İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

NİHAT ÇALIŞKAN VE DİĞERLERİ (2022/21210)

  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
  • Mülkiyet hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru; yargı kararıyla iptal edilen idari işlemden doğan zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, uzun süren yargılama nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-idare)Açıkça Dayanaktan Yoksunluk—
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Makul sürede yargılanma hakkı (idare)Başvuru Yollarının Tüketilmemesi—
Mülkiyet hakkıRuhsat, lisans, tahsisKonu Bakımından Yetkisizlik—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

NİHAT ÇALIŞKAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/21210)

 

Karar Tarihi: 18/5/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Kenan YAŞAR

Metin KIRATLI

Şaban KAZDAL

Raportör

:

Mehmet ALTUNDİŞ

Başvurucular

:

1. Nihat ÇALIŞKAN

2. Atiye OKCU

3. Veysel OKCU

4. Fatih OKCU

5. Serkan OKCU

6. Sümeyye CENGİZ

7. Rukiye EKİCİ

8. Hatice EKİCİ

9. Ayşegül AKSAY

10. İbrahim OKCU

11. Bedirhan OKCU

12. Ali BOLAT

13. Yusuf KARACAN

14. Mesut ATICI

15. Semavi ERDOĞAN

16. Mahmut KARACAN

17. Nurdane KARACAN

18. Durmuş EMLER

19. İkram CANKATAN

20. Salih KARACAN

21. Selver KARACAN CANSIZ

Vekili

:

Av. Semiha ÇİMENLİK

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; yargı kararıyla iptal edilen idari işlemden doğan zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, uzun süren yargılama nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucular, Mersin'in Gözne-Ayvagediği minibüs güzergâh hattında yolcu taşıma işiyle iştigal etmekte olup aynı zamanda Sınırlı Sorumlu 42 No.lu Mersin Gözne-Ayvagediği Minibüsçüleri Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi (Kooperatif) üyesidir.

3. Kooperatif, 1986 yılından beri Gözne-Ayvagediği güzergâhında İl Trafik Komisyonu kararlarına bağlı olarak yolcu taşımacılığı yapmıştır. Kooperatif, Ayvagediği (Fatih) Belediyesi kurulmadan önce Mersin'in Toroslar ilçesi Gözne Belediyesi kapsamında bulunan Ayvagediği Mahallesi'ne, belediye kurulduktan sonra ise Ayvagediği (Fatih) Belediyesine verilen izin çerçevesinde ulaşım hizmeti sunmuştur.

4. 2010 yılında Gözne-Ayvagediği hattında yolcu taşıma işinin Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığınca (İdare) yapılması yönünde 14/5/2010 tarihinde belediye meclisi karar almıştır. Bu karara yönelik itirazlar reddedilmiştir. Bunun üzerine Kooperatif ve 13 kooperatif üyesi tarafından İdare aleyhine Mersin 2. İdare Mahkemesinde 14/5/2010 tarihli belediye meclisi kararının ve bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin işlemin iptali ve işlemler nedeniyle yoksun kalınan 260.000 TL zararın faiziyle birlikte tahsili istemiyle dava açılmıştır.

5. Mersin 2. İdare Mahkemesi 5/5/2011 tarihinde idare hukuku anlamındaki tazminat davalarının subjektif nitelikte davalar olduğunu dikkate alarak davacı Kooperatif adına iptal davası ve her bir kooperatif üyesi için ayrı ayrı olmak üzere iptal davasıyla birlikte tazminat istemli yeniden dava açılması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar vermiştir. Bu karar üzerine başvurucular 14/5/2010 tarihli belediye meclisi kararının ve bu karara karşı yaptıkları itirazın reddine ilişkin idari işlemin iptali ile uğradıkları zararların tazmini istemiyle muhtelif tarihlerde Mersin 2. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) ayrı ayrı dava açmıştır. İdare Mahkemesi; Ayvagediği Belediye Başkanlığının toplu ulaşım aracına sahip olmaması nedeniyle toplu ulaşım hizmetinin Ayvagediği Belediye Başkanlığı adına Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yerine getirilmesinde kamu yararının ve kamu düzeninin korunmasının amaçlandığını, nihayetinde kamu hizmetinin aksamamasının hedeflendiğini, bu nedenle dava konusu işlemlerin kamu yararı ve hizmet gerekleriyle çelişmediğini değerlendirmiştir. Diğer taraftan dava konusu işlemler nedeniyle yoksun kalındığı ileri sürülen 20.000 TL maddi zararın (yoksun kalınan kârın) ticari banka reeskont faiziyle birlikte tazminine karar verilmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davaların reddine karar vermiştir.

6. Davacılar, kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Danıştay Sekizinci Dairesi (Daire), İdare Mahkemesi kararlarının bozulmasına muhtelif tarihlerde karar vermiştir. Dairenin bozma (ilk bozma) kararında Mersin Büyükşehir Belediyesinin sınırını aşarak Mersin'in Gözne-Ayvagediği minibüs güzergâh hattında yolcu taşıma işinin büyükşehir belediye başkanlığı tarafından yapılmasına yönelik olarak tesis edilen dava konusu kararda yetki yönünden hukuka uygunluk bulunmadığı, hukuka aykırı olduğu anlaşılan dava konusu işlemler nedeniyle herhangi bir zararın doğup doğmadığı, doğmuş ise zararın miktarının belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

7. Dairenin ilk bozma kararı, karar düzeltme aşamasından geçerek kesinleşmiştir. Bozma kararı sonrasında İdare Mahkemesi muhtelif tarihlerde bozma kararına uyulmasına ve iptal edilen işlemler nedeniyle uğranılan maddi zararın hesaplanması için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. İdare Mahkemesine sunulan bilirkişi raporlarında güzergâhta bir günde gerçekleştirilen sefer sayısı, minibüsün taşıyacağı yolcu sayısı ile ortalama gelir ve gider hesabı yapılarak maddi tazminat miktarı hesaplanmıştır. İdare Mahkemesi muhtelif tarihlerde hukuka aykırı olduğu sabit olan işlemler nedeniyle uğranılan maddi zararların tazmini istemlerinin kısmen kabulü ile bilirkişi raporlarında hesaplanan maddi zararların davanın açıldığı 8/6/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin taleplerin ise reddine karar vermiştir. İdare bu kararlara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Daire muhtelif tarihlerde davaların Mersin'in Gözne-Ayvagediği minibüs güzergâh hattında yolcu taşıma işinin büyükşehir belediye başkanlığınca yapılmasına ilişkin belediye meclisi kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin işlemin iptaline dair kısmı yönünden kararların onanmasına, maddi tazminat talepleri yönünden davaların kabulüne ilişkin kararların ise bozulmasına karar vermiştir. Daire ikinci bozma kararında olayda İdareyi tazminle yükümlü kılacak ağırlıkta, İdareye atfı ve izafesi kabil bir kusurun varlığından söz etmeye olanak bulunmadığından maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin İdare Mahkemesi kararlarının bu kısmında hukuka uygunluk bulunmadığını ifade etmiştir.

8. Dairenin bozma (ikinci bozma) kararı karar düzeltme aşamasından geçerek kesinleşmiştir. İdare Mahkemesi ikinci bozma kararına uyarak davaların reddine karar vermiştir. Davacılar, kararlara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Daire, temyiz başvurularını gerekçeli olarak reddetmiştir. Daire, onama kararında davacıların yetkilendirildiklerini belirttiği tarihte il içi şehirler arası taşımacılık (belediye sınırını aşan) yaptıkları dönemde herhangi bir duraksama olmadığını, söz konusu tarihte yetkili mercilerce izin, ruhsat, yetki belgesi gibi bir çalışma izni verilip verilmediğine ilişkin olarak bakanlık (ya da valilik) ve trafik komisyonu kararlarının dosyaya sunulmadığını, ayrıca söz konusu güzergâhta taşımacılık yapmak üzere usulüne uygun olarak alınmış yetki belgesi ve güzergâh izin belgesi olmayan davacıların dava konusu işlemler nedeniyle doğmuş meşru bir zararının varlığından söz edilemeyeceğini belirtmiştir. Dairenin onama kararları, karar düzeltme aşamasından geçerek kesinleşmiştir.

9. Aynı hatta faaliyet gösteren Kooperatif üyesi İ.K. tarafından yapılan 2020/3390 numaralı bireysel başvuru kapsamında başvurucu, adil yargılanma hakkı çerçevesinde gerekçeli karar hakkının ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu yargılamayı bir bütün olarak değerlendirmiş ve bu haklar yönünden bir ihlal bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Başvurucunun çalışma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiası yönünden Anayasa Mahkemesi 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruya konu edilebilmesi için ihlal edildiği ileri sürülen hakkın hem Anayasa'da hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerde güvence altına alınmış olması gerektiğini belirtmiş; somut olayda ileri sürülen çalışma hakkı iddiasının bu ortak koruma alanı kapsamında bulunmadığını değerlendirmiştir. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden ise bir mülk veya alacak hakkına dayanılabilmesi için bu hakkın hukuken ispat edilmesi gerektiğini vurgulamış; başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunan mevcut bir ekonomik değere veya bu değeri elde etmeye yönelik korunmaya değer meşru bir beklentiye sahip olmadığını tespit etmiştir. Bu gerekçelerle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı ile mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması, çalışma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların ise konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

10. Aynı hatta faaliyet gösteren İ.C. tarafından yapılan 2019/22841 numaralı bireysel başvuruda ise başvurucu, adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarının esas itibarıyla yargı mercilerince delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğunu, mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik teşkil eden bir husus bulunmadığını tespit ederek bu iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğunu değerlendirmiştir. Ayrıca yargılama süreci bir bütün olarak incelendiğinde gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır. Mülkiyet hakkına ilişkin şikâyet yönünden ise Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunan mevcut bir mülke veya bu kapsamda korunmaya değer bir ekonomik menfaate ya da meşru bir beklentiye sahip olmadığını belirlemiştir. Bu nedenlerle başvurunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve gerekçeli karar hakkına ilişkin kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması, mülkiyet hakkına ilişkin kısmının ise konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

11. İ.C. ve İ.K. tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapılan başvurularda da benzer şekilde adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürülen şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu, mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetlerin ise konu bakımından Mahkemenin yetkisi kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Cankatan/Türkiye (k.k.), B. No: 39950/20, 28/8/2025, § 38; Karacan/Türkiye (k.k.), B. No: 55256/20, 9/9/2025, § 43).

12. AİHM, Anayasa Mahkemesinin dosya kapsamındaki unsurları dikkate alarak başvurucuların tazminat elde etmeye yönelik korunmaya değer bir meşru beklentiye sahip olmadıkları ve mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetlerinin Anayasa hükümleri bakımından konu yönünden bağdaşmaz olduğu yönündeki tespitlerini yerinde bulmuştur. AİHM ayrıca Danıştay kararlarında da başvurucuların Gözne ile Ayvagediği hattında taşımacılık faaliyeti yürütmelerine imkân sağlayan herhangi bir taşıma ruhsatı veya idari izinleri olmadığının açıkça ortaya konulduğunu belirtmiştir (Karacan/Türkiye, § 37). Bunun yanında başvurucuların söz konusu hatta hiçbir zaman münhasır veya tekel niteliğinde bir taşıma hakkına sahip olmadıklarını, dolayısıyla taşımacılık faaliyetinin rekabete açılmasının mümkün olduğunu değerlendirmiştir (Karacan/Türkiye, § 40).

13. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

14. Aralarında bağlantı bulunması nedeniyle süresi içinde yapılan 2022/21756, 2022/26689, 2022/26648, 2022/27315, 2022/27353, 2022/21701, 2022/21348, 2022/27348, 2022/21363, 2022/21769, 2022/21762 ve 2022/21261 numaralı başvuruların süresinde yapılan 2022/21210 numaralı başvuru ile birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.

A.   Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

15. Başvurucular, yargılamaların makul sürede tamamlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

16. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

17. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B.   Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

18. Başvurucular; Daire kararının yeterli ve ilgili gerekçe içermediğini, yargılama sürecinin adil yürütülmediğini, usule ilişkin kazanılmış haklarının gözardı edildiğini, İdare Mahkemesince ulaşılan sonucun hatalı olduğunu belirterek gerekçeli karar hakkı ile hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucuların temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine ilişkin incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında önceki iddia ve itirazlarını yinelemiştir.

19. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.] B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

20. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda yargılama mercilerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci, Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

21. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin, mahkemelerin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).

22. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği, ilgili mevzuatı yorumlamak yargı mercilerinin görevi olup Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğidir. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol mahkemelerce yapılan yorumların Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkına etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir.

23. Olayda başvurucular, Dairenin gerekçeli karar yükümlülüğünü yerine getirmediğini, ilk bozma kararının usule ilişkin müktesep hak oluşturduğunu ve bu hakka rağmen verilen kararın adil olmadığını ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucuların iddialarının öz itibarıyla yargılamanın sonucuna ve mahkemelerce yapılan hukuki değerlendirmeye yönelik olduğu anlaşılmıştır. Yapılan inceleme neticesinde yargılama sürecinde başvurucuların karşı tarafça sunulan delil ve görüşlerden haberdar edilmedikleri, bunlara karşı etkili bir şekilde itiraz etme imkânından yoksun bırakıldıkları veya kendi delil ve iddialarını sunmalarının engellendiği yönünde herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Öte yandan başvurucuların usule ilişkin müktesep hak iddiasının da Daire tarafından ele alındığı, ilgili bozma kararının kapsamı ve bağlayıcılığı çerçevesinde değerlendirilerek bir sonuca varıldığı, bu yönüyle yapılan yorum ve takdirin kanun yolu incelemesi niteliğinde olduğu, yeniden değerlendirilmesinin bireysel başvuru incelemesinin kapsamı dışında kaldığı açıktır. Bu itibarla maddi olayın niteliği, yargılamanın bütünü ve Daire tarafından ortaya konulan gerekçeli karar birlikte değerlendirildiğinde başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

24. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C.    Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

25. Başvurucular, hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla tespit edilen belediye meclisi kararı nedeniyle bir süre yolcu taşıyamadıkları, ticari faaliyette bulunamadıkları ve uğradıkları zararların tazmin edilmediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde, başvurucuların temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında önceki iddia ve itirazlarını yinelemiştir.

26. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

27. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dahildir (Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

28. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu [1. B.], B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, § 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi [1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 37). Bir beklentinin meşru olabilmesi için özellikle ulusal hukukta yerleşik içtihatlar gibi yeterli bir temeli olmalıdır. Başvurucular, beklentilerinin hem hukuki dayanaklarını hem de somut olayda bu hukuki dayanakların gerçekleştiğini göstermelidir. Ayrıca meşru beklentinin dayanağını gösterme yükümlülüğü, bir başka ifadeyle meşru beklentinin somut olayda gerçekleştiğinin ispat külfeti başvurucuların üzerindedir (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, § 54).

29. Başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları yönünden yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları birlikte değerlendirildiğinde (bkz. § 11) başvurucuların Gözne ile Ayvagediği hattında taşımacılık faaliyetinde bulunmalarına imkân sağlayan, hukuken tanınmış bir ruhsat, idari izin veya münhasır bir hakka sahip olmadıkları, bu kapsamda Anayasa'nın 35. maddesi anlamında korunabilecek mevcut bir mülklerinin ya da bu nitelikte korunmaya değer, yeterli hukuki temele dayanan bir meşru beklentiye bağlı ekonomik menfaatlerinin bulunmadığı anlaşılmıştır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE,

B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 18/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, NİHAT ÇALIŞKAN VE DİĞERLERİ, B. No: 2022/21210, 18.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 131–137

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.