Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
ALİ ÜRKÜT (2) (2022/77032)
- Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
- Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; soruşturma dosyasında kısıtlılık kararı verilmesi dolayısıyla savunma yapılamaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, koruma tedbiri sebebiyle açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle de karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı | Tutulan kişinin yargı merciine başvuru hakkı (hakim önüne çıkarılma) | Süre Aşımı | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Gerekçeli karar hakkı (ceza) | İhlal | Yeniden yargılama |
| Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı | Tutukluluk (suç süphesi ve tutuklama nedeni) | İncelenmesine Yer Olmadığı | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
ALİ ÜRKÜT BAŞVURUSU (2) |
|
(Başvuru Numarası: 2022/77032) |
|
|
|
Karar Tarihi: 3/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Yıldız SEFERİNOĞLU Kenan YAŞAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Ömer Faruk NURSAÇAN |
|
Başvurucu |
: |
Ali ÜRKÜT |
|
Vekili |
: |
Av. Mehdi ÖZDEMİR |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; soruşturma dosyasında kısıtlılık kararı verilmesi dolayısıyla savunma yapılamaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, koruma tedbiri sebebiyle açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle de karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
A. Ceza Davasına İlişkin Süreç
2. 11/7/2019 tarihinde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyeliğine seçilmiş olan başvurucu 2014 yılında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeliği de yapmıştır.
3. Kobani olayları veya 6-7 Ekim olayları hakkında Anayasa Mahkemesinin Gülser Yıldırım (2) ([GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 21-27) başvurusunda ayrıntılı bilgiler yer almaktadır.
4. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından 6/10/2014-7/10/2014 tarihlerinde başlayıp sonraki günlerde birçok şehre yayılan ve çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği veya yaralandığı şiddet olayları dolayısıyla 9/10/2014 tarihinde bir (2014/146757 sayılı) soruşturma başlatılmıştır. Bu soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı 26/11/2015 tarihinde başvurucunun şüpheli olarak ifadesini almıştır.
5. Başsavcılık, daha sonraki tarihlerde delil toplama işlemlerine devam etmiştir. Bu kapsamda 1/10/2015 tarihinde bazı HDP'li milletvekillerinin beyanları ve HDP'nin resmî sosyal medya hesabından yapılan açıklamaları içeren 20/9/2014 tarihli tutanak soruşturma dosyasına eklenmiş, şüpheli olarak bulunan kişilerin ifadelerinin temin edilmesi amacıyla 2015-2017 yılları arasındaki süreçte çeşitli yazışmalar yapılmış, olaylar sırasında meydana gelen ölüm ve yaralanma vakalarına ilişkin otopsi raporları, adli muayene raporları, mala zarar verme eylemlerine ilişkin olay yeri krokileri ve görgü tespit tutanakları ile tüm bu olaylara yönelik yapılan soruşturmalar kapsamında elde edilen deliller ve soruşturma dosyaları, başvurucunun da aralarında bulunduğu kişilerin PKK/KCK terör örgütüyle bağlantılarına dair inceleme tutanağı ayrıca bu kişilerin olay tarihinde kullandıkları mobil telefonların HTS kayıtları getirtilerek Başsavcılık dosyasına eklenmiş, başvurucunun da aralarında bulunduğu 25 şüphelinin milletvekilliği ve dokunulmazlıkları konusunda bilgi sorulmuştur. Başsavcılık ayrıca HDP'nin resmî sosyal medya hesabından yapılan çağrı ve aralarında başvurucunun da bulunduğu HDP'li milletvekili ve parti yöneticilerinin açıklamaları üzerine 6-7 Ekim olaylarına katıldıklarını başka soruşturma kapsamında beyan eden şüphelilerin ifadeleri ile 6-7 Ekim olaylarına PKK/KCK terör örgütünün baskısıyla katıldıklarını beyan eden şüphelilerin savunmalarını 27/2/2019 tarihinde soruşturma dosyasına dâhil etmiştir.
6. Başvurucu, 25/9/2020 günü saat 07.30'da Diyarbakır'da yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başsavcılığın talebi ile aynı gün Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla aralarında başvurucunun da bulunduğu şüphelilerin yakalandıklarında yirmi dört saat süreyle müdafi ile görüşmelerinin kısıtlanmasına karar verilmiştir.
7. Başsavcılık soruşturma dosyasının kapsamının geniş olması, şüpheli sayısının fazlalığı, birçok şüphelinin il dışından getirilmiş olması, delillerin toplanmasındaki güçlük nedeniyle aralarında başvurucunun da bulunduğu şüphelilerin gözaltı süresinin uzatılmasını talep etmiştir. 28/9/2020 tarihinde Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucu dâhil şüphelileri dinlemesinden sonra 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile değişik 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun geçici 19. maddesi gereğince şüpheliler hakkındaki gözaltı süresinin 29/9/2020 tarihinden geçerli olmak üzere dört gün süreyle birinci kez uzatılmasına karar vermiştir. Başvurucu vekilinin aynı gün uzatma kararına yaptığı itiraz reddedilmiştir.
8. 29/9/2020 tarihinde vekillerinin de katılımı ile Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde alınan ifadesinde başvurucu; olayın altı yıl önce meydana geldiğini, dört yıl önce Cumhuriyet savcısına ifade verdiğini, susma hakkını kullanarak savcılık huzurunda ifade vermek istediğini belirtmiştir. İfade öncesi başvurucuya devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya devletin bağımsızlığını zayıflatmaya ya da birliğini bozmaya veya devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylem veya faaliyetlerde bulunma, PKK/KCK terör örgütü üyesi olma, PKK/KCK terör örgütü içinde eylem veya faaliyetlerde bulunma, terör örgütü adına eylem biçimleri tasarlama, eylem için hazırlık yapma, örgütün amaç ve stratejisi doğrultusunda toplantı düzenleme, organize etme veya örgütün propagandasını yapma, suç işlemeye tahrik ve azmettirme, suçu ve suçluyu övme, kasten öldürmeye azmettirme suçlamaları yöneltilmiştir.
9. Başvurucu, Başsavcılıkta verdiği 1/10/2020 tarihli ifadesinde özetle 6/10/2014 tarihinde HDP MYK üyesi olarak MYK toplantısına katıldığını ve toplantı sonucunda Kobani kentinde PYD ile DEAŞ arasındaki çatışmalara ilişkin bir çağrı yapılmasına karar verildiğini belirterek bu çağrının şiddete teşvik amacı taşımadığını ileri sürmüştür.
10. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 1/10/2020 tarihinde tutuklanması talebiyle Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği 2/10/2020 tarihinde "Şüpheliler... Ali ÜRKÜTün üzerine atılı bulunan Devletin Birligini ve Ülke Bütünlüğü Bozma, Bir Suçu Gizlemek veya Başka Bir Suçun Delillerini Gizlemek ya da Yakalanmamak Amacıyla Öldürme, Bir Suçu Gizlemek veya Başka Bir Suçun Delillerini Gizlemek ya da Yakalanmamak Amacıyla Öldürmeye Teşebbüs, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, yol kesmek suretiyle suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla gece vakti silahla birden fazla kişi ile yağma, Cebir Tehdit veya Hile Kullanarak Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma eylemlerine azmettirme suçlarına ilişkin olarak; çağrı üzerine ülkenin 32 ilinde yollara barikatlar kurmak suretiyle yolların kesildiği, uzun namlulu silah, molotof kokteyli, havai fişek, taş ve sopa kullanılmak suretiyle kamu binalarına, kamu araçlarına, vatandaşların ikametlerine, iş yerlerine ve araçlarına zarar verildiği, çok sayıda vatandaşın ve kolluk kuvvetinin yaralandığı, bazı illerde vatandaşların ve yabancı uyruklu vatandaşların hayatlarını kaybettiğinin tespit edildiği iddia olunan olaylara ilişkin olarak şüphelilerin savunmaları, taraf beyanları, teşhis tutanakları, sosyal medya paylaşımına ilişkin inceleme tutanakları, video görüntüleri, müşteki beyanları, olay görüntülerini içeren tutanaklar, dijital inceleme tutanakları, bir kısım şüphelilerin çağrıda bulunan oluşum içerisinde yer aldıklarına ilişkin belirleme ve bu yöndeki bir kısım kabul beyanları, arama ve el koyma tutanakları, örgütsel irtibata ilişkin e-mail içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre atılı suçların işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu dışındaki suçların katalog suçlardan olduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmadığı, şüphelilerin salıverilmesi halinde dosya kapsamında ifadelerine başvurulan tarafların beyanlarına etki edilmesi ihtimalinin varlığı, atılı suçlar için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırı dikkate alındığında hayatın olağan akışına göre kaçma şüphesinin oluştuğu gibi yazılı suçlar yönünden haklarında soruşturma yürütülen şahısların yasa dışı yollardan kolaylıkla yurt dışına kaçtıkları da dikkate alındığında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, tutuklama tedbirinin ise ölçülülük ilkesine uygun olduğu kanaatiyle CMK’nun 100. maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS 5. maddesindeki tutuklama şartları kapsamında isnat olunan suçlar ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelilerin CMK.nun 101. maddeleri uyarınca ayrı ayrı TUTUKLANMALARINA... [karar vermiştir.]" Başvurucunun tutuklama kararına yaptığı itiraz reddedilmiştir.
11. 30/12/2020 tarihli iddianame ile başvurucunun devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürme ve öldürmeye teşebbüs etme, kasten yaralama, kamu malına zarar verme, hırsızlık, birden fazla kişi ile birlikte gece vaktinde suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla yağma, devletin egemenlik alametlerini aşağılama, çalışma hürriyetini ihlal etme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılması talep edilmiştir.
12. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi 7/1/2021 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve kovuşturma aşaması başlamıştır. İddianame ve tensip zaptı başvurucuya 18/1/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/4/2021 tarihinde yapılan duruşmada suçlamalara ilişkin savunmasını sözlü olarak yapmıştır. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi 16/5/2024 tarihinde başvurucunun devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan 13 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hükmen tutukluluk hâlinin devamına, suç işlemeye tahrik etme suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Dosya istinaf incelemesi aşamasındadır.
13. Öte yandan başvurucu 4/11/2020 tarihinde gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ile soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. 2020/35464 numaralı bu başvuruyu görüşen Anayasa Mahkemesi 8/2/2024 tarihinde gözaltı tedbirinin hukuka aykırı olması ve makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle, tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç
14. Başvurucu; yakalama, gözaltı ve tutuklamanın hukuka aykırı olduğunu, gözaltı ve tutuklama süresinin uzun olduğunu, soruşturma dosyasında kısıtlılık kararı verilmesi sebebiyle savunma yapamadığını, aynı suçlamayla ilgili daha önceden ifadesinin alınmasına rağmen ikinci kez ifadenin Cumhuriyet savcısı yerine kolluk görevlilerince alındığını, tutukluluk ve itiraz incelemelerinin matbu gerekçelerle reddedildiğini ifade ederek 24/12/2020 tarihinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. ve 142. maddeleri uyarınca maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemiyle tazminat davası açmıştır.
15. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) tarafından 2/4/2021 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"...Davacı Ali Ürküt'ün RTÜK üyesi olduğu, ve halen maaşını almaya devam ederek maddi bir zararının oluşmadığı, ilgili soruşturma nedeniyle 26 Kasım 2015 tarihinde ifadesinin alındığı, 25 Eylül 2020 tarihinde gözaltına alınarak 2 Ekim 2020 tarihinde tutuklandığı, incelenen dosyamızda davacının tutukluluk incelemelerinin süresinde ve usulüne uygun şekilde yapıldığı, sırasıyla 02/10/2020- 30/10/2020- 27/11/2020- 02/12/2020- 25/12/2020 tarihlerinde tutukluluk incelemelerinin yapıldığı, 07/01/2021 tarihinde ise tensip zaptının hazırlanarak davacının tutukluluk halinin devamına ilişkin karar verildiği,
Davacı vekilinin dilekçesinde belirttiği 27 Kasım tarihli dilekçeye istinaden tekrar bir tutukluluk incelemesinin yapıldığı ve 30 Aralık tarihine ilişkin dilekçeye dair işlem yapılmak üzere Sulh Ceza Hakimliği tarafından ilgili dosyanın 30/12/2020-11/01/2021-21/01/2021 tarihlerinde defaten ilgili dosyanın istendiği ancak ilgili dosyanın 30/12/2020 tarihinde iddianamesi düzenlendiğinden tutukluluk devam kararının mahkeme tarafından tensip zaptıyla incelendiğinin kabulü gerektiği;
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler şeklindeki madde incelendiğinde tazminat isteme sebeplerinin tahdidi olarak sayıldığı, incelenen dosya ve davacı vekilinin dilekçesi değerlendirildiğinde koruma tedbirleri nedeniyle herhangi bir zararının dosyamıza yansımadığı, bu nedenle davacının davasının reddine karar verilmekle reddedilen kısım üzerinden vekalet ücretine hükmedilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir..."
16. Başvurucu, Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı 7/5/2021 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 28/4/2022 tarihinde kararın usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.
17. Başvurucu, nihai kararı 10/5/2022 tarihinde öğrendikten sonra 30/5/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
18. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu; Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşüne karşı sunmuş olduğu 26/5/2025 tarihli cevap dilekçesinde tutuklanmasına dayanak teşkil eden soruşturma dosyası üzerinde gizlilik kararı bulunduğunu, bu nedenle tutukluluk durumuna etkili bir şekilde itiraz edemediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
20. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
21. Başvurucu 26/5/2025 tarihli dilekçesinde ilk başvuru formunda söz etmediği yeni ihlal iddialarını ileri sürmüştür. Başvurucunun otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra verdiği cevap dilekçesinde dile getirdiği iddiaların bireysel başvuruda değerlendirilmesi sorununun öncelikle incelenmesi gerekir.
22. Başvurucunun -başvuru formunda öz itibarıyla dile getirmiş olması kaydıyla- şikâyetlerini sonradan vereceği dilekçelerle detaylandırmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. Bununla birlikte somut olayda başvurucu, başvuru formunda soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması sebebiyle tutukluluk durumuna etkili bir şekilde itiraz edemediği şikâyetini öz itibarıyla dahi olsa ileri sürmemiştir. Bu açıdan başvurucunun otuz günlük başvuru süresinden sonra verdiği dilekçede ilk kez ileri sürdüğü şikâyetlerin dikkate alınması ve incelenmesi mümkün değildir (Sinan Oğan [2. B.], B. No: 2017/32685, 2/6/2020, § 28).
23. Aksinin kabulü hâlinde başvuru formunda sadece Anayasa maddelerine atıf yapılarak sonraki süreçte başvuru sonuçlandırılıncaya kadar ek dilekçelerle farklı ve bağımsız ihlal iddialarının dile getirilmesi mümkün olacaktır. Bu da bireysel başvuru için öngörülen otuz günlük süre kuralını anlamsız hâle getirecektir (benzer yöndeki karar için bkz. Ümüt Demir [2. B.], B. No: 2012/1000, 18/9/2014, § 31).
24. Eldeki olayda 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 7/1/2021 tarihi itibarıyla kısıtlılık kendiliğinden sona ermiş ve dosyaya erişim imkânı sağlanmıştır. İddianame ve tensip zaptı başvurucuya 18/1/2021 tarihinde tebliğ edilmiş, bu tebliğ ile birlikte başvurucu soruşturma dosyasına getirilen kısıtlamanın kalktığını öğrenmiştir. Başvurucu 2/4/2021 tarihli duruşmada sözlü savunmasını yapmıştır. Dolayısıyla başvurucunun dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik başvurusunu 18/1/2021 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapması gerekmektedir. Otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 30/5/2022 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunduğu anlaşılmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Alparslan Altan (2) [2. B.], B. No: 2018/22191, 9/5/2019, §§ 48-51).
25. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu; yakalama ve gözaltının hukuki olmadığı, aynı suçlamayla ilgili olarak daha önce ifadesinin alınmasına rağmen ikinci kez ifadenin Cumhuriyet savcısı yerine kolluk görevlilerince alınması, tutukluluk itiraz incelemelerinin matbu gerekçelerle reddedilmesi ile gözaltı ve tutukluluk süresinin makul olmaması şikâyetlerini de barındıran koruma tedbiri sebebiyle tazminat davasının koruma tedbirlerinden dolayı dosyaya yansıyan zarar bulunmadığından bahisle reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Bakanlık görüşünde, ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarına atıf yapılarak değerlendirmenin bu içtihat doğrultusunda yapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı bireysel başvuru formundaki açıklamalarını yinelemiştir.
28. Başvurucunun iddialarının temelinde koruma tedbirleri nedeniyle açtığı tazminat davasında talebi konusunda bir karar verilmemesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple belirtilen ihlal iddiaları mahiyeti itibarıyla karar hakkı kapsamında incelenmiştir.
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
30. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma hakkı" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı[nın] metne dâhil" edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (Sözleşme) düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almaktır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğinin Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz [1. B.], B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
31. Anayasa'nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında ise hiçbir mahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin bir karar verilmesini isteme güvencesini de sağlar (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Filiz Fırat [1. B.], B. No: 2014/10305, 5/12/2017, § 28).
32. Adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme hakkı; mahkemeye erişim, karar ve kararın icrası haklarını içerir. Karar hakkı genel itibarıyla mahkeme önüne getirilen uyuşmazlığın karara bağlanmasını isteme hakkını ifade eder. Bununla birlikte karar hakkı bireylerin sadece yargılama sonucunda şeklî anlamda bir karar elde etmelerini güvence altına almaz. Bu hak aynı zamanda dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargı mercince bir sonuca bağlanmasını da gerektirir (Filiz Fırat, § 29).
33. Başvurucu; tazminat davasına ilişkin dilekçesinde yakalama ve gözaltının hukuka aykırı olduğunu, gözaltı süresinin makul olmadığını, aynı suçlamayla ilgili daha önceden ifadesinin alınmasına rağmen ikinci kez ifadenin Cumhuriyet savcısı yerine kolluk görevlilerince alındığını, tutukluluk itiraz incelemelerinin matbu gerekçelerle reddedildiğini ve tutukluluk süresinin makul olmadığını belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141. ve 142. maddesi uyarınca tazminat taleplerinin bulunduğunu açıkça belirtmiştir (bkz. § 14). Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurucunun talepleri tutukluluk incelemelerinin süresinde ve usulüne uygun şekilde yapıldığı, 27 Kasım tarihli tutukluluğun devamı kararına itiraz dilekçesi üzerine yeniden tutukluluk incelemesinin gerçekleştirildiği ve 30 Aralık tarihli tutukluluk hâlinin devamı kararına itiraz dilekçesinin incelemesinin ise tensip zaptıyla karara bağlandığı, RTÜK üyeliğinden dolayı maaş aldığından başvurucunun maddi zararının bulunmadığı, koruma tedbirleri nedeniyle dosyaya zarar yansımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 15). Dolayısıyla Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun şikâyetleri tutukluluk incelemesinin süresinde ve usulüne uygun yapılıp yapılmadığı ile sınırlandırılmıştır. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi sadece maddi tazminatı konu etmemekte, bununla birlikte manevi tazminatı da kapsamaktadır. Başvurucu da dilekçesinde maddi zararlarının yanında manevi zararlarının da giderilmesini talep etmiştir (bkz. § 14). Buna karşılık Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurucunun manevi zararlarının giderilmesi şikâyeti yönünden bir değerlendirme yapılmamıştır.
34. Sonuç olarak başvurucunun tazminat davasında açık ve somut bir şekilde ileri sürdüğü yakalama ve gözaltının hukuki olmadığına, gözaltı süresinin makul süreyi aştığına, aynı olayla ilgili olarak ikinci ifadesinin kolluk tarafından alınmasına, tutukluluk incelemelerinin matbu gerekçelerle reddedilmesine, uzun tutukluluk süresine ve manevi zararının olduğuna yönelik iddiaları Ağır Ceza Mahkemesi tarafından değerlendirilmemiş ve bu şikâyetler yönünden olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamıştır. Bu durumda başvurucunun yargılama sonucunda karar elde etme hakkından yoksun bırakıldığı kanaatine ulaşılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
36. Başvurucu ayrıca suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, tutuklama kararının gerekçe içermediğini belirterek ölçülü olmayan tedbire dayanarak açtığı tazminat davasının reddedilmesinden şikâyet etmiştir. Başvurucu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve bu hakla bağlantılı olarak Sözleşme'nin 17. ve 18. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucu, aynı ihlal iddialarıyla daha önce bireysel başvuru yapmıştır. Anayasa Mahkemesi söz konusu başvuruda bu iddialar hakkında kabul edilemezlik kararı vermiştir (bkz. § 13). Dolayısıyla başvurucunun buna ilişkin şikâyeti diğer başvuruda incelendiğinden ayrıca bu iddialarının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
III. GİDERİM
37. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
38. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
39. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2021/1, K.2021/267) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, ALİ ÜRKÜT (2), B. No: 2022/77032, 03.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 05, sayfa 84–91
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.