı tehlikeleri bertaraf etmek amacına yöneldiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde alınan tedbiri konu edinen somut başvuruda Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi dikkate alınacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 324; Mustafa Önal [2. B.], B. No: 2018/9808, 9/2/2023, § 14; Engin Karataş [2. B.], B. No: 2018/3488, 13/9/2022, § 11).

16. Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme; müdahalenin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığının, anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunup dokunmadığının, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediğinin ve durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespitiyle sınırlı olacaktır (Ayla Demir İşat, § 146).

17. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında ifade özgürlüğü bulunmamaktadır. Dolayısıyla ifade özgürlüğü yönünden OHAL'lerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (Adnan Vural ve diğerleri [GK], B. No: 2017/36237, 10/3/2022, § 64; Engin Karataş, § 13). Ayrıca somut olaydaki tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırı olduğu da saptanmamıştır (Ayla Demir İşat, §§ 147, 148).

18. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme, bunun durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (Adnan Vural ve diğerleri, § 66; Engin Karataş, § 13).

19. Başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin tedbirin ve bu bağlamda yargı mercilerince sonuca bağlanan uyuşmazlığın Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfî olmaması gerekir. Bu nedenle 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname dayanak alınarak uygulanan somut tedbirin başvurucu üzerinde doğuracağı etki de gözönüne alındığında özellikle yargılama sürecinde devletten beklenen yükümlülüklerin OHAL şartlarında da yerine getirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu anlamda takdir yetkisinin öngörülen sınırlar dâhilinde kullanılması ve nedenlerinin ikna edici şekilde ortaya konulması OHAL şartlarında da yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerdendir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ayla Demir İşat, § 161).

20. Eldeki olayda FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen kişiler hakkında işlem yapılması hususu YÖK tarafından Üniversiteye bildirilmiş ve Üniversite başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatmıştır. Disiplin soruşturması sonucu hazırlanan raporda başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakına dair bir hususun bulunmadığı ancak sosyal medyada yaptığı paylaşımın kurum açısından gösterilmesi gereken dikkat ve özene aykırılık taşıdığı belirtilerek başvurucunun uyarma cezası ile cezalandırılmasının uygun olacağı belirtilmiştir. Buna karşın Üniversite Mütevelli Heyeti başvurucunun terör örgütü ile irtibat ve iltisakına dair kuvvetli şüphe oluştuğundan bahisle başvurucunun iş sözleşmesinin feshine karar vermiştir. Neticeten başvurucunun iş sözleşmesi FETÖ/PDY ile irtibatı ve iltisakı olduğu gerekçesiyle ve şüphe feshi kapsamında sonlandırılmıştır.

21. Başvuruya konu olay incelendiğinde başvurucudan duyulan şüphenin gerekçesini sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşım oluşturmaktadır. Fesih öncesi yapılan disiplin soruşturması esnasında söz konusu paylaşımın içeriğinin tespit edilemediği ve yalnızca başvurucunun aktarımı ile yetinildiği belirtilmişse de İdare Mahkemesi kararında feshe konu paylaşımın "En çok da dün geceden beri halkı sokağa kışkırtan zihniyete lanet olsun." ve "Yerim öyle milli duruşu. Bir sürü masum insan öldü. Güvenliği halk mı sağlasın. Boğazı kesilen askerin gerçek cellatı kim acep?" şeklinde olduğu belirtilmiştir. Başvurucu söz konusu paylaşımı 16/7/2016 tarihinde olayların henüz yeterince aydınlanmadığı bir vakitte yaptığını, bu paylaşımın hiçbir politik amacının olmadığını, ölen sivil vatandaşları görmesi üzerine üzüntü ve endişeyle yazılan ve düşünülmeden yapılan bir paylaşım olduğunu, hemen sonrasında da aldığı tepkiler sonucu yazdıklarını düşünerek ve olup bitenleri de bizzat gözlemleyerek anılan paylaşımı sildiğini ileri sürmüştür.

22. Bu kapsamda mevcut başvurudaki feshin nihai gerekçesi, başvurucunun 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar nedeniyle başvurucu hakkında terör örgütleriyle irtibat ve iltisaklı olduğuna dair duyulan şüphe ve bu şüphenin işverenle başvurucu arasındaki güven ilişkisini zedelemesidir. Başvurucu anılan paylaşımlarında genel olarak darbeye teşebbüse karşı halkın sokağa çağrılmasını eleştirmiş, akabinde birçok insanın öldüğünü ve bunun sebebinin sorgulanması gerektiğine dair inancını belirtmiştir.

23. Darbe teşebbüsünün yaşandığı gecenin hemen akabinde yapılan böylesi paylaşımların, -başvurucunun mesleki ve kişisel konumu ile çalıştığı kurumun niteliği de dikkate alınarak- değerlendirilmesinde başvurucunun en azından FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu biçiminde anlaşılması mümkündür. Nitekim anılan zamanda FETÖ/PDY mensupları tarafından halkın sokağa çıkmasını engelleme amacıyla sair televizyon kanallarından ve sosyal medya hesaplarından benzer yönde paylaşımlar yapılmış olup, başvurucunun paylaşımlarının da terör örgütünün bu amacını destekleyen ve bu kapsamda yapılan diğer paylaşımlarla örtüşen nitelikte bulunmadığı söylenemeyecektir. Bu doğrultuda FETÖ/PDY'yle irtibatı veya iltisakı bulunduğuna dair makul şüphe oluşmasına neden olacak nitelikte paylaşımlarda bulunduğu değerlendirilerek işverenin başvurucu ile arasındaki güven ilişkisinin son bulduğuna inanması imkân dâhilindedir. İşverenlerin çalıştırdıkları işçilerin verimli şekilde iş görmeleri ve önceden saptanmış nesnel kurallara karşı sadakat göstermeleri konusunda beklenti içinde olmalarının haklı bir gerekliliğe dayandığını söylemek gerekir. Bu bakımdan işverenin geçerli fesih için gerekli olan sebepleri açıkça ortaya koyduğu ve iş sözleşmesini sona erdirdiği görülmektedir.

24. Yargı mercileri de yaptığı sosyal medya paylaşımlarından ötürü başvurucunun FETÖ/PDY'yle irtibat ve iltisaklı olarak değerlendirilmesinin ve bu kapsamda iş sözleşmesinin feshedilmesinin hukuka uygun olduğu kanaatine varmıştır. Bu durumda mahkemelerin başvurucunun yaptığı paylaşımlar ve bu paylaşımlar nedeniyle işveren tarafından iş sözleşmesinin sonlandırılması konusundaki değerlendirmelerinin ilgili ve yeterli gerekçe ihtiva etmediği söylenemeyecektir.

25. Öte yandan başvurucu hakkında başlatılan adli soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanmasının, iş sözleşmesinin feshinde etkili olan "FETÖ ile iltisaklı olma" bağlamında çelişkili bir durum yaratmadığını da belirtmek gerekir. Zira bir eylemin ceza hukuku kapsamında suç oluşturması ile iş hukuku kapsamında şüphe feshine neden olması yönünden aranan standardın doğası gereği farklı olduğu söylenmelidir.

26. İşverenlerin çalıştırdıkları işçilerin verimli şekilde iş görmeleri ve önceden saptanmış nesnel kurallara karşı sadakat göstermeleri konusunda beklenti içinde olmalarının haklı bir gerekliliğe dayandığını söylemek gerekir. Bu bakımdan işverenin geçerli fesih için gerekli olan sebepleri ortaya koyduğu, yargı mercilerinin de tarafların çıkarlarını adil bir şekilde dengelediği ve müdahalenin ölçülü olup olmadığını somut olayın koşullarına göre ele aldığı değerlendirilmiştir. Bu kapsamda yargı mercilerinin feshe dair değerlendirmesinin ilgisiz ve yetersiz olduğu söylenemeyecektir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de somut olay ve olguları mevcut başvuruyla benzerlikler içeren Burhan Diktepe ([2. B.], B. No: 2018/10550, 21/12/2022) ve Ferhat Şimşek ([GK], B. No: 2019/42221, 9/10/2024) başvurularında benzer gerekçelerle ve müdahalenin ölçülü olduğu değerlendirmesiyle başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir.

27. Netice itibarıyla başvuruya konu olayda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı bir dönemde ifade özgürlüğüne müdahale oluşturan tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.

B. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu, bireysel başvuru formunda iş sözleşmesinin FETÖ/PDY'yle irtibat ve iltisak kapsamında sona erdirildiğini, bu hâliyle devlet ve vakıf üniversitelerinde çalışma imkânının ve akademik kariyerinin sona erdiğini belirterek çalışma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

30. Başvurucunun bu yöndeki iddialarının sosyal medya hesabında paylaşımda bulunması nedeniyle terör örgütleri ile irtibatlı olduğu sonucuna varılarak iş sözleşmesinin feshedilmesine ve açtığı davanın reddedilmesine ilişkin işlemler bütününe yönelik olduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesi C.A. (3) kararında iş sözleşmelerinin feshine ilişkin meselelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında ele alınması için meselenin özel hayata saygı hakkını gerekli kılacak ölçüde ciddi ve asgari bir ağırlık düzeyinde olduğunun ortaya konulması gerektiğini ifade etmiş ve bazı ölçütler belirlemiştir (ölçütler için bkz. C.A. (3), §§ 93-95). Başvuruya konu olayda feshe dayanak olan şüphenin mesnedini başvurucunun terör örgütüyle irtibatlı ya da iltisaklı olduğu iddiası oluşturmaktadır. Bir kimsenin terör örgütü ile irtibatlı veya iltisaklı olduğunun iddia edilmesinin tek başına, onun başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânının önemli ölçüde zayıflamasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı, dolayısıyla da özel hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağı ve etki doğuracağı muhakkaktır. Mevcut durum itibarıyla başvurucunun duyduğu üzüntü ile endişenin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin ciddi ve asgari ağırlık düzeyine ulaştığı konusundaki iddialarının kabul edilmemesi için bir neden bulunmamaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Yener Kaya ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/52529, 9/1/2024, § 13). Bu yönüyle başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında da incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

32. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddiaya yönelik başlık altında yapılan değerlendirmeler (bkz. § 15) gözönüne alınarak özel hayata saygı hakkı yönünden de Anayasa'nın 15. maddesine göre inceleme yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkının bulunmadığı, dolayısıyla özel hayata saygı hakkı yönünden OHAL'lerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınmasının mümkün olduğu, somut olaydaki tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırı olduğunun da saptanamadığı hususları gözönüne alınarak yapılacak son inceleme müdahalenin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır.

33. İncelenen olayda feshin nihai gerekçesi başvurucunun terör örgütleri ile irtibatlı ve iltisaklı olduğuna dair Üniversite nezdinde oluşan şüphedir. Bu tür durumlarda başvurulabilecek tedbirlerden olan iş sözleşmesinin feshedilmesi konusunda Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı, iş ilişkisinin tek taraflı bir irade beyanıyla sonlandırılmasını yasaklamamaktadır. Ancak işveren tarafından hayata geçirilen iş ilişkisinin sona erdirilmesine ilişkin tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun nitelendirilebilmesi için ifade özgürlüğü başlığı altında yer verilen hususların (bkz. §§ 21-26) somut olarak ortaya konması gerekmektedir.

34. Başvuru konusu olayda ise başvurucunun sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin olarak ifade özgürlüğü başlığı altında yapılan değerlendirmelerden ayrılmayı gerektirir bir husus bulunmamaktadır.

35. Netice itibarıyla başvuruya konu olayda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı bir dönemde özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

36. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğü ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/5/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuru, sosyal medya paylaşımı nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesinin ifade özgürlüğü ve özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu, Konya Ticaret Odası Karatay Vakıf Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesinde araştırma görevlisi olarak çalışmakta iken 15 Temmuz darbe teşebbüsünün hemen sonrasında sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar nedeniyle önce görevinden uzaklaştırılmış, hakkında disiplin soruşturması yürütülmüş, ardından Mütevelli Heyeti kararıyla iş sözleşmesi feshedilmiştir.

3. Başvurucu, fesih işleminin hukuka aykırı olduğunu belirterek işlemin iptali talebiyle dava açmış; dava reddedilmiş, istinaf ve temyiz kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu, sosyal medya paylaşımı nedeniyle terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı kabul edilerek iş sözleşmesinin feshedilmesi ve açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

4. Mahkememiz başvuruda, ifade özgürlüğü ve özel hayata saygı hakkına ilişkin iddiaların kabul edilebilirliğine bizim de iştirak ettiğimiz üzere karar vermiş; ancak başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda belirtilen sebeplerle Mahkeme çoğunluğunun bu kararına iştirak edilememiştir.

A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

5. Somut olayda başvurucunun iş sözleşmesi, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonraki süreçte yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle ve FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğuna dair Üniversite nezdinde kuvvetli şüphe oluştuğu gerekçesiyle feshedilmiştir. İdare Mahkemesi de başvurucunun Facebook hesabında yaptığı paylaşımlarını esas alarak fesih işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

6. Şüphe feshinin uygulanabilmesi için işçinin işlediği ispatlanamayan ancak somut olgulara dayalı bir suç veya borca aykırı ağır bir davranışa ilişkin güçlü, ciddi ve objektif bir şüphenin bulunması gerekir. Bu şüphenin iş ilişkisini devam ettirmek için gerekli güveni zedelediği somut biçimde ortaya konulmalıdır. Ayrıca işverenin olayı aydınlatmak için gerekli araştırmayı yapması, işçinin savunmasını değerlendirmesi, feshin son çare olup olmadığını tartışması ve tarafların menfaatlerini adil biçimde dengelemesi gerekmektedir.

7. Şüphe nedeniyle iş sözleşmesi feshedilen kişilerin açtığı davalarda yargı mercilerinin görevi, yalnızca işverenin değerlendirmesini tekrar etmekten ibaret değildir. Mahkemelerin, şüphenin dayanağını oluşturan olguların gerçekliğini, ciddiyetini, objektifliğini ve iş ilişkisinin sürdürülmesini imkânsız kılıp kılmadığını somut olayın koşulları içinde değerlendirmesi gerekir. Özellikle fesih sebebi bir düşünce açıklaması ise bu denetimin Anayasa’nın 26. maddesindeki güvenceleri gözetecek şekilde yapılması zorunludur.

8. Mevcut başvurudaki feshin nihai gerekçesi, başvurucunun darbe teşebbüsünün hemen sonrasında yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakkında terör örgütüyle irtibat ve iltisak şüphesi oluşmasıdır. Başvurucunun paylaşımlarının darbe teşebbüsünün yaşandığı gecenin hemen sonrasında, olayların henüz bütün açıklığıyla anlaşılamadığı ve toplumda yoğun bir bilgi karmaşasının bulunduğu bir zaman diliminde yapıldığı göz ardı edilmemelidir. Başvurucu da paylaşımın politik bir amaç taşımadığını, sivil ölümlerden duyduğu üzüntü ve endişeyle yapıldığını, aldığı tepkiler ve olayların aydınlanması üzerine kısa süre içinde paylaşımı sildiğini ifade etmiştir.

9. Sosyal medya paylaşımı nedeniyle uygulanan fesih tedbirinde, paylaşımın niteliği, hangi bağlamda ve hangi ruh hâli içinde yapıldığı, sosyal medya hesabının mahiyeti, paylaşımın yaygınlığı, ne kadar süre erişilebilir kaldığı, kimler tarafından görüldüğü, başvurucunun çalıştığı kurumdaki konumu ve temsil gücü, paylaşımın iş yerindeki düzen, huzur, öğrenciler, akademik çevre veya kurum itibarı üzerinde somut bir etki doğurup doğurmadığı incelenmelidir. Müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve OHAL koşullarında Anayasa’nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğunun kabul edilebilmesi için bu hususların ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması gerekir.

10. AİHM, Melike/Türkiye kararında; sosyal medya etkileşiminin geniş bir kitleye ulaştığının gösterilmemesi, başvurucunun iş yerindeki temsil gücünün sınırlı olması ve söz konusu ifadenin iş yerindeki düzen ve huzur üzerinde somut bir etkisinin ortaya konulmaması gibi hususlara özel önem atfetmiştir (Melike/Türkiye, B. No: 35786/19, 15/6/2021, §§ 51-53). Anayasa Mahkemesinin kararlarında da sosyal medya paylaşımları nedeniyle uygulanan işten çıkarma tedbirlerinde paylaşımın içeriği, bağlamı, yaygınlığı, iş yerine etkisi ve feshin son çare olup olmadığı hususlarının değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

11. Somut olayda başvurucu, paylaşımın 24 saat dahi sistemde kalmadığını, olayın sıcaklığı içinde ve bilgi karmaşası nedeniyle yapıldığını, arkadaşlarının uyarıları ve olayların aydınlanması üzerine paylaşımı kaldırdığını, FETÖ/PDY’ye hiçbir sempatisinin bulunmadığını ve anılan örgütle herhangi bir irtibat veya iltisakının olmadığını savunmuştur. Başvurucu hakkında yürütülen disiplin soruşturmasında da başvurucunun savunması alınmış; soruşturma raporunda, eşinin çalıştığı işyeri dışında başvurucunun OHAL mevzuatında belirtilen yapı, oluşum veya gruplara üyelik, mensubiyet, iltisak ya da irtibatı bakımından suç teşkil edecek bir durum görülmediği açıkça belirtilmiştir.

12. Daha da önemlisi, disiplin soruşturması raporunda başvurucunun sosyal medyada paylaştığı metnin içerik ve şekil açısından tam olarak tespit edilemediği, başvurucunun beyanlarıyla hareket edildiği, savunmasında yer alan açıklamaların suç duyurusuna konu iddialarla örtüşmediği ve eylemin 667 sayılı KHK hükümlerine aykırı bir fiil oluşturmadığı ifade edilmiştir. Raporda yalnızca öğretim elemanının kurumu açısından göstermesi gereken dikkat ve özene aykırılık bulunduğu değerlendirilerek kınama cezası önerilmiştir. Buna rağmen Mütevelli Heyetinin aynı gün, disiplin kurulunun bu tespitlerinden ayrılmasının nedenlerini ortaya koymadan ve başvurucu hakkındaki şüphenin hangi somut olgulara dayandığını açıklamadan iş sözleşmesini feshettiği görülmektedir.

13. Yargı mercileri ise disiplin soruşturması raporunda yer alan bu tespitleri gereği gibi tartışmamıştır. Başvurucu hakkında irtibat ve iltisak bulunmadığına, eylemin 667 sayılı KHK kapsamında değerlendirilmediğine ve kınama cezasının yeterli görüldüğüne dair değerlendirmeler karşısında, yalnızca sosyal medya paylaşımına dayanılarak iş sözleşmesinin feshedilmesinin neden zorunlu olduğu açıklanmamıştır. Mahkemeler, paylaşımın Üniversitenin işleyişini nasıl etkilediğini, başvurucunun görevini sürdürmesini neden imkânsız kıldığını ve başvurucu hakkında duyulan şüphenin neden ciddi, güçlü ve objektif kabul edildiğini ilgili ve yeterli gerekçelerle göstermemiştir.

14. Ayrıca başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Bu kararda başvurucunun Bank Asya’da hesabının bulunmadığı, KHK ile kapatılan derneklerde üyeliğinin olmadığı, çocuklarının KHK ile kapatılan kurumlarda eğitim görmediği, terör örgütüne ait kurum ve kuruluşlarda çalışmadığı, ByLock kullanma kaydına rastlanmadığı, terör örgütü üyesi olduğuna dair ihbar kaydı veya tanık beyanı bulunmadığı belirtilmiştir. Bu kadar açık bir adli tespit karşısında yargı mercilerinin, başvurucu hakkında hangi somut olgular nedeniyle terör örgütüyle irtibat ve iltisak şüphesinin devam ettiğini açıklamaları gerekirdi.

15. Nitekim Danıştay Tetkik Hâkimi de hem idari soruşturmada hem de adli soruşturmada başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı bulunduğuna dair bir bulgunun bulunmadığını, başvurucunun yalnızca sosyal medyada yaptığı ve çok geçmeden sildiği paylaşımı gerekçe gösterilerek irtibat ve iltisakının bulunduğu kabulüyle tesis edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmadığını belirtmiştir. Buna rağmen yargısal kararlarda bu görüşü karşılayacak nitelikte bir tartışma yapılmadığı anlaşılmaktadır.

16. Öte yandan başvurucunun paylaşımının çok geniş bir kitleye ulaştığı, öğrenciler veya diğer akademik personel üzerinde somut bir etki doğurduğu, Üniversite içinde herhangi bir huzursuzluğa veya aksaklığa yol açtığı ya da kurum itibarını ölçülebilir biçimde zedelediği yönünde derece mahkemeleri kararlarında bir değerlendirme bulunmamaktadır. Paylaşımın kısa süre içinde silinmiş olması, başvurucunun daha sonra anılan ifadeleri benimsemediğini açıklaması ve hakkındaki adli soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanması da yargısal değerlendirmede karşılık bulmamıştır.

17. Son olarak başvurucu sosyal medya paylaşımı nedeniyle oldukça ağır bir sonuçla karşılaşmış ve işini kaybetmiştir. Üstelik başvurucu akademik kariyerinin başında araştırma görevlisi olarak çalışmakta, aynı zamanda doktora çalışmalarını yürütmektedir. Bu yönüyle fesih, yalnızca mevcut iş ilişkisinin sona ermesi sonucunu değil, başvurucunun akademik ve mesleki geleceği üzerinde de ağır etkiler doğurmuştur. Bu nedenle feshin son çare olup olmadığı, daha hafif bir tedbirle iş ilişkisinin sürdürülmesinin mümkün bulunup bulunmadığı ve disiplin soruşturmasında önerilen kınama cezasının neden yeterli görülmediği özellikle tartışılmalıydı.

18. Karşılaşılan ağır sonuç nedeniyle feshin son çare olması prensibinin bu tür davalarda uygulanması temel hak ve özgürlüklerin korunması için hayati önemdedir. Zira son çare olduğu gösterilmeden temel hak ve özgürlüklerini kullanan çalışanların iş sözleşmelerinin feshedilmesi, yalnızca ilgili kişi üzerinde değil benzer konumdaki kişiler üzerinde de caydırıcı etki doğuracaktır. O hâlde iş sözleşmesinin feshinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline neden olmaması için iş ilişkisinin sürdürülmesini imkânsız kıldığı ileri sürülen sebeplerin işverence ve yargı mercilerince hiçbir şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta ortaya konulması gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. Kardelen Yoğungan ve Sonay Tezcan, B. No: 2018/24097, 2/5/2023, § 63).

19. OHAL koşulları da bu sonuca varılmasını değiştirmemektedir. Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklere yönelik bazı güvencelerin sınırlandırılması mümkün ise de bu durum kamu otoritelerine sınırsız ve denetimsiz bir takdir yetkisi tanımaz. Alınan tedbirin keyfî olmaması, somut olgulara dayanması, durumun gerektirdiği ölçüde kalması ve kişiye aşırı bir külfet yüklememesi gerekir. Somut olayda tek ve kısa süre sonra silinmiş bir sosyal medya paylaşımından hareketle, disiplin ve adli soruşturma sonuçları göz ardı edilerek terör örgütüyle irtibat ve iltisak şüphesine dayalı fesih sonucuna ulaşılması, OHAL’in gerektirdiği ölçüde bir tedbir olarak kabul edilemez.

20. Açıklanan gerekçelerle iş sözleşmesinin feshine ilişkin uyuşmazlığı karara bağlayan derece mahkemelerince ifade özgürlüğüne ilişkin Anayasa’nın 26. maddesindeki güvencelerin gözetildiği bir yargılama yapılmadığı, başvurucu hakkında uygulanan tedbirin Anayasa’nın 15. maddesindeki ölçütlere de uygun olmadığı, dolayısıyla anayasal güvencelerin korunması açısından devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır.

B. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucunun sosyal medya paylaşımı nedeniyle terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu sonucuna varılarak iş sözleşmesi feshedilmiş ve açtığı dava reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi C.A. (3) kararında iş sözleşmelerinin feshine ilişkin meselelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında ele alınabilmesi için meselenin özel hayata saygı hakkını gerekli kılacak ölçüde ciddi ve asgari bir ağırlık düzeyine ulaşması gerektiğini ifade etmiş ve bu hususta bazı ölçütler belirlemiştir (C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 93-95).

22. Başvuruya konu olayda feshe dayanak olan şüphenin esası, başvurucunun terör örgütüyle irtibatlı ya da iltisaklı olduğu iddiasıdır. Bir kimsenin terör örgütüyle irtibatlı veya iltisaklı olduğunun iddia edilmesi, tek başına onun başkalarıyla ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını zayıflatabilecek; sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi bakımından ciddi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Somut olayda başvurucunun bir üniversitede araştırma görevlisi olarak çalıştığı ve doktora çalışmalarını yürüttüğü dikkate alındığında, bu isnadın başvurucunun akademik ve mesleki geleceği üzerinde ağır ve kalıcı etkiler doğurabileceği açıktır.

23. Bu nedenle başvurucunun iş sözleşmesinin FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak şüphesine dayanılarak sona erdirilmesinin, onun mesleki hayatı, sosyal itibarı, başkalarıyla ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânı ile kişisel kimliğini serbestçe geliştirme alanı üzerinde ciddi bir etki doğurduğu kabul edilmelidir. Mevcut durum itibarıyla başvurucunun duyduğu üzüntü ve endişenin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin ciddi ve asgari ağırlık düzeyine ulaştığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Yener Kaya ve diğerleri, B. No: 2021/52529, 9/1/2024, § 13).

24. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık, sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek ve terör örgütleri ile irtibat ve iltisak iddiasına dayalı olarak iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkindir. Bu kapsamda ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik devletin yükümlülüklerine ilişkin yukarıda yapılan değerlendirmeler özel hayata saygı hakkının korunması yönünden de geçerlidir.

25. Somut olayda feshin nihai gerekçesi başvurucunun terör örgütüyle irtibatlı ve iltisaklı olduğuna dair Üniversite nezdinde oluşan şüphedir. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı, iş ilişkisinin hiçbir koşulda sona erdirilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte, kişinin mesleki ve sosyal itibarı üzerinde ağır sonuçlar doğuran böyle bir tedbirin zorunlu ve başvurulabilecek en son çare olarak kabul edilebilmesi için, işverenin ve yargı mercilerinin başvurucunun eyleminin iş ilişkisinin sürdürülmesini imkânsız kıldığını somut olgulara dayalı biçimde ortaya koymaları gerekir.

26. Oysa somut olayda işveren ve yargı mercileri; başvurucunun sosyal medya paylaşımının niteliğini, bağlamını, yaygınlığını, kısa süre içinde silinmiş olmasını, başvurucunun sonraki açıklamalarını, disiplin soruşturmasında irtibat ve iltisak bulunmadığına ilişkin tespitleri, adli soruşturma sonunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararını ve feshin son çare olup olmadığını yeterli biçimde değerlendirmemiştir. Bu eksiklikler, yalnızca ifade özgürlüğü yönünden değil, özel hayata saygı hakkı yönünden de anayasal güvencelerin işletilmediğini göstermektedir.

27. Kaldı ki başvurucu hakkında yürütülen adli soruşturma sonucunda terör örgütüyle bağlantıya ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı açıkça tespit edilmiş, disiplin soruşturmasında da eylemin 667 sayılı KHK kapsamında değerlendirilmediği ve kınama cezası önerildiği belirtilmiştir. Bu tespitlere rağmen başvurucunun terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğu yönündeki şüphenin neden hâlen ciddi, güçlü ve objektif kabul edildiği ortaya konulmadan iş sözleşmesinin feshedilmesi, başvurucunun mesleki ve sosyal itibarı üzerinde ölçüsüz bir külfet doğurmuştur.

28. Sonuç olarak uyuşmazlığı karara bağlayan yargı mercilerince özel hayata saygı hakkına ilişkin Anayasa’da belirtilen güvencelerin gözetildiği bir yargılama yapılmadığı, başvurucu hakkında alınan tedbirin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında da durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı ve anayasal güvencelerin korunması açısından devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır.

29. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği kanaatine varıldığından, çoğunluğun aksi yöndeki kararına iştirak edilememiştir.

Üye
Kenan YAŞAR

​

​

​

AYM, BEYHAN ÖZGÜ ÇAKIR, B. No: 2022/81085, 18.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 142–154

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.