Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
ÇETİN BAŞKALA (2022/51762)
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
- Mülkiyet hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, iş kazası sebebiyle maddi tazminat talebiyle açılan davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Mahkemeye erişim hakkı (hukuk) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Mülkiyet hakkı | Tazminat (kamu kurumlarının tarafı olduğu uyuşmazlıklar) | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
ÇETİN BAŞKALA BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/51762) |
|
|
|
Karar Tarihi: 20/5/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Tuğba TUNA IŞIK |
|
Başvurucu |
: |
Çetin BAŞKALA |
|
Vekili |
: |
Av. Murat KAKİ |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, iş kazası sebebiyle maddi tazminat talebiyle açılan davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu, işyerinde 8/11/2005 tarihinde iş kazası geçirmiş; sol elinden yaralanmıştır.
3. Başvurucu 6/11/2015 tarihinde 10.000 TL manevi tazminat talebiyle Gebze 2. İş Mahkemesinde dava açmıştır. Daha sonra yeni iş mahkemesi kurulduğu gerekçesiyle yargılamaya Gebze 7. İş Mahkemesinde (Mahkeme) devam edilmiştir.
4. Mahkeme, başvurucunun maluliyet oranının tespit edilmesi için Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna (Kurul) müzekkere yazmıştır. Kurul tarafından 17/6/2016 tarihinde Mahkemeye sunulan raporda; Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü (Kurum Sağlık Kurulu) tarafından %4,3 sürekli iş göremezlik oranının belirlendiği (dosya kapsamında kaza tarihinin 26/9/2005 olduğu), Mahkemece yazılan müzekkere üzerine dosyanın incelendiği, 8/11/2005 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %2 olarak düzeltildiği, kontrol muayenesi gerekmediği sonucuna varıldığı bildirilmiştir.
5. Mahkemece 6/10/2016 tarihli celsede Kurul tarafından sunulan raporda maluliyet oranının %2 olarak tespit edildiği ancak 26/9/2005 tarihli bir kazadan da bahsedildiği, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kayıtlarından yapılan incelemede başvurucunun iş kazası sebebiyle açtığı başka bir tazminat davasının daha olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme aynı celsede maluliyet oranları arasındaki çelişkiyi ve tarafların itirazlarını dikkate alarak maluliyetin tespitine yönelik rapor alınmak üzere dosyanın Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kuruluna (ATK) gönderilmesine karar vermiştir.
6. 22/3/2017 tarihli ATK raporunda başvurucunun %2,3 oranında iş gücü kaybı olduğu tespit edilmiştir.
7. Mahkeme 13/3/2018 tarihli celsede "Kurum, YSK, İhtisas Kurulu raporlarının birbiri içerisinde mübayin olması dikkate alınarak ATK genel kurulundan davacının maluliyet oranının belirlenmesi için rapor alınmasına" karar vermiştir.
8. Adli Tıp Genel Kurulu İkinci Üst Kurulunun 4/10/2018 tarihli raporu ile başvurucunun meslekteki iş gücü kaybının % 2,3 olduğu tespit edilmiştir.
9. Mahkeme, iş başmüfettişleri ve makine mühendisinden oluşan (aynı zamanda iş güvenliği uzmanları) üç kişilik bilirkişi heyetinden kusur durumuna ilişkin rapor almıştır. 16/10/2017 tarihli rapora göre başvurucu %10, işveren %90 oranında kusurludur. Tarafların rapora itirazları üzerine aynı bilirkişi heyetinden ek rapor istenmişse de 21/2/2019 tarihinde sunulan ek raporda da aynı kusur oranları belirtilmiştir.
10. Yargılama devam ederken başvurucu 5/5/2017 tarihinde Gebze 2. İş Mahkemesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 15.000 TL maddi tazminat talebiyle dava açmıştır.
11. Gebze 2. İş Mahkemesi davanın manevi tazminat talebinin konu olduğu 7. İş Mahkemesindeki dava ile birleştirilmesine karar vermiştir.
12. Mahkeme 5/9/2019 tarihinde asıl dava yönünden 5.000 TL manevi tazminat talebinin kabulüne, 5.000 TL'lik kısmının reddine, birleşen dava yönünden ise maddi tazminat talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Kararda; manevi tazminat davasına ilişkin olarak ATK raporlarının birbiriyle uyumlu olması nedeniyle tazminat miktarının belirlenmesinde %2,3 oranındaki sürekli iş göremezlik derecesinin dikkate alındığını belirtmiştir. Tazminat miktarının belirlenmesinde özellikle kaza tarihinin, davalının kusurunun yüksek olmasının, sürekli iş göremezlik derecesinin nispeten düşük olmasının ve tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile olayın meydana geliş şeklinin dikkate alındığını vurgulamıştır. Maddi tazminat talebi yönünden iş kazasının 8/11/2005 tarihinde gerçekleştiği konusunda bir ihtilafın olmadığını, iş kazalarında 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu gereğince on yıllık zamanaşımının uygulanacağını, başvurucunun on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra dava açtığını ifade etmiştir.
13. Başvurucu, mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçede, maddi tazminat talebinin zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, sürenin bakım ve tedavi sonucunda belirlenecek kesin hekim raporu ile başlayacağını, dosya kapsamında bu tarihin 22/3/2017 tarihli ATK raporunun tarihi olduğunu, bu nedenle davayı bu tarihten itibaren bir yıllık süre içinde açtığını belirtmiş; konuya ilişkin pek çok Yargıtay kararına değinmiştir. Manevi tazminat miktarının da düşük olduğunu ileri sürmüştür.
14. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 23/2/2022 tarihinde başvurucunun istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olmak üzere karar vermiştir. Kararda; iş kazaları nedeniyle açılacak tazminat davalarına hem 818 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi hem de 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağına ancak bedensel zararda değişen ve gelişen bir durumun varlığı hâlinde bu gelişmenin son bulduğu, en son kontrol kaydından sonra işgöremezlik oranının kesinleştiği tarihin on yıllık sürenin başlangıcı olacağını ifade etmiştir. Somut olayda bedende gelişen ve değişen bir durumun olmaması nedeniyle kaza tarihinin dava açma süresinin başlangıcı olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiş, bu yönden mahkeme kararını hukuka uygun bulmuştur. Ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın oluş şekli, maluliyet oranı ve olay tarihi dikkate alınarak ilk derece mahkemesince takdir edilen manevi tazminat miktarına ilişkin kararın isabetli olduğu sonucuna varmıştır.
15. Nihai karar 6/4/2022 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 5/5/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Birinci Bölüm Birinci Komisyon tarafından 7/11/2023 tarihinde, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna ve adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
17. Başvurucu; başvuru formunda genel olarak dava sürecinden bahsetmiş, maddi tazminat talebiyle açtığı davanın zamanaşımı süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek iddiasına dayanak olarak bazı Yargıtay kararlarına dikkat çekmiştir. Dava açma süresinin maluliyet oranını tespit eden Mahkeme tarafından da esas alınan 22/3/2017 tarihli ATK raporundan itibaren başlaması gerektiğini, davayı bu tarihten itibaren bir yıllık sürede açmasına rağmen davanın reddedilmesinin adil yargılanma, mülkiyet ve etkili başvuru haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
18. Başvurucu, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açmış; maddi tazminat talebi reddedilirken manevi tazminat talebi kısmen kabul edilmiştir. İstinaf dilekçesinde her iki talep yönünden mahkeme kararından yakınmışsa da başvuru formunda ileri sürdüğü anayasal haklar kapsamında sadece maddi tazminat davasının reddedilmesinden yakınmıştır. Bu nedenle başvurunun yalnızca maddi tazminat talebi yönünden verilen karar kapsamında ve mahkemeye erişim hakkı ile mülkiyet hakkı başlığı altında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Dava açmak isteyen kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmadığı müddetçe dava açma şartlarına sınırlamalar getirilebilir (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. [1. B.], B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 36).
20. Dava açmak ya da kanun yollarına başvurmak için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz (Remzi Durmaz [2. B.], B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27). Ancak mahkemelerin usul kurallarını uygularken davanın hakkaniyetine halel getirecek ölçüde katı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten kaçınmaları gerekir (Kamil Koç [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).
21. Somut olayda maddi tazminat davasının on yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu anlaşılmıştır.
22. 818 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi ile 6098 sayılı Kanun'un 146. maddesinde kanunda aksine bir düzenlemenin olmadığı durumda her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu düzenlenmiştir. Mahkeme ve istinaf incelemesini yapan Daire, iş kazasından kaynaklanan tazminat davasının anılan düzenlemeler gereğince on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ifade etmiştir. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu görülmüştür.
23. Hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında olması hukuk devletinin unsurları olan hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle mahkemeye erişim hakkı ile hukuki güvenlik ve istikrar gerekleri arasında makul bir denge gözetilmelidir (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). Dava açılmasının belli bir süre şartına bağlanmasının hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması ile mahkemeye erişim hakkı arasında makul bir denge kurulması amacına yönelik olduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple dava açma süresinin on yıllık süre şartıyla sınırlandırılmasının meşru bir amaca yönelik olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
24. Somut başvuruda Mahkeme ve istinaf mercii iş kazasına bağlı tazminat davalarında on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağını, bu sürenin de kazanın gerçekleştiği 8/11/2005 tarihinden başlatılması gerektiğini değerlendirmiştir. Başvurucunun itirazı dava açma süresinin başlatıldığı bu tarihe ilişkindir. Başvurucu sürenin ATK raporunun alındığı 22/3/2017 tarihinden başlatılması gerektiğini iddia etmektedir.
25. Öncelikle belirtmek gerekir ki bir davada uygulanacak mevzuatı yorumlama görevi yargı mercilerine aittir. Dolayısıyla bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, davada uygulanacak zamanaşımı süresini tespit etme noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, zamanaşımı süresinin belirlenmesiyle ilgili olarak yargı mercilerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir.
26. Anayasa Mahkemesi Çetin Akboğa ([GK], B. No: 2019/430, 23/3/2023) kararında, başvurucu tarafından açılan davada ıslah edilen alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Söz konusu kararda zararın tamamının yargılamanın başlangıcında bilinmesinin başvurucudan beklenemeyeceği durumlarda yani davaya konu zararın tespit edilmesinin belli bir uzmanlık gerektirmesi ve mahkemenin de bilirkişi incelemesiyle alacağın miktarını belirleyebildiği uyuşmazlıklarda zamanaşımı süresinin başlangıcının davanın açıldığı tarih dikkate alınarak davanın ıslah ile arttırılan kısmının reddedilmesinin başvurucuya ağır bir külfet yüklediğini ifade etmiştir. Nitekim bu durumun başvurucunun bilirkişi raporuyla belirlenen tazminat tutarının tamamını talep edebilme imkânını ortadan kaldıran orantısız bir müdahale olduğunu da vurgulamıştır.
27. Anayasa Mahkemesinin Çetin Akboğa başvurusunda belirlediği ilkeler gereğince ıslah edilen kısım yönünden zamanaşımı süresinden reddedilen davalarda başvuruculardan tazminata konu alacak miktarının tam olarak belirlenmesinin beklenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Başvuru konusu olayda ise başvurucu 8/11/2005 tarihinde meydana gelen kazanın üzerinden on yıl geçmesine iki gün kala manevi tazminat talebiyle dava açmış ancak bu davada maddi tazminat talebinde bulunmamıştır. Maddi tazminat talepli davayı ise kaza tarihinden itibaren on yıllık süre geçtikten sonra 5/5/2017 tarihinde açmıştır. Bununla birlikte başvurucu kaza nedeniyle zarar gören sol eli için kaza tarihinden itibaren devam eden bir tedavi sürecinin bulunduğundan bahsetmemiştir. Daire de kazadan sonra başvurucunun elinde gelişen ve değişen bir durumun olmadığını vurgulamıştır. Dava sürecinde maluliyet oranının tespiti için alınan raporlarda varılan sonuç birbirine yakın olmakla birlikte, başvurucunun başka bir tarihte geçirdiği iş kazasından bahseden Kurul raporundaki tereddüt nedeniyle Mahkeme tarafından ATK'dan rapor alınmıştır. Somut başvurudaki tüm bu hususların başvurucu tarafından emsal olarak gösterilen, Çetin Akboğa başvurusuna benzer nitelikte olan ve maluliyetin varlığı/yokluğu ile oranı yönünden ciddi tartışmaların bulunduğu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarındaki koşullardan farklı olduğu sonucuna varılmıştır.
28. Bu itibarla somut olayda yargı mercilerinin zamanaşımı süresinin tespiti ile ilgili yorumunun öngörülemez nitelikte olmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla 818 sayılı mülga Kanun ile 6098 sayılı Kanun'da öngörülen zamanaşımı süresi ve bu sürenin uygulanmasına ilişkin yorumun başvurucunun dava açmasını aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yaklaşım içermediği sonucuna varılmıştır. Neticede başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu [2. B.], B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
32. Somut olayda maddi tazminat davası, zamanaşımı süresi içinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasının kabul edilemez olduğu sonucuna varıldığı da değerlendirildiğinde, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaliyle ilgili iddialarını usulüne uygun olarak zamanında yargı mercileri önünde konu etmemesi ve bunun bir sonucu olarak davanın esası yönünden bir inceleme yapılmadan usul hükümleri nedeniyle reddedilmesi karşısında mülkiyet hakkına dair ihlal iddiası için başvuru yolunun usulüne uygun olarak tüketildiğinden söz edilemez.
33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, ÇETİN BAŞKALA, B. No: 2022/51762, 20.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 403–408
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.