Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
NESİBE GÜL POLAT (2022/40353)
- Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasıyla iltisakının ve irtibatının olduğu değerlendirilen yargı mensubunun meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı | HSK-İHRAÇ (Hakim-savcı) | İhlal Olmadığı | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
NESİBE GÜL POLAT BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/40353) |
|
|
|
Karar Tarihi: 22/4/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Abdurrahman Remzi AKPINAR |
|
Başvurucu |
: |
Nesibe Gül POLAT |
|
Vekili |
: |
Av. Enes Malik KILIÇ |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasıyla iltisakının ve irtibatının olduğu değerlendirilen yargı mensubunun meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, bu teşebbüsün arkasında olduğu yargı kararlarıyla tespit edilen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) yapısına ilişkin açıklamalar, olağanüstü hal (OHAL) dönemine, bu dönemde çıkarılan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameler ile genel yargı süreçlerine ilişkin detaylı bilgiler Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46); N.E. ([GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, §§ 5-17); A.S. ([GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, §§ 5-17) ve Halit İnciroğlu ([GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, §§ 6-18) kararlarında yer almaktadır.
3. 29/8/2013 tarihinde hâkim olarak mesleğe başlayan başvurucunun Yüksekova'da hâkim olarak görev yapmaktayken FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Genel Kurulunun (Kurul) 24/8/2016 tarihli kararıyla meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun kararın yeniden incelenmesine yönelik talebi ise Kurulun 29/11/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
4. Başvurucu, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin 24/8/2016 tarihli kararın iptaline karar verilmesi talebiyle Danıştay Beşinci Dairesi (Daire) nezdinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; FETÖ/PDY ile hiçbir ilgisinin olmadığını, zaten hakkında silahlı terör örgütüyle irtibat veya iltisakı olduğuna dair hiçbir somut bilgi ve belge bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucu, ayrıca meslek hayatı boyunca hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimine katılmadığını, yurt dışına gönderilmediğini, özel yetkili savcılık veya mahkemelerde ya da ünvanlı görevlerde çalışmadığını, hakkında herhangi bir inceleme ve soruşturma olmadığını, sosyal medya üzerinden suç unsuru içeren bir paylaşım yapmadığını ve örgüt mensuplarının kullandıkları şifreli programları kullanmadığını dile getirmiştir. Bunun yanında başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda yer alan düzenlemelere aykırı olarak ve savunması alınmadan meslekten çıkarma cezası verildiğini ifade etmiştir.
5. Yargılama devam ederken Kurul tarafından 23/3/2018 tarihli savunma, dava dosyasına sunulmuştur. Anılan savunmada başvurucunun eşinin ByLock kullanıcısı olduğu ve üzerine kayıtlı iki ByLock hattı bulunduğu ve FETÖ/PDY'ye ait hâkimlik ve savcılık sınavlarına çalışma evlerinden birinde bulunan sabit hatlı telefonun başvurucu üzerine kayıtlı olduğunun tespit edildiği vurgulanmıştır. Bunun yanında Ç.S., F.M., F.Ç.Ç., H.Y., K.D.A., Ş.Ç. ve N.G.nin tanık ifadelerinde başvurucunun üniversite öğrenimi boyunca örgüte ait evlerde kaldığı, bu evlerde aktif görevler aldığı, semt ablalığı yaptığı, üniversite sonrasında hâkimlik ve savcılık sınavlarına çalışma evinde hazırlandığı, bu evde telefon hattını kendi üstüne aldığı, sınavı kazandıktan sonra hâkimlik stajında yine örgüte ait evde ikamet ettiği, örgüt evliliği yaptığı, evinde sohbetler düzenlediği, örgüt içinde üst düzey görevler aldığı, bölge toplantılarına katıldığı, 2014 HSK (önceki ismiyle HSYK) seçimlerinde aktif olarak örgüt adaylarını desteklediği ve onlar lehine oy istediği şeklinde beyanlar yer almıştır. Öte yandan bahse konu savunmada başvurucu hakkında sosyal çevre bilgileri dâhil olmak üzere çok sayıda delilin bulunduğu ve dolayısıyla başvurucunun FETÖ/PDY'yle iltisaklı veya irtibatlı olduğu konusunda duraksamaya yer bulunmadığı belirtilmiştir.
6. Daire 15/4/2021 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda; hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan yürütülen yargılama sonucunda başvurucunun 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu kararın olağan kanun yollarından geçerek 6/11/2019 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir. Ayrıca kararın gerekçesinin "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığının "Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları" kısmında T.K.nın, N.G.nin, S.Ç.nin, K.D.A.nın, H.Y.nin, D.T.nin, Ç.S.nin ve F.M.nin beyanlarına yer verilmiştir. Bahse konu beyanların ilgili kısımları şöyledir:
"Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.K.'ye ait, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/05/2017 tarihli sorgulama tutanağı: 'Elazığ Maden de görev yapan N.Ç.'la mesajlaştık. Daha önce cemaate mensup olduğunu bildiğimiz kişilerin isimlerini birbirimiz ile paylaşarak haklarında işlem yapılmazsa Başsavcılarımıza hatırladığımız isimleri bildirme konusunda karar aldık. Ancak bizim hatırladığımız isimlerin tamamı gelişen süreçte meslekten ihraç edildiği için herhangi bir girişimde bulunmadık. Bu isimlerden hatırladıklarım E.K. [(A.)], M.Y., [başvurucu], F.Ş., Ş.K.dır. Bu kişiler benim üniversiteden dönem arkadaşımdır ve bu kişilerin tamamı cemaat mensubudur ve hepsinin cemaate ait evlerde kaldığını duymuştum.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.G.'ye ait, Adalet Bakanlığı müfettişlerince düzenlenen 07/09/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: 'Aşağıda ismini belirttiğim kişiler üniversite döneminde cemaat evlerinde ve/veya yurtlarında kalan kişilerdir...
[başvurucu] (15..4): 15. Dönem Adli Yargı Hâkim Adayıydı. Sonradan HSYK tarafından meslekten ihraç edildiğini öğrendim. Bütün üst düzey görevlerde bulundu.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ş.Ç.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 28/02/2017 tarihli sorgulama tutanağı: '[başvurucu] (15...4): Ben [başvurucu]'yu üniversiteden tanırım, 4 yıl boyunca FETÖ/PDY’ye ait evlerde kaldı. Semt ablalığı yaptı. [başvurucu] ile akademide aynı dönemiz, akademide FETÖ/PDY mensupları olduğunu düşündüğüm ile birlikte geziyordu. Katalog evliliği yaptığını düşünüyorum. FETÖ/PDY ile iltisakının ve irtibatının devam ettiğini düşünüyorum.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.D.A.'ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Ben 4. Sınıfa geldiğimde şuan ismini, soyadı ve kod adını bilmediğim, görsem tanıyamayacağım bir kişi bizimle kariyer planlaması adı altında görüştü ve yapıya ait hakim-savcı çalışma evlerinden bahsetti. Ben de kabul ettim,... Bu ismini hatırlamadığım kişi beni Ankara Dikmende bulunan şu an gösterebileceğim bir çalışma evine götürdü. Bu çalışma evinde [başvurucu], M.Ö.S., F.B.Ş., E.A., N. isimli şahıs vardı.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Y.'ye ait, Adalet Bakanlığı müfettişlerince düzenlenen 31/03/2017 tarihli ifade tutanağı: 'Aşağıda ismini belirttiğim kişiler bir dönem cemaat ile bağlantısı veya teması olan kişilerdir.
[başvurucu] (15...4): İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Üniversitedeyken cemaate ait evlerde kaldığını biliyorum. Aktif bir görevi vardı ancak ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Bize sohbet yaptığı için tanıyorum.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan D.T..'ye ait, Yozgat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/05/2017 tarihli sorgulama tutanağı: '[başvurucu] (Sicil No: 15...4) : 13. Dönem Hakim adayı olup, akademide aynı sınıftaydık. Yapıya mensup dönem arkadaşlarımla bir arada, bulunduğumuz muhabbet ortamında kendisinin yapı mensubu olduğunu öğrendim. Yine bu yapı tarafından meslektaş bir kişi ile evlendirilmiştir.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ç.S.'ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'A.P. bir keresinde beni telefonla aradı ve bana hitaben görüşmek istediğini söyledi ve evine davet etti. Ben de daha sonra bu şahsın evine gittim, bu şahsın eşi de [başvurucu] tır... Bu toplantı Düzce ilinde A.P.'ın evinde yapılmıştı. Bu toplantıya bana bylock'u yükleyen M.Ö. ve eşi katılmıştı. Zaten anladığım kadarıyla bu toplantıyı düzenleyen sorumlular da bu kişilerdi. Bu toplantıda erkekler farklı odada, bayanlar farklı odada toplanmıştık. Bu toplantıda erkeklere M.Ö., bayanlara eşi olan kişi sohbet yapıyordu, ben çok uzun süre kalmam nedeniyle [başvurucu] ve eşi A.P. dışında toplantıda bulunan bayanları hatırlamıyorum, görsem de teşhis edeceğimi düşünmüyorum. Ben zaten kısa süreliğine bu şahısları gördüm. Ben bu bayan şahıslara ve M.Ö. ile eşine selam verdikten sonra [başvurucu] ile başbaşa kısa süreliğine görüştük, bu görüşmede [başvurucu] bana HSYK seçimlerinde yapının adayları olan bağımsızlara oy vermem gerektiği şeklinde sözler söylemişti. Ayrıca ne kadar dini içerikli kitap okuduğumu sorduğunu hatırlıyorum. Ben A.P. ve [başvurucu]'ı, M.Ö.’i, M.Ö.'in eşini tanırım ve teşhis edebilirim. Bu şahıslar yapı üyesidir, bu toplantının HSYK seçimleri öncesinde yapıldığını hatırlıyorum.
[başvurucu] ve A.P.'tır. Bunların yapı evliliği yaptığını gerek bayanlardan gerekse sohbet ortamlarından net bir şekilde biliyorum.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.M.'ye ait, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: '[başvurucu] ve eşi A.P.ta cemaattendir. [başvurucu]'ü sohbetlerde görürdüm...[başvurucu], A.D., F.Y. staj döneminde Ankara'da aynı cemaat evinde kalmıştır.'
7. Netice itibarıyla Daire; bahse konu ifadelerde yer alan başvurucunun örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediğine, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, semt ablalığı yaptığına, sınavlara örgütün hâkim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgüt içinde görev aldığına ve diğer hususlara yönelik beyanları FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisaklı olma durumu için yeterli kabul etmiştir. Daire kararında ayrıca başvurucunun bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki içinde olduğu sonucuna varıldığını belirtmiştir.
8. Bununla birlikte Daire, dava konusu edilen kararı temel hak ve özgürlükler bağlamında da değerlendirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil ettiği, bu müdahalenin kanunilik, meşru amaç şartını taşımanın yanında demokratik bir toplum düzeni açısından gerekli ve ölçülü olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında da müdahalenin OHAL koşullarının gerektirdiği ölçüde olduğu vurgulanmıştır.
9. Başvurucu, Daire kararına karşı Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna (İDDK) temyiz başvurusunda bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki iddialarını yinelemekle birlikte tanık beyanlarının varsayımdan ibaret olduğunu, kişisel kanaatten öteye geçmeyen ve suç unsuru içermeyen tanık beyanları gerekçe gösterilerek davanın reddedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, ayrıca mahkûmiyetine karar verilen ceza davasının da usule ve kanuna uygun yürütülmediğini vurgulamıştır. Netice itibarıyla başvurucu, Daire tarafından itirazlarının dikkate alınmadığını ve yeterli araştırma yapılmadan davanın reddine karar verildiğini belirtmiştir.
10. Kurul tarafından temyiz dilekçesine karşı sunulan savunmada ise Daire kararında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, başvurucunun temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.
11. Sonuç olarak İDDK 15/12/2021 tarihinde Daire kararının usule ve hukuka uygun olduğu, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle temyiz başvurusunun reddine ve Daire kararının onanmasına oybirliğiyle karar vermiştir.
12. Başvurucu, nihai kararı 7/3/2022 tarihinde öğrendikten sonra 5/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
13. Öte yandan başvurucu hakkında Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen iddianame Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından kabul edilmiştir. Yapılan yargılama sonucunda ise başvurucunun atılı suçtan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 6/11/2017 tarihinde karar verilmiştir.
14. Mahkemenin anılan kararında başvurucunun FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığı, sınavlara bu evlerde hazırlandığı, hatta söz konusu eve ait sabit telefon hattının kendi adına olduğu, örgütsel toplantılara katıldığı ve bu toplantılardan birisinin Düzce'de kendi evlerinde düzenlendiği, bu toplantıda HSYK seçimlerinde örgüt tarafından desteklenen bağımsız adaylara oy istediği hususlarının tanık beyanlarıyla sabit olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun söz konusu suç örgütünün varlığından ve amaçlarından haberdar olduğu, bu amaçlarının icrası ve gerçekleşmesi için istenilen ve gereken eylem ve işlemleri ika ettiği, anılan eylemlerinin devamlılık arz ettiği, silahlı bir örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dâhil olmayı tercih ettiği, örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket ettiği ve bu suretle üzerine atılı suçun sübuta erdiği ifade edilmiştir. Bu karar, olağan kanun yollarından geçerek 6/11/2019 tarihinde kesinleşmiştir.
15. Komisyonca adli yardım talebinin kabulü ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
16. Başvurucu; hakkındaki meslekten çıkarma kararının ağırlığı ve sonuçları itibarıyla cezalandırma niteliği taşıdığını belirterek adil yargılanma hakkının cezai yönüne ilişkin güvenceler yönünden de değerlendirme yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. Meslekten çıkarılmadan önce savunma hakkı verilmediğini, ilgili makamlar önünde açıklamada bulunma imkânı elde edemediğini vurgulayan başvurucu; lehine olan beyanların yargısal makamlar tarafından değerlendirilmediğini, yargılamanın sonucu açısından belirleyici etkiye sahip taleplerinin karşılanmadığını belirtmiştir. Bunun yanında başvurucu; özel hayatına dair bilgilerden hareketle meslekten çıkarıldığını, sohbete katılma ve sosyal çevre bilgisi gibi özel hayata ilişkin hususların meslekten çıkarılma işlemine karşı açtığı davanın reddedilme gerekçeleri arasında sayıldığını ifade etmiştir. Öte yandan beyanda bulunan tanıkların idari yargı mercileri tarafından dinlenilmediğini, bu tanıklarla yüzleştirilmediğini dile getirmiştir. Netice itibarıyla başvurucu; adil yargılanma hakkı, özel hayata saygı hakkı, aynı suçtan iki kez yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi, mülkiyet hakkı, din ve vicdan hürriyeti, ifade özgürlüğü, ayrımcılık yasağı, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece ilişkin olarak genel bilgilere yer verilmiş; yargılama safahatının özeti yapılmıştır. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucunun meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak tesis edilen işlemin gerekliliğine, FETÖ/PDY'nin yargı içindeki konumuna, faaliyetlerine ve konu ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına ilişkin bilgilerin yer aldığı HSK Genel Sekreterliğinin yazısı Bakanlık görüşünün ekinde sunulmuştur. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanda bireysel başvuru formunda ve olağan yargısal safahatta ileri sürdüğü hususları yinelemiş; Bakanlık tarafından sunulan görüşün soyut ve genel değerlendirmelerden oluştuğunu ifade etmiştir.
18. Başvuru formundaki iddialar ile somut olayın koşulları birlikte gözönüne alındığında, yargı mensubu olan ve Kurul tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen başvurucunun mesleki hayatına gerçekleştirilen müdahalenin özel hayatını ciddi şekilde etkilediği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı değerlendirilmiştir. Bu bakımdan başvuru, OHAL düzenlemelerine dayanılarak meslekten çıkarılan kişilerle ilgili diğer başvurularda verilen kararlar kapsamında sonuç temelli olarak özel hayata saygı hakkı yönünden uygulanabilir bulunmuş ve anılan hak kapsamında incelenmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E., §§ 89-99; A.S., §§ 91-101; Halit İnciroğlu, §§ 95-106; Sinan Ulu [GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025, §§ 67-71; Sümeyra Bakla [GK], B. No: 2023/46215, 20/11/2025, §§ 69-73; B.K. [GK], B. No: 2023/38927, 20/11/2025, §§ 86-90).
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
20. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191). Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde alınan tedbirleri konu edinen somut başvuruda Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi dikkate alınacaktır (ayrıntılı değerlendirme için bkz. N.E., §§ 109-114; A.S., §§ 111-116; Halit İnciroğlu, §§ 116-121; B.K., §§ 91-93).
21. Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme müdahalenin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı, anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunup dokunmadığı, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği ve durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespitiyle sınırlı olacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 186; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 146; N.E., § 116; A.S., § 118; Halit İnciroğlu, § 123; B.K., § 95).
22. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Yine Anayasa Mahkemesi kamu görevinden çıkarmaya ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına, ciddiyet ve ağırlığının söz konusu tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden çıkarma tedbirinin olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (N.E., § 119; A.S., § 121; Halit İnciroğlu, § 126; B.K., § 98). Ayrıca somut olaydaki tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E., § 122; A.S., § 124; Halit İnciroğlu, § 129; B.K., § 101). Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacak son inceleme, müdahalenin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (genel ilkelere ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. Sinan Ulu, §§ 83-99; N.E., §§ 123-139; A.S., §§ 125-141; Halit İnciroğlu, §§ 130-146; B.K., §§ 102-118).
23. Başvurucunun hâkimlik ve savcılık mesleğinden çıkarılmasına ve kamu görevinden yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 349; Ayla Demir İşat, § 152; N.E., § 130; A.S., § 132; Halit İnciroğlu, § 137; B.K., § 109).
24. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 215; N.E., § 131; A.S., § 133; Halit İnciroğlu, § 138).
25. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 217; Bestami Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı) (C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 13; N.E., § 8; A.S., § 8; Halit İnciroğlu, § 9; B.K., § 8). Ayrıca Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir ünvan veya pozisyon için alınan tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (C.A. (3), § 133; Sinan Ulu, § 92; N.E., § 132; A.S., § 134; Halit İnciroğlu, § 139; B.K., § 111).
26. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçlar içeren darbe teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Devletin üç temel sacayağından biri olan yargı erki içinde görev yapan yargı mensupları arasında FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatlı ya da iltisaklı olan kişilerin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve bu kapsamda olduğu saptanan yargı mensuplarının meslekten çıkarılması ve kamu görevinden yasaklanması OHAL'e neden olan somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. Sinan Ulu, § 93; N.E., § 133; A.S., § 135; Halit İnciroğlu, § 140; B.K., § 112).
27. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (Sinan Ulu, § 95; N.E., § 135; A.S., § 137; Halit İnciroğlu, § 142; B.K., § 114).
28. Özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabilir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğu söylenebilir. Bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğinin kabulü gerekir. Zira kamu görevlilerine tanınan ayrıcalıklı hukuki statü, yetki ve haklar ile ifa ettikleri görevin niteliğinin sadakat ve güven kavramları kapsamında devletle olan ilişkideki yükümlülükleri belirlemede de başat rol oynadığı söylenebilir (N.E., § 136; A.S., § 138; Halit İnciroğlu, § 143; B.K., § 115).
29. Bununla birlikte Anayasa'nın 9. maddesine göre yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılması gerektiği açık olduğundan yargı mensuplarının memurlardan farklı olarak bağımsız ve tarafsız şekilde görevlerini yapmaları, hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat göstermeleri konusunda anayasal yükümlülükleri bulunmaktadır. Yine hâkimlerin Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun şekilde görev yapacaklarına ilişkin vurgunun yer aldığı Anayasa'nın 138. maddesinde de anayasal düzene sadakatin gerekliliğine ayrıca dikkat çekilmiştir. Söz konusu anayasal düzenlemede hâkimlerin bağımsızlığına özellikle değinilmiş; hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği hüküm altına alınmıştır (N.E., § 137; A.S., § 139; Halit İnciroğlu, § 144; B.K., § 116).
30. Bu bağlamda hâkim ve savcıların adalet sistemi içindeki önemi ile Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız olarak kullanmak üzere kendilerine tanınan ayrıcalıklı kamusal yetkileri birlikte değerlendirildiğinde yargı mensuplarının görevlerini demokratik anayasal düzene bağlı olarak ve özel bir güvenle ifa etmeleri beklenir. Şüphesiz bu sadakat yükümlülüğü, görevin ifası sırasında demokratik hukuk devletinin dışındaki hiçbir hiyerarşiye tabi olmamayı da içermektedir. Yine görevin ifası sebebiyle edinilen bilgilerin görevle alakası olmadığı sürece kimseyle paylaşılmaması da tarafsızlık ilkesi bağlamında bahse konu sadakat yükümlülüğünün bir gereğidir. Dolayısıyla yargı mensuplarından beklenen sadakat yükümlülüğü, onların temel hak ve özgürlüklerine diğer kişilere göre farklı sınırlamalar getirilmesinin de bir dayanağıdır (N.E., § 138; A.S., § 140; Halit İnciroğlu, § 145; B.K., § 117).
31. İncelenen olaydaki tedbirin gerekçesi, yargı mensubu olan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğunun, bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığının değerlendirilmesidir. Anayasa Mahkemesi irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, § 80; Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26; C.A. (3), § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir (Sinan Ulu, § 96; N.E., § 139; A.S., § 141; Halit İnciroğlu, § 146; B.K., § 118).
32. Bakılmakta olan başvuruya konu uyuşmazlıkta başvurucunun meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, yargı mensubu olarak görev yapmış olan T.K.nın, N.G.nin, S.Ç.nin, K.D.A.nın, H.Y.nin, D.T.nin, Ç.S.nin ve F.M.nin başvurucu hakkındaki beyanlarına değinmiştir. Söz konusu ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda Dairece başvurucunun FETÖ/PDY'nin içinde yer aldığı, örgüt toplantılarına katıldığı, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığı, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediği, üniversitede örgüt evlerinde kaldığı, semt ablalığı yaptığı, sınavlara örgütün hâkim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığı, örgüt içinde görev aldığı ve FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki içinde olduğu yönünde değerlendirmelere yer verilmiştir. Ek olarak kararda terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen yargılama sonucunda başvurucunun 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği belirtilmiştir. Öte yandan başvurucu hakkında HSK tarafından ileri sürülen diğer hususların (bkz. § 5) Daire ve İDDK tarafından değerlendirilmediği görülmektedir.
33. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin, terör örgütüne üye olma veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet yahut terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyelik ya da mensubiyet şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil iltisaklı ya da irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı; ayrıca FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza hukuku bağlamında bir suç ile ilgili değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı mercilerinindir. Ceza mahkemeleri; bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka uygun olup olmadığıyla ilgili bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı yorumlaması olağandır (Sinan Ulu, § 98; B.K., § 120).
34. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği, başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir. Bu noktada olağan yargısal makamlar tarafından T.K.nın, N.G.nin, S.Ç.nin, K.D.A.nın, H.Y.nin, D.T.nin, Ç.S.nin ve F.M.nin başvurucu hakkındaki ifadelerinin gerekçeye alınarak davanın reddine karar verildiği ve Kurulun belirttiği diğer hususların değerlendirmeye alınmadığı tekrar vurgulanmalıdır. Netice itibarıyla başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı hususu bahse konu ifadeler dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
35. İlgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat bağlamında bir sonuca varılırken şüphesiz ilgililer hakkındaki beyanlardan ya da tanık ifadelerinden yola çıkılabilir. FETÖ/PDY'nin yapısal olarak çok sayıda kişiyi sistemine dâhil ettiği ve FETÖ/PDY ile iltisaklı kişilerin küçük gruplar hâlinde de olsa etkileşim hâlinde oldukları, ayrıca zaman zaman eylemleri ve tutumlarıyla FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları konusunda dış dünyada görünür olabildikleri, bu durumun ilgililerin yakın ve sosyal çevresi tarafından gözlemlenebilir hâle gelebildiği dikkate alındığında tanık ifadelerinin önemi daha da artmaktadır. Diğer yandan FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olmak durumundan hareketle anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıyla ilgili olarak duyulan şüphenin, ilgili kişiden kaynaklanan bir sebebe dayanan, ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalarla desteklenmiş olabilmesi için anılan beyanlara dair bir nitelik incelemesi yapılması gerekmektedir. Öyle ki bu konuda beyanda bulunan ifade sahiplerinin, hakkında beyanda bulundukları kişilere yönelik görgüye ve bilgiye dayanmayan duyumlarının somut ve objektif nitelikte olduğu kural olarak söylenemeyecektir. Görgüye ve bilgiye dayanan beyanlar söz konusu olduğunda ise bu nevi beyanların içeriği dikkate alınmalıdır. Bunun yanında söz konusu beyanlar tutarlı olmalı, kendi içinde ve varsa diğer delillerle karşılaştırıldığında çelişki içermemelidir. Nitekim tesadüfi sayılabilecek ya da iltisak ve irtibatın varlığını ortaya koyabilecek niteliği haiz olmayan bir olayın ya da vakıanın, ilgili kişinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller kapsamında nitelendirilemeyeceği kabul edilmelidir (B.K., § 124).
36. Öte yandan Yargıtay kararlarında da, FETÖ/PDY'nin bünyesinde bulunan ışık evleri, yurtlar, okullar, dershaneler vasıtasıyla örgüte eleman yetiştirdiği, bu kurumların temel amacının ve kuruluş gayesinin örgüte insan kaynağı sağlamak olduğu, örgütün elemanlarını genel olarak genç yaştaki öğrencilerden seçtiği, bununla beraber kamu personelini de sonradan örgüte kazandırabildiği ifade edilmektedir [(Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı kararı]. Ayrıca FETÖ/PDY yapılanmasında hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları anlaşılmaktadır [bu konuda bkz. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/2/2024 tarihli ve E.2019/(kapatılan)16.MD-473, K.2024/76 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 25/4/2019 tarihli ve 2-3 sayılı kararı; Sümeyra Bakla, § 31; B.K., § 45]. Netice itibarıyla yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlerden hareketle FETÖ/PDY'nin organize ettiği ve örgüt faaliyetlerinin aktif şekilde gerçekleştirildiği ışık evlerinde kalınması, FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin gerçekleşmesinde görev üstlenilmesi ya da hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının örgüt tarafından organize edilen çalışma veya staj evlerinde kalmasının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya koyabilecek nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
37. Başvuru konusu olayda Daire kararının gerekçesinde yer alan ve yargı mensubu olarak görev yaptığı belirtilen kişilerin ifadelerinde başvurucunun örgüt toplantılarına katıldığı, üniversitede örgüt evlerinde kaldığı, semt ablalığı yaptığı, sınavlara örgütün hâkim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığı ve örgüt içinde görev aldığı hususlarının görgüye ve bilgiye dayalı olarak belirtildiği görülmektedir. Öte yandan Daire kararının gerekçesinde yer alan ve başvurucu hakkındaki beyanlarla ortaya çıkmış olan eylemlerin, ifade sahiplerinin Mahkeme kararında yer alan beyanlarıyla somutlaştığı anlaşılmaktadır (bkz. § 14). Görgüye ve bilgiye dayalı olan bahse konu beyanlarda aktarılan olay ve vakıaların ise tesadüfi nitelikte olmadığı ve tutarlı olduğu gözönüne alınarak bunların anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller olarak değerlendirilmesi kabul edilebilir.
38. Diğer taraftan başvurucu bireysel başvuru formunda, ifade veren tanıkların idari yargı mercilerince bizzat dinlenilmediğine, kendisinin de bulunduğu bir duruşmada bu tanıklarla yüzleştirilmediğine yönelik şikâyetini dile getirmiştir. Bu bağlamda ilk olarak Mahkeme tarafından gerçekleştirilen duruşmada başvurucunun hazır bulunduğunu ve tanıklarla yüzleşme ve tanıklara soru sorma imkânına sahip olduğunu belirtmek gerekir. Bununla birlikte Yargıtayın temyiz başvurusu sonucunda verdiği onama kararında, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiğine yönelik tespitte bulunduğu da gözönüne alınmalıdır. Ayrıca bu beyanlardan haberdar olan başvurucu idari yargı safahatında da karşı beyanda bulunma imkânına sahip olmuştur. Buna ilişkin olarak Daire tarafından bahse konu ceza yargılaması sonucunda verilen hükümden hareketle davanın reddedilmediği, adli yargı düzenindeki bazı tespitlerin değerlendirilerek bir sonuca ulaşıldığı tekrar vurgulanmalıdır (benzer değerlendirmeler için bkz. Sinan Ulu, § 103; Sümeyra Bakla, § 105).
39. Devletin darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde harekete geçerek FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olan kişileri tespit etmesi ve bu kişilerin kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin tedbirler alması, demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin bertaraf edilmesi açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Başvuruya konu olan tedbirler de somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınmıştır. Ayrıca devlet, ilgili tedbirlere karşı hak arama yolları oluşturarak tedbirlerin hukukiliğini idari ve yargısal mekanizmalarla denetlettirmiştir. Bu bağlamda başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne alındığında başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez (Sinan Ulu, § 104; Sümeyra Bakla, § 107).
40. Bu durumda başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi bakımından diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Sinan Ulu, § 105; Sümeyra Bakla, § 108).
41. Öte yandan Anayasa Mahkemesi devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kamu personelinin kamu görevinden çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarına ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu kararında Anayasa Mahkemesi, Avrupa'da farklı ülkelerde gerçekleştirilen arındırma uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan anayasal düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata geçirilen tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş ve somut olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli, gerekli ve orantılı olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021; Sinan Ulu, § 106; Sümeyra Bakla, § 109).
42. Bununla birlikte AİHM'in rejim değişikliği gibi radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki (Sözleşme) güvencelere riayet edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği vurgulanmalıdır. Nitekim Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19, 9/2/2021, §§ 413, 414) ve Naidin/Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014, §§ 42-57) kararlarında AİHM, başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve orantısız olmadığı sonucuna varmıştır.
43. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır. Eldeki olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu görevinden ilgili ve yeterli somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel sektörde çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu tedbirin öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez (Sinan Ulu, § 108; Sümeyra Bakla, § 111).
44. Ayrıca olayda ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümüne imkân sağlamaya uygun kanuni düzenlemelerin mevcut olduğu ve etkili şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama safahatında dava dosyasına sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm bilgi ve belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı, bu bağlamda olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin uygulanması gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmıştır (Sinan Ulu, § 109; Sümeyra Bakla, § 112).
45. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki başvuruda OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır (benzer yönde bkz. Sinan Ulu, § 110; Sümeyra Bakla, § 113).
46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
D. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Beşinci Dairesine (E.2017/4922, K.2021/1069), Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna (E.2021/2617, K.2021/3009), Hâkimler ve Savcılar Kurulu ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, NESİBE GÜL POLAT, B. No: 2022/40353, 22.04.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 71–84
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.