Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
AYSUN GENÇTANIR VE DİĞERLERİ (2022/55709)
- Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
- Kötü muamele yasağı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; düzenlenmek istenen bir etkinliğin hukuka aykırı şekilde ve yaralanmalara yol açacak biçimde orantısız güç kullanılarak engellenmesi, müdahale sırasında ve sonrasında kolluk görevlilerinin fiziksel ve sözlü şiddetine maruz kalınması, gözaltı işlemi uygulanması ve olaya ilişkin ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı | Toplantı ve gösteri yürüyüşü | İhlal | Manevi tazminat |
| Kötü muamele yasağı | Toplantı ve gösteri yürüyüşüne güç kullanarak müdahale | İhlal | Yeniden soruşturma |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
AYSUN GENÇTANIR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/55709) |
|
|
|
Karar Tarihi: 29/1/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Hasan HÜZMELİ |
|
Başvurucular |
: |
1. Aysun GENÇTANIR |
|
Vekilleri |
: |
Av. Linda Sevinç HOCAOĞULLARI 2. Buse ÜÇER Av. Döndü KURŞUNOĞLU 3. İlay KADİROĞLU Av. Görkem GÖCEN 4. Tuğba KOÇER Av. Mustafa AVCIOĞLU |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; düzenlenmek istenen bir etkinliğin hukuka aykırı şekilde ve yaralanmalara yol açacak biçimde orantısız güç kullanılarak engellenmesi, müdahale sırasında ve sonrasında kolluk görevlilerinin fiziksel ve sözlü şiddetine maruz kalınması, gözaltı işlemi uygulanması ve olaya ilişkin ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucuların beyanına göre 16/6/2021 tarihinde Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi kararını protesto etmek amacıyla Ankara Kızılay'da, Çankaya Belediyesi önünde toplanılmak istenmiştir. Başvuruculara göre; toplantı öncesinde olay yerinde tedbir alan polis, gruba toplanma imkânı dahi tanımadan ve herhangi bir uyarıda bulunmadan orantısız şekilde müdahale ederek toplantı yapmasını ve basın açıklamasında bulunulmasını engellemiştir.
3. Kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre olayların gelişimi özetle şu şekildedir:
i. Sosyal medya hesapları üzerinden“İstanbul Sözleşmesi bizim, vazgeçmiyoruz. 16 Haziran saat 18.30’da Sakarya Caddesi’nde buluşuyoruz.” şeklinde bir toplanma çağrısı yapıldığı polis tarafından tespit edilmiştir. Planlanan etkinliğin 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na göre idarece önceden belirlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılabilecek mekân ve güzergâhlar dışında ve toplanılması yasak bir yerde gerçekleştirilmek istenilmesi nedeniyle etkinliğin kanuna aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Bu nedenle polis 16/6/2021 tarihinde saat 16.30'dan itibaren toplantı ve yürüyüş yapılması muhtemel yer ve güzergâhlarda emniyet tedbirleri almıştır.
ii. Saat 18.15'te yaklaşık 15 kişiden oluşan bir grup kadın, polis tarafından Bayındır 1. Sokak üzerinde durdurulmuştur. Grubu temsil eden sendika yöneticileriyle yapılan görüşmede Sakarya Caddesi'nin halkın yoğun olarak bulunduğu bir bölge olması, pandemi koşullarının devam etmesi ve etkinlik için yetkili makamlardan herhangi bir izin alınmamış olması nedeniyle burada basın açıklaması yapılmasına müsaade edilmeyeceği kendilerine bildirilmiştir. Bunun üzerine grup, sendikanın şubesi önünde açıklama yapacaklarını belirterek alandan ayrılmıştır.
iii. Görüşme sırasında, Halkevleri Derneği üyesi yaklaşık 25 kişilik bir grubun sosyal mesafe kurallarına uymadan Ziya Gökalp Caddesi'nden Sakarya Caddesi'ne doğru kadın dayanışmasına, şiddet olgusuna ve İstanbul Sözleşmesi'ne vurgu yapan bazı dövizlerle yürüyüş yaptıkları görülmüştür. Bunun üzerine polis ekipleri kalkanlarla barikat oluşturmak suretiyle grubu durdurmuştur. Sendika görevlileri ile müzakere edilmek istenmiş ancak başvurucu Aysun Gençtanır (birinci başvurucu) müzakereyi engelleme amacıyla gruba “Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır, Kadınlar Birlikte Güçlü.” şeklinde slogan attırmıştır. Polisin birçok kez uyarıda bulunmasına rağmen grup Sakarya Caddesi'ne yürüyerek basın açıklaması yapma konusunda ısrarcı olmuştur.
iv. Kolluk görevlileri dağılmamakta ısrar eden gruba etkinlik için yetkili makamlara bildirimde bulunulmadığını, İçişleri Bakanlığı genelgeleri ve İl Hıfzıssıhha Kurulu kararlarına göre meydan, sokak ve caddelerde sosyal mesafe gözetmeksizin toplu hâlde yürümelerine ve bulunmalarına izin verilemeyeceğini bildirmiştir. Ayrıca etkinliğin gerçekleştirildiği alanın yaya trafiğinin en yoğun olduğu bölgelerden biri olduğu, bu nedenle yaya akışını engelleyebilecekleri konusunda gruba uyarılarda bulunulmuştur. Kolluk görevlileri etkinliğin ancak yetkili makamlardan izin alınarak gerçekleştirilebileceğini belirterek grubun dağılması yönünde ihtarda bulunmuştur.
v. Saat 18.20'de grup slogan atarak eylemlerine devam etmek istemiş, bunun üzerine kolluk görevlileri sosyal mesafe kurallarına riayet ederek Mithatpaşa Caddesi yönüne ayrılmaları gerektiği yönünde uyarılarda bulunmuş ve makul bir süre dağılmalarını beklemiştir. Saat 18.25'te grubun dağılmaması ve aynı şekilde kadın dayanışması ile İstanbul Sözleşmesi lehine sloganlar atmaya devam etmesi üzerine polis, grubu kalkanlarla hat oluşturarak itmek suretiyle Mithatpaşa Caddesi istikametine yönlendirmiştir.
vi. Akabinde E.Ç. ile Buse Üçer (ikinci başvurucu) ve birinci başvurucunun grubu harekete geçirmesi üzerine katılımcılar Ziya Gökalp Caddesi üzerinde yaya ve araç trafiğini kapatacak şekilde Mithatpaşa Caddesi istikametine yürüyüşe başlamıştır (Tutanağın devamında ise birinci başvurucu ve E.Ç.nin grubu yol üzerine çağırması üzerine grubun aynı caddeyi araç ve yaya trafiğine kapatarak yürüyüş yaptığı ve slogan attığı belirtilmiştir.). Polis, kaldırıma çıkmaları yönündeki ikazlara uymayan katılımcıları itmek suretiyle kaldırıma yönlendirmiş ancak grup araç trafiğini aksatacak şekilde yürüyüşe devam etmiştir.
vii. Saat 18.30'da eylemin kanuna aykırı olduğu ve araç trafiğini açarak eylemi sonlandırmaları gerektiği yönünde yapılan uyarılara rağmen grubun eyleme devam ettiği, basın açıklaması yapmak gibi bir niyet taşımadıkları ve provokasyon amacıyla yürüyüşü gerçekleştirdikleri değerlendirilmiştir. Bunun üzerine kolluk görevlileri kalkanlarla barikat oluşturarak grubu durdurmuştur.
viii. Grubun önünde bulunan kişilerin kol kola girerek kenetlenmek suretiyle direnmesi ve grubun geri kalanının dağılmamakta ısrar etmesi üzerine kolluk görevlileri bu direnci kırmak amacıyla gruba karşı orantılı olarak el spreyi yöntemiyle göz yaşartıcı gaz kullanmıştır. Buna rağmen grup dağılmamış, birinci başvurucunun yönlendirmesiyle tekrar Ziya Gökalp Caddesi istikametine doğru hareketlenmiştir. Grup içinde bulunan E.Ç. ve N.B. yürüyüşü durduran kalkanlara vurmuş ve yüklenerek müdahaleye direnmiştir.
ix. Polis kamu düzeninin daha fazla bozulmasını engellemek amacıyla tekrar orantılı şekilde göz yaşartıcı gaz kullanmıştır. Grup ile kolluk görevlileri arasında yaşanan arbede sırasında ikinci başvurucu yere düşmüş, diğer katılımcılar ise bu şahsın üzerine kapanarak polisin müdahalesine direnç göstermiştir.
x. Saat 18.35'te aralarında başvurucuların da bulunduğu 18 kişi yapılan ihtarlara rağmen dağılmamaları üzerine yakalanmıştır. Akabinde haklarında adli işlem yapılmak ve adli muayene raporu aldırılmak üzere polis araçlarına bindirilerek önce hastaneye, ardından Güvenlik Şube Müdürlüğüne götürülmüşlerdir. Ayrıca eylemin Foto Film Şube Müdürlüğü görevlilerince kayıt altına alındığı belirtilmiştir.
4. Başvurucular hakkında 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan ceza soruşturması başlatılmış ve başvurucuların 16/6/2021 tarihinde kolluk görevlilerince şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Birinci başvurucu, gözaltı işlemi sırasında İl Emniyet Müdür Yardımcısı M.K.nın kendisini tecavüzle tehdit ettiğini ve tokat attığını; ikinci başvurucu, gözaltı sırasında yakın mesafeden gözüne biber gazı sıkıldığını ve ambulans talebinin karşılanmadığını; başvurucu İlay Kadiroğlu (üçüncü başvurucu) ise İl Emniyet Müdür Yardımcısı M.K.nın gözaltı işlemi sırasında kendisine hakaret ettiğini, tecavüzle tehdit ettiğini, ayrıca fiziksel özelliklerini tarif ettiği başka bir polis memurunun başına sert bir şekilde vurduğunu iddia ederek sorumlu kolluk görevlileri hakkında şikâyetçi olmuştur. Başvurucu Tuğba Koçer (dördüncü başvurucu) suçlamalara yönelik ifadesinde susma hakkını kullanmış, herhangi bir şikâyette bulunmamıştır. Başvuru dosyasında başvurucular hakkında yürütülen soruşturmanın akıbeti hakkında bilgi verilmemiştir.
5. Başvurucuların 16/6/2021 tarihinde saat 19.40-19.47 arasında alınan genel adli muayene raporlarındaki tespitler aşağıdaki şekildedir:
i. Birinci başvurucunun adli muayene raporunda; sol ön kolda 3x3 cm ekimoz (travmaya bağlı olarak cilt altındaki kılcal damarların hasarına istinaden kanın cilt altına sızması), ensede 5x5 cm kızarıklık, sağ dirsekte 3x3 cm kızarıklık, sol dirsekte 4 cm abrazyon (sıyrık/hafif ezici alet yarası), yüzde yaygın kızarıklık şeklinde basit tıbbi müdahale ile giderilebilir yaralanmalar tespit edilmiştir.
ii. İkinci başvurucunun adli muayene raporunda; gözlerde, sağ kol dış yüzeyde, burun ve çevresinde yaygın kızarıklık, sağ kolda 3x3 cm ekimoz, sağ skapula (kürek kemiği/omuz kuşağının arka kısmı) yanında 3x3 cm kızarıklık şeklinde basit tıbbi müdahale ile giderilebilir yaralanmalar tespit edilmiştir.
iii. Üçüncü başvurucunun adli muayene raporunda; sağ omuz arka kısmında 3x3 cm kızarıklık, sağ omuzda yaygın hassasiyet, yüzde yaygın kızarıklık tespit edilmiştir.
iv. Dördüncü başvurucunun adli muayene raporunda; sağ kol iç kısmında 3x2 cm kızarıklık, sol skapula dış yanda 3 adet çizgisel 3 cm kızarıklık, diz kapağında yaygın hassasiyet, ensede 5x5 cm kızarıklık tespit edilmiştir. Ayrıca başvurucuların 17/6/2021 tarihinde saat 00.32-00.53 arasında alınan genel adli muayene raporlarında, anılan bulgular dışında herhangi bir yaralanmaya rastlanmadığı açıklanmıştır.
6. Başvurucuların da aralarında bulunduğu dokuz kişi 28/6/2021 tarihinde Ankara İl Emniyet Müdürü, Güvenlik Şube Müdürü, aynı birimin sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı M.K. ile olay yerinde görevli olup suç teşkil eden eylemleri gerçekleştirdiği iddia edilen diğer kamu görevlileri hakkında tehdit ve görevi kötüye kullanma suçlarından soruşturma başlatılması talebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) başvurmuştur.
7. Başvurucular şikâyet dilekçelerinde; kadına yönelik şiddetle mücadelede temel bir uluslararası sözleşmeden çekilme kararını protesto etmek amacıyla düzenlemek istedikleri eylemin kolluk görevlilerince defalarca engellendiğini, kendileri de dâhil olmak üzere on altı kadının gözaltına alındığını, müdahale sırasında darbedildiklerini, hakarete maruz kaldıklarını ve bedensel bütünlüklerine yönelik tehdit edildiklerini ileri sürmüştür. Ayrıca eylem için Bayındır Sokak'tan Sakarya Caddesi'ne gitmeye çalışırken polis kalkanlarıyla araç trafiğinin aktığı Ziya Gökalp Caddesi'ne doğru sürüklendiklerini iddia etmiştir. Bununla birlikte adli muayene için götürüldükleri hastanede bilinçli olarak uzun süre araç içinde bekletildiklerini, üç kez üst aramasına tabi tutulduklarını ve elleri arkadan kelepçelenmek istendiklerini de öne sürmüştür. Bunun dışında başvurucuların şikâyet dilekçelerinde yer alan iddialar özetle şu şekildedir:
i. Birinci başvurucu; İl Emniyet Müdür Yardımcısı M.K.nın kendisini doğrudan hedef alarak çok yakın mesafeden biber gazı sıktığını ve bu durumun görüntü kayıtlarında mevcut olduğunu, gözaltı aracında aynı kişi tarafından tokatlandığını, darbedildiğini ve “Senin o ayağını g.t.ne s.karım.” şeklinde tehdide maruz kaldığını iddia etmiştir.
ii. İkinci başvurucu; müdahale sırasında kolluk görevlileri tarafından darbedildiğini, İl Emniyet Müdür Yardımcısı M.K.nın kendisini doğrudan hedef alarak çok yakın mesafeden biber gazı sıktığını, bu nedenle geçici görme kaybı yaşadığını, nefessiz kalarak yere düştüğünü ve akabinde polisler tarafından yerde sürüklendiğini belirtmiştir. Ayrıca bu olayın ham görüntülerde yer aldığını, ambulans talebinin karşılanmadığını, İl Emniyet Müdür Yardımcısı M.K.nın kendisine “Numara yapma!” şeklinde karşılık verdiğini, sonrasında başka bir polis tarafından gözaltı aracına götürüldüğünü, geçici görme kaybı yaşadıktan sonra bulanık görmeye başladığını iddia etmiştir.
iii. Üçüncü başvurucu; gözaltı aracında üçü erkek dört polis memuru tarafından darbedildiğini, İl Emniyet Müdür Yardımcısı M.K.nın gözaltı aracında birinci başvurucuya tokat attığını ve kendilerine hitaben “Senin ağzına s.ç.rım. Senin o ayağını g.t.ne s.karım.” şeklinde tehdit ve hakarette bulunduğunu iddia etmiştir.
iv. Dördüncü başvurucu; yerde baygın şekilde yatan ikinci başvurucunun yanına giderken gözaltına alındığını, gözaltı aracına atılmak suretiyle bindirildiğini, bu esnada dizini çarptığını ve bu nedenle iki gün boyunca yürümekte zorluk çektiğini, bu durumun adli muayene raporunda da tespit edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca İl Emniyet Müdür Yardımcısı M.K.nin kendisi de dâhil olmak üzere başvuruculara yukarıda belirtilen tehditleri yönelttiğini ve birinci başvurucuya tokat attığını iddia etmiştir.
8. Cumhuriyet Başsavcılığınca 9/8/2021 tarihinde şikâyete ilişkin olarak gerekli araştırmaların yapılması amacıyla şikâyetçilerin gözaltına alınıp alınmadığı hususunda bilgi talep edilmiş; gözaltı işlemi uygulanmışsa buna ilişkin gözaltı ve nezarethane belgeleri, ifade tutanakları ile doktor raporlarının ve olay yerlerine ait tüm MOBESE ve güvenlik kamerası kayıtlarının Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi için Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmıştır. Ayrıca kolluk tarafından soruşturma dosyasına sunulan 16/6/2021 tarihinde gerçekleştirilen toplantıya ilişkin görüntü kayıtlarını içeren iki DVD inceleme yapılmak üzere bilirkişiye teslim edilmiştir.
9. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Toplumsal Olaylar Büro Amirliği 26/8/2021 tarihinde olay yerini gören sabit ve hareketli kameraların görüntü kayıtlarının depolama süresinin dolması nedeniyle söz konusu kayıtlara ulaşılamadığını bildirmiştir. Bununla birlikte emniyet birimleri tarafından eylemler sırasında çekilen kamera görüntüleri ve fotoğraflar üzerinde kolluk görevlileri tarafından yapılan incelemeler neticesinde 25/8/2021 tarihli DVD izleme, tespit ve teşhis tutanağı düzenlenmiştir. Düzenlenen tutanağın olay ve yakalama tutanağındaki olay anlatımıyla benzer içerikte olduğu anlaşılmıştır.
10. Soruşturma dosyasında bulunan DVD'lerin incelenmesine ilişkin 5/1/2022 tarihli bilirkişi raporu özetle şu şekildedir:
i. Çankaya ilçesi Kızılay bölgesinde grup üyelerinin ellerinde pankartlarla çevik kuvvet tarafından oluşturulan barikatın önünde bekledikleri, grubu yönlendiren kişilerin sivil emniyet mensuplarıyla görüştüğü, bu sırada grubun “Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır.” şeklinde sloganlar attığı ve akabinde çevik kuvvet polislerinin müdahale ederek grubu uzaklaştırmaya çalıştığı tespit edilmiştir. Ayrıca başvurucuların grup içinde yer aldığı ve slogan attığının emniyet güçlerince tespit edildiği belirlenmiştir. Yapılan dağılma ikazına rağmen grubun hareketine devam ettiği ve slogan atmayı sürdürdüğü görülmüştür.
ii. Birinci başvurucunun eyleme devam etmesi üzerine görevliler tarafından el spreyi ile müdahalede bulunulduğu, emniyet güçlerinin müdahalesinin ardından grubun Ziya Gökalp Caddesi'ne çıkmaya çalıştığı, bu sırada sivil emniyet mensuplarını iterek ilerlediği ve emniyet mensuplarına direnmesi üzerine yakalama işlemi yapıldığı tespit edilmiştir.
iii. İkinci başvurucunun Mithatpaşa Caddesi'nde emniyet mensuplarının müdahalesinden sonra tekrar Ziya Gökalp Caddesi'ne yöneldiği, burada kendisini durdurmaya çalışan sivil emniyet mensuplarını iterek ilerlediği ve ardından yakalama işlemi sırasında diğer eylemcilerin kolundan tutarak gözaltına alınmasını engellemeye çalıştığı belirlenmiştir. Başvurucunun kolluk görevlilerinin müdahalesiyle yere düştüğü, yerde sürüklendiği ve akabinde gözaltı aracına bindirildiği görülmüştür.
iv. Üçüncü başvurucunun başka bir eylemciye yönelik yakalama işlemi sırasında şahsa sarılarak müdahaleye engel olmaya çalıştığı, ardından emniyet mensupları tarafından yakalandığı tespit edilmiştir.
v. Dördüncü başvurucunun Ziya Gökalp Caddesi ile Mithatpaşa Köprüsü altında emniyet mensupları ile grup arasında çıkan arbede sırasında bir emniyet mensubunu iteklediği ve ardından eliyle görevliye vurduğu belirlenmiştir. Yapılan ikazlara rağmen dağılmayarak eylemine devam etmesi üzerine göz yaşartıcı el spreyi ile müdahale edildiği, ayrıca başka eylemcilere yönelik yakalama işlemi sırasında ele geçirilen şahsı kurtarmaya çalıştığı ve emniyet mensuplarına direnmesi üzerine kendisine yakalama işlemi yapıldığı tespit edilmiştir.
vi. Bilirkişi raporunda ayrıca başvurucular dışındaki katılımcılara ilişkin tespitler de yer almakta olup yapılan ikazlara rağmen grup ile birlikte araç trafiğini kapatarak ilerleyen, müdahaleye rağmen dağılmayarak yanındaki arkadaşıyla kol kola giren, yolu tamamen trafiğe kapatan veya yolu açmaları yönündeki ikazlara rağmen eylemini sürdüren kişilerin kimlik bilgilerinin raporda açık şekilde belirtildiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi tarafından bilirkişi raporunda yer alan fotoğrafların incelenmesinde kolluk müdahalesi öncesinde başvurucuların da aralarında bulunduğu grubun COVID-19 salgınına karşı alınan önlemler kapsamında maske taktıkları görülmüştür.
11. Cumhuriyet Başsavcılığı 25/1/2022 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararda, Ankara İl Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazısındaki değerlendirmelere de yer verilerek başvurucular hakkında 2911 sayılı Kanun'a muhalefet nedeniyle işlem yapıldığı ve sağlık raporlarında herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte kararda, başvurucuların katıldıkları gösteride kolluk görevlilerinin ikazlarına uymadıkları, dağılmayarak kolluk güçleri tarafından oluşturulan barikatı iteklediklerine yönelik bilirkişi raporundaki tespitler hatırlatılmış, bunun üzerine kolluk görevlileri tarafından orantılı güç kullanılarak yakalama işlemi gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, bu tespitler doğrultusunda kolluk görevlileri hakkında kamu davası açılmasını haklı gösterecek yeterli şüphe oluşturan delil elde edilemediği sonucuna ulaşmıştır.
12. Başvurucuların anılan karara yaptığı itiraz Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) tarafından 21/3/2022 tarihinde reddedilmiştir. Hâkimlik kararında; bilirkişi raporu, 25/8/2021 tarihli DVD izleme, tespit ve teşhis tutanağı ile yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler dikkate alınarak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve kanuna uygun olduğu belirtilmiştir.
13. Başvurucular, nihai kararı 15/4/2022 tarihinde öğrendikten sonra 16/5/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
14. Başvurucular, katıldıkları barışçıl nitelikteki bir eyleme kolluk görevlileri tarafından orantısız şekilde müdahale edildiğini, müdahale sırasında darbedildiklerini ve hedef gözeterek yakın mesafeden biber gazı kullanıldığını ileri sürmüştür. Anılan müdahale sonucunda sağlık sorunları yaşanmasına rağmen gerekli tıbbi imkânların sağlanmadığını, başvuruculardan birinin yerde sürüklendiğini iddia etmiştir. Ayrıca başvurucular; gözaltı işlemi sırasında ve sonrasında da şiddete, hakaret ve tehditlere maruz kaldıklarından, adli muayene sonrasında keyfî şekilde üç kez çıplak aramaya varan üst aramasına tabi tutulduklarından yakınmıştır. Uygulanan şiddetin bilirkişi raporundan anlaşılabileceğini ileri süren başvurucular, hakaret ve tehdide ilişkin tanıkların dinlenmediğini ve şikâyetlerinin etkin bir şekilde soruşturulmadığını belirterek işkence yasağının ihlal edildiğini öne sürmüştür.
15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, Anayasa Mahkemesi içtihatlarına atıfta bulunarak kolluk görevlilerinin görevlerini yerine getirirken direnişle karşılaşmaları hâlinde bu direnişi kıracak ölçüde zor kullanma yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir. Kötü muamele iddialarına ilişkin bir soruşturma başlatılabilmesi için bu iddiaların uygun delillerle desteklenmesi gerektiği içtihadını hatırlatan Bakanlık, Anayasa'nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma hakkı vermediğini ve devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma yükümlülüğü yüklemediğini ifade etmiştir. Kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmediğine ilişkin incelemenin ilgili yasal düzenlemeler ve Anayasa Mahkemesi içtihatları çerçevesinde yapılması gerektiği yönünde görüş bildirmiştir.
16. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı polisin müdahalesinin Anayasa'nın 34. maddesinde yer alan meşru gerekçelere dayanmadığını ileri sürmüştür. Başvurucular, tutanakta polisin müdahale gerekçelerinin ve tespitlerinin bilirkişi raporuyla da doğrulanmadığını belirtmiş, ayrıca emniyetin sunduğu görüntü kayıtları ve bilirkişi raporundan kendilerinin ve diğer katılımcıların araç trafiğini kapatmadıklarının anlaşıldığını iddia etmiştir. Buna ek olarak trafikte herhangi bir aksama yaşanmışsa bunun polisin hukuka aykırı müdahalesi sonucu kadınların kalkanlarla araç trafiğine itilmesi nedeniyle gerçekleştiğini ifade etmiştir. Başvurucular, bu çerçevede başvuru formundaki hususları tekrar ettiklerini bildirmiştir.
17. Başvuru, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir. Her ne kadar başvurucular bireysel başvuru formunda çıplak aramaya maruz kaldıklarını ileri sürmüşlerse de soruşturma aşamasında bu iddiaya ilişkin herhangi bir şikâyette bulunmadıkları görülmüştür. Bu nedenle söz konusu iddia bireysel başvurunun inceleme kapsamında değerlendirilmemiştir.
18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
19. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
20. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K., § 27). Bu değerlendirmeler kitlesel bir kargaşanın bastırılması amacıyla güç kullanılması için de geçerlidir (Gülistan Kılıç Koçyiğit [1. B.], B. No: 2021/17150, 28/2/2024, § 22).
21. Güç kullanımına ilişkin bu ilkeler, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin hukuka uygun olarak verdikleri emre karşı etkin (aktif) veya edilgin (pasif) direniş gösterilmesi hâlinde de geçerlidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Arif Haldun Soygür [2. B.], B. No: 2013/2659, 15/10/2015, §§ 51, 52).
22. Yakalama gerektiren durumlarda özellikle yakalamaya karşı direnmenin olduğu hâllerde şüphesiz ki kolluk makamlarının bedensel güç uygulaması anayasal yönden sorun oluşturmamaktadır. Aynı şekilde gerekli olmadığı sonradan anlaşılan hâllerde yapılan yakalamalarda dahi yakalanmasına çalışılan kişinin direnmesi kolluk makamlarının zor kullanma yetkisini kullanmasını gerektirebilir (Nergiz Şen ve diğerleri (2) [2. B.], B. No: 2017/17702, 4/7/2022, § 50).
23. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).
24. Mevcut olayda başvurucuların biri hariç tamamı kötü muameleye maruz kaldıklarını ilk kez 16/6/2021 tarihli kolluk ifadelerinde dile getirmiş; ayrıca yaralanmalarının olay günü alınan adli muayene raporlarında tespit edilmesine rağmen yetkili makamlarca derhâl bir soruşturma başlatılmamıştır. Soruşturma ancak başvurucuların 28/6/2021 tarihli suç duyurusunun ardından kaydedilmiştir (bkz. §§ 4-7).
25. Bununla birlikte şikâyeti 28/6/2021 tarihinde alan Cumhuriyet Başsavcılığı olayın 16/6/2021 tarihinde gerçekleştiğini ve kamera kayıtlarının belirli bir süreyle saklandığını gözönüne alarak söz konusu kayıtları temin etmek için ivedilikle harekete geçmesi gerekirken bu yöndeki talebini 9/8/2021 tarihinde emniyet müdürlüğüne iletmiştir. Emniyet Müdürlüğü ise bu süreçte görüntü kayıtlarının saklama süresinin dolması nedeniyle anılan kayıtlara ulaşılamadığını bildirmiştir. Bunun üzerine kolluk birimlerince olay anında çekilen görüntü ve fotoğraflara ilişkin yapılan incelemelere dair tespitler soruşturma makamına gönderilmiştir (bkz. § 9). Bu durum yetkili mercilerin delillerin toplanması için zamanında harekete geçmemesi nedeniyle maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sağlayabilecek önemli bir delile ulaşılamadığı sonucunu doğurmuştur. Dolayısıyla kamu makamlarının başvurucuların yaralanmalarını soruşturmanın ilk aşamasında tespit etmelerine rağmen soruşturmayı ivedilikle yürütmek ve delilleri zamanında toplamak konusunda gerekli özeni göstermedikleri sonucuna varılmıştır.
26. Öte yandan kolluk görevlilerinin fiziksel şiddetine maruz kaldıklarını ileri süren başvurucuların müdahale günü alınan adli muayene raporlarında yaralanmalarının tespit edilmesine rağmen Cumhuriyet Başsavcılığı diğer gerekçelerin yanı sıra başvurucuların raporlarında “herhangi bir darp ve cebir izine rastlanılmadığı” yönünde bir kabulde bulunarak ve kamu davasının açılmasını haklı gösterecek delil elde edilemediğini değerlendirerek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir (bkz. § 11). Buna göre soruşturma makamının, başvurucuların sağlık raporlarında yer alan tespitleri dikkate almadan ve bu hususta herhangi bir değerlendirme yapmadan soruşturmayı sonlandırdığı anlaşılmaktadır.
27. Olayın gerçekleşme koşullarının tespiti ve varsa sorumluların tespitine engel olmadığı sürece Anayasa'nın 17. maddesi gereğince yürütülecek soruşturmalarda soruşturma makamlarının olayın gelişimine ve delillerin elde edilmesine ilişkin olarak ölen kişinin yakınlarının her türlü iddialarını ve taleplerini karşılama zorunluluğu bulunmamaktadır (Yavuz Durmuş ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/6574, 16/12/2015, § 62; Mahpulah Özarslan [2. B.], B. No: 2016/12544, 15/9/2020, § 62). Başvuruya konu olayda toplanması istenen delillerin olayın gerçekleşme koşullarının tespiti için gerekli deliller olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim soruşturmada maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için şikâyet edilen kolluk görevlilerinin kimlikleri tespit edilmemiş ve ifadelerine başvurulmamıştır. Bunun yanında başvurucular; bilirkişi raporundaki görüntülerin kötü muamele iddialarını desteklediğini, kendilerine yönelik müdahalelerin diğer başvurucular tarafından da görüldüğünü, ayrıca kolluk görevlilerince kaydedilen olay anına ilişkin işlem görmemiş görüntü kayıtlarının incelenmesi hâlinde iddialarının açıklığa kavuşacağını ileri sürmelerine rağmen bu iddialara ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamış, başvurucuların beyanları alınmamış ve kolluk tarafından kaydedilen ham görüntülerin mevcut olup olmadığı yönünde bir araştırmada bulunulmamıştır.
28. Tüm bu eksiklikler birlikte değerlendirildiğinde, ceza soruşturmasının yürütülmesi, bir davanın açılması ya da belirli bir hükümle sonuçlandırılması zorunluluğunu doğurmasa da başvurucuların kötü muameleye maruz kaldığı iddialarının aydınlatılması amacıyla etkili bir soruşturma yürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır.
29. Kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddialarının incelenebilmesi için olayın tüm maddi koşullarıyla aydınlatılması gerekmektedir. Olayın tam anlamıyla aydınlatılması ise etkili bir soruşturmanın yürütülmesine bağlıdır. Dolayısıyla kötü muamele yasağının maddi boyut bakımından ihlal edilip edilmediğinin belirlenebilmesi devletin etkili soruşturma yükümlülüğünü gerektiği gibi yerine getirip getirmediğinin tespitine bağlıdır. Bu nedenle başvurucuların kolluk görevlilerinin fiziksel ve sözlü şiddetine maruz kaldığı iddiasının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu yönünden incelenmesi yeterli görülmüştür.
30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucular; kadınlar için hayati öneme sahip olan İstanbul Sözleşmesi'nden bir günde tek taraflı bir iradeyle çıkılmasına ilişkin kararı protesto etmek ve basın açıklamasına katılmak istediklerini ancak eylemden önceden haberdar olan kolluk görevlilerinin buna imkân tanımadan orantısız güç kullanarak müdahale ettiklerini ve gözaltına aldıklarını belirterek toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. Bakanlık, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ilişkin herhangi bir görüş bildirmemiştir. Başvurucular, anılan hakka ilişkin sonradan sundukları beyanlarında; polisin müdahalesini haklı kılacak herhangi bir gerekçe bulunmadığını, kendilerinin ve diğer katılımcıların yolu trafiğe kapatmadıklarını, trafikteki aksamanın polisin kalkanlarıyla katılımcıları itmesi sonucu gerçekleştiğini belirterek başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
33. Başvuru, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında incelenmiştir.
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
35. Başvuruya konu olayda kolluk görevlilerinin başvurucuların da aralarında olduğu grubun toplantı yapmasını ve basın açıklamasında bulunmasını, fiziki güç kullanmak suretiyle engellemesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale teşkil ettiği kabul edilmelidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahalenin dayanağı olan 2911 sayılı Kanun'un 6., 10. ve 22. maddelerinin kanunilik ölçütünü karşıladığı değerlendirilmiştir. Başvuru konusu yasaklama kararının Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
36. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına getirilen kısıtlamaların zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığının değerlendirilmesi hususunda da kamu gücünü kullanan organlar ile mahkemelerin belirli bir takdir yetkisi vardır. Ancak idari mercilerin veya yargı mercilerinin kabulleri ile gerekçelerinin nihai denetim yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir (benzer yönde değerlendirme için bkz. Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 32; Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş [2. B.], B. No: 2015/10676, 26/12/2018, § 47; Abdulmecit Yıldırım ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/32660, 17/9/2024, § 86). Dolayısıyla mevcut olayda kolluk görevlileri tarafından müdahalenin gerekçesi olarak ileri sürülen hususlar ile belirlenen mekân ve güzergâhta yapılacak etkinliğe kamu makamlarının daha fazla müsamaha göstermesinin mümkün olup olmadığının tartışılması ve sonuç olarak toplantı ve gösteri yürüyüşüne yönelik müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
37. Anayasa Mahkemesi yakın ve geçmiş tarihli kararlarında, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunma ve bu fikirleri kamuoyuna duyurma amacıyla bir araya gelebilme özgürlüğünü korumayı hedeflediğini vurgulamıştır (birçok karar arasından bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115). Mahkeme, ifade özgürlüğünde olduğu gibi, siyasal ve kamusal meselelerin söz konusu olduğu durumlarda toplantı hakkına yapılan müdahalelerin çok daha dar bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Yasin Agin ve diğerleri [GK], B. No: 2017/32534, 21/1/2021, § 46; Hrant Dink Vakfı [2. B.], B. No: 2021/29443, 12/6/2024, § 44). Bu tespitle uyumlu olarak da Mahkeme, barışçıl yöntemlerle mevcut düzene itiraz eden veya değişim talep eden siyasi fikirlerin yasal yollarla ifade edilmesinin, demokratik toplum düzeninin temel bir gereği olduğunu vurgulamıştır (Mehmet Alanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/15462, 29/9/2021, § 42; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 80). Mahkeme bilhassa, barışçıl amaçlarla bir araya gelen kişilerin, kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına karşı devletin sabır ve hoşgörü göstermesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Osman Erbil [2. B.], B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 54; Rıza Gökçen Erus ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/17391, 19/4/2018, § 54).
38. Ayrıca Anayasa Mahkemesi birçok kararında, barışçıl şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanan kişilerin bu süreçte diğer hukuk kurallarını ihlal etmeleri durumunda, somut olayın koşullarının dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkeme, özellikle halka açık alanlarda gerçekleştirilen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin doğası gereği günlük yaşamın akışında belirli ölçüde karışıklık veya rahatsızlığa neden olabileceğini kabul etmiştir. Buna göre de trafik akışının kısa süreli durması, aksaması veya tehlikeye düşmesi gibi durumların belli bir düzeye kadar, hakkın kullanımının doğal bir sonucu olabileceği belirtilmiştir. Ancak bu tür eylemlerin hakkın gerektirdiği sınırları aşması durumunda, bu ihlallerin başkalarının haklarına etkisi ve kamu düzeni açısından yaratabileceği olumsuz sonuçların, yetkili mercilerin kararlarında somut olarak gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir (Rıza Gökçen Erus ve diğerleri, § 73; Ömer Faruk Akyüz [2. B.], B. No: 2015/9247, 4/4/2018, § 57; Osman Baydemir [1. B.], B. No: 2018/24509, 15/9/2021, § 76; Ramazan Düğer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/31211, 2/10/2024, § 82).
39. İncelenen olayda kolluk görevlileri bazı sosyal medya hesaplarından hükûmetin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararını protesto etmek amacıyla Sakarya Caddesi'nde toplanma çağrısı yapıldığını tespit etmiştir. İdare, etkinliğin gerçekleştirilmek istenilen mekân ve güzergâhın 2911 sayılı Kanun'un 6. maddesi kapsamında belirlenen toplantı yer ve güzergâhları arasında yer almadığı ve aynı Kanun'un 22. maddesinde sayılan toplanılması yasak yerlerden olduğu gerekçesiyle etkinliğin kanuna aykırı olduğunu değerlendirmiştir. Olay tutanağına göre bu husus idarenin etkinliğe müdahalesinin temel ve öncelikli gerekçesi olmuştur. Nitekim bu doğrultuda ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla etkinlik başlamadan önce olası toplanma ve yürüyüş güzergâhlarında güvenlik önlemleri alınmıştır. Ayrıca kadına yönelik şiddet olgusuna ve İstanbul Sözleşmesi'ne vurgu yapan bazı dövizlerle yürüyerek basın açıklaması yapmak isteyen ve başvurucuların da aralarında bulunduğu 25 kişilik grup kolluk görevlileri tarafından kalkanlarla barikat oluşturularak durdurulmuş ve etkinliğe izin verilmeyeceği katılımcılara bildirilmiştir (bkz. §§ 3/i, 3/ii).
40. Katılımcıların etkinliği gerçekleştirmekte ısrar etmeleri üzerine kolluk kuvvetleri etkinlik için yetkili makamlara bildirimde bulunulmadığını, İçişleri Bakanlığı genelgeleri ve İl Hıfzıssıhha Kurulu kararları doğrultusunda sosyal mesafe kurallarına uyulmadan yürüyüş yapılmasına ve toplanılmasına izin verilmeyeceğini, eylemin gerçekleştirildiği alanın yaya trafiğinin en yoğun bölgelerden biri olduğunu ve bu nedenle etkinliğin yaya akışını engelleyebileceği belirtilerek grubun dağılması yönünde ihtarda bulunmuştur. Grubun yapılan ihtarlara uymaması üzerine müdahaleler devam etmiş ve başvurucuların da aralarında bulunduğu on sekiz katılımcı hakkında yakalama işlemi uygulanmıştır. Buna göre önceden idareye bildirimde bulunulmaması, COVID-19 salgınına ilişkin idari tedbirlerin ihlali ve etkinliğin yaya yoğunluğu yüksek bir alanda düzenlenmesi nedeniyle oluşabilecek olumsuz etkiler, başvuruya konu yürüyüş ve basın açıklamasının engellenmesine dayanak gösterilen diğer gerekçeler olmuştur. Bununla birlikte incelemeye konu olayda salgın hastalığa ilişkin alınan idari karara yönelik bilgi ve belgelere yer verilmemiştir (bkz. §§ 3/iii, 3/iv).
41. Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında kolluk görevlilerinin soruşturma dosyasına sunduğu yazı ve belgelerle bilirkişi raporuna atıfta bulunarak başvurucuların yapılan ihtarlara rağmen dağılmadığını, polis tarafından oluşturulan barikatı iteklediğini ve bu nedenle kolluk görevlilerinin orantılı güç kullanarak yakalama işlemi gerçekleştirdiğini değerlendirmiştir (bkz. § 11). Dolayısıyla mevcut başvuruda ilk olarak etkinlik yapılmak istenilen mekân ve güzergâhın 2911 sayılı Kanun'un 6. maddesi kapsamında belirlenen toplantı yer ve güzergâhları arasında bulunmadığı gerekçesinin incelenmesi gerekmektedir.
42. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının tanımı, amacı ve mahiyeti dikkate alındığında bu hakkın unsurlarından biri de toplantı veya yürüyüşün yapılacağı mekânı veya güzergâhı seçme serbestîsidir (Figen Yüksekdağ Şenoğlu (5) [1. B.], B. No: 2017/24556, 14/9/2022, § 51). Mekân tercih etme serbestîsi konusunda Anayasa Mahkemesi Şerafettin Can Atalay ([1. B.], B. No: 2021/9387, 19/1/2023, §§ 36-42) kararında, katılımcıların seçtiği yürüyüş güzergâhının idarece önceden belirlenen alanlar içinde bulunmamasının tek başına müdahaleyi haklı kılamayacağını belirtmiştir. Kararda, yetkililerin müdahaleyi haklı kılacak somut ve ikna edici gerekçeler sunması ve hakkın kullanımı için alternatif çözümler üretmesi gerektiği vurgulanmıştır (benzer değerlendirmeler için bkz. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Disk) ve diğerleri [GK], B. No: 2016/14517, 12/10/2023, § 76). Buna göre basın açıklaması ve yürüyüş yapılmak istenen yer ve güzergâhın idarece önceden belirlenmiş alanlar dışında olması tek başına gösteri yürüyüşüne müdahaleyi haklı kılacak bir gerekçe olarak kabul edilemez.
43. Müdahaleye dayanak gösterilen bir diğer husus ise etkinliğin gerçekleştirileceği mekân ve güzergâhın 2911 sayılı Kanun'un 22. maddesinde düzenlenen yasak yerlerden biri olması ve etkinlik için yetkililere önceden bildirimde bulunulmamasıdır. Anayasa Mahkemesi, güvenlik bölgesi uygulamasına ilişkin verdiği Osman Erbil kararında, kamusal mekânların güvenliğini sağlama amacının her somut olay açısından zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı yönünden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Anılan kararda, kamu otoritelerinin yalnızca mesafe sınırını gözeterek toplantıyı yasaya aykırı olarak nitelendirmesinin toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahaleyi tek başına haklı kılamayacağı değerlendirilmiştir (Osman Erbil, § 66; Kamuran Karaca [2. B.], B. No: 2015/8762, 6/2/2019, § 44). Bu bağlamda bir alanın yalnızca 2911 sayılı Kanun'un 22. maddesinde sayılan yasak yerlerden biri olması, toplantıya müdahale için yeterli bir gerekçe teşkil etmez. Müdahalenin somut ve makul gerekçelere dayanması, kamu otoritelerinin şeklî bir yaklaşım yerine her olayın kendine özgü koşullarını dikkate alarak bir değerlendirme yapması gerekmektedir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Ramazan Düğer ve diğerleri, § 88).
44. Ayrıca toplantı hakkının bildirim usulüne bağlanabileceğini kabul eden Anayasa Mahkemesi içtihadında; bildirimin amacının toplantı veya yürüyüşlerin etkin kullanımını güvence altına almak ve yetkililere makul ve uygun tedbir alma imkânı tanımak olduğunu vurgulamıştır (benzer değerlendirmeler için bkz. Dilan Ögüz Canan, §§ 39, 40; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 121, 122; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 81; Selma Elma [2. B.], B. No: 2017/24902, 4/7/2019, §§ 44-47). Başvuruya konu olayda her ne kadar bildirimde bulunulmaması müdahaleye dayanak gerekçelerden biri olarak gösterilmişse de etkinlikten önceden haberdar olan ve toplanma başlamadan önce olay yerinde güvenlik önlemleri alan yetkililerin eldeki olayda eylemcilerin sınırlı sayıda olması da gözetildiğinde muhtemel risklere karşı gerekli önlemleri planlamak ve tedbir almak için yeterli zamana sahip olduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 3/i). Dolayısıyla mevcut koşullarda kolluk güçlerinin ani ve beklenmedik bir gösteri yürüyüşü ile karşı karşıya kaldığı ve kamu düzenini sağlamak için acil müdahalede bulunmak zorunda olduğu söylenemez.
45. İdarenin müdahaleye dayanak olarak gösterdiği diğer bir gerekçe COVID-19 salgınına ilişkin idari tedbirler ve etkinliğin yaya yoğunluğu nedeniyle kamu düzeni üzerindeki olumsuz etkileri olmuştur. Kamu sağlığının korunması, devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer almakta olup bu yükümlülük kapsamında devletin salgın hastalık gibi tehditler karşısında çeşitli önlemler alabileceği konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Öte yandan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, devlete yalnızca müdahale etmeme yükümlülüğü yüklemekle kalmayıp aynı zamanda toplantıya katılanların bu haktan tam anlamıyla yararlanabilmesi için koruyucu tedbirler alma yükümlülüğünü de beraberinde getirmektedir (AYM, E.2014/101, K.2017/142, 28/9/2017, § 34). Dolayısıyla kamu makamlarının çatışan menfaatler arasında adil bir denge kurması ve bu hakkın kullanılmasını tümüyle ortadan kaldıran tedbirler yerine alternatif önlemleri değerlendirmesi gerekmektedir.
46. Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilmesini takiben Türkiye'de de 2020 yılı Mart ayından 2021 yılı Haziran ayına kadar çeşitli tedbirler alınmış ve bazı sınırlamalar uygulanmıştır. Başvuruya konu etkinliğin COVID-19 tedbirlerinin son dönemine denk geldiği ve olay tarihinde kamusal alanlardaki kısıtlamaların büyük ölçüde kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim olay tarihinden üç ay önce 1/3/2021 tarihli ve 2021/5 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile kamu kurum ve kuruluşlarının normal mesai saatlerine döndüğü ve kamu sağlığını koruma amacıyla getirilen genel kısıtlamaların büyük ölçüde kaldırıldığı görülmektedir.
47. Bununla birlikte polis müdahalesi öncesinde başvurucular da dâhil olmak üzere katılımcıların maske taktığı ve etkinliğin yaklaşık 25 kişilik sınırlı bir katılımcı sayısıyla gerçekleştirmek istendiği görülmüştür (bkz. §§ 3/i, 10/vi). Bu hususlar gözönüne alındığında idarenin müdahaleyi haklı kılmak için ileri sürdüğü COVID-19 tedbirleri gerekçesinin somut olayın koşulları çerçevesinde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahaleyi haklı gösterecek düzeyde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kamu sağlığını koruma yükümlülüğüne dayanarak etkinliğin henüz başlamadan engellenmesinin toplantı hakkının kullanımına yönelik aşırı bir sınırlama teşkil ettiği değerlendirilmiştir.
48. Kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta bazı başvurucuların da aralarında bulunduğu katılımcıların araç trafiğini engelleyecek şekilde yürüdükleri belirtilmişse de bu durumun kolluğun yürüyüşe müdahale sonrasında meydana geldiği ve dolayısıyla toplantıya müdahalenin asıl gerekçesi olmadığı anlaşılmaktadır (bkz. § 3/vi). Ayrıca başvurucular, polis kalkanlarıyla yapılan müdahale sonucu araç trafiğinin aktığı alana itildiklerini ve trafiğin aksamasının kendi iradeleri dışında gerçekleştiğini ileri sürmelerine rağmen kamu makamları bu iddialara ilişkin herhangi bir araştırma veya değerlendirme yapmamıştır (bkz. § 7).
49. Diğer yandan bilirkişi raporunda bazı katılımcıların trafiği engellediğine yönelik tespitler bulunmasına karşın başvurucuların doğrudan araç trafiğini engellediklerine dair herhangi bir tespitin bulunmadığı görülmektedir (bkz. § 10). Ayrıca katılımcıların araç trafiğini engelledikleri kabul edilse dahi dosya kapsamından bu durumun kolluk güçlerinin müdahalesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı anlaşılamamaktadır. Öte yandan mevcut olayda eylemlerin trafiği ne ölçüde aksattığı, trafiğin aksadığı süre içinde kamu düzeni ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması çerçevesinde katlanılması zor veya imkânsız bir zarar ya da zarar tehlikesinin ortaya çıkıp çıkmadığı, yürüyüşün doğası gereği hoşgörü gösterilmesi gereken kabul edilebilir sınırın aşılıp aşılmadığı hususlarında da herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
50. Toplantıya müdahale esnasında katılımcılar tarafından gerçekleştirilen ve müdahalenin temel gerekçesi olmayan hukuka aykırı eylemler bazı yaptırımları gerektirebilir ise de bu durum kolluk görevlilerinin toplantıya yönelik hukuka aykırı müdahalesini hukuka uygun hâle getirmez (benzer yönde değerlendirme için bkz. Maside Ocak Kışlakçı [1. B.], B. No: 2019/21721, 16/11/2022, § 26). Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kamu otoritelerinin keyfî müdahalelerine karşı bireyi koruması gerektiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi, içtihatlarında istikrarlı bir biçimde, kamu gücünü kullanan organların, mevzuatta öngörülen usullere tam olarak uyulmadığını ileri sürerek toplantı hakkını önemli ölçüde zorlaştıracak derecede katı yorumlamalarının, tek başına toplantı veya gösteri yürüyüşünün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmayacağını ifade etmiştir (birçok karar arasından bkz. Dilan Ögüz Canan, § 41; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 119; Gülşah Öztürk ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 69). Diğer bir ifadeyle, salt mevzuatta öngörülen usule uygun düzenlenmeyen bir toplantı veya gösteri yürüyüşünün varlığı, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesini haklı kılmayacağı gibi, bu durumu tek başına bir müdahale gerekçesi olarak yeterli kabul etmek de mümkün değildir (başka bazı bağlamlarda benzer değerlendirmeler için bkz. Dilan Ögüz Canan, § 42; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 122; Ömer Faruk Akyüz, § 57; Gülşah Öztürk ve diğerleri, § 76; Sevinç Hocaoğulları [2. B.], B. No: 2015/271, 15/11/2018, § 48).
51. Bu ilkelerle uyumlu olarak kamu otoritelerinin kanuni yetkilerini, toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılmasını engelleyecek biçimde kullanması ya da kanuni düzenlemelerle getirilen şekil şartlarının bireylere aşırı külfet yüklemesi hâlinde sınırlamanın demokratik toplumda gerekli ve orantılı bir uygulama olmayacağı aşikârdır (Abdulmecit Yıldırım ve diğerleri, § 87). Çoğunluğu kadın olan katılımcıların hemcinslerine yönelik şiddetin önlenmesi açısından önemli bir güvence sunduğu düşünülen uluslararası bir sözleşmeden çıkılmasını protesto etmek, bu konuda kamuoyu oluşturmak ve siyasal karar organlarını etkilemek amacıyla belirli bir yerde toplanarak basın açıklaması yapmak istemeleri, demokratik bir toplumda saygı ile karşılanması gereken bir hak olarak değerlendirilmelidir.
52. Yukarıda yapılan tüm değerlendirmeler ışığında, başvuruya konu olayda idarenin toplantının günlük yaşama etkisini en aza indirecek şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacak tedbirleri alması gerekirken koruyucu tedbirler alma yönündeki pozitif yükümlülüklerini gözardı ettiği, çatışan menfaatler arasında adil bir denge kurmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca idarenin etkinliğin kanunun öngördüğü şekli usullere uygun tertip edilmemiş olmasını esas alarak toplantıya son vermekte erken harekete geçtiği ve etkinliğin düzenlenmesini tamamen engellediği görülmektedir.
53. Netice itibarıyla başvurucuların da aralarında bulunduğu grubun gerçekleştirmek istediği yürüyüş ve basın açıklamasının kamu düzeni açısından tehlike oluşturduğuna ve başvuruya konu müdahalenin zorunluluğuna dair somut ve ikna edici bir gerekçe ortaya konulmadığı, ayrıca yarışan haklar arasında adil bir denge kurulduğuna ilişkin ilgili ve yeterli bir gerekçenin sunulmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
54. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
55. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile her biri için ayrı ayrı 75.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
56. Başvuruda tespit edilen kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
57. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmaya konu eylemlerle ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.
58. Ayrıca başvuruculara manevi zararları karşılığında taleple bağlı kalınarak net 75.000 TL manevi tazminatın ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2021/133674) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvuruculara net 75.000 TL manevi tazminatın AYRI AYRI ÖDENMESİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, AYSUN GENÇTANIR VE DİĞERLERİ, B. No: 2022/55709, 29.01.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 02, sayfa 652–667
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.