Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ (5) (2022/69235)
- Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, idarenin genel sağlığın korunması amacıyla tüm toplantı ve yürüyüşleri yasaklaması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı | Toplantı ve gösteri yürüyüşü | İhlal | Manevi tazminat |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ BAŞVURUSU (5) |
|
(Başvuru Numarası: 2022/69235) |
|
|
|
Karar Tarihi: 21/4/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Hasan HÜZMELİ |
|
Başvurucu |
: |
HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ |
|
Vekili |
: |
Av. Maviş AYDIN ŞİMŞEK |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, idarenin genel sağlığın korunması amacıyla tüm toplantı ve yürüyüşleri yasaklaması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/7/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Aralarında Halkların Demokratik Partisine (HDP) mensup milletvekillerinin de olduğu kişilerin milletvekilliği, 4/6/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda düşürülmüş ve bu kişiler haklarında yürütülen ceza soruşturması kapsamında tutuklanmıştır. Başvurucu beyanına göre; bu durumu protesto etmek amacıyla 5/6/2020 - 15/6/2020 tarihleri arasında Hakkâri ve Edirne’den Ankara’ya yürüyüş düzenleme kararı almış ve bu kararını 6/6/2020 tarihinde kamuoyuna duyurmuştur.
6. İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu (Kurul) bazı siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının eylem ve etkinlik düzenleyeceklerine ilişkin medyada yer alan haberler üzerine bu konuda değerlendirme yapmak için 14/6/2020 tarihinde toplanmıştır. İstanbul Valiliği (Valilik) İl Sağlık Müdürlüğü, devam etmekte olan COVID-19 salgınına karşı genel sağlığın korunması amacıyla il genelindeki tüm eylem ve etkinliklerin haziran ayı sonuna kadar yasaklanmasına karar vermiştir. Kararda, alınan tedbirlere uyulmaması hâlinde 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282. maddesi ve ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılacağı belirtilmiştir. Anılan yasaklama kararının ilgili kısmı şöyledir :
"...
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi (salgın) ilan edilen ve ülkemizde salgın riski olan Koronavirüs (COVID-19) hastalığının en temel özelliğinin; fiziksel temas, hava yolu vb. Yollarla çok hızlı bulaşması ve enfekte insan sayısının çok hızlı artması olduğu, salgının yayılmasını engellemenin en etkili yolunun da sosyal hareketliliği ve insanlar arası teması azaltarak, sosyal izolasyonun mutlak şekilde sağlanması gerektiği; aksi hallerde virüsün yayılımının hızlanarak, vaka sayısı ve tedavi gereksiniminin artması olduğu, salgının yayılmasını engellemenin en etkili yolunun da sosyal hareketliliği ve insanlar arası teması azaltarak, sosyal izolasyonun mutlak şekilde sağlanması gerektiği; aksi hallerde virüsün yayılımının hızlanarak, vaka sayısı ve tedavi gereksiniminin artması nedeniyle vatandaşların hayatlarını kaybetme riski ile toplum sağlığı ve kamu düzeninin bozulmasına sebep olacağı aşikârdır.
Sivil Toplum Kuruluşlarının insanları toplu olarak bir araya getiren her türlü toplantı ve faaliyetlerinin geçici olarak ertelenmesi ile vatandaşların, meydanlarda, sokak ve caddelerde; sosyal mesafeyi gözetmeden toplu olarak gezmeleri ve bulunmalarına izin verilmemesi, yan yana yürüyen vatandaşların sosyal mesafeyi gözeterek yürümeleri için uyulması gereken İl Hıfzıssıhha Meclisinin 16.03.2020 tarih 4 No.lu kararı ile 03.04.2020 tarih ve 20 No.lu kararının halen yürürlük bulunduğu değerlendirilerek, içinde bulunduğumuz Haziran ayı sonuna kadar;
1- Eylem/etkinlik programında sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler ve sendikalara yapılması muhtemel ziyaretlerde, sosyal mesafe kuralına uygun olarak hareket edilmesinin sağlanması,
2- İlimizde yapılması planlanan basın açıklamalarının, yalnızca parti binalarının içerisinde veya önünde 50 kişiyi geçmeyecek sayıda katılımcıyla, sosyal mesafe kuralına uygun olarak yapılabileceği, yapılması planlanan yürüyüşler ile açık hava toplantısı, toplu karşılama ve uğurlama gibi eylem/etkinliklerin hastalığın yayılmasına neden olacağı öngörülerek müsaade edilmemesi,
3- Olası provokatif eylemlerin ve salgın hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla; hastalığın engellenmesine yönelik olarak ilimizdeki muhtemel eylemlere katılmak için hareket edecek grupların, şehrimize giriş ve çıkışlarının kısıtlanması,
4- Başka illerde yapılması planlanan eylem/etkinliklere, ilimizden katılım sağlayacak grup ve şahıslara izin verilmemesi,
...
6- Konu hakkında gerekli hassasiyetin gösterilerek uygulamanın yukarıda belirtilen çerçevede eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesinin sağlanması, tedbirlere uymayanlar hakkında Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282’inci maddesi gereğince idari para cezası verilmesi, aykırılığın durumuna göre Kanunun ilgili maddeleri gereğince işlem yapılması, konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanunu’nun 195’inci maddesi kapsamında gerekli adli işlemlerin başlatılması,
Kararları alınmıştır."
7. Başvurucu, müdahaleye dayanak alınan idari işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. İstanbul 14. İdare Mahkemesi (Mahkeme) sırasıyla 14/7/2020 ve 28/12/2020 tarihlerinde, yürütmenin durdurulması ve işlemin iptali taleplerini reddetmiştir.
8. Mahkeme, iptal talebine ilişkin kararda müdahalenin 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. ve 19. maddeleri ile 8/8/1985 tarihli ve 18836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in (Yönetmelik) 23. maddesine dayandığını belirtmiştir. Kararda; il genelinde kamu sağlığının korunmasının Valiliğin görev kapsamında olduğu dolayısıyla yaşanması muhtemel olumsuzlukların önlenmesi, salgın riskinin azaltılması ve kamu sağlığının korunması amacıyla tesis edilen başvuruya konu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
9. Başvurucu, davanın reddine ilişkin karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 18/5/2022 tarihinde başvuruya konu mahkeme kararını hukuka uygun bulduğundan istinaf başvurusunu kesin olarak esastan reddetmiştir.
10. Başvurucu, nihai kararı 7/6/2022 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
11. Olay tarihi öncesi 2911 sayılı Kanun'un 17. maddesi şöyledir:
"Bölge valisi, vali veya kaymakam, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla belirli bir toplantıyı yasaklayabilir veya iki ayı aşmamak üzere erteleyebilir."
12. 30/7/2003 tarihli ve 4963 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle değiştirilen 2911 sayılı Kanun'un 17. maddesi ve anılan düzenlemenin değişiklik gerekçesi şöyledir :
- [17. madde]
"Bölge valisi, vali veya kaymakam, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla belirli bir toplantıyı bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması hâlinde yasaklayabilir."
- [17. madde değişiklik gerekçesi]
"Maddeyle, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının çağdaş ölçülerde kullanımının sağlanması ve kolaylaştırılması amaçlanmaktadır. Bu amaca uygun olarak toplantının yasaklanması, 'suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması' şartına bağlanmıştır."
13. Olay tarihi öncesi 2911 sayılı Kanun'un 19. maddesi şöyledir:
“Bölge valisi, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla bölgeye dahil illerin birinde veya birkaçında ya da bir ilin bir veya birkaç ilçesinde bütün toplantıları üç ayı geçmemek üzere erteleyebilir. Valiler de aynı sebeplere dayalı olarak ile bağlı ilçelerin birinde veya bir kaçında bütün toplantıları üç ayı geçmemek üzere yasaklayabilir.”
14. 4963 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değiştirilen 2911 sayılı Kanun'un 19. maddesinin ilgili kısmı ve anılan düzenlemenin değişiklik gerekçesi şöyledir:
- [19. madde]
"Bölge valisi, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla bölgeye dahil illerin birinde veya birkaçında ya da bir ilin bir veya birkaç ilçesinde bütün toplantıları bir ayı geçmemek üzere erteleyebilir. (Değişik ikinci cümle: 30/7/2003-4963/22 md.) Valiler de aynı sebeplere dayalı olarak ve suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması hâlinde; ile bağlı ilçelerin birinde veya birkaçında bütün toplantıları bir ayı geçmemek üzere yasaklayabilir."
- [19. madde değişiklik gerekçesi]
"Madde 22. - Maddeyle, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının çağdaş ölçülerde kullanımının sağlanması ve kolaylaştırılması amaçlanmaktadır. Bu amaca uygun olarak toplantının yasaklanması maddede belirtilen diğer unsurların yanında 'suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması' şartına bağlanmıştır. Ayrıca, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin ertelenmesine ilişkin üç aylık süreler bir aya indirilmektedir."
15. 4963 sayılı Kanun teklifinin genel gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
" Türkiye, Avrupa Birliğine üyelik yolunda, tüm aday ülkelerin geçirdiği hukukî, siyasî ve ekonomik reformların gerçekleştirildiği bir süreçte bulunmaktadır. Bu süreçteki hedef, demokratik sistemin tüm kurumları ve kurallarıyla işlerliğinin sağlanmasıdır. Demokrasi ve demokratikleşme, ekonomik ve siyasî istikrar ile kalkınmanın ön koşuludur ve aynı zamanda, Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve yargı yetkisini tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uyulmasını da gerektirmektedir.
19/3/2001 tarihli ve 2001/2129 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla kabul edilen 'Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı' hedefleri doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunla yapılan değişikliklerle, düşünce, ifade ve sivil toplum örgütlenme özgürlükleri ile kültürel haklar genişletilmiş, kişi hak ve hürriyetlerinin korunmasına ilişkin güvenceler güçlendirilmiş Millî Güvenlik Kurulunun danışma organı niteliği yeniden tanımlanmıştır.
Aralık 2002'de Kopenhag'da yapılan Zirvede, Avrupa Birliği tarafından, Türkiye'nin Kopenhag siyasî kriterlerini yerine getirmiş olduğuna Aralık 2004'de yapılacak değerlendirmede karar verilmesi halinde, Türkiye ile katılım müzakerelerinin gecikmeksizin başlatılacağı taahhüdünde bulunulmuştur. Güncelleştirilmiş 2003 Ulusal Programında da, siyasî kriterlere uyuma yönelik kanuni düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22 nci Yasama Dönemi 1 inci Yasama Yılı içinde tamamlanacağı taahhüt edilmektedir. Siyasî kriterlere ilişkin eksikliklerin tespitinde Avrupa Birliği tarafından hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgesi, Yıllık İlerleme Raporları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, taraf olduğumuz uluslararası insan hakları sözleşmeleri ile üye olduğumuz kuruluşlar tarafından geliştirilen normlar, Avrupa Birliği Komisyonu raporları dikkate alınmaktadır. Bu bağlamda, kanunlarımızın Anayasa değişikliklerine ve Ulusal Program amaçlarına uyumlaştırılması çalışmalarının sür'atlendirilmesi niteliğindeki bu Tasarıyla, çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmaktadır.
Bu kapsamda, düşünce ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi amacıyla 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ilgili maddeleri değiştirilmektedir. ... Aynı şekilde, ... toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle ilgili özgürlüklerin genişletilmesi çerçevesinde, ... 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve ... yeniden düzenlenmektedir. ...
...
Tasarı, yukarıda belirtilen amaçlarla hazırlanmıştır."
16. 4963 sayılı Kanun teklifine yönelik Adalet Komisyonuna sunulan 25/7/2003 tarihli ve 1/651 E., 5 K. sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Raporu'nun ilgili bölümü şöyledir:
"Adalet Bakanlığınca hazırlanarak, Bakanlar Kurulunca, 23.7.2003 tarihinde Başkanlığınıza sunulan, 'Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı', Başkanlığınızca, 24.7.2003 tarihinde, esas komisyon olarak Adalet Komisyonuna; tali komisyon olarak da, Komisyonumuz ile İçişleri ve Anayasa Komisyonlarına havale edilmiştir. Komisyonumuz, 24.7.2003 tarihli dokuzuncu toplantısında, İçişleri, Adalet ve Dışişleri Bakanlıkları ile Avrupa Birliği Genel Sekreterliği temsilcilerinin de katılımıyla Tasarıyı inceleyip görüşmüştür.
...
Komisyonumuzda Tasarının tümü üzerinde yapılan görüşmeler sırasında, şu görüşler ileri sürülmüştür :
....
m. 18-22
Tasarının 18-22 nci maddeleri Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda değişiklikler öngörmekte ve toplantı düzenleme ve gösteri yürüyüşü yapma konularındaki özgürlük alanını genişletmektedir. Komisyon üyelerimizden bazıları, Anayasada bu konudaki düzenlemelerin çok daha geniş bir özgürlük alanı içerdiğini ve Tasarıdaki düzenlemelerin Anayasadaki genişlik karşısında dar kaldığını belirtmişlerdir. Anayasa karşısındaki bu uyumsuzluk, daha önce belirtildiği gibi, AB standartlarının benimsenmemiş olmasından ve bu düzenlemelerin bir zorunluluk olarak algılanmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu düzenlemeleri bir zorunluluk olarak algılamaktan sıyrılarak, kendi toplumumuzun ihtiyacı olarak kabul etmek gerekir.Bu durumda da Tasarının 18-22 nci maddelerinin çok daha geniş bir özgürlük alanı oluşturacak biçimde düzenlenmesi olanaklı olacaktır. Bu üyelerimiz, AİHM tarafından hak ihlâli olarak nitelenerek, Ülkemizin tazminata mahkûm edilmesiyle sonuçlanan bir çok davadaki sorunun ve Ülkemizin çeşitli platformlarda karşı karşıya kaldığı eleştirilerin Anayasadaki bu kuralların yasalara aktarılmamasından kaynaklandığını ifade etmişlerdir. Dolayısıyla bu üyelerimize göre, bu sonuçlardan kurtulmak için maddelerin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.
...
Raporumuz, Adalet Komisyonuna sunulmak üzere arz olunur."
17. Yönetmelik'in 23. maddesi şöyledir:
"Vali ve Kaymakam;
a) Ülke genelinde veya toplantının yapılacağı il veya ilçede tabii afet, büyük yangın, tehlikeli salgın hastalık veya diğer olağanüstü hallerin meydana gelmesi;
b) Ülke genelinde veya toplantının yapılacağı il veya ilçede demokratik parlamenter düzeni veya kamu düzenini, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü, genel ahlakı veya genel sağlığı ciddi şekilde bozacak olayların çıkacağı yolunda veya milli güvenlik gereklerinin ihlal edileceği konusunda dökümanter ve teyit edilen istihbarı bilgilerin edinilmesi,
c) Olağanüstü hal, sıkıyönetim, seferberlik veya savaş ilânı,
d) Toplantıya içten veya dıştan saldırı yapılacağına ve topluluğun can ve mal güvenliğinin ciddi şekilde bozulacağına ilişkin belirtiler ortaya çıkması ve toplanan istihbaratın bu hususu doğrulaması,
e) Düzenlenen toplantıya ait yasaklama ve erteleme kararının düzenleme kurulu başkanına tebliğ imkânı bulunmaması,
f) Düzenleme kurulu başkan ve üyelerinin tamamının veya başkan dahil en az yedisinin toplantı yerinde hazır bulunmadıklarının tesbiti veya toplantı yerine gelmiyeceklerinin kesin olarak anlaşılması,
Hallerinde, gerekli görülürse, alındı belgesi verilmiş olsa dahi, toplantı başlama saatinden geriye doğru 24 saatlik zaman içerisinde, tebligat şartı aranmaksızın, toplantı veya gösteri yürüyüşlerini yasaklamaya veya iki ayı geçmemek üzere ertelemeye yetkilidir."
18. 1593 sayılı Kanun’un somut müdahaleye dayanak maddeleri için Selma Atabey ([GK], B. No: 2021/38893, 27/9/2023) kararına bakılabilir (Selma Atabey, §§ 18-25).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Anayasa Mahkemesinin 21/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
20. Başvurucu; açık alanda gerçekleştirilmesi planlanan yürüyüşün HDP tarafından yapılan çağrının hemen ardından, salgınla ilgili birçok kısıtlamanın kaldırıldığı bir dönemde, idarece hukuka aykırı biçimde tüm toplantı ve gösterilerin yasaklandığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca, etkinliğin sosyal mesafe kurallarına riayet edilerek yapılmasının mümkün olmasına rağmen söz konusu yasağın yalnızca HDP tarafından gerçekleştirilmek istenen etkinliklere uygulandığını, aynı dönemde Cumhurbaşkanlığı tarafından miting ve açılış törenlerinin düzenlendiğini belirterek anılan nedenlerle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Ayrıca başvurucu, Bölge İdare Mahkemesinin yalnızca derece mahkemesi kararına atıfla istinaf talebini soyut gerekçelerle reddettiğini belirterek gerekçeli karar hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
21. Bakanlık görüşünde, toplantı özgürlüğünün kamu düzenine yönelik tehdit oluşturması hâlinde, yetkili makamların bu tehditleri bertaraf edebilmek amacıyla müdahalede bulunabileceği, bu kapsamda alınan tedbirlerin olayın özellikleri ve gereklilikleri doğrultusunda değişiklik gösterebileceği ifade edilmiştir. Bakanlık, somut olayda yapılan müdahalenin yalnızca kamu düzenini sağlama amacıyla değil, aynı zamanda COVID-19 pandemisi sürecinde toplum sağlığının korunması amacıyla da gerçekleştirildiğini vurgulamış ve Türkiye’deki salgın sürecine ilişkin ayrıntılı bilgi sunmuştur. Ayrıca Bakanlık; yargı mercilerinin başvuruya konu olayları ilgili ve yeterli gerekçelerle değerlendirdiğini, bu nedenle müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığının olayın koşulları gözönüne alınarak incelenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
B. Değerlendirme
22. Başvurucunun yukarıda belirtilen şikâyetlerinin özü, idarenin toplantıların ertelenmesine yönelik kararının hukuka aykırı olduğu ve bu nedenle planlanan yürüyüşün gerçekleştirilemediği iddiasına ilişkindir. Bu sebeple başvurucunun şikâyetlerinin bir bütün olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
23. Anayasa’nın "Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" başlıklı 34. maddesi şöyledir:
"Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
25. Başvurucunun gerçekleştirmek istediği etkinliğin idarenin yasaklama kararı nedeniyle engellendiği, dolayısıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahalede bulunulduğu kabul edilmelidir.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
26. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
27. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olma şartlarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
(1) Genel İlkeler
28. Hak ya da özgürlüklere bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığıdır. Anayasa’nın 34. maddesi kapsamında yapılan bir müdahalenin kanunilik şartını sağladığının kabul edilebilmesi için müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur (kanunilik şartına başka bağlamlarda dikkat çeken kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki [1. B.], B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36; Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 82; Hayriye Özdemir [2. B.], B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, § 35).
29. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir. Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte, böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta, bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı sağlamaktadır (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 62; Fatih Saraman [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 66; Turgut Duman, [1. B.], B. No: 2014/15365, 29/5/2019, § 67; Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, § 104).
30. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi için yeterince ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme biçimlerini yeterli netlikte tanımlaması gerekmektedir (Halime Sare Aysal, § 63; Fatih Saraman, § 67; Turgut Duman, § 68; Tamer Mahmutoğlu, § 105).
31. Hukukun kendisi -beraberinde getireceği idari pratiğin dışında- söz konusu işlemin meşru amacını da gözönünde tutarak keyfî müdahalelere karşı bireyi korumak için yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını yeterince açık bir şekilde göstermelidir. Diğer bir anlatımla hukuk sistemi, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde müdahalelerde bulunma yetkisinin verildiğini açık ifadelerle ortaya koyacak nitelikte olmalı ve bu bağlamda ilgili müdahalenin muhataplarına müdahaleye zemin hazırlayan şartlar ile müdahalenin sonuçları açısından bir öngörüde bulunabilmeleri imkânı tanımalıdır (Halime Sare Aysal, § 64; Fatih Saraman, § 68; Turgut Duman, § 69; Tamer Mahmutoğlu, § 106).
32. Öte yandan hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilirse de bu takdir alanının sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın öngörülebilirliği sağlayacak şekilde asgari bir kesinlik içermesi zaruridir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Halime Sare Aysal, § 65; Fatih Saraman, § 69; Turgut Duman, § 70; Tamer Mahmutoğlu, § 107).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
33. Somut olayda İstanbul İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu , bazı siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının eylem ve etkinlik düzenleyeceklerine ilişkin medyada yer alan haberler üzerine COVID-19 salgınına karşı genel sağlığın korunması amacıyla, il genelindeki tüm eylem ve etkinliklerin yasaklanmasına karar vermiştir. Kurul, yasaklama kararında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahaleye dayanak mevzuat hükümlerini açıklamamıştır (bkz. § 6). Bununla birlikte alınan kararda, belirtilen tedbirlere uymayanlara -suç teşkil eden fiiller dışında- 1593 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri uyarınca işlem yapılacağı ve yaptırım uygulanacağı ifade edilmiştir. Yasaklama kararının hukuka uygunluğunu denetleyen Mahkeme ise müdahalenin kanuni dayanağının 2911 sayılı Kanun’un 17. ve 19. maddeleri ile Yönetmelik’in 23. maddesi olduğu tespitinde bulunmuştur (bkz. § 8). Bu durumda başvuruya konu olayda toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahalenin dayanağı olan kuralların kanunilik ölçütüne uygun olup olmadığı hususu ayrı bir önem kazanmaktadır.
34. Temel hak ve özgürlüklere yönelik kamusal müdahalelerde, kural olarak anılan müdahalenin kanuni dayanağının idarece açıkça ortaya konulması gerekir. Zira müdahalenin kanuni dayanağı, yapılacak yargısal denetimin kapsam ve sınırlarının belirlenmesi bakımından önemli bir unsurdur (bkz. § 31). Bununla birlikte müdahalenin kanuni dayanağının idarece açıkça gösterilmemiş olması, bireysel başvuru kapsamında yapılacak incelemede kanunilik şartı yönünden değerlendirme yapılmasına mutlak surette engel teşkil etmez. Nitekim Anayasa Mahkemesi; bireysel başvuruya konu müdahaleyi yalnızca idari işlem veya eylemin gerekçeleriyle sınırlı olarak incelememekte, aynı zamanda anılan müdahalenin denetimine ilişkin olarak yargı mercilerince ortaya konulan gerekçeleri de dikkate almaktadır. Dolayısıyla müdahalede bulunan kamu makamınca açık bir kanuni dayanak gösterilmemiş olsa dahi Anayasa Mahkemesi, yargısal denetim aşamalarında ortaya konulan gerekçeleri esas alarak müdahalenin kanunilik şartını sağlayıp sağlamadığını incelemektedir (birçok karar arasından bkz. Aklime Hanas ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/36970, 20/12/2023, § 26; Çağla Yolaşan Kurul [GK], B. No: 2021/29184, 27/9/2023, § 43; Selma Atabey [GK], B. No: 2021/38893, 27/9/2023, § 46).
35. Yargı merciinin, başvuruya konu idari işlemin hukuka uygun olduğuna dair gerekçesinde dayanak gösterdiği 2911 sayılı Kanun'un 17. ve 19. maddeleri uyarınca Valiliğin toplantı ve gösteri yürüyüşlerini erteleme veya yasaklama yoluyla müdahalede bulunabilmesinin şartları şöyledir :
- Kanun'un 17. maddesi yönünden;
i. Müdahalenin millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacını taşıması,
ii. Müdahalenin belirli bir toplantıya yönelik olması,
iii. Toplantının ertelenmesine/yasaklanmasına yönelik müdahalenin bir ayı aşmaması,
iv. Toplantının yasaklanmasına yönelik müdahale için suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlikenin mevcut olmasıdır.
- Kanun'un 19. maddesi yönünden;
i. Müdahalenin millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacını taşıması,
ii. Toplantının yasaklanmasına yönelik müdahalenin bir ayı aşmaması,
iii. Toplantının yasaklanmasının ile bağlı ilçelerin birinde veya birkaçında olması,
iv. Toplantının yasaklanmasına yönelik müdahale için suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlikenin mevcut olmasıdır.
36. Yukarıda görüldüğü üzere kanun koyucu, 2911 sayılı Kanun’un 17. maddesinde genel sağlığın korunması amacıyla sadece belirli bir toplantının ertelenmesini öngörmüşken, aynı Kanun’un 17. maddesinde belirli bir toplantının, 19. maddesinde ise tüm toplantıların yasaklanabilmesini, diğer meşru sebepler yanında suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması koşuluna bağlamıştır. Nitekim kanun koyucu, 4963 sayılı Kanun ile 19. maddeye eklenen "suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması" ibaresine ilişkin değişiklik gerekçesinde "toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının çağdaş ölçülerde kullanımının sağlanması ve kolaylaştırılmasının" amaçlandığı, bu nedenle de “toplantının yasaklanması, maddede belirtilen diğer unsurların yanında 'suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması' şartına bağlandığını" açıkça ifade etmiştir (bkz. §§ 12, 14). Ayrıca kanun koyucunun bu iradesi, kanun teklifi genel gerekçesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Raporu içeriğinden de anlaşılmaktadır (bkz. §§ 15- 16).
37. Somut olayda idare, "yapılması planlanan yürüyüşler ile açık hava toplantısı, toplu karşılama ve uğurlama gibi eylem/etkinliklerin hastalığın yayılmasına neden olacağı öngörülerek müsaade edilmemesi", "il[deki] muhtemel eylemlere katılmak için hareket edecek grupların şehre giriş ve çıkışlarının kısıtlanması" ve "başka illerde yapılması planlanan eylem/etkinliklere il[den] katılım sağlayacak grup ve şahıslara izin verilmemesi" yönünde genel nitelikte bir yasaklama kararı vermiştir. İdarenin genel sağlığın korunmasını amaçlayan bu yasaklama kararında, "suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlikenin mevcut olduğuna" ilişkin herhangi bir değerlendirme veya somut açıklamaya yer verilmediği görülmektedir.
38. Oysa 2911 sayılı Kanun’un 17. maddesi, yalnızca belirli bir toplantının ertelenmesine ve bu müdahalenin de ancak "suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması" hâlinde yasaklanmasına imkân tanımaktadır. Buna göre tüm eylem ve etkinlikleri sınırlayan genel nitelikteki yasaklama şeklindeki kararın anılan madde kapsamında verilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
39. Diğer yandan aynı Kanun’un 19. maddesi, tüm toplantıların yasaklanabilmesini ancak maddede belirtilen diğer şartların yanında suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlikenin mevcut olması koşuluna bağlamıştır. Ne var ki somut olayda, ne idare ne de yargı mercii açık ve yakın tehlikenin varlığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmıştır. İdare, genel sağlığın korunması amacıyla tüm toplantıların yasaklanmasına karar vermiş; yargı mercii ise 2911 sayılı Kanun'un anılan maddelerine atıfla müdahalenin idarenin yetkisi kapsamında ve hukuka uygun olduğu sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut olayda açık ve yakın tehlikenin varlığına dair hiçbir husus ileri sürülmediğinden, ilgili Kanun maddesinin de bu şekilde bir müdahalenin kanuni dayanağı olamayacağı açıktır.
40. Bu açıklamaların ardından müdahalenin kanuni dayanağının ne olduğu konusuna gelindiğinde; her ne kadar yasaklama kararında müdahaleye dayanak mevzuat hükümleri açıkça belirtilmemiş ise de, anılan kararın 1593 sayılı Kanun kapsamında görev ve yetkileri düzenlenen İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu tarafından alınmış olması ve kararda öngörülen tedbirlere uymayanlar hakkında aynı Kanun çerçevesinde işlem yapılacağının ifade edilmiş olması gözönüne alındığında, söz konusu yasaklama kararının dayanağının 1593 sayılı Kanun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
41. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Selma Atabey kararında 1593 sayılı Kanun'un 27., 72. ve 77. maddelerinin umumi hıfzıssıhha kuruluna il genelinde yapılacak tüm toplantı ve gösterileri erteleme şeklindeki müdahale yetkisi vermediğini değerlendirerek müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesi kapsamında emredilen kanunilik ölçütünü karşılamaması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Kararda, il umumi hıfzıssıhha kurulunun -bulaşıcı ve salgın hastalığın mevcut olduğu dönemlerde- sadece 1593 sayılı Kanun'da yazılı tedbirlerin uygulanmasına yardımcı olabileceği açıklanmıştır. Ayrıca kanuni düzenlemede sınırlı olarak sayılan tedbirler arasında toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını sınırlandırmaya imkân tanıyan bir yetki olmadığı ve müdahale yetkisinin kullanımının sıhhat ve içtimai muavenet vekâletinin tasvibi şartına bağlı tutulduğunu belirtmiştir (ayrıntılı değerlendirmeler için bkz. Selma Atabey, §§ 43-53; farklı bağlamda benzer değerlendirmeler için bkz. Çağla Yolaşan Kurul, §§ 44-56). Somut olayda da bu değerlendirmelerden ayrılmayı gerektirir bir durumun olmadığı anlaşılmaktadır.
42. Sonuç olarak yukarıda açıklanan gerekçelerle idarenin tüm eylem ve etkinlikleri kapsayacak şekilde verdiği yasaklama kararının, Anayasa’nın 13. maddesinde açıkça öngörülen kanunilik ölçütünü karşılamadığı değerlendirilmiştir.
43. Başvuruya konu müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
44. Açıklanan gerekçelerle, Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Yılmaz AKÇİL bu görüşe katılmamıştır.
VI. GİDERİM
45. Başvurucu; ihlalin tespiti, sonuçlarının ortadan kaldırılması ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
46. Yasaklama kararıyla engellendiği ileri sürülen yürüyüşün olay tarihi itibarıyla başvurucu bakımından özel bir anlam taşıdığı açıktır. Ancak olay tarihi sonrasında da söz konusu etkinliğin gerçekleştirilmesinin güncel ve özel bir anlam ifade ettiği başvurucu tarafından ileri sürülmediği gibi bu husus olayın niteliğinden de anlaşılmamaktadır. Dolayısıyla başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.
47. Öte yandan yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Yılmaz AKÇİL'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
Ç. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
E. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 14. İdare Mahkemesine (E.2020/825, K.2020/1879) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvuru, siyasi parti olan başvurucunun düzenlemek istediği yürüyüşün yasaklanması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Kararda, aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) mensubu milletvekillerinin olduğu kişilerin milletvekilliğinin düşürülerek haklarında adli soruşturma başlatılarak tutuklanması protesto edilmek istenmiştir. Bu kapsamda yapılmak istenen yürüyüşe yönelik müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen kanunilik ölçütünü karşılamadığı değerlendirilerek başvurucunun Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından Covid-19 salgınının tüm dünyada yaygın bir şekilde insan sağlığını tehdit eder boyutlarda görülmesi üzerine pandemi ilan edilmiş; 13/3/2020 tarihinden itibaren de ülkemizde salgın hastalık olarak kabul edilmiştir. Hastalığın insanlar arasında solunum yoluyla ve kısa süreli temaslarda dahi bulaşımının hızlı olması nedeniyle, insanların bir arada bulunduğu kapalı veya açık ortamlarda, hastalığın azaltılması veya ortadan kaldırılması amacıyla pek çok değişik önlem ve tedbirler alınmıştır. Sokağa çıkma yasağı kararları, toplantı yapılmasının ertelenmesi ve yasaklanması, izin verilen toplantılarda uyulması gereken kurallar, maske takma zorunluluğu ve bu yasakları ihlal edenler hakkında 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun 282. maddesi gereğince idari para cezası uygulanması da belirtilen tedbirlerden birisi olmuştur.
Koronavirüs (Covid-19) olarak bilinen solunum yolu bulaşıcı hastalığının yayılmasını önleme gayesiyle tüm ülke çapında olduğu gibi İstanbul'da da birtakım tedbirler alınmıştır. İstanbul Valiliği İl Umumi Hıfzısıhha Kurulu (Kurul) 14/6/2020 tarihinde salgına karşı genel sağlığı korumak maksadıyla il genelindeki tüm eylemler ve etkinlikleri Haziran ayının sonuna kadar erteleme kararı almıştır. Kararda tedbirlere uyulmaması hâlinde de 1593 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılacağı da yer almıştır.
Başvuruya konu olayda; Kurul, Covid-19 salgını sebebiyle il sınırları içerisinde vatandaşların bir araya gelebileceği toplantı ve faaliyetleri yasaklamıştır. Başvurucunun kamuoyuna duyurduğu 5/6/2020-15/6/2020 tarihleri arasında Hâkkari ve Edirne'den Ankara'ya yürüyüş düzenleme planının ise yasaklama sebebiyle müdahaleye uğradığı görülmektedir.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerektiğini ve anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlemesini öngördüğü konularda yasama organının temel kurallarını saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakmasının yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağını kabul etmiştir (AYM, E.2014/133, K.2014/165, 30/10/2014; Mustafa Karakuş [GK], B. No: 2020/34781, 17/1/2023, § 63; Odeon Park Otel Turizm Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2021/3598, 27/2/2024, § 18). Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik kanuni düzenlemelerde kanun koyucu tarafından temel esaslar, ilkeler ve çerçeve belirlendikten sonra diğer ayrıntıların düzenleyici işlemlerle belirlenebileceği kabul edilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 63; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 78; Odeon Park Otel Turizm Ticaret Ltd. Şti., § 19).
1593 sayılı Kanun’un 23. maddesinde, “Her vilayet merkezinde bir umumi hıfzıssıhha meclisi toplanır…”; 27. maddesinde “Umumi hıfzıssıhha meclisleri mahallin sıhhi ahvalini daima nazarı dikkat önünde bulundurarak şehir ve kasaba ve köyler sıhhi vaziyetinin ıslahına ve mevcut mahzurların izalesine yarayan tedbirleri alırlar. Sari ve salgın hastalıklar hakkında istihbaratı tanzim, sari ve içtimai hastalıklardan korunmak çareleri ve sıhhi hayatın faideleri hakkında halkı tenvir ve bir sari hastalık zuhurunda hastalığın izalesi için alınan tedbirlerin ifasına muavenet eylerler.”; 77. maddesinde ise “Sari ve salgın hastalıklardan birinin hüküm sürdüğü veya tehdit ettiği mahallerde Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin tasvibiyle bütün umumi mahallerde vuku bulacak içtimalar tahdit veya menolunabilir...” kurallarına yer verilmiştir.
Başvuruda, bazı milletvekillerine yönelik adli ve idari uygulamaları protesto amacıyla düzenlenecek yürüyüşün yasaklanmasına ilişkin idari tedbirin kanuni dayanağını 1593 sayılı Kanun’un belirtilen hükümlerinin oluşturduğu anlaşılmaktadır. Müdahalenin dayanağı Kanun’un şeklî yönden kanun olduğunda ve Resmî Gazete'de yayımlanan anılan Kanun'un ilgili maddelerinin erişilebilir olduğunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Salgın hastalıkların tür ve özellikleri ile hastalığın görüldüğü her bir mahallin kendine özgü ihtiyaçları karşısında alınacak tedbirlerin de farklılık göstereceği kanun koyucu tarafından gözetilerek bunları durumun gereklerine göre belirleme yetkisi 1593 sayılı Kanun'la il/ilçe umumi hıfzıssıhha meclislerine bırakılmıştır. Başka bir ifadeyle 1593 sayılı Kanun’un 27. maddesinin salgın hastalıklara ilişkin alınacak tedbirleri belirleme konusunda idareye genel ve düzenleyici işlem yapma yetkisi veren bir çerçeve hüküm olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca anılan Kanun’un 77. maddesinde salgın hastalığın hüküm sürdüğü veya tehdit ettiği yerlerde gerçekleştirilecek toplantıların sınırlandırılabileceğine veya yasaklanabileceğine ilişkin açık bir hükme de yer verilmiştir. Başka bir anlatımla salgın hastalıkla mücadele kapsamında başvurulacak idari tedbir türlerinden birisinin de toplu etkinliklerin kısıtlanması veya yasaklanması olduğu kanunda herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açık ve net olarak düzenlenmiştir.
İlk derece mahkemesince incelenen dava konusu işlemde, 1593 sayılı Kanun kapsamındaki tedbirlerin alındığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla başvuruya konu olayda, Kurul tarafından 1593 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinin uygulanması sonucu gerçekleşen müdahalenin kanuni temel yönünden belirlilik ve öngörülebilirlik şartlarını sağladığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, müdahalenin genel sağlığın korunması meşru amacına dayandığı, salgın hastalığın yayılmasının önlenmesi gibi zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelmesi nedeniyle demokratik toplum düzeninin korunmasında gerekli, alınan tedbirlerin salgının seyri ile orantılı olduğu ve keyfilik oluşturmadığı kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilmediği düşüncesiyle, aksi yönde oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
|
AYM, HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ (5), B. No: 2022/69235, 21.04.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 07, sayfa 361–374
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.