Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
CEYHUN ÖCAL (2022/49651)
- Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
- Mülkiyet hakkı
- Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; haksız gözaltı ve tutuklama işlemlerinden doğan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
| Mülkiyet hakkı | Tazminat (kamu kurumlarının tarafı olduğu uyuşmazlıklar) | İncelenmesine Yer Olmadığı | — |
| Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı | Tutma nedeniyle tazminat hakkı | İhlal | Yeniden yargılama |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Yargılamanın sonucuna ilişkin iddialar | Süre Aşımı | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
CEYHUN ÖCAL BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/49651) |
|
|
|
Karar Tarihi: 3/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Yıldız SEFERİNOĞLU Kenan YAŞAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Ömer Faruk NURSAÇAN |
|
Başvurucu |
: |
Ceyhun ÖCAL |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; haksız gözaltı ve tutuklama işlemlerinden doğan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç
2. Olay tarihinde Kaş Cumhuriyet savcısı olan başvurucu hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından 11/8/2016 tarihinde gözaltına alınmış; 29/8/2016 tarihinde başvurucunun anılan suçlardan tutuklanmasına karar verilmiştir.
3. 4/12/2017 tarihli iddianameyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. 10/4/2018 tarihinde başvurucu tahliye edilmiştir. 29/5/2019 tarihinde başvurucu hakkında yargılama sonucunda beraat kararı verilmiştir. Kararda avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca belirlenen tutarın Hazineden alınarak başvurucuya verilmesine dair hükme yer verilmiştir. Karar 8/6/2019 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmiştir.
B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç
4. Başvurucu; gözaltı ve tutuklamanın hukuka aykırı olduğunu, tutuklu kaldığı süre içinde mali ve özlük haklarından yoksun kaldığını, haksız tutukluluk nedeniyle yaptığı bireysel başvuru, ceza yargılaması için avukatına ödediği vekâlet ücreti, ailesinin ceza infaz kurumunda kendisini ziyaret için yaptığı masraflar sebebiyle maddi zarara uğradığını ifade ederek 27/6/2019 tarihinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. ve 142. maddeleri uyarınca maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemiyle tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesine vekâlet ücretine ve avukatlık anlaşma ücretine ilişkin iki ayrı makbuz eklemiştir.
5. Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 22/10/2019 tarihinde davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar vermiştir. 6/12/2019 tarihinde istinaf talebini inceleyen Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi manevi tazminat miktarına yönelik istinaf talebinin reddine, maddi tazminat miktarına yönelik istinaf talebinin düzeltilerek reddine karar vermiştir. 8/3/2021 tarihinde Yargıtay 12. Ceza Dairesi maddi ve manevi tazminat miktarının yüksek belirlenmesi sebebiyle Ağır Ceza Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.
6. Ağır Ceza Mahkemesi bozma sonrası 22/6/2021 tarihinde başvurucuya 26.725,78 TL maddi, 55.000 TL manevi tazminatın hakkın doğduğu tarih olan 11/8/2016'dan itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar vermiştir. Gerekçeli kararın maddi tazminata ilişkin kısmı şu şekildedir:
"... Her ne kadar dava dilekçesinde davacı gözaltına alındığında ve tutuklandığında Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığını ve bu nedenle tutuklu kalınan sürelerin bu ünvanda görev yapan emsal bir görevlinin maaşına göre yapılması gerektiğini beyan etmiş ise de; adı geçen davacının gözaltına alınmadan önce Antalya ili Kaş ilçesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı, davacının hakkında yürütülen idari soruşturma nedeniyle gözaltına alınmasından önce 10.08.2016 tarihinde görevinden uzaklaştırıldığı, görevden uzaklaştırma sonrası 11.08.2016 tarihinde gözaltına alındığı, 29.08.2016 tarihinde tutuklanmasından sonra 31.08.2016 tarihinde ise HSYK Genel Kurulunun 2016/428 sayılı kararı ile meslekten ihraç edildiği, ihraçtan sonra artık memuriyet sıfatının bulunmadığı, açıkta veya herhangi bir nedenle görevden uzaklaştırma nedeniyle maaşın 2/3 oranındaki kısmının ödeneceğinin yasal düzenlemenin gereği olduğu ve ihraç tarihine kadar bu oranda maaş aldığı, adı geçenin göreve iade edilmesi halinde maaşından yapılan kesintinin ödenebileceği ancak davacının beraat etmesine rağmen ihraç edildiği görevine iade edilmediği, davacının gözaltına alınmadan ve tutuklanmadan zaten idarece açığa alındığı, ihraç olmasında da idarenin tasarruf yetkisinin olduğu, kaldı ki beraat etmesine rağmen idarece görevine iade edilmediği, yani kişi gözaltına alınmasa ve tutuklanmasa bile görevinde açığa alınıp ihraç edilebilecek olduğu, ihraçtan sonra maaş alamamasının hukuki sebebinin gözaltı ve tutuklama olmadığı idarenin kararı olduğu, maaş talebinin CMK 141 ve devamı maddelerinde düzenlenen tazminat davalarının dışında kaldığı, bu surette davacının ihraç tarihine kadar maaşının 2/3 lük kısmını alması ve ihraçtan sonra maaş alamaması nedeniyle maddi zarar talebinin tutuklu kaldığı dönemdeki asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yine ayrıca Yargıtay bozma ilamında da belirtildiği üzere; 675 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve 7082 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanunun 10/1-a madde, fıkra ve bendindeki “20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler ile doğrudan veya anılan kanun hükmünde kararnamelerde öngörülen usuller çerçevesinde meslekten, kamu görevinden veya ilgili kurumların teşkilatından çıkarılanlar ile 15/8/2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 üncü maddesi uyarınca öğrencilikle ilişikleri kesilenlerin; a) Çıkarıldıkları veya öğrencilikle ilişiklerinin kesildiği aya ilişkin olarak peşin ödenen mali ve sosyal haklarının çıkarılma tarihinden sonraki günlere tekabül eden kısımları geri alınmaz.... ” düzenlemesi de dikkate alınarak Cumhuriyet Savcısı iken Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 31.08.2016 tarihli ve 2016/428 sayılı kararı ile meslekten ihraç edilen davacının ihraç edildiği ayı takip eden ayın 15. günü olan 15.09.2016 tarihi ile tahliye tarihi olan 10.04.2018 tarihi arasındaki süre için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca 16 yaşından büyükler için belirlenen net asgari ücret miktarları üzerinden hesaplama yapılması gerektiği anlaşılmıştır.
Sonuç olarak belirtilen bu kriterlere göre mahkememizce resen hesaplama yapıldığında toplam maddi zararının 26.725,78 TL olduğunun tespit edildiği anlaşılmış ve böylece davacının CMK 141/1-e maddesi gereğince maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilerek 26.725,78 TL maddi tazminatın hakkın doğum tarihi olan 11.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı maliye hazinesinden alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Ayrıca davacı tazminat yargılamasına konu ceza davasındaki avukatlık ücretinin de kendisine ödenmesini talep etmiş ise de; Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2019/2447 esas, 2019/7317 karar 17/06/2019 tarihli ve 2019/2851 esas, 2019/7021 karar 10/06/2019 tarihli ilamları gereği tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında beraat etmiş olması nedeniyle davacı lehine maktu vekalet ücretine hükmolunacağı, maktu vekalet ücretini aşan ve serbest meslek makbuzu ile ispatlanan kısmın ise davacı ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığı, bu nedenle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında, bu bedelin maddi zarar kapsamında değerlendirilemeyeceğinden yasal şartları oluşmamış olması nedeniyle avukatlık ücreti şeklindeki maddi tazminat olarak ödenmesi talebinin reddine karar verilmiştir.
Yine davacı ailesinin ceza evine ulaşım masraflarını belgeleyip maddi tazminat talebinde bulunmuş ise de davacının ailesinin cezaevine ulaşım masraflarına ilişkin harcamalarının hayatın olağan akışında yapılması gereken harcamalar olmasından dolayı gerçek maddi zarar kapsamında bulunmaması nedeniyle reddi ile davacının fazlaya ilişkin maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir..."
7. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı 14/7/2021 tarihinde temyiz başvurusu yapılmıştır. Başvurucu vekili; temyiz başvuru dilekçesinde tazminat talebi dilekçesindeki iddialarını tekrar ederek tazminat miktarının yetersiz olduğunu, başvurucunun tutuklanması sebebiyle kamu görevinden çıkarıldığını, bu nedenle Cumhuriyet savcısı maaşına ve avukatlık ruhsatının da bulunması sebebiyle avukatlık mesleğinin kazancına göre maddi zararının hesaplanması gerektiğini, ailesinin yaptığı yol masrafları ile ceza yargılamasında ödemiş olduğu vekâlet ücretinin de tazminat miktarında dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, bu nedenlerle kararın bozulmasını talep etmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 14/3/2022 tarihinde kararın onanmasına karar vermiştir.
8. Başvurucu, nihai kararı 8/4/2022 tarihinde öğrendikten sonra 27/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
10. Başvurucu, hakkında verilen beraat kararı sonrası ceza muhakemesi sürecinde uygulanan gözaltı ve tutuklama şeklindeki haksız koruma tedbirleri nedeniyle açtığı tazminat davasında Ağır Ceza Mahkemesince hükmedilen tazminat miktarlarının yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminat alacağının uzun süren yargılama neticesinde enflasyon karşısında değer kaybına uğraması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık), mevcut başvuruda kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede ise Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği yönünde görüş bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
12. Başvurucunun iddialarının özünün hukuka aykırı gözaltı ve tutuklama tedbiri nedeniyle hükmedilen tazminatın yetersiz olmasına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun şikâyetinin bu kısmının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
14. Anayasa Mahkemesi Gülseren Çıtak ([GK], B. No: 2020/1554, 27/4/2023) kararıyla içtihat değişikliğine gitmiş, haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunu tükettikten sonra yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmadığı ve ödenen tazminatın yetersiz olduğu iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurularda başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilebilmesi için yalnızca 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında bir tazminat davasının açılmasının yeterli olacağı sonucuna varmıştır. Zira bu hükümle yakalama, gözaltı ve tutuklamanın daha sonra verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla hukuka aykırı hâle geldiğinin kabul edildiği, dolayısıyla 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. Bu çerçevede bu bent kapsamında açılan davalarda hukuka aykırılık kanun gereğince kabul edildiğinden ağır ceza mahkemesince bu bende dayanılarak tazminat ödenmesi durumunda Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yapılacak inceleme tazminat miktarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (Gülseren Çıtak, §§ 36-38).
15. Bu bağlamda yargı mercilerinin tazminat için somut olayın koşullarına göre takdir yetkisi bulunmakla birlikte meydana gelen ihlalle orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminat Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı olacaktır. Öte yandan tazminat miktarı Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda verdiği tazminat miktarına göre kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır. Bununla birlikte hükmedilen miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarından belirli ölçüde düşük olması tek başına Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği anlamına gelmez. Tazminatın Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla uyumlu olup olmadığı değerlendirilirken somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerekir (M.E. [2. B.], B. No: 2018/696, 9/5/2019, § 48).
16. Bunun yanında manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken tazminata karar veren yargı mercinin karar tarihinde Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine verdiği veya verebileceği tazminat miktarına göre bir karşılaştırma yapılacaktır. Anayasa Mahkemesince yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirine neden olan olayın cereyan tarzı, tedbirin kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve tedbirin süresi, tedbir nedeniyle meydana gelen ihlalin ağırlığı dikkate alınmaktadır (Siyami Hıdıroğlu [GK], B. No: 2018/11489, 11/1/2024, § 35).
17. Maddi zarar, zarara uğrayanın mevcut mal varlığı ile uygulanan koruma tedbiri olmasaydı bu mal varlığının olacağı durum arasındaki farktan ibarettir. Maddi zarar, mal varlığında meydana gelen fiili azalma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi yoksun kalınan kâr şeklinde de oluşabilir. Öte yandan ihlal ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması gerekir. İhlal ile zarar arasındaki illiyet bağının açık olmaması, illiyet bağının belirsiz veya spekülatif olduğu hâllerde maddi tazminata hükmedilmeyecektir. Hükmedilecek tazminat miktarının her zaman maddi zarara eşit olması gerekmez. Başvurucu lehine uygun bir tazminata hükmedilebilmesi de yeterli olabilir. Maddi tazminatın belirlenmesinde ağır ceza mahkemelerinin daha iyi konumda oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili mahkemelerin maddi tazminat konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz (O.O. ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/64808, 23/10/2024, § 11).
18. Bu kriterler ışığında olaya bakıldığında başvurucunun beraat ettikten sonra 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açtığı tazminat davasında başvurucuya haksız gözaltına alınma ve tutuklama tedbiri nedeniyle 55.000 TL manevi tazminatın gözaltı tarihi olan 11/8/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla yapılacak inceleme, bu miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarına nazaran yeterli olup olmadığının belirlenmesiyle sınırlı olacaktır. Anayasa Mahkemesi Oğuz Bülent Erol ve diğerleri ([GK], B. No: 2022/35870, 31/7/2025) kararıyla hükmedilen tazminat miktarı karar tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinin belirlediği miktara yakın ise uygulanacak faizle birlikte tazminatın yeterli ve ölçülü olacağı tespitini yapmıştır (Oğuz Bülent Erol ve diğerleri, §§ 7-15). Buna göre hükmedilen miktar ile gözaltı tarihinden itibaren işletilecek faiz, somut olayın şartlarında ve manevi tazminatın belirlenmesine ilişkin yukarıda belirtilen kriterler çerçevesinde değerlendirildiğinde -tazminata karar veren ilk derece mahkemesinin karar tarihi itibarıyla- Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verebileceği tazminat miktarına göre manevi tazminat yeterli görülmüştür (Anayasa Mahkemesinin gözaltının hukukiliği ile ilgili iddialarda bir günlük gözaltı süresi için hükmettiği tazminat miktarı ilk derece mahkemesinin karar tarihi olan 2021 yılı için asgari 600 TL'dir. Anayasa Mahkemesinin tutuklamanın hukukiliğiyle ilgili iddialarda hükmettiği tazminat miktarı ilk derece mahkemesinin karar tarihi olan 2021 yılı için asgari 30.000 TL'dir).
19. Öte yandan maddi tazminat miktarının yeterli olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Başvurucu; maddi tazminat miktarının belirlenmesinde mesleğinin ve ailesinin ceza infaz kurumunda kendisini ziyarete gelmek için yaptığı masrafların dikkate alınmadığını, bu masrafların maddi tazminatın hesaplanmasında gözönünde bulundurulması gerektiğini belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 15/8/2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesine atıfta bulunarak başvurucunun mesleğinden çıkarıldığı ayı takip eden aya ilişkin ödemenin yapıldığını ve meslekten çıkarıldıktan sonra maaş alamamasının hukuki sebebinin gözaltı ve tutuklama tedbirinden kaynaklanmadığını, meslekten çıkarılması şeklindeki idarenin kararı olduğunu belirterek asgari ücret üzerinden hesaplama yapmıştır (bkz. § 6). Benzer şekilde ailesinin ceza infaz kurumuna ulaşım masraflarına ilişkin harcamalarının hayatın olağan akışında yapılması gereken harcamalar olması sebebiyle maddi tazminat kapsamında değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesinin yaptığı değerlendirmeler sonucunda bu yöndeki maddi tazminat taleplerini reddetmesinin keyfî olduğu, açık ve bariz takdir hatası içerdiği söylenemeyecektir. Sonuç olarak avukata ödendiği ileri sürülen ücret dışında maddi tazminat miktarı yeterli görülmüştür.
20. Başvurucu ayrıca beraat ettiği davada avukatına ödediği vekâlet ücretinin maddi tazminat kapsamında karşılanması gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun beraat ettiği davada avukatına verdiği vekâlet ücretinin maddi tazminat kapsamında kendisine ödenmesi gerektiği yönündeki talebi, başvurucu lehine maktu vekâlet ücretine hükmolunduğu, maktu vekâlet ücretini aşan ve serbest meslek makbuzuyla ispatlanan kısmın ise başvurucu ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığı, bu nedenle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında bu bedelin maddi zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle reddedilmiştir (bkz. § 6).
21. Başvurucunun beraat ettiği davada avukatla temsil edildiği açıktır. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinde avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamayacağı, ücretsiz dava alınması hâlinde durumun baro yönetim kuruluna bildirileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla avukatlık ücretinin ödenmesinin kural olduğu, istisna olarak bunun ücretsiz olabileceği ve bu durumun da baroya bildirilmesi gerektiği görülmektedir. Nitekim başvurucu, beraat ettiği davada avukatına ücret ödediğini söylemiş, ödediği vekâlet ücretine ilişkin makbuzları Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur (bkz. § 4).
22. 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde, dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin anılan hükmün iptali talebiyle yapılan başvuruda söz konusu hükmün emredici değil tamamlayıcı nitelikte bir hukuk kuralı olduğundan kişilerin özgür iradeleriyle düzenleyecekleri avukatlık sözleşmelerinde ücreti kararlaştırırken dava sonunda karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukatlık ücretine dâhil edilip edilmeyeceği hususunu gözeterek düzenleme yapmalarının mümkün olduğu ifade edilmiştir (AYM, E.2017/154, K.2019/18, 10/4/2019, § 16). Diğer bir deyişle bu vekâlet ücreti hukuki yardım alanla avukat arasındaki vekâlet ücretine ilişkin sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece avukata aittir. Dolayısıyla beraat ettiği davada başvurucu lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi başvurucunun maddi zararının karşılandığı anlamına gelmeyebilir. Bu noktada ilk derece mahkemesinin başvurucu ile avukatı arasındaki vekâlet sözleşmesinde başvurucu ve avukatının ücreti kararlaştırırken maktu vekâlet ücretini avukatlık ücretine dâhil edip etmediklerini araştırması gerekir (Siyami Hıdıroğlu, § 39).
23. Bununla birlikte bu maktu vekâlet ücretinin başvurucuya ödendiği kabul edilse bile bu miktarı aşan kısmın neden maddi zarar kapsamında değerlendirilmeyeceği, haksız gözaltı ve tutuklama tedbiriyle arasında illiyet bağı olup olmadığı, illiyet bağı varsa talep edilen bu ücretin gerekli ve makul olup olmadığı, avukatın bu ücreti gerçekten alıp almadığı, almış ise muhasebecisine bu miktar hakkında beyanda bulunup bulunmadığı, ödemenin ne şekilde yapıldığı kararda açıklanmamıştır (benzer mahiyette bkz. Siyami Hıdıroğlu, § 39).
24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
25. Öte yandan yukarıda ulaşılan sonuca bağlı olarak başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının incelenmesi gerekli görülmemiştir.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu ayrıca tazminat davasının uzun sürdüğünü belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
27. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen 5/A maddesi ve ayrıca anılan Kanun'un geçici 3. maddesinde yapılan değişiklik gereği 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
29. Başvurucunun ceza infaz kurumundayken eksik açık görüş yaptırılması, özel soruşturma usulüne rağmen bu duruma riayet edilmeden soruşturma yürütülmesi nedeniyle haberleşme hürriyeti ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının Ahmet Sağlam ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013) kararı doğrultusunda süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
30. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 200.000 TL maddi ve 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
31. Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu itibarla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Karar tarihi itibarıyla hükmedilecek tazminatın hesabında tedbir/dava tarihinden karar tarihine kadar işleyecek yasal faiz de dikkate alınabilir (Oğuz Bülent Erol ve diğerleri, § 29).
32. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2021/133, K.2021/226) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 664,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, CEYHUN ÖCAL, B. No: 2022/49651, 03.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 05, sayfa 70–77
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.