Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
SEDAT ALÇİN (2022/46340)
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; işçilik alacaklarının tazmini talebiyle açılan davalarda, uyuşmazlığın esasına yönelik bir inceleme yapılmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Mahkemeye erişim hakkı (hukuk) | İhlal | Yeniden yargılama |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
SEDAT ALÇİN BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/46340) |
|
|
|
Karar Tarihi: 9/4/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Ali KOZAN |
|
Başvurucu |
: |
Sedat ALÇİN |
|
Vekili |
: |
Av. Fırat SARI |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; işçilik alacaklarının tazmini talebiyle açılan davalarda, uyuşmazlığın esasına yönelik bir inceleme yapılmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, Ufuk Sema Eğitim Hizmetleri A.Ş.de (Şirket) 05/04/2001-31/12/2006 ve 01/08/2007-05/12/2015 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığının tespiti ile yatırılmayan primlerin Şirket tarafından yatırılmasına karar verilmesi talebiyle İstanbul 19. İş Mahkemesinde (İş Mahkemesi)19/1/2016 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, Şirkete bağlı FEM Dershanesinin Beşiktaş ve Taksim şubelerinde bekçi olarak çalıştığını ancak kesintisiz olarak çalışmasına rağmen Şirketin Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) 2001-2004 yılında işe girdi çıktı yaparak sigortalılığını eksik bildirdiğini ve kısmi prim ödediğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca biri aynı işyerinde diğeri komşu işyerinde çalışan iki tanık bildirmiş ancak bu tanıkların dinlenmediği, İş Mahkemesinin kurumlar vasıtasıyla yaptırdığı araştırmada başvurucunun anılan işyerinde çalıştığına dair tanık beyanlarının tespit edildiği görülmüştür.
3. İş Mahkemesi, dava şartı yokluğundan davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde 3/10/2016 tarihli ve 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (675 sayılı KHK) 16. maddesi ile 17/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (670 sayılı KHK) 5. maddesi uyarınca kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile kapatılan kurum ve kuruluşlarla ilgili hak ve alacak taleplerine ilişkin yapılacak başvurularda Maliye Bakanlığının yetkili olduğu başvurucunun Maliye Bakanlığına kararın tebliğinden itibaren 30 günlük hak düşürücü sürede başvurabileceği belirtilmiştir.
4. Anılan karar doğrultusunda başvurucunun İstanbul Valiliği Defterdarlık KHK işlemleri İl Bürosuna yaptığı başvuru da 19/2/2020 tarihinde reddedilmiştir. Kararda, Milli Emlak Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonunca (Komisyon) hazırlanan raporda Şirket bünyesinde çalıştığına dair bir belgenin bulunmadığının tespit edildiği, başvurucunun Şirketten aldığı maaşa ilişkin bir belge sunamadığı, maaşı elden aldığına dair beyanın mevcut olduğu, ayrıca İş Mahkemesi tarafından şirketin Mecidiyeköy/Şişli adresinde İlçe Emniyet Müdürlüğü vasıtasıyla yaptığı araştırmada başvurucuyu tanıyan kimseye ulaşılmadığı belirtilmiştir. Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından oluşturulan raporda da başvurucunun çalıştığını iddia ettiği dönemde Şirket bünyesinde sigortasız çalışan tespiti yapılamadığı yönündeki tespit birlikte değerlendirilerek başvurucunun Şirkette sigortasız çalıştığına dair bir verinin mevcut olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
5. Başvurucu, anılan kararın iptali talebiyle İstanbul 8. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde, İş Mahkemesi tarafından yaptırılan araştırma sonucunda çalıştığı mahallenin muhtarlıkları ve ilçe emniyet müdürlüğü tarafından Şirkette bekçi olarak çalıştığının bildirildiğini ayrıca bu yöndeki tanık beyanlarının da tutanak ile tespit edildiğini ancak bu deliller değerlendirilmeden haksız bir karar verildiğini belirtmiştir. Karara dayanak olan inceleme raporunun Şirketin Mecidiyeköy'deki merkezinde yapıldığını, kendisinin bu adreste çalıştığına dair bir iddiasının mevcut olmadığını, çalıştığı şubelerde bir inceleme yapılmadığını, ayrıca sigortasız çalıştırılmaya ilişkin bir kaydın sadece yazılı delil ve Şirket kayıtlarından tespit edilmeye çalışılmasının ise olaya uygun düşmediğinin açık olduğunu ifade etmiştir.
6. Mahkeme 19/4/2021 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun talebi doğrultusunda Komisyon tarafından yapılan inceleme neticesinde başvurucunun Şirketten ücret aldığına yönelik bir belgenin ibraz edilemediği, Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulunun raporunda yer verildiği üzere anılan Şirket bünyesinde çalıştığına ilişkin herhangi bir kaydın tespit edilemediği belirtilmiştir. Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu denetim elemanlarınca düzenlenen inceleme raporunda da anılan Şirket nezdinde sigortasız çalışanın tespit edilemediği vurgulanarak 670 ve 675 sayılı KHK ile Kararnamelerin uygulanması amacıyla yürürlüğe konulan Maliye Bakanlığının 2016/1 sayılı Genelgesi ile getirilen koşulların davacı açısından mevcut olmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından, tesis olunan dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği ifade edilmiştir.
7. Başvurucunun anılan karara karşı yaptığı istinaf başvurusu da İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdari Dava Dairesi tarafından, kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle17/3/2022 tarihinde reddedilmiştir.
8. Nihai kararın, başvurucu vekili tarafından 31/3/2022 tarihinde öğrenilmesinden sonra 22/4/2022 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.
9. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
10. Başvurucu; İş Mahkemesi tarafından yapılan araştırma ile Şirkette çalıştığına dair tanık beyanlarının ilçe Emniyet Müdürlüğü tarafından tespit edildiğini, iddiasının ispatına yönelik bildirdiği tanıklar dinlenmeden dava şartı yokluğu nedeniyle ret kararı verildiğini belirtmiştir. İdare Mahkemesinin ise ek bir araştırma yapmadığı gibi lehine tanık anlatımlarını ve delilleri de dikkate almayarak, çalışmadığı adresteki araştırmayı içeren hatalı bir rapora dayanmak suretiyle yazılı bir kayıt olmadığından bahisle hizmet tespiti talebini kabul etmediğini ifade etmiştir. Sigortasız çalıştırmaya ilişkin yazılı kayıt aranmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını belirten başvurucu, davası İş Mahkemesinde görülseydi tanık dâhil her türlü delil ile iddiasını kanıtlama olanağının mevcut olacağını bu duruma rağmen İş Mahkemesinin dava devam ederken KHK'ya dayanarak davasını idareye yönlendirmesi ve yargı kararı yerine idari işlem tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu vurgulayarak kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının, kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
11. Adalet Bakanlığı görüşünde; idari yargı mercileri tarafından başvurucunun talebinin incelenerek ilgili ve yeterli gerekçe gösterilerek başvurucunun davasının reddine karar verildiği, bu kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği hatırlatılmıştır. Bu bağlamda yargı mercilerinin dava konusu maddi olay ve olgular ile iddiaları ve delilleri değerlendirdikleri, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu gerekçelendirdikleri vurgulanmıştır. Ayrıca mevcut başvuruya konu yargılamalarda silahların eşitliği ilkesine aykırı ve delillerin inceletilmesi noktasında başvurucuyu dezavantajlı konuma düşüren bir uygulamanın varlığından söz etmek mümkün olmadığı belirtilmiştir.
12. Başvuru, adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olan karar hakkı kapsamında incelenmiştir.
13. Öncelikle bireysel başvuru yapabilmesi için hangi hukuk yolunu tüketmesi gerektiği hususunun başvurucunun hizmet tespitine ilişkin davasının 675 sayılı KHK ile 670 sayılı KHK kapsamında kalıp kalmadığının tespiti ile irdelenmesi gerekir. Bu bağlamda aşağıda açıklandığı üzere somut olayda anılan kanun hükmünde kararnameler kapsamında bir alacaktan söz edilemeyeceği vurgulanmalıdır. Bu durumda anılan mevzuatın icra edilebilir alacağın varlığı çerçevesinde bir yorumla tespit edilebilir mahiyette olduğu ve anılan mevzuatta hizmet tespitine ilişkin açık bir düzenleme de olmadığı gözetildiğinde yargı yolunu ilk bakışta kolaylıkla belirlemesinin başvurucudan beklenemeyeceği söylenebilir. Bu bağlamda İş Mahkemesi davanın anılan mevzuat kapsamında olduğu yönünde yanlış bir değerlendirmeyle dava şartı yokluğundan ret kararı vermiş, İdare Mahkemesi ise anılan KHK hükümleri kapsamında bir alacağın tespit edilemediğinden bahisle davayı reddetmiştir. Bu şekilde ortaya çıkan belirsizliğin ve farklı kararların olduğu bir olayda, İş Mahkemesi kararına güvenerek idari yargı mercilerine de gidilmiş olduğu dikkate alındığında, başvurucunun olağan kanun yollarını tüketerek yasal süre içinde bireysel başvuru yaptığının kabulü gerekir. Aksine bir değerlendirmenin somut olayda temel hak ve özgürlükleri kısıtlayabilecek nitelikte aşırı şekilci ve katı bir yorum olacağı söylenebilir.
14. Bu bağlamda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
15. Demokratik bir toplumda vazgeçilmez bir hak niteliğindeki adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme hakkı; uyuşmazlığın bir mahkeme önüne getirilebilmesini, dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı iddia ve savunmaların yargı merciince incelenerek değerlendirilmesini ve bir karara bağlanmasını, ayrıca verilen kararın icra edilmesini gerektirir. Buna göre mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı ve kararın icrası hakkını içerir. Karar hakkı genel itibarıyla mahkeme önüne getirilen uyuşmazlığın karara bağlanmasını isteme hakkını ifade eder. Zira dava hakkını kullanan bireyin asıl amacı uyuşmazlık konusu ettiği talebinin esasıyla ilgili olarak davanın sonunda bir karar elde edebilmektir. Bir başka ifadeyle dava sonucunda şayet bir karar elde edilemiyorsa dava açmanın da bir anlamı kalmayacaktır. Öte yandan karar hakkı bireylerin sadece yargılama sonucunda şeklî anlamda bir karar elde etmelerini güvence altına almaz. Bu hak aynı zamanda dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargı merciince bir sonuca bağlanmasını da gerektirir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. İbrahim Demiroğlu [GK], B. No: 2017/15698, 26/7/2019, § 55).
16. Başvurucu, Şirket bünyesinde kesintisiz çalıştığının tespiti ile yatırılmayan sigorta primlerinin Şirket tarafından yatırılmasına karar verilmesi talebiyle sosyal güvenlik hukukuna ilişkin hizmet tespiti davası açmıştır. Sonradan aynen kanunlaşan 670 ve 675 sayılı kanun hükmünde kararnamelerle, KHK ile kapatılan ve idareye devredilen kurum ile kuruluşlara ilişkin alacak ve haklara ilişkin taleplerin idareye yönlendirileceği ve uyuşmazlıkların idari yargıda görüleceği, adli yargıda dava açılamayacağı ayrıca kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülüklerden idarenin sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Yargı makamları bu bağlamda anılan kanun hükmünde kararnameler uyarınca davayı usulden reddetmiş, tüm yönleriyle işin esasına girmemiştir. Bu durumda öncelikle başvurucunun davasının anılan KHK hükümleri kapsamında olup olmadığının tespiti gereklidir.
17. 670 sayılı KHK'nın 5. maddesi de dikkate alındığında icra edilebilir bir alacakla ilgili olarak kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ilgili idari mercinin ve bu kararı denetleyen idare mahkemesinin kanaat getirici defter, kayıt ve belgelere dayalı bir alacağı anılan KHK kapsamında değerlendirebilecekleri söylenebilir (Ali Suat Ertosun [GK], B. No: 2020/1500, 18/9/2025,§43). Zira henüz doğmamış, icra edilebilir olmayan bir alacağın kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilmesi şartıyla da uyumlu olmayacağı söylenebilir.
18. Somut olayda başvurucunun iddiasının özünün, belli bir dönemde sigortasız olarak çalıştırılması nedeniyle anılan işyerinde kesintisiz çalıştığının tespiti ile bu kapsamda sigorta primlerinin ödenmesine yöneliktir. Hizmet tespiti davasının, sosyal güvenlik kurumuna hizmet süreleri hiç bildirilmeyen veya eksik bildirilen sigortasız çalıştırılan işçilerin işverene karşı açtığı ve konusu gereği 12/10/2017 tarihli 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesi gözetildiğinde iş mahkemelerinin görevi kapsamında kalan bir dava türü olduğu açıktır . Ayrıca davanın konusu SGK'ya bildirilmemiş ve bu kurum tarafından da tespit edilememiş çalışmaların belirlenerek, sigortalının hizmet süresinin ve prime esas kazançlarının tespitidir. Dolayısıyla dava konusunun doğmuş veya muaccel olmuş diğer bir deyişle icra edilebilir bir alacakla ilgili olduğunu söylemek mümkün değildir.
19. Hizmet tespiti davasının konusunun SGK'ya bildirilmemiş çalışma günlerinin veya sigortasız çalıştırmanın tespitinden ibaret olduğu gözetildiğinde, dava konusunun her zaman sadece kayıt ve defterle ispatı beklenecek bir alacak olduğunu söylemek mümkün değildir. Hizmet tespiti davasının doğası gereği her türlü delille ispatı mümkün olduğu da söylenebilir. Buradan hareketle 675 sayılı KHK'nın 16. maddesinde 670 sayılı KHK'nın 5. maddesinde öngörülen usulün hizmet tespiti davasının sadece kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilebilecek bir alacak olarak görülerek bu kapsamda değerlendirilmesinin de mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak İdare Mahkemesi tarafından defter ve kayıtlarla bağlı kalınarak -tanık ve sair deliller gözetilmeksizin- KHK kapsamında inceleme yapılarak ret kararı verildiği görülmüştür. İş mahkemesinin ise davayı 675 sayılı KHK'nın 16. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesi için bu maddenin açıkça atıfta bulunduğu 670 sayılı KHK'nın 5. maddesinin kapsamı ve öngördüğü usulü değerlendirmediği görülmüştür. Sonuç olarak başvurucunun açtığı hizmet tespiti davasının anılan KHK hükümleri kapsamında olup olmadığı belirsiz kalmış, her iki yargı yolu arasında -bu olay özelinde- farklı içtihatlar oluşmuştur.
20. Sonuç olarak başvurucunun açtığı hizmet tespiti davasının anılan KHK hükümleri kapsamında olup olmadığını irdelemeksizin İş Mahkemesi tarafından davanın esasına girilmeden ret kararı verilmiştir. Bu itibarla somut olayda yargısal fonksiyonun esasını oluşturan uyuşmazlığın içinde yer alan maddi ve hukuki sorunların bütünüyle ele alınması ve karara bağlanması işlevinin ilgili mahkemelerce yerine getirilmediği, bu bağlamda başvurucunun şikâyet konusu ettiği hususlara ilişkin olarak herhangi bir karar verilmediği anlaşıldığından başvurucunun karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dava şartı yokluğundan ret kararı verilmesi suretiyle başvurucunun dava konusu ettiği uyuşmazlık açısından karar hakkından yoksun bırakıldığı sonucuna ulaşılmıştır. (işçi alacaklarına ilişkin davalar yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. Ali Aktakka ve Diğerleri [2. B.], B. No: 2021/44540,10/2/2026; İbrahim Asalıoğlu [2. B.], B. No: 2022/33388, 7/1/2026).
21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
22. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılanma yapılması ile 100.000 TL manevi,100.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
23. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
24. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
25. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 19. İş Mahkemesine (E.2016/37, K.2016/695) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, SEDAT ALÇİN, B. No: 2022/46340, 09.04.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 07, sayfa 65–70
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.