İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm

MEHMET TUNÇ (2022/3469)

  • İfade özgürlüğü
  • Kötü muamele yasağı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, bulundurulan yayınlardan dolayı terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûm edilme nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
İfade özgürlüğüTerör örgütüne yardım etme (TCK.220/7)İhlalYeniden yargılama, Manevi tazminat
Kötü muamele yasağıYakalama ve/veya gözaltı sırasında güç kullanımıSüre Aşımı—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MEHMET TUNÇ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/3469)

 

Karar Tarihi: 20/5/2026

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

Muhterem İNCE

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Tolga BAŞBOZKURT

Başvurucu

:

Mehmet TUNÇ

Vekili

:

Av. Fırat AYÇİÇEK

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bulundurulan yayınlardan dolayı terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûm edilme nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/11/2021 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Bozova İlçe Jandarma Komutanlığına 23/3/2017 tarihinde yapılan ihbarda; bir erkek ve iki kadın şahsın 27 TU... plakalı araçla Şanlıurfa'nın Bozova ilçesindeki Ürünlü Mahallesi'ne giderek PKK silahlı terör örgütü propagandası yaptıklarını ve para karşılığında örgüte müzahir dergiler sattıkları bildirilmiştir.

6. Kolluk güçleri tarafından tanzim edilen 23/3/2017 tarihli Olay Yeri ve Görgü Tespit Tutanağı'nda ihbarın yapıldığı yerde 27 TU... plakalı aracın park edilmiş şekilde bulunduğu, aracın başvurucunun üzerine kayıtlı olduğunun tespit edildiği, bunun üzerine yapılan araştırmalarda başvurucunun olay yerine yakın bir yerde yakalandığı belirtilmiştir. Tutanağın devamında, söz konusu araç içinde inceleme yapıldığında bagaj kısmında yasak olduğu değerlendirilen yaklaşık 98 adet "Özgür Toplum" isimli derginin ele geçirildiği, ele geçirilen dergilerle ilgili olarak Cumhuriyet savcısına bilgi verildiği ve başvurucunun rızası dâhilinde söz konusu dergilerin kolluk görevlilerine teslim edildiği ifade edilmiştir.

7. Bozova Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) talimatıyla aynı gün başvurucu gözaltına alınmıştır. Kolluk tarafından avukat huzurunda alınan ifadesinde başvurucu; olay günü aracıyla seyir hâlindeyken iki kadın şahsın aracını durdurduğunu, kadınların Ürünlü Mahallesi'ne gideceklerini ve kendilerini götürüp götüremeyeceklerini sorduklarını, kendisinin de para karşılığı götürebileceğini söylediğini, bunun üzerine kadınların yanında bulunan karton kutuyu da araca yükleyerek söz konusu köye geldiklerini belirtmiştir. Başvurucu ifadesinde ayrıca, bahse konu "Özgür Toplum" isimli dergileri sattıklarını ancak karşılığında para almadığını belirtmiştir.

8. Soruşturma kapsamında M.A.nın ve İ.A.nın tanık olarak bilgisine başvurulmuştur. M.A. ifadesinde, başvurucuyla birlikte bir kadının evine geldiklerini ve dergi satmak istediklerini beyan etmiştir. İ.A. da verdiği ifadede evlerine bir erkek ve bir kadın şahsın gelerek dergi sattıklarını söylemiştir.

9. Başvurucunun kolluktaki ifadesinin ardından Başsavcılıkta da avukat huzurunda ifadesine başvurulmuştur. Başvurucu, Başsavcılıkta alınan ifadesinde söz konusu dergileri satmadığını ve tanık M.A.nın beyanlarının gerçek dışı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca jandarma karakoluna giderken kolluk görevlileri tarafından darbedildiğini, bu nedenle görevlilerden şikâyetçi olduğunu da belirtmiştir.

10. Başsavcılık başvurucunun savunmasını aldıktan sonra 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'a muhalefet etme suçundan tutuklanması talebiyle başvurucuyu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından yapılan değerlendirme sonucunda başvurucunun 27/3/2017 tarihinde tutuklanmasına karar verilmiştir.

11. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkında 12/7/2017 tarihinde iddianame tanzim etmiştir. İddianamede, başvurucunun PKK silahlı terör örgütü adına para karşılığı somut olayda ele geçirilen dergileri sattığı gerekçesiyle 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılması talep edilmiştir.

12. İddianameyi kabul eden Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 23/8/2017 tarihli ilk celsesinde başvurucunun savunmasına başvurmuştur. Başvurucu savunmasında; olay günü tanımadığı iki kadın şahsı aracına alarak para karşılığı Ürünlü'ye götürdüğünü, kadınların bir saatlik işleri olduğu bu nedenle işleri bitene kadar beklemesini istediklerini belirtmiştir. Başvurucu; kadınları beklediği sırada eniştesinin evine doğru gittiğini ancak kolluk güçlerinin çok geçmeden kendisini telefonla arayarak aracın yanına gelmesini istediğini, bunun üzerine aracının yanına gittiğini beyan etmiştir. Aracın yanına gittiğinde kolluk görevlisinin aracının bagaj kısmını açmasını istediğini, bunun üzerine bagajı açtığını ve kolluk görevlilerinin karton kutu içinde ne olduğunu sorduğunu, kendisinin de bilmediğini söylediğini, bunun üzerine kutuyu kendisinin açtığını, kutu içinden çıkan dergilerin yolcu olarak aldığı kadınlara ait olduğunu söylediğini ancak köy içinde yapılan aramalarda kadınlara ulaşılamadığını, araçtan çıkan dergilerin kendisine ait olmadığını belirtmiştir. Başvurucu savunmasında kolluk güçleri tarafından arabasında yapılan aramanın hukuka aykırı olduğuna ilişkin herhangi bir itiraz ileri sürmemiştir.

13. Mahkemenin 30/10/2017 tarihli ikinci celsesinde tanık M.A. ve İ.A. dinlenilmiştir. Tanıklar, başvurucuyu olay günü dergi satarken görmediklerini beyan etmiştir.

14. Mahkemenin 29/11/2017 tarihli üçüncü celsesinde tutanak tanığı olan kolluk görevlisinin ifadesine başvurulmuştur. Tanık, ifadesinde başvurucuya yönelik herhangi bir darp eylemi olmadığını beyan etmiştir. Akabinde, Cumhuriyet savcısı davada esas hakkındaki mütalaasını açıklamıştır. Cumhuriyet savcısı mütalaasında başvurucunun ele geçen dergileri satmak şeklindeki eyleminin sabit olduğunu, söz konusu eylemin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin (7) numaralı fıkrası uyarınca terör örgütüne yardım etme eylemini oluşturduğunu ve bu doğrultuda cezalandırılmasını talep etmiştir.

15. Mahkeme, sanıkların esas hakkındaki savunmalarının alınmasının ardından aynı duruşmada kararını açıklamıştır. Mahkeme, başvurucuyu terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan neticeten 2 yıl 17 ay 17 gün hapis cezasına mahkûm etmiş ve hükümle birlikte tutukluluğun devamına karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde ilk olarak, PKK silahlı terör örgütü ve uzantıları hakkında genel bilgilere yer vermiştir. Ardından somut olayı değerlendiren mahkeme kararında başvurucuyla ilgili olarak şu hususları belirtmiştir:

"Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda, dosya içerisinde bulunan adli raporlar, sanıkların savunmaları, sanıkların nüfus ve sabıka kaydı, sorgu tutanakları, emanet eşya makbuzu, 28/03/2017 tarihli tutanak, birleştirme kararları, yakalama tutanakları, muhafaza altına alma tutanağı, zor kullanma tutanağı, olay yeri görgü tespit tutanağı, tanık beyanları, ele geçirilen dergilerle ilgili yasaklama kararı bulunduğuna dair yazı cevabı, iletişim kayıtları ve dosya içerisinde bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, olay tarihinde sanık Mehmet TUNÇ'a ait olan 27 TU ... plaka sayılı araç içerisinde 98 adet hakkında yasaklama kararı bulunan 'Özgür Toplum Dergisinin' ele geçirildiği, sanık Mehmet TUNÇ'un hakkında yakalama kararı bulunan bu nedenle savunması alınamayan ve işin tutuklu olması nedeniyle iş bu dava dosyası açısından dosyası tefrik edilen sanık [A.D.] ile birlikte satmak için bulundurdukları, sanık Mehmet TUNÇ'un yakalandığı esnada sanık [A.D.]'in sanığın yanında bulunmadığı, köy içerisinde yapılan arama sonucunda sanık [A.D.]'in yakalanamadığı, sanık Mehmet TUNÇ'un sanık [A.D.] ile birlikte silahlı terör örgütü PKK/KCK'ya yardım etmek amacıyla 98 adet Özgür Toplum Dergisini satmak amacıyla bulundurdukları dikkate alınarak sanık Mehmet TUNÇ'un 5237 Sayılı TCK'nın 220/7 fıkrası delaletiyle 5237 Sayılı TCK'nın 314/2 fıkrasında düzenlenen Örgüt İçindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte, Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmek eylemini işlediği mahkememizce sabit görülmüştür.

Sanık Mehmet TUNÇ mahkememizdeki savunmasında ele geçirilen dergilerin kendisine ait olmadığını, olay tarihinde [A.D.] ile yanında bulunan bir bayan şahsı ücret karşılığında köye bırakacağını, pakette ne olduğunu bilmediğini, isnat edilen eylemlerle herhangi bir şekilde ilgisinin olmadığını savunmuş, yine sanık müdafileri müvekkillerinin ele geçirilen dergilerle her hangi bir ilgilerinin bulunmadığını, dosya içerisinde bulunan kargo etiketine bakıldığında söz konusu paketin Nuray isimli sanık [A.D.]'e ait olduğunu, yine söz konusu dergilerle ilgili daha önce her hangi bir yasaklama kararının bulunmadığını, bu nedenle müvekkilinin beraatine karar verilmesini talep etmiş, yine tanık [Ş.G.] mahkememizdeki beyanında sanığın 3-4 yıldan beri taksicilik yaptığını beyan etmiş, tanıklar [İ.A.] ve [M.A.] mahkememizdeki beyanlarında sanık Mehmet TUNÇ'un dergi sattığına şahit olmadıklarını beyan etmiş iseler de, tanık [İ.A.]'un talimat mahkemesi olan Bozova Asliye Ceza Mahkemesinde verdiği beyanında iki kişinin dergi sattığını gördüğünü yine tanık [M.A.]'un talimat mahkemesinde vermiş olduğu yeminli beyanda iki kişinin evin önüne gelip dergi satmaya geldikleri sırada Mehmet TUNÇ'un bizim komşumuz olan  [F.T.]'ın evinin önünde bekliyordu şeklinde beyanda bulunduğu, tanık Şıh [M.E.]'in talimat mahkemesinde alınan beyanında [A.]' diye geçen ancak kendisini [N]' diye tanıtan şahıs köye her gün gelerek dergi sattığını biliyorum şeklinde beyanda bulunduğu, tanıklar [M.A.]' ve [İ.A.]'un bilgi alma tutanağıyla soruşturma aşamasında beyanlarının bulunduğu ve özellikle [M.A.]'un alınan beyanında Mehmet TUNÇ'un dergi satmaya çalıştığı şeklinde beyanda bulunduğu, dosya içerisinde bulunan olay yeri görgü tespit tutanağında belirtildiği üzere sanık Mehmet TUNÇ'un köy içerisinde görülmesine müteakip yakalanmaya çalışıldığı, şahsın gözaltına alınması esnasında zorluk çıkardığı, yine 23/03/2017 tarihli zor kullanma tutanağında belirtildiği üzere sanık Mehmet TUNÇ'un devriyeyi görünce aracın bulunduğu bölgeden kaçmaya çalıştığı, sanığın mukavemet gösterdikten sonra zor kullanılmak suretiyle yakalandığı, Yaylak Jandarma Komutanlığına 23/03/2017 tarihinde Ürünlü Mahallesinde bir erkek ve iki bayan şahsın PKK terör örgütü propagandası yaparak para karşılığında örgüt propagandası içerikli dergi satıldığı yönünde ihbarın yapıldığı, bu ihbar üzerine devriye ekibinin olay mahalline gittiği, yine sanık Mehmet TUNÇ'un soruşturma aşamasında ilçe jandarma komutanlığında müdafi huzurunda vermiş olduğu ifadesinde Özgür Toplum Dergisini sadece Ürünlü Mahallesinde satışını yaptıklarını ve dergi satışından her hangi bir ücret almadığına dair beyanda bulunduğu, kargo etiketi üzerinde [N.] isimli sanık [A.D.]'in isminin bulunmasının suçun sübutuna etki etmeyeceği, yine dosya içerisinde bulunan Şanlıurfa İl Jandarma Komutanlığının 24/11/2017 tarihli yazısında belirtildiği üzere Özgür Toplum Dergisi hakkında 24/03/2017 tarihinde Van 2. Sulh Ceza Hakimliğince yine 05/07/2017 tarihinde Ceyhan Sulh Ceza Hakimliğince yasaklama ve toplatılma kararının verildiği, tüm dosya kapsamı dikkate alındığında sanığın savunmasının cezalandırılmaktan kurtulmaya yönelik olduğu, yine tanıklar [M.A.] ve [İ.A.]'un mahkememizdeki beyanlarının daha önceki beyanları ve dosya kapsamıyla uyuşmadığı dikkate alınarak sanığın suçu işlemediğine dair savunmasına ve tanıklar  [M.A.] ve [İ.A.]'un mahkememizdeki dosya kapsamı ile uyuşmayan beyanlarına ayrı ayrı itibar edilmeyerek sanığın sabit olan eyleminden dolayı cezalandırılması yoluna gidilmiştir.

Şanlurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 12/07/2017 tarih, 2017/6331 Esas sayılı iddianamesi ile sanık Mehmet TUNÇ hakkında Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4/1 fıkrasına Muhalefet ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2 fıkrasında düzenlenen Terör Örgütünün Propagandasını Yapmak suçundan dolayı cezalandırılması talep edilmiş ise de, mahkememizce yapılan yargılama sonucunda dosya içerisinde bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde sanık Mehmet TUNÇ'un olay tarihinde ele geçirilen 98 adet dergiyi satmak amacıyla bulundurduğu, sanığın silahlı terör örgütü PKK/KCK'ya yardım etme kastıyla söz konusu 98 adet dergiyi satmak amacıyla bulundurduğu, sanığın eyleminin 5237 Sayılı TCK'nın 220/7 fıkrasında düzenlenen Örgüt İçindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte, Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmek olduğu, mahkememizce sanığın ek savunması alınarak sanık Mehmet TUNÇ'un sabit olan Örgüt İçindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte, Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmekten dolayı 5237 Sayılı TCK'nın 220/7 fıkrası delaletiyle 5237 Sayılı TCK'nun 314/2 fıkrası gereğince cezalandırılması yoluna gidilmiştir."

16. Başvurucu, bu mahkûmiyet kararından sonra istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu, istinaf dilekçesinde hakkında verilen mahkûmiyet kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, dilekçesinde aracında yapılan aramanın kolluk güçleri tarafından hukuka aykırı şekilde gerçekleştirildiğine dair herhangi bir itiraz ileri sürmemiştir. Bölge Adliye Mahkemesi 20/11/2018 tarihinde başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

17. Başvurucu, kanun yollarına ilişkin sonraki yasal değişiklik kapsamında Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu; aracında yapılan aramanın hukuka aykırı olduğunu, zira herhangi bir yargı kararına dayanmadan arama yapıldığını, ele geçirilen dergilerin kendisine ait olmadığını ve tanık olarak dinlenen kişilerin dergi satmadığını beyan etmesine rağmen yargı mercilerince bunun aleyhine delil olarak kullanıldığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını referans göstererek terör örgütüne yardım etme suçunun kanunilik şartını taşımadığını da ileri sürmüştür.

18. Yargıtay 30/6/2021 tarihinde başvurucunun temyiz talebinin esastan reddiyle hükmün onanmasına karar vermiştir.

19. Başvurucu, nihai kararı 8/10/2021 tarihinde öğrenmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. İlgili hukuk için bkz. Hanifi Yaliçli ([GK], B. No: 2014/5224, 10/6/2021, §§ 21-38); Cahit Baybariz ve Edep Tekin ([1. B.], B. No: 2015/15091, 22/7/2020, §§ 17-21).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Anayasa Mahkemesinin 20/5/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

22. Başvurucu; hakkında hüküm kurulan terör örgütüne yardım etme suçunun kanunilik şartını sağlamadığını, hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün demokratik toplumda gerekli olmadığını belirterek ifade özgürlüğü ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca; aracında yapılan aramanın herhangi bir yargı kararına dayanmaksızın yapıldığını, bu nedenle aramanın hukuka aykırı olduğunu ve yargı mercilerinin hukuka aykırı delillere dayanarak hakkında mahkûmiyet kararı verdiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Bakanlık görüşünde; öncelikle başvuruda kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği, kabul edilebilirlik şartlarının karşılandığının değerlendirilmesi hâlinde Anayasa Mahkemesince daha önce verilen kararlarda da belirtildiği üzere başvurucunun şikâyetinin esası bakımından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

2.    Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetleri bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir (benzer yönde değerlendirme için bkz. Ş.K. [1. B.], B. No: 2017/32720, 30/6/2021, § 34; Ayhan Ölmez ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/15090, 11/2/2021, § 29; Cahit Baybariz ve Edep Tekin, § 25).

25. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

27. Somut olayda ilk derece mahkemesi, başvurucunun aracında dağıtımının ve satışının yasaklanmasına karar verilen dergilerin ele geçirilmesi nedeniyle terör örgütüne yardım etme suçunun oluştuğunu kabul ederek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Bu sebeple Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruda başvurucunun ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulduğu sonucuna ulaşmıştır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

28. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

29. Müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1)    Kanunilik

30. Anayasa Mahkemesi Hanifi Yaliçli kararında 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (7) numaralı fıkrasını kanunilik ölçütü kapsamında ayrıntılı olarak incelemiş ve sonuç olarak anılan hükmün kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varmıştır.

(2)   Meşru Amaç

31. Başvuruya konu müdahalenin Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması ve suçların önlenmesi meşru amaçları kapsamında kaldığı anlaşılmıştır.

(3)   Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(a)   Genel İlkeler

32. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 73; Ferhat Üstündağ [1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

33. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir (Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 58; Ferhat Üstündağ, § 46; bazı farklılıklarla birlikte ayrıca bkz. Bekir Coşkun, § 51; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Orantılılık ise bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir (Ferhat Üstündağ, § 48; bazı farklılıklarla birlikte ayrıca bkz. Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit [2. B.], B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 59, 68). Bir olayda meşru amaçların bulunmasının hakkı ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan, bu meşru amaçla hak arasında olayın şartları içinde bir denge kurmaktır (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 74; Bekir Coşkun, §§ 44, 47, 48; Hakan Yiğit, §§ 58, 61, 66).

34. Yargı mercileri, söz konusu dengelemeyi yaparken ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını değerlendirirken belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Şüphesiz somut olayda olduğu gibi mahkemece terör örgütünün propagandasının yapıldığı kabul edilen yayınların bireylere, bir kamu görevlisine ya da toplumun bir kesimine karşı şiddete teşvik mahiyetinde olması durumunda kamu otoritelerinin ifade özgürlüğüne müdahale konusunda takdir marjları çok daha geniştir. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, bir müdahalenin ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığına karar vermede yetki sahibi olan (iç hukuktaki) son mercidir (diğer çok sayıdaki karar arasından bkz. Ali Kıdık [2. B.], B. No: 2014/5552, 26/10/2017, § 41; Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 57; Ayşe Çelik [2. B.], B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 39; Cahit Baybariz ve Edep Tekin, § 34).

35. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edeceğini de ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 120).

(b)   İlkelerin Olaya Uygulanması

36. Somut olayda, yapılan ihbar üzere kolluk güçleri tarafından başvurucunun aracında yapılan aramalar neticesinde dağıtımının ve satışının yasaklanmasına karar verilen 98 adet "Özgür Toplum" dergisi ele geçirilmiştir. Yapılan yargılama sonucunda da yargı mercileri başvurucunun aracından ele geçirilen dergilerin terör örgütü propagandası içerir niteliğe sahip olduğu gerekçesiyle terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir. Mahkeme, başvurucu hakkında terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûmiyet kararı verirken başvurucunun aracından ele geçirilen dergiler hakkında sadece 24/03/2017 tarihli Van 2. Sulh Ceza Hâkimliği ve yine 5/7/2017 tarihli Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliği tarafından "Özgür Toplum" dergisinin dağıtımının ve satışının yasaklanmasına ilişkin kararlara dayandığı anlaşılmaktadır.

37. Anayasa Mahkemesi başvuruya benzer nitelikteki kararlarında (Ş.K.; Ayhan Ölmez ve diğerleri; Cahit Baybariz ve Edep Tekin) ele geçirilen örgütsel niteliğe sahip yayınlar (dergi vs.) nedeniyle terör örgütüne yardım etme suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinde, yayının içeriğine ilişkin ve bunun müsnet suçla olan illiyeti konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın Sulh Ceza Hâkimliklerince verilen yayınların dağıtımının ve satışının yasaklanmasına ilişkin karar bulunduğu nedenine dayanılmasını yeterli görmemiştir. Zira, Anayasa Mahkemesi bu kararların prima facie şeklinde verilmiş kararlar olduğunu, hiçbir zaman olağan bir ceza davası için maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğini belirtmiştir. Dolayısıyla mahkûmiyet kararlarına konu olan dokümanların örgütsel bir niteliğe sahip olduğunun yayın içeriği ve bunun söz konusu suça neden vücut verdiği konusunda yargı makamlarının yapacakları ilgili ve yeterli gerekçe ihtiva eden bir değerlendirmeyle ortaya konulması beklenmektedir. Aksi takdirde, yargı mercilerince yayınların içerikleri ve bunların yargılamaya konu suça nasıl vücut verdiği konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın -salt söz konusu yayın hakkındaki yasaklama kararına atıfla- mahkûmiyet hükmü kurulması, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplumda zorunlu sosyal bir ihtiyaca karşılık gelmediği anlamına gelecek, dolayısıyla ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.

38. Eldeki başvuruda da Mahkeme, başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verirken 24/3/2017 tarihli Van 2. Sulh Ceza Hâkimliği ve yine 5/7/2017 tarihli Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliği tarafından gerekli incelemelerin yapıldığını ve dergilerde örgüt propagandasının yapıldığını kabul etmiş, uyuşmazlığın çözümlenmesinde çelişmeli bir yargılama sonucu alınmamış olan geçici bir koruma tedbiri kararını maddi anlamda kesin hüküm statüsüne çıkartmıştır. Bu kapsamda Mahkeme, Hâkimliklerce verilen koruma tedbiri kararları hakkında mahkûmiyet kararında hiçbir tafsilatlı açıklamada bulunmamıştır (benzer değerlendirmeler için bkz. Ş.K., § 51; Ayhan Ölmez ve diğerleri, § 44; Cahit Baybariz ve Edep Tekin, § 40).

39. Diğer yandan Mahkeme ele geçen dergilerin içeriğinde hangi ifadelerin yer aldığı, bu ifadelerin PKK silahlı terör örgütünü nasıl meşrulaştırdığı, özendirdiği veya şiddeti nasıl övüp teşvik ettiği konularında bir açıklamada bulunmamış yahut bu konuda yeterli izahatta bulunan bir bilirkişi raporuna da dayanmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin hangi toplumsal ihtiyaç baskısı altında gerçekleştiği ve bu doğrultuda ulaşılmaya çalışılan meşru amaçla başvurucunun ifade özgürlüğü arasındaki adil dengenin ne şekilde tesis edildiği yargı kararlarında ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulabilmiş değildir (benzer yönde bkz. Ş.K.; Ayhan Ölmez ve diğerleri; Cahit Baybariz ve Edep Tekin).

40. Son olarak başvurucu, ele geçirilen dergilere el konulurken yapılan aramanın herhangi bir hâkim kararına veya Cumhuriyet savcısının yazılı emrine dayanmadığını bu nedenle hukuka aykırı şekilde arama yapıldığını, hukuka aykırı arama kapsamında da ele geçirilen dergiler nedeniyle mahkûm olduğunu belirtmiştir. Başvurucunun bu itirazlarına yönelik yargı mercilerince herhangi bir değerlendirme yapmaksızın sonuca varıldığı anlaşılmaktadır. Hâlbuki başvurucunun bu itirazının yargılamanın sonucunu etkileyebilecek niteliğe sahip olduğu gözlemlenmektedir. Bu itibarla, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleye ilişkin olarak yargılama safhalarında ileri sürdüğü esaslı itirazlarına ilişkin yargı mercilerince bir değerlendirme yapılmaması da yeterli gerekçe oluşturma yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.

41. Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

42. Son olarak başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının, ifade özgürlüğü yönünden ulaşılan sonuç ve buna ilişkin aşağıda hükmedilen giderim gözetildiğinde, ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

B.   Diğer İhlal İddiaları

43. Başvurucunun gözaltındayken kolluk güçleri tarafından darbedildiğine yönelik kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının O.A. ([1. B.], B. No: 2020/33957, 2/4/2024, §§ 17-19) kararı uyarınca süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

44. Başvurucu, ihlalin tespiti ve 100.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

45. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

46. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

47. Bununla birlikte yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında ve eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

Ç. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/123, K.2017/202) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, MEHMET TUNÇ, B. No: 2022/3469, 20.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 349–358

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.