Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
OĞUZ AKÇAY (2022/71606)
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; emniyet personeli hakkında verilen "kadrosuzluk nedeniyle terfi etmez." kararına karşı açılan iptal davasında duruşma talebinin kabul edilmemesi nedeniyle sözlü yargılanma hakkının, davanın sonucuna etkili iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Aleni yargılanma hakkı (idare) | İhlal | Yeniden yargılama |
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Gerekçeli karar hakkı (idare) | İhlal | Yeniden yargılama |
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Masumiyet karinesi (idare) | İncelenmesine Yer Olmadığı | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
OĞUZ AKÇAY BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/71606) |
|
|
|
Karar Tarihi: 18/2/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Yıldız SEFERİNOĞLU Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Eren Can BENAKAY |
|
Başvurucu |
: |
Oğuz AKÇAY |
|
Vekili |
: |
Av. Süleyman Sercan TÜRK |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; emniyet personeli hakkında verilen "kadrosuzluk nedeniyle terfi etmez." kararına karşı açılan iptal davasında duruşma talebinin kabul edilmemesi nedeniyle sözlü yargılanma hakkının, davanın sonucuna etkili iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde komiser yardımcısı rütbesiyle grup amiri olarak görev yapmakta olan başvurucu hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez ve Yüksek Değerlendirme Kurulunun 18/6/2020 tarihli kararıyla "kadrosuzluktan terfi etmez." kararı verilmiştir.
3. Başvurucu, kararın iptali istemiyle 21/8/2020 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğüne (davalı idare) karşı iptal davası açmıştır. Dava dilekçesinde, kıdem sırasında kendisinden daha alt sırada olanların terfi etmesine rağmen haksız olarak kendisinin terfi ettirilmediğini belirtmiştir. Yapılacak denetimde görüleceği üzere liyakat ilkesi uyarınca kendisinin terfi ettirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Geçmiş dönemlerde aldığı performans puanları, başarı ödülleri, disiplin cezası bulunmadığı gibi bu hususların söz konusu durumu kanıtladığını dile getirmiştir. Eşitlik ilkesini zedeleyen ve hukuka aykırı olan işlemin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
4. Davalı idare 9/10/2020 tarihinde savunmasını yapmıştır. Dilekçesinde, liyakat ilkesi ile genel inceleme esas ve sonuçlarına yer verdikten sonra yapılan değerlendirmenin liyakat esaslarına uygun olduğunu ve davanın reddi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu 19/10/2020 tarihinde idarenin savunmasına cevap vermiştir. Dilekçesinde, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca öncelikle duruşma talep ettiğinin altını çizmiştir. Devamında belirtilen rütbe terfi puanlarının ortalaması değerlendirildiğinde kendisinin terfi etmesi gerektiğini açıklamıştır. Terfi işleminde liyakatin dikkate alınmadığını ifade etmiştir.
5. İstanbul 7. İdare Mahkemesince (Mahkeme) 28/1/2021 tarihinde dava reddedilmiştir. Kararda:
i. Başvurucunun üst rütbe kıdemine esas tarihin 27/8/2020, tahsil durumunun dört yıllık yüksekokul, performans ortalamasının 4.85, son performansının 5, başarı belge/ödülünün 9 olduğu bilgisine yer verilmiştir. Birim değerlendirme komisyon görüşünün "yetersiz" olarak belirtildiği ifade edilmiştir. Bu bilgiler ışığında başvurucu hakkında dava konusu kararın verildiği açıklanmıştır. Başvurucu ile aynı listede bulunan ve performans ortalaması, son performansı ve başarı belgesi/ödülü gibi ölçütlere göre daha iyi durumda olan birçok personel hakkında da kadrosuzluktan terfi etmez kararı verildiği, yine aynı ölçütlere göre başvurucudan daha düşük durumda olan bir kısım personelin de terfi ettiği vurgulanmıştır.
ii. Bir üst rütbeye terfi durumu değerlendirilirken emniyet hizmetinin özelliği ve gereklerine uygun olarak genel kadro durumu ile birlikte kıdemin yanı sıra geçmiş hizmetlerin de liyakat değerlendirilmesinde dikkate alınacağı bilgisine yer verilmiştir. Komiser yardımcısı olan başvurucunun kıdem ve geçmiş hizmet durumu gözönüne alınmak suretiyle yapılan değerlendirme neticesinde kadrosuzluktan terfi etmez kararı verildiği ve verilen kararın başvurucuya ilişkin kısmında hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
6. Başvurucu, karara karşı 10/5/2021 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde, geçmiş başarıları gözönüne alındığında herhangi bir somut neden gösterilmeksizin terfi ettirilmemesi nedeniyle yapılan işlemin haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Kararda açık bir olguya yer verilmediğini, soyut ifadelerle davalı idare tarafından tesis edilen işlemin uygunluğu hususunda hüküm kurulduğunu ifade etmiştir. Kendisinden daha iyi durumda olan birçok personel hakkında "kadrosuzluktan terfi etmez" kararı verildiği gibi aynı ölçütlere göre kendisinden daha düşük durumda olan bir kısım personelin de terfi etmesinin davalı idarenin terfi işlemlerinde liyakati esas almadığını ispatlar nitelikte olduğunu dile getirmiştir. Kendisi ile aynı değerlendirmeye girerek terfi ettirilmeyen bazı meslektaşlarının açtığı iptal davaları kabul edilirken hangi gerekçe ile davasının reddedildiğini bilmediğini vurgulamıştır. Son olarak savunma dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde duruşma talebi olmasına rağmen bu talebi değerlendirilmeyerek duruşma açılmaksızın karar verildiğinin altını çizmiştir.
7. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 28/4/2022 tarihinde istinaf başvurusunu oyçokluğuyla kesin olarak reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
"Davacı tarafça 20.10.2020 tarihinde dava dosyasına sunulan savunmaya cevap dilekçesinin, 20.09.2020 tarihinde başlayan otuz günlük cevap verme süresi geçtikten sonra kayda girdiği ve dava dosyasının davalı idarenin savunma dilekçesi ile tekemmül ettiği anlaşılmış olup, her ne kadar ilk derece mahkemesince süresinde olmayan cevap dilekçesinin sehven davalı idareye tebliğe çıkarıldığı görülmüşse de yasal süresinde sunulmamış olan cevap dilekçesinde yer verilen duruşma talebi üzerine 2577 sayılı Yasa'nın 17. maddesi kapsamında duruşma yapma zorunluluğu bulunmadığından, davacının duruşmaya ilişkin iddiası yerinde görülmemiştir.
Her ne kadar dava konusu işlemin tesisi sırasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçlaması ile yürütülmekte olan 2018/84677 nolu ceza soruşturması sonucunda davacı hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ve 16.06.2021 tarihinde karar kesinleşmiş ise de ceza soruşturmasına konu olan hususlara ilişkin olarak davacı hakkında idari yönden soruşturma yapmak üzere müfettiş görevlendirildiği, UYAP kayıtları incelendiğinde ise Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2022/3508 nolu dosyası ile davacı hakkında 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçlaması ile yeni bir ceza soruşturmasının yürütülmekte olduğu görülmüştür."
8. Kararın karşıoyu ise şöyledir:
"Olayda, kıdem listesinde 2880. sırada bulunan, performans ortalaması 4,85, son performans puanı 5, başarı belgesi-ödül sayısı 9, birim değerlendirme görüşü yetersiz olan davacının, hakkında 'terfi eder' kararı verilenlere göre daha az liyakatli olarak değerlendirilmesine dayanak olan 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçlaması ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülmekte olan 2018/84677 nolu ceza soruşturması sonucunda hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğinin ve kararın 16.06.2021 tarihinde kesinleştiğinin, işlem tarihi itibariyle davacının herhangi bir disiplin cezası bulunmadığının, sonuçlu çarşaf listenin incelenmesinden ise davacıdan kıdemsiz olup performans ortalaması 4,84, son performans puanı 5, başarı belgesi ve ödül sayısı 2, birim değerlendirme komisyon görüşü yeterli olan adli ve idari soruşturma yönünden davacı ile benzer durumda bulunan 2914. sıradaki personel hakkında 'terfi eder' kararı verildiği, yine davacıdan kıdemsiz olup performans ortalaması 4,71, son performans puanı 4,80, başarı belgesi/ödülü bulunmayan, birim değerlendirme komisyon görüşü davacı gibi 'yetersiz' olan 3774. sıradaki personel hakkında da 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçlaması ile yürütülen ceza soruşturması sonucunda kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ancak idari soruşturması devam ettiğinden bahisle 'soruşturma sonucuna göre terfi eder' kararı verildiğinin saptanması karşısında, 3201 sayılı Kanun ile öngörülen terfi değerlendirme ilkelerinin tüm personel yönünden eşit ve objektif biçimde uygulanmadığı kanaatine ulaşılmış olup, işlem tarihindeki mevcut maddi ve hukuki duruma göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hakkında yürütülen ceza soruşturması 'kovuşturmaya yer olmadığı' yönünde sonuçlanmış olan davacının kadrosuzluk sebebiyle terfi ettirilmemesi yönündeki dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile dava konusu işlemin iptali gerektiği görüşüyle ..."
9. Başvurucu, nihai kararı 9/6/2022 tarihinde öğrendikten sonra 7/7/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına üye olma suçundan başlatılan soruşturma sonucunda 22/6/2021 tarihinde takipsizlik kararı verilmiştir. Kararda 502059 ID numaralı ByLock hesabı ile 47923 ID numaralı ByLock kullanıcısı arasında gerçekleşen 20/1/2016 tarihli 12.04-18.07 arası mesajlaşma içeriğinde başvurucunun adı geçse de bunun dışında ByLock yazışmalarında herhangi bir bilgi bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun örgüt tarafından Polis Amirleri Eğitim Merkezine (PAEM) yönlendirildiğine ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu nedenle örgüt tarafından PAEM'i kazanan kişilere ulaşılmaya ve devşirilmeye çalışıldığı, dolayısıyla da ByLock yazışmalarında başvurucunun ad ve soyadının geçtiği değerlendirilmiştir. ByLock mesaj içeriklerinde başvurucunun isminin geçmesinin tek başına üyelik kabulü için yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan ankesör/büfe analiz raporunda 28/11/2015 tarihinde Ankara'dan iki aranma kaydının bulunduğu tespit edilmişse de aramaların ardışık nitelikte olmadığı gibi devamlılık da arz etmediği kararda yer almıştır. Kararda ayrıca şüphelinin örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olduğuna dair talimat aldığına veya verdiğine, diğer örgüt üyeleriyle iletişim kurabilmek için özel yöntem ve araçlar kullandığına, örgütle devamlılık arz edecek şekilde organik bağının bulunduğuna ilişkin kamu davası açılmasını gerektirir yeterli delil olmadığına işaret edilmiştir.
11. Başvurucu hakkında Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan soruşturma sonucunda 24/1/2022 tarihinde yetkisizlik kararı verilmiştir. Kararda yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının şüphelinin son güncel adresinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığı olması nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olduğu ifade edilmiştir.
12. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Sözlü Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
13. Başvurucu, yasal süresi içinde 19/10/2020 tarihinde duruşma talep etmesine rağmen Mahkeme tarafından değerlendirilmediğini belirtmiştir. Bu durumu istinaf aşamasında dile getirilmesine rağmen Bölge İdare Mahkemesi tarafından dilekçenin sisteme kaydedildiği 20/10/2020 tarihini baz alarak istinaf başvurusunun kabul edilmemesi nedeniyle hak arama hürriyetinin kısıtlandığını ifade etmiştir. Yasal süresi içinde sunulan savunma dilekçesi ile duruşma talep edilmesine rağmen anılan talebin haksız ve hukuka aykırı olarak kabul edilmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun ilk derece aşamasında 2577 sayılı Kanun'da belirtilen süre zarfında duruşma talebinde bulunmadığı ve Mahkeme tarafından da anılan Kanun'un açık hükmü gereğince duruşma talebinin yerinde görülmediği belirtilmiştir. İstinaf aşamasında duruşma yapılmasının istinaf mercinin takdirinde olduğu, somut uyuşmazlıkta yazılı yargılamanın esas olduğu, idari yargılama usulünde dava dosyası ve tarafların yazılı görüşleri temelinde yeterince çözülemeyen olgusal herhangi bir sorunun bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu kapsamda duruşma yapılmadan hüküm kurulmasında da adil yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı savunulmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı bireysel başvuru formunda belirttiği hususları yinelemiştir.
15. Başvurunun bu kısmı sözlü yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan sözlü yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
17. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında aleni yargılama hakkının tanınması, zorunlu olarak sözlü yargılanma hakkını da içerir. Bununla birlikte Sözleşme'nin bu maddesinde yer alan söz konusu yükümlülük mutlak değildir. Dava dosyası ve tarafların yazılı görüşleri temelinde yeterince çözülemeyen hukuki ve olgusal herhangi bir sorunla karşılaşılmaması örneğinde olduğu gibi yargılamanın istisnai koşulları da duruşma yapılmasını gerektirmeyebilir (Adnan Altın [2. B.], B. No: 2013/9748, 7/1/2016, §§ 44-46). Yargılamaya taraf olan kişilerin hakkaniyetli yargılama temelinde beyanlarını sözlü vermesinin gerektiği durumlarda sözlü yargılama yapılmaması, yargılamanın bir bütün olarak adil olmasını engelleyebilir. Dolayısıyla sadece dosyaya dayanılarak tatmin edici bir çözümün sağlanamayacağı olaylarda sözlü yargılamanın yapılması gerekebilir. Sözlü yargılamaya karar vermede davaya konu meselelerin çokluğu değil niteliği önem kazanacaktır (Adnan Altın, § 48).
18. 2577 sayılı Kanun'da yazılı yargılama usulü benimsendiğinden ve yazılı yargılama usulünde duruşma istisnai olduğundan idari yargılama makamının gerekli bilgi ve belgeleri somut olayın özelliğine göre resen araştırıp bulması kurala bağlanmıştır. İdari yargılamada geçerli olan yazılı yargılama usulünün doğal sonucu olarak inceleme evrak üzerinde yapılmakta, iptal davalarında taraflardan birinin isteği üzerine veya mahkeme tarafından resen duruşma icra edilebilmekle birlikte burada da ancak tarafların dilekçe ve savunmalarında ileri sürdükleri sebep ve deliller tartışılabilmektedir (İlker Erdoğan [1. B.], B. No: 2013/316, 20/4/2016, § 33).
19. 2577 sayılı Kanun'un 17. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca iptal davalarında duruşma talebi, dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilecektir. Dosya tekemmül ettikten sonra ise duruşma talebinde bulunulamayacağı açıktır. Yine anılan Kanun uyarınca temyiz aşamasında duruşma yapılması da temyiz mercinin takdirinde olan bir husustur (Nihat Karagöz [1. B.], B. No: 2019/21436, 3/2/2022, § 50).
20. Başvurucu, hakkında verilen terfi etmez kararının iptalini talep etmiştir. Bu nedenle açılan davanın iptal davası olduğu ve duruşma talep edilmesi hâlinde kabul edilmesi gerektiğinde şüphe yoktur. Davalı idarenin savunma dilekçesi 19/9/2020 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucunun savunmaya cevap verme süresi otuz gün olup son gün 19/10/2020 tarihidir. Başvurucu 19/10/2020 tarihli dilekçesi ile idarenin savunmasına cevap vermiştir. Bu dilekçe Mahkemeye 20/10/2020 tarihinde kaydedilmiştir.
21. Başvurucuya ait 19/10/2020 tarihli duruşma talebinde bulunduğu savunmaya cevap dilekçesinin Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi evrak işlem kütüğü incelendiğinde başvurucunun vekili tarafından Avukat Portal Uygulaması üzerinden 19/10/2020 tarihinde saat 16.44'te oluşturduğu görülmektedir. Söz konusu evrak Mahkeme katibi tarafından 20/10/2020 tarihinde saat 10.52'de okunmuş ve saat 10.57'de yazdırılmıştır.
22. Buna göre başvurucunun vekili tarafından Avukat Portal üzerinden savunmaya cevap dilekçesinin son gün olan 19/10/2020 tarihinde mesai saati içinde oluşturduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Söz konusu belgenin bir gün sonra görülmüş olması belgenin veriliş tarihinde bir değişiklik meydana getirmemektedir. Başka bir deyişle başvurucu savunma dilekçesini verme süresinde 2577 sayılı Kanun'un 17. maddesinde aranan duruşma talebinde bulunma şartını gerçekleştirmiştir.
23. Duruşma talebi hakkında Mahkemece herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Mahkeme tarafından duruşma açılmaksızın karar verildiği gözönüne alındığında neden duruşma talebini kabul etmediğini kararında belirtmesi gerekir. Bölge İdare Mahkemesi ise savunmaya cevap dilekçesinin oluşturulma tarihini değerlendirmeksizin Mahkeme sistemine 20/10/2020 tarihinde girdiğini belirterek duruşma yapılmaksızın karar verilmesinin yasal ve yerinde görmüştür. Ancak Bölge İdare Mahkemesi de Avukat Portal üzerinde belgenin oluşturulma tarihini değerlendirmemiş, bu tarihin neden kabul edilmediği veya 20/10/2020 tarihinin neden geçerli olduğuna dair karşılaştırma yaparak açıklamada bulunmamıştır.
24. Sonuç olarak savunmaya cevabın son gününde hazırlanan dilekçede duruşma talep edilmiş olması karşısında yapılan değerlendirmeler başvurucuyu duruşmadan mahrum bırakmıştır. Duruşma talebinin kabul edilmemesi nedeniyle başvurucu sözlü yargılanma hakkından yoksun kalmış ve kusuru olmadığı hâlde orantısız bir yüke katlanmak zorunda kalmıştır.
25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki sözlü yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu, Bölge İdare Mahkemesi tarafından terfi etmez kararının verildiği tarihte mevcut olan verilerden hareket edilmediğini belirtmiştir. 2020 yılında tesis edilen işleme karşı 2022 yılında soruşturma kapsamında verilen takipsizlik kararını esas alarak karar veremeyeceğini ifade etmiştir. Rütbe terfi işlemlerinde, rütbe terfi tarihinin esas alınması gerektiği yasal zorunluluk olmasına rağmen Mahkeme ve Bölge İdare Mahkemesince verilen kararların haksız ve hukuka aykırı olduğunu iddia ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Bakanlık görüşünde, Mahkeme ve Bölge İdare Mahkemesince ilgili mevzuat uyarınca başvurucunun talebi ve itirazlarının incelendiği ve netice itibarıyla dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Yargı mercilerinin söz konusu kararlarında dava konusu olay ve olguları, delillerin değerlendirmesini, hukuk kurallarının yorumlanmasını ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu ve kullandıkları takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdikleri ifade edilmiştir. Mevcut başvuruda adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken kararların yeterli ve ilgili gerekçe içerdiğinin dikkate alınması gerektiği savunulmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı bireysel başvuru formunda belirttiği hususları yinelemiştir.
28. Başvurunun bu kısmı gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
30. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
31. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
32. Mahkeme kararında başvurucu hakkındaki performans puan ortalaması, başarı ödülü, eğitim durumuna dair bilgiler verildikten sonra birim değerlendirme komisyon görüşünün yetersiz olarak belirtildiği bilgisine yer verilmiştir. Anılan bilgilere yer verilmekle birlikte bu durumun neden yetersiz olarak kabul edildiği irdelenmemiş, sebebi araştırılmamıştır. Söz konusu görüşün terfi etme kararında etkisi gözönünde tutularak nedeni ve değerlendirmenin hukukiliğinin Mahkeme tarafından ortaya konulması önem arz etmektedir.
33. Öte yandan Mahkeme kararında başvurucu ile aynı listede başvurucudan performans ortalaması, son performansı ve başarı belgesi/ödülü gibi ölçütlere göre daha iyi olanlara terfi etmez kararı verildiği, aynı zamanda başvurucudan daha düşük durumda olanların terfi ettiği bilgisine yer verilmiştir. Bu bilgi aktarılmakla beraber bunun sebebi açıklanmamıştır. Hangi ölçüt ya da kıstaslara göre durumu daha iyi olanların terfi etmeyeceğinin değerlendirildiği veya durumu daha kötü olmasına rağmen terfi edenlerin neden bu şekilde kabul edildiği Mahkeme tarafından ortaya konulmamıştır. Mahkeme; liyakat incelemesinde, emniyet hizmetinin özelliği ve gereklerine uygun olarak genel kadro durumu ile birlikte kıdemin yanı sıra geçmiş hizmetlerin de değerlendirildiğini belirtmesine karşın verilen kararda liyakat ilkesinin gözetim şeklinin nasıl olduğunu, başvurucunun hangi nedenlerden ötürü bunu sağlamadığını aydınlatmamıştır. Zira başvurucunun performans ortalaması, başarı durumu gibi verileri düşünüldüğünde liyakat şartını neden sağlamadığının gösterilmesi yargılamanın adilliği açısından gereklidir.
34. Bölge İdare Mahkemesi başvurucu hakkında 2021 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca takipsizlik kararı verilse de bu durum ile ilgili olarak idari soruşturma yapmak üzere müfettiş görevlendirildiğini belirtmiştir. İdari soruşturmanın akıbetinin ne olduğu kararda belirtilmediği gibi takipsizlik kararı verilen bir durum ile ilgili olarak yapılan idari soruşturmanın terfi etmeme yönündeki kanaate olan etkisi de ortaya konulmamıştır.
35. Bunun yanı sıra Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmanın bulunduğu belirtilse de Bölge İdare Mahkemesince karar verilmeden önce Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca yetkisizlik kararı verilerek yetkili yerin İstanbul olduğu gösterilmiştir. Ancak Bölge İdare Mahkemesince söz konusu yetkisizlik kararı sonrasında ne olduğu araştırılmamıştır. Başvurucu hakkında yeni bir soruşturma açılıp açılmadığı, soruşturma açıldığı takdirde sonucunun ne olduğu ortaya konulmadan karar verilmiştir.
36. Ayrıca Bölge İdare Mahkemesi tarafından iki farklı soruşturma dosyası bilgisine yer verilmekle birlikte söz konusu soruşturmaların başvurucunun açmış olduğu davaya etkisi değerlendirilmemiştir. Soruşturma bilgisine atıfta bulunulması yeterli olmayıp ceza soruşturmalarına konu olay ve olguların da irdelenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda olayın meydana geliş şekli, fiilin özelliği, ağırlığı gibi olaya özgü durumlar değerlendirilerek karar sonucuna ulaşılma nedeni ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulmalıdır.
37. Ceza soruşturmalarında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin başvurucu hakkında verilen terfi etmez kararına olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmamaktadır. İdari yargı mercileri tarafından ceza soruşturmalarında yer alan verilerin terfi etmeme kararına olan etkisinin ortaya konulması gerekmektedir. Olaya bakıldığında ise Bölge İdare Mahkemesi tarafından ceza soruşturmaları esas alınmakla birlikte soruşturmalarda yer alan olgular irdelenmemiştir.
38. Sonuç olarak terfi etmez kararı verilirken kullanılan verilerin başvurucuya ait bilgiler karşısında değerlendirilerek liyakat ilkesi ışığında başvurucu hakkında verilen kararı neden ve nasıl haklılaştırdığı hususunun yargılama mercilerinin gerekçelerinde yer almadığı görülmüştür. Mahkeme ve Bölge İdare Mahkemesince başvurucu hakkında elde edilen bilgiler herhangi bir şekilde değerlendirilmemiş, bilginin tesis edilen işleme ulaşmadaki hukuki etkisi ve benzeri boyutları ile işin esası ile ilgili kendi değerlendirmesi ortaya konulmamıştır. Diğer bir ifadeyle başvurucunun hakkında verilen terfi etmeme kararının haksız ve hukuka aykırı olduğuna dair iddiaları yeterli bir şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır.
39. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
40. Başvurucu tarafından masumiyet karinesinin ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiası hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasının gerek olmadığı değerlendirilmiştir.
III. GİDERİM
41. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
42. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
43. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
44. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Sözlü yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki sözlü yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin sözlü yargılanma hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 7. İdare Mahkemesine (E.2020/1329, K.2021/52) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, OĞUZ AKÇAY, B. No: 2022/71606, 18.02.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 04, sayfa 421–429
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.