İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

AHMET ÇÖRÜŞ VE FERDA ÇÖRÜŞ (2022/75440)

  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, trafik kazası neticesinde araçta meydana gelen değer kaybının tazmini amacıyla açılan tazminat davasında kusur oranının daha yüksek belirlendiği bilirkişi raporunun hükme esas alınması nedeniyle gerekçeli karar hakkı ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Gerekçeli karar hakkı (hukuk)Anayasal ve Kişisel Önemin Olmaması—
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Silahların eşitliği ilkesi / çelişmeli yargılama ilkesi (hukuk)Anayasal ve Kişisel Önemin Olmaması—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AHMET ÇÖRÜŞ VE FERDA ÇÖRÜŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/75440)

 

Karar Tarihi: 12/3/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Metin KIRATLI

Raportör

:

Nuray KOVANCI

Başvurucular

:

1. Ahmet ÇÖRÜŞ

2. Ferda ÇÖRÜŞ

Vekili

:

Av. Kemal MOLA

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, trafik kazası neticesinde araçta meydana gelen değer kaybının tazmini amacıyla açılan tazminat davasında kusur oranının daha yüksek belirlendiği bilirkişi raporunun hükme esas alınması nedeniyle gerekçeli karar hakkı ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Davacı N.D. 17/6/2016 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucunda aracında oluştuğunu iddia ettiği değer kaybının tazmini amacıyla başvurucular aleyhine 3/8/2016 tarihinde Eskişehir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır.

3. Mahkeme taraf tanıklarını dinlemiş, olay yerinde keşif yapmış, tarafların ibraz ettikleri belgeleri incelemiş ve dosyayı bilirkişi incelemesine göndermiştir. Bilirkişi heyetinden alınan 15/8/2017 tarihli raporda kusur durumunun tespiti yönünden davacı N.D.nin %80, başvurucu Ferda Çörüş'ün ise %20 oranında kusurlu olduğu hususlarına yer verilmiştir. Tarafların bilirkişi raporuna itirazı üzerine dosya İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilmiştir. Bilirkişi heyetince 30/5/2018 tarihli rapor Mahkemeye ibraz edilmiş, raporda başvurucu Ferda Çörüş'ün %100 oranında asli ve tam kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu bilirkişi raporuna itiraz edilmesi üzerine 9/8/2021 tarihli ek rapor hazırlanmış, raporda kök rapordaki görüş ve kanaatin aynen devam ettiği belirtilmiştir.

4. Başvurucular vekilinin ek rapora itirazı üzerine Mahkemece, bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğu gerekçesiyle dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığına (ATK) gönderilmesine karar verilmiştir. ATK Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 29/1/2020 tarihli bilirkişi raporunda hangi sürücünün kırmızı ışık ihlali yaptığının anlaşılamadığı belirtilerek alternatifli kusur dağılımı yapılmıştır. Buna göre birinci durumda başvurucu Ferda Çörüş'ün kusursuz olduğu, davacı N.D.nin %100 oranında kusurlu olduğu; ikinci durumda ise başvurucu Ferda Çörüş'ün %100 oranında kusurlu olduğu, davacı N.D.nin kusursuz olduğu ifade edilmiştir. Tarafların bu rapora itirazı üzerine dosya üst kurulda görüşülmesi istemiyle ATK'ya gönderilmiş, düzenlenen 5/6/2020 tarihli raporla başvurucu Ferda Çörüş'ün %10, davacı N.D.nin %90 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir.

5. Mahkemece 24/5/2022 tarihli kararla davanın kabulüne, 4.658,39 TL değer kaybı tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte başvuruculardan alınarak davacı tarafa ödenmesine kesin olarak karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, İTÜ öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetince düzenlenen 30/5/2018 tarihli rapora üstünlük tanındığını ve ıslah dilekçesi ile bağlı kalınarak karar verildiğini ifade etmiştir.

6. Başvurucular, nihai kararı 17/6/2022 tarihinde öğrendikten sonra 14/7/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

7. Başvurucular; alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkileri gidermek üzere Mahkemece ATK'dan rapor alınmasına rağmen başvurucunun asli kusurlu olduğunu belirten önceki tarihli bilirkişi raporuna göre karar verildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporuna neden üstünlük tanındığının gerekçeli kararda açıklanmadığını, delillerin usulüne göre değerlendirilmediğini, dosyaya sundukları kamera kayıtlarının ve tanıklarının dikkate alınmadığını belirtmiştir. Başvurucular adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkı ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

8. Anayasa Mahkemesi, anayasal ve kişisel önem kriterini daha önce K.V. ([GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016) kararında incelemiş; temel ilkelerini belirlemiştir. Buna göre kanunda anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabilmesi için iki şart öngörülmüştür: Anayasal önem olarak adlandırılabilecek olan birinci şart başvurunun Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımaması, kişisel önem olarak adlandırılabilecek olan ikinci şart ise başvurucunun önemli bir zarara uğramamasıdır.

9. Anayasa hükümlerinin yorumlanması açısından önem taşıma unsurunun başta Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla daha önce yorumlamadığı meseleleri kapsadığında kuşku yoktur. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, bir meseleyle ilgili olarak daha önce Anayasa'nın ilgili hükümlerini yorumlamış olsa bile değişen durumları dikkate alarak yeniden yorumlama ihtiyacı duyabilir. Bu durumda da o meseleye ilişkin başvurunun anayasal öneminin bulunduğunu kabul etmek gerekir. Anayasa'nın uygulanması açısından önem taşıma unsurunda ise Anayasa hükümlerinin uygulanması açısından başvurunun önem taşıdığının söylenebilmesi için kamu makamları ve yargılama merciilerinin belli bir meseleye ilişkin uygulamalarının Anayasa Mahkemesi yorumlarından farklı olması ve bu farklılığın da önemli olması gerekir. Kişisel önemin bulunması koşulu ise -başvurucunun içinde bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere- her olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilir (K.V., §§ 63-67).

10. Söz konusu uyuşmazlıkta başvurunun genel bir soruna işaret etmediği yahut Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından bir önem taşıdığının ortaya konulamadığı kanaatine ulaşılmıştır.

11. Kişisel önemin bulunmaması koşulu ise -başvurucunun içinde bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere- her olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilir (K.V., §§ 66, 67).

12. Bunun yanında kişisel önem şartı çerçevesinde objektif anlamda maddi zararın tespiti bakımından paranın zaman içinde enflasyon karşısında değer kaybedebileceği dikkate alındığında başvuru tarihindeki takvim yılına göre değerlendirme yapılması gerektiği kuşkusuzdur. Diğer bir ifadeyle bireysel başvurular, eğer başvuruda bir maddi zararın varlığı söz konusu ise kişisel önem şartı değerlendirilirken başvurunun yapıldığı tarihteki takvim yılı itibarıyla incelenecektir. Özellikle bu durum, başvurunun yapıldığı yıldan sonraki bir takvim yılında karara bağlanan başvurular için önem arz etmektedir. Son olarak belirtmek gerekir ki kişisel önem şartı uygulanırken gözetilmesi gereken diğer bir husus ise objektif anlamda yapılacak değerlendirmenin sonuca varılması bakımından tek başına bir önem taşımamasıdır. Yukarıda değinilen unsurlar birlikte değerlendirilerek başvurunun kişisel anlamda bir önem taşıyıp taşımadığı belirlenecektir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Ahmet Baş [GK], B. No: 2019/42746, 17/5/2023, § 45).

13. Başvuruya konu olayda başvurucular aleyhine hükmedilen tazminat miktarının 4.658,39 TL olduğu anlaşılmaktadır. Başvuru tarihi (2022 yılı) itibarıyla şikâyet edilen toplam değerin subjektif anlamda önemli bir miktar olarak görülemeyeceği değerlendirilmiştir. Başvurucuların ekonomik durumu, davanın niteliği ve yargılama süreci ile başvuruya konu müdahalenin kapsamı dikkate alındığında başvurunun anayasal ve kişisel bir öneminin olmadığı sonucuna varılmıştır.

14. Açıklanan gerekçelerle başvurunun anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, AHMET ÇÖRÜŞ VE FERDA ÇÖRÜŞ, B. No: 2022/75440, 12.03.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 273–275

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.