Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
LATİFE İNAN (2022/33834)
- Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | Tıbbi ihmal-Tıbbi uygulamalar | İhlal | Yeniden yargılama |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
LATİFE İNAN BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/33834) |
|
|
|
Karar Tarihi: 12/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
İsmail ŞAHİN |
|
Başvurucu |
: |
Latife İNAN |
|
Vekili |
: |
Av. Celal ÇELEBİ |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu bel ağrısı, sol alt ekstremitede uyuşma şikâyetleriyle Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine (Hastane) başvurmuştur. Lomber skalyoz (bel fıtığı) teşhisi konulan başvurucuya 27/11/2006 tarihinde bel fıtığı ameliyatı yapılmıştır. Ameliyat sonrası yoğun bakım takibi esnasında vida basısı saptanması nedeniyle başvurucu 28/11/2006 tarihinde ameliyata alınarak kendisine vida opere edilmiştir.
3. Başvurucu 4/7/2012 tarihinde Kocaeli 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; bel fıtığı ameliyatı olduktan sonra vida basısı saptanması nedeniyle tekrar ameliyata alındığını, ameliyat sırasında omuriliğe takılan vidanın sinir sistemine bası yapması üzerine felç kaldığını, yürüyemez hâle geldiğini, ilerleyen süreçte fizik tedavi almasına rağmen durumunda bir değişiklik olmadığını, çalışamaz ve başkalarının yardımına muhtaç duruma geldiğini belirtmiştir. Tıbbi hata nedeniyle felç kaldığını belirten başvurucu, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 100.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın ödenmesini talep etmiştir.
4. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenmiş 25/7/2012 tarihli sağlık kurulu raporunda, başvurucunun özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %93 olduğu belirlenmiştir.
5. Yargılama sürecinde alınan Adli Tıp Kurumu (ATK) 2. İhtisas Kurulunun 14/2/2014 tarihli raporunda torakolomber skolyoz nedeniyle 27/11/2006 tarihinde anterior enstrümantasyon + füzyon ameliyatı yapıldığı, operasyon sonrası yoğun bakım takibi esnasında çekilen emarda L3 seviyesinden vidanın basıya neden olduğunun görülmesi üzerine 28/11/2006 tarihinde tekrardan opere edilen operasyonda önceden L1 ve L3e yerleştirilen vidalar çıkarılarak daha anteriora 4 adet 6,5x35 lik vida üzerinden uygun boyutlarda kesilen 2 adet rod yerleştirildiği, başvurucunun ameliyat sonrası takiplerinde sol alt ekstremitede motor kayıp, idrar ve gaita inkontinansı (dışkı kaçırma) geliştiği, bu nedenle defalarca fizik tedavi medikal ve cerrahi tedavi aldığı ve bulgularında kısmen düzelme tespit edildiği belirtilmiştir. Anterior enstrümantasyon + füzyon ameliyatlarından sonra söz konusu klinik şikâyetlere neden olan bulgularda tam düzelme olamayabileceği, ayrıca ameliyat sonrasında ortaya çıkan motor kayıp, idrar ve gaita inkontinansı gibi klinik tabloların bu tür ameliyatlardan sonra ortaya çıkabilen herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmale izafe edilemeyen komplikasyon olduğu vurgulanmıştır. Netice itibarıyla başvurucuda ortaya çıkan olumsuz sonuçların operasyon ve sonrasındaki tedavi süreçlerinin komplikasyonu olduğu ve ilgili hekime kusur atfedilemeyeceği şeklinde görüş ve kanaate varılmıştır.
6. Başvurucu; anılan rapora itiraz ederek hatalı ameliyat ve ameliyat sırasında yanlış bir tıbbi müdahale nedeniyle felç kaldığını, vida basısı sonucu oluşan motor kaybının vidanın yanlış takılmasından dolayı meydana gelen tipik bir ameliyat hatası olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, anılan raporun yetersiz olduğunu ifade ederek alanında uzman üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığı ile yeniden rapor alınmasını talep etmiştir.
7. Mahkemece başvurucunun yaptığı itirazlar yerinde görülmeyerek 3/3/2015 tarihinde davanın kabulüne ve başvurucuya 255.592,88 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; ATK raporundaki tespitlere yer verildikten sonra teknik bilgiler gözönüne alındığında rapordaki kusur ile ilgili olarak varılan sonuca itibar edilmediği ifade edilmiştir. ATK raporundaki somut tespit ve teknik bilgiler değerlendirildiğinde başvurucunun yapılan ameliyatı sırasında takılan vidanın sinir sistemine baskı yapması sebebiyle motor kaybı oluştuğu ve bu sebeple yürüme yeteneğini kaybettiği, daha sonra vida opere edilerek daha kısa bir vida takılmış ise de ilk ameliyatta takılan vidanın uyguladığı bası nedeniyle oluşan motor kaybının tedavi edilemediği ve başvurucunun yürüme yeteneğinin vida basısı sebebiyle kalıcı olarak kaybolduğunun sabit olduğu vurgulanmıştır. Bu kapsamda başvurucuya takılacak vidanın boyutunun idare ajanlarınca ilk ameliyat yapılmadan önce gerekli tetkik, teşhis ve hesaplamalar yapılarak belirlendikten sonra uygulanması gerektiği hâlde bu araştırmanın zamanında yapılmadığı ve yapılan uygulama sonucunda vida basısı oluştuğu, bu basının daha sonra yapılan ameliyat ile önlenmesine rağmen başvurucunun sakatlığının kalıcı olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak başvurucunun sakat kalmasında davalı idarenin ajanlarının kusuru olduğu, davalı idarenin de yürütmekte olduğu kamu hizmetinde kuruluş, işleyiş ve personel açısından gereken tedbirleri almaması sebebiyle başvurucunun uğradığı zararda sorumluluğunun bulunduğu açıklanmıştır.
8. Anılan karara karşı davalı idarenin temyizi üzerine Danıştay (kapatılan) Onbeşinci Dairesince 11/2/2016 tarihinde Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; idare ajanlarına atfedilen vida boyutunun ilk ameliyat öncesi gerekli teşhis ve hesaplamalar yapılmak suretiyle uygulanması gerektiğine ilişkin kusur tespitinin tamamen teknik bir konu olduğu vurgulanmıştır. Bu konuda standart bir tıbbi uygulama olup olmadığının vida boyunun standart olup olmadığı ile vida boyunun tıbbi uygulama öncesi belirlenmesinde doktorların tıbben kendilerinden beklenen dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri ve bu konuda kusurlu olup olmadıkları yönünden ATK Genel Kurulundan rapor alınıp sonucuna göre yeniden bir değerlendirme yapılması gerektiği ifade edilmiştir.
9. Mahkemece bozma sonrası alınan ATK Genel Kurulunun 28/9/2017 tarihli raporunda her ne kadar dava konusu 27/11/2006 ve 28/11/2006 tarihlerinde başvurucunun geçirdiği ameliyatların öncesine ait radyolojik tetkikler istenmiş olmasına rağmen dosya içeriğinde mevcut olmamakla birlikte söz konusu tablonun komplikasyon olarak değerlendirildiği, komplikasyonları gidermeye yönelik gerekli girişim ve tedavilerin yapıldığı, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, dolayısıyla ilgili hekime ve idareye atfı kabil kusur ya da ihmal tespit edilmediği görüş ve kanaati bildirilmiştir.
10. Mahkemece 30/11/2017 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; ATK Genel Kurul raporuna atıfla davalı idareye yüklenebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmaması nedeniyle başvurucunun maddi ve manevi tazminat isteminin reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, anılan karara karşı temyiz başvurusunda bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek ATK Genel Kurul raporunun bozma kararında belirtilen hususları karşılamadığını ifade etmiştir. Ameliyat sonrası felç kalması nedeniyle kusursuz da olsa idarenin olayda sorumlu olduğunu belirterek Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
11. (Kapatılan) Danıştay Onbeşinci Dairesince 28/6/2018 tarihinde Mahkeme kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle onanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı karar düzeltme istemi Danıştay Onuncu Dairesinin 23/5/2019 tarihli kararıyla kısmen kabul edilerek manevi tazminatın reddine ilişkin kısmın onanmasına yönelik bölümün kaldırılmasına, Mahkeme kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulmasına ve kararın diğer kısımlarına yönelik karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; maddi tazminata hükmedilmesinin koşulları oluşmamakla birlikte başvurucuya ait tıbbi kayıtların tutulduğu hasta dosyasının muhafaza edilmemesinin sağlık hizmetinin eksik yürütüldüğünü gösterdiği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucuya ait grafilerin hasta dosyası içinde yer almamasının ve idare tarafından ibraz edilememesinin tıbbi müdahalenin irdelenme imkânını ortadan kaldırdığı ve hizmet kusuru oluşturduğu belirtilerek başvurucunun manevi tazminat isteminin kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.
12. Mahkemece 1/11/2019 tarihinde 50.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir. Kararda; Danıştay Onuncu Dairesinin bozma kararındaki ifadelere yer verilerek başvurucuya ait tıbbi kayıtların tutulduğu, grafilerin yer aldığı hasta dosyasının muhafaza edilmemesinin başvurucuda sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği yönünde endişe ve üzüntüye yol açtığı ifade edilmiştir. Başvurucu; anılan karara karşı temyiz başvurusunda idarenin uyguladığı yanlış tedaviden ve vidaların sinire bası yapması sonucu felç kalmasından sorumluluğunun bulunduğunu, bu sebeple maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, ayrıca manevi tazminata yönelik faizin dava tarihinden değil olay tarihinden itibaren uygulanması gerektiğini belirterek Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
13. Danıştay Onuncu Dairesi 29/11/2021 tarihinde kararın usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle onanmasına karar vermiştir.
14. Başvurucu, nihai kararı 16/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 14/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
15. Komisyon makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
16. Başvurucu; fıtık ameliyatı sırasında yanlış uygulama yapıldığını, takılması gerekenden daha büyük vida takılarak felç kalmasına sebebiyet verildiğini, yalnızca hasta dosyasının kaybedilmesi sebebiyle değil hatalı tıbbi müdahaleler nedeniyle de ayrıca manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Fıtık ameliyatından önce aydınlatılmadığını ve riskler konusunda bilgi verilmediğini ifade eden başvurucu maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; tıbbi ihmal dosyalarına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına yer verildikten sonra mevcut başvuruda Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
18. Başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
20. Anayasa'nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk [2. B.], B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 49). Anayasa'nın 56. maddesinde belirtildiği üzere anılan pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
21. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç [1. B.], B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35; Ahmet Acartürk, § 51). Bununla birlikte sağlık personeli, mesleğini de yerine getirirken özen yükümlülüğü kapsamında risklerin gerçekleşmesini önlemeye ilişkin olarak elindeki tüm imkânları kullanmak mecburiyetindedir. Buna göre riskleri mümkünse önleyici, değilse asgariye indirici şekilde davranmaları, buna rağmen riskler doğduğunda yapacakları müdahaleyle zarar veya tehlike neticesini mümkün olduğunca ortadan kaldırmaları gerekmektedir (Eliçe Aydın ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/5228, 20/3/2019, § 54). Anayasa Mahkemesi ise Anayasa'nın anılan maddeleri kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli [2. B.], B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 36).
22. Bu bağlamda maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerekmektedir (Yasin Çıldır [2. B.], B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, § 32). Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu [1. B.], B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak yargı mercilerinin gerekçeleri, tarafların kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere dayandırılmalıdır (Murat Atılgan [2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 45).
23. Başvurucunun olaya dair şikâyetlerinin özü, hatalı yapılan ameliyat nedeniyle vücut bütünlüğünün bozulmasına ilişkindir. Başvurucu; bu kapsamda fıtık ameliyatı sırasında yanlış uygulama yapıldığını, takılması gerekenden daha büyük vida takılarak felç kalmasına sebebiyet verildiğini, yalnızca hasta dosyasının kaybedilmesi sebebiyle değil hatalı tıbbi müdahaleler nedeniyle de ayrıca manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Somut olayda yargılamanın maddi tazminata ilişkin kısmının 23/5/2019 tarihinde (bkz. § 11) kesinleşmesi ve bireysel başvuru formunda ihlal iddialarının manevi tazminata yönelik olması nedeniyle maddi tazminata ilişkin bir inceleme yapılmayacaktır. Ayrıca başvurucunun aydınlatılmış onamının alınmadığına ilişkin yargılama sürecinde herhangi bir iddiada bulunmadığı, buna yönelik incelenebilir bir iddiayı ileri sürmediği anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde başvuru, başvurucunun iddia ettiği hatalı tıbbi müdahaleler nedeniyle manevi tazminata ilişkin taleplerine yönelik yargı mercilerince makul derecede dikkatli ve özenli inceleme yapılmadığı iddiasıyla sınırlı olarak ele alınacaktır.
24. İncelenen olayda Mahkemece ilk olarak 3/3/2015 tarihinde davanın kabulüne ve başvurucuya maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Kararda, ATK raporundaki tespitlere yer verildikten sonra teknik bilgiler gözönüne alındığında rapordaki kusur ile ilgili olarak varılan sonuca itibar edilmediği ifade edilmiştir. Bu kapsamda başvurucuya ameliyat sırasında takılan vidanın sinir sistemine baskı yapması sebebiyle motor kaybı oluştuğu ve bu sebeple başvurucunun yürüme yeteneğini kaybettiği, daha sonra vida opere edilerek daha kısa bir vida takılmış ise de ilk ameliyatta takılan vidanın uyguladığı bası nedeniyle oluşan motor kaybının tedavi edilemediği ve sonuçta başvurucunun yürüme yeteneğinin vida basısı sebebiyle kalıcı olarak kaybolduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan başvurucuya takılacak vidanın boyutunun idare ajanlarınca ilk ameliyat yapılmadan önce gerekli tetkik, teşhis ve hesaplamalar yapılarak belirlendikten sonra uygulanması gerektiği hâlde bu araştırmanın zamanında yapılmadığı ve yapılan uygulama sonucunda vida basısı oluştuğu, bu bası daha sonra yapılan ameliyat ile önlenmesine rağmen başvurucunun sakatlığının kalıcı olduğu açıklanmıştır.
25. Anılan karar Danıştay (kapatılan) Onbeşinci Dairesi tarafından idare ajanlarına atfedilen vida boyutunun ilk ameliyat öncesi gerekli teşhis ve hesaplamalar yapılmak suretiyle uygulanması gerektiğine ilişkin kusur tespitinin tamamen teknik bir konu olduğu, bu konuda standart bir tıbbi uygulama olup olmadığı ve vida boyunun tıbbi uygulama öncesi belirlenmesinde doktorların kusurlu olup olmadıkları yönünden ATK Genel Kurulundan rapor alınıp sonucuna göre yeniden bir değerlendirme yapılması gerekçesiyle bozulmuştur.
26. Mahkeme tarafından ATK Genel Kurulundan rapor aldırılmış ve bu rapora dayalı olarak 30/11/2017 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Anılan raporda; dava konusu başvurucunun geçirdiği ameliyatların öncesine ait radyolojik tetkikler istenmiş olmasına rağmen dosya içeriğinde mevcut olmadığı, bununla birlikte mevcut tablonun komplikasyon olarak değerlendirildiği, söz konusu komplikasyonları gidermeye yönelik gerekli girişim ve tedavilerin yapıldığı, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu belirtilmiştir.
27. Bu kararın temyizi üzerine Danıştay (kapatılan) Onbeşinci Dairesince 28/6/2018 tarihinde Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir. Ardından başvurucunun onama kararına karşı yaptığı karar düzeltme istemi Danıştay Onuncu Dairesi tarafından 23/5/2019 tarihinde kısmen kabul edilerek Mahkeme kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulmasına, maddi tazminat isteminin reddine yönelik karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. Kararda; maddi tazminata hükmedilmesinin koşulları oluşmamakla birlikte başvurucuya ait tıbbi kayıtların tutulduğu hasta dosyasının muhafaza edilmemesinin tıbbi müdahalenin irdelenme imkânını ortadan kaldırdığı ve hizmet kusuru oluşturduğu belirtilerek manevi tazminat isteminin kabulü gerektiği ifade edilmiştir. Mahkemece bozma kararı doğrultusunda manevi tazminat istemi yönünden yapılan inceleme sonucu 1/11/2019 tarihinde 50.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir. Karar kanun yolu aşamasından geçerek kesinleşmiştir.
28. Netice itibarıyla başvurucuya ait tıbbi kayıtların tutulduğu hasta dosyasının muhafaza edilmemesinin tıbbi müdahalenin irdelenme imkânını ortadan kaldırdığı ve hizmet kusuru oluşturduğu, böylece sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği yönünde endişe ve üzüntüye yol açtığı ifade edilerek başvurucu lehine 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Başvurucu, yalnızca hasta dosyasının kaybedilmesi sebebiyle değil ameliyatta yanlış uygulama yapılarak olması gerekenden daha büyük vida takılıp felç kalmasına sebebiyet verilmesi nedeniyle ayrıca manevi tazminata hükmedilmesini talep etmesine karşın yargısal makamlarca bu yönde bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır. Belirtilen bu eksiklik dışında Mahkemece hükme esas alınan ATK Genel Kurul raporunda başvurucunun geçirdiği ameliyatların öncesine ait radyolojik tetkiklerin hasta dosyasında olmadığı, meydana gelen hasarın komplikasyon olarak değerlendirildiği ve komplikasyonu gidermeye yönelik gerekli girişim ve tedavilerin yapıldığı belirtilmesine rağmen anılan girişim ve tedavilerin nasıl yapıldığı hususunun açıklığa kavuşturulmadığı görülmüştür.
29. Ayrıca yapılan incelemede yargı mercilerince tıbbi kayıtların tutulduğu hasta dosyasının muhafaza edilmemesi nedeniyle 50.000 TL olarak belirlenen manevi tazminat miktarı ile davanın koşulları ve başvurucunun uğradığı zarar arasında orantısızlık bulunduğu değerlendirilmiştir. Zira gerçekleştirilen cerrahi müdahale sırasında oluşan durum nedeniyle başvurucunun tekrar ameliyat geçirmek zorunda kaldığı, uzun süre tedavi gördüğü, %93 oranında fonksiyon kaybı yaşadığı ve bu süreçte yaşadıkları gözetildiğinde hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğu anlaşılmıştır. Böylelikle yargılama süreci bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik tıbbi müdahale sırasında oluşan hasar sonucunda yeniden tedavi görmek zorunda kaldığı sabit olup başvuruya konu davada manevi zararın giderimi noktasında verilen kararın yetersiz olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durumda başvurucunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı bakımından devletin pozitif yükümlülüğünün yerine getirildiği söylenemeyecektir.
30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
31. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 255.592,88 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
33. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kocaeli 1. İdare Mahkemesine (E.2019/1193, K.2019/1185) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, LATİFE İNAN, B. No: 2022/33834, 12.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 260–266
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.