İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

EMİN GÜRSES (2022/16901)

  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde tazminat talebiyle açılan davada kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Gerekçeli karar hakkı (hukuk)İhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

EMİN GÜRSES BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/16901)

 

Karar Tarihi: 10/2/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Şermin BİRTANE

Başvurucu

:

Emin GÜRSES

Vekili

:

Av. Gülten Sevil ÖZTÜRK

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde tazminat talebiyle açılan davada kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu; Balçık köyü tüzel kişiliği adına tapuda kayıtlı bulunan taşınmazları köy tüzel kişiliğinden toplam 350.000 TL nakit ödeme yapmak suretiyle 12/12/2002 tarihinde satın aldığından bahisle taşınmazların adına tescili, bunun mümkün olmaması hâlinde rayiç bedellerinin tarafına ödenmesi istemiyle 8/8/2014 tarihinde Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) dava açmıştır.

3. Başvurucu 8/8/2014 tarihli dava dilekçesinde özetle dava konusu taşınmazları köy tüzel kişiliğinden satın aldığını, devamında tescilini sağlamak üzere ilgili tapu müdürlüğüne müracaat edip devir ve tescil harçlarını yatırdığını ancak tescilin gerçekleştirilemediğini belirtmiştir. Bundan sonra yürürlüğe giren kanun kapsamında taşınmazların mülkiyetinin Gebze Belediyesine devredildiğini, adı geçen belediyeye müracaat edildiğinde ise taşınmazların devredilmesinin mümkün olmadığının bildirildiğini belirterek taşınmazların kendi adına tescilini talep etmiştir.

4. Başvurucu; köy muhtarı ile kendisi arasında imzalanan 11/12/2002 tarihli protokol, 12/12/2002 tarihli köy salma makbuzu fotokopisi ile Gebze 2. Noterliği tarafından onaylı köy ihtiyar heyetinin yedi parselin 350.000 TL bedel karşılığında başvurucuya satışına karar verildiği, satış bedelinin tahsili ile tapudaki tescil işlemlerinin yapılması için köy muhtarına yetki verildiğine dair 12/12/2002 tarihli kararının fotokopisini sunmuştur. 11/12/2002 tarihli protokolün en altında ise "taraflar her ne kadar bu sözleşmeye sadık kalmış ise de; söz konusu satışın yapılması hukuken olanaksız olduğu için protokol hükümsüz hale geldi. Bu nedenle protokol gereğince verilen çekler ve nakit ödeme alıcıya iade edildi." ibaresi bulunmaktadır. Ayrıca köy muhtarının tapu müdürlüğüne hitaben yazdığı 13/12/2002 tarihli yazıda taşınmazların satışına dair makbuzun sunulduğu belirtilerek tapuda alıcı adına tescilin yapılması talep edilmiştir.

5. Asliye Hukuk Mahkemesince Gebze Kaymakamlığı ve belediyeden gerekli belgeler istenilmiş; taşınmazların dava tarihi itibarıyla değer tespiti, ödendiği ileri sürülen bedelin güncellenmesi için keşif ve bilirkişi incelemeleri yaptırılmıştır. Ayrıca köy kayıtları üzerinde inceleme yapılması için Gebze Kaymakamlığına müzekkere yazılmış; Gebze Kaymakamlığının söz konusu satış için verilmiş kaymakamlık onayı bulunmadığını, kendi arşivleri olmadığı için belgelerin belediyenin arşivinde saklandığını belirtmesi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesince bilirkişiye görev verilerek arşivde inceleme yapması talep edilmiştir.

6. 26/4/2019 tarihli bilirkişi raporunda belge asıllarına ulaşılamadığı, ödemenin yapıldığı yıla ilişkin kayıtların ve köy karar defterinin bulunamadığı, bulunan belgeler arasında da başvurucu tarafından yapılan ödemeye karşı verilen köy makbuzunun hem koçanının hem de makbuzun (üzerinde iptal yazılmış hâlde) arşivde olduğu belirtilmiştir. Söz konusu bilirkişi raporunun ekinde iptal edilen salma makbuzunun 1. ve 2. suretinin fotokopisinin Asliye Hukuk Mahkemesine sunulduğu ifade edilmiştir.

7. Asliye Hukuk Mahkemesi 18/6/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Dava konusu taşınmazlar 8/4/1999 tarihinde 1508 numaralı parselden ifraz edilerek Balçık Köyü Tüzel Kişiliği adına tapuda tescil edilmiş ve 27/03/2014 tarihi itibariyle Gebze Belediyesi adına devredilmiştir. 442 sayılı Kanun'un 44. maddesinin 3. bendi dava konusu taşınmazların köy ihtiyar meclisi tarafından satışına izin vermekte olup taşınmazların davacı adına tescil edilebilmesi için yapılan satışın ayrıca Kaymakamlık tarafından onaylanması ve bedelinin davacı tarafından ödendiğinin ispat edilmesi gerekmektedir. Mahkememizce Gebze Kaymakamlığı'na müzekkere yazılmış, taşınmazların köy ihtiyar heyeti tarafından satışının Kaymakamlık tarafından onaylandığına ilişkin bir belgeye ulaşılamamıştır. Yine Mahkememizce mali müşavir bilirkişiden alınan rapor ile davacının bu bedeli ödediği tespit edilememiş ve Gebze Belediyesi tarafından dosyaya ibraz edilen 02/06/2015 tarihli yazı cevabı ile de; davacı adına düzenlenen köy salma makbuzunun iptal edildiği bildirilmiştir. Her ne kadar talimat Mahkemesi aracılığıyla dinlenen M.H.Ö. tarafından davacının taşınmazların satış bedellerini ödediği beyan edilmiş ise de; 6100 sayılı HMK'nın 200/1 maddesi gereğince miktar itibariyle bu bedelin ödendiği hususunun tanıkla ispatı mümkün değildir. Somut olayda; aynı Yasa'nın 203. maddesindeki senetle ispat zorunluluğunun istisnaları da bulunmamaktadır. Kaldı ki, bu bedelin davacı tarafça ödenmiş olması halinde köy salma makbuzunun davacıda olması ve dosyaya ibraz edilmesi gerekmekte olup aksine makbuzun her iki nüshası da Gebze Belediyesi arşivindedir. Dolayısıyla satış karşılığında ödenen bedele ilişkin iptal edilen köy salma makbuzu ile davacı tarafça taşınmazların satış bedellerinin ödendiği yazılı delille ispatlanamadığından ve ayrıca taşınmazların satışına Kaymakamlıkça verilen onay bulunmadığından davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş(tir)."

8. Karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince 2/3/2020 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Karar gerekçesinde; taşınmazların satışına dair kaymakamlık onayı bulunmadığı, köy salma makbuzunun her iki nüshasının davalı belediyede olduğu ve makbuzun iptal edilmiş olduğunun anlaşıldığı, satış bedellerinin başvurucu tarafından ödendiği iddiasının yazılı olarak ispat edilemediği belirtilmiştir.

9. Başvurucunun temyizi üzerine karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 14/12/2021 tarihli kararıyla onanmıştır.

10. Başvurucu, nihai kararı 13/1/2022 tarihinde öğrendikten sonra 3/2/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

11. Başvurucu; köy salma makbuzunun iptal edildiğine dair hiçbir bilgi ve belge sunulmadığını, belediye arşivinde bulunan makbuzun da Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından incelettirilmediğini, ödediği bedelin iadesi ile ilgili iddialarının dikkate alınmadan davanın reddine karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki iddialarını tekrar etmiştir.

13. Başvuru adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

16. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

17. Asliye Hukuk Mahkemesi bilirkişilerden rapor almış olup davaya konu taşınmazların satışına dair kaymakamlık tarafından verilen onayın bulunmaması, köy salma makbuzunun her iki nüshasının davalı belediyede olması ile makbuzun iptal edilmesi gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Ayrıca kararda taşınmazların satış bedellerinin başvurucu tarafından ödendiği iddiasının 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca yazılı olarak ispat edilemediği gerekçesi yer almıştır.

18. Bununla birlikte başvurucunun yargılama mercilerine sunduğu belgelerde (bkz. § 4) köy muhtarınca anılan taşınmazlar karşılığında bedel alındığına ve köy salma makbuzu sunularak tapuda tescil istenildiğine ilişkin ifadeler bulunduğu, 11/12/2002 tarihli protokolün en altında söz konusu bedelin iade edildiği ibaresi ile ilgili olarak başvurucunun iddiayı reddettiği ve bu ibarenin imzalı olmadığını ileri sürdüğü görülmüştür. Ancak Asliye Hukuk Mahkemesi kararının gerekçesinde başvurucunun bedeli ödeyip ödemediği, yahut iade alıp almadığı konusunda ileri sürdüğü söz konusu belgelerin tartışılmadığı ve değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla başvurucunun kararın sonucunu değiştirebilecek esaslı iddiasının karşılanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

19. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

20. Başvurucu, ayrıca silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi ve buna ilişkin aşağıdaki giderim gözönüne alındığında başvurucunun anılan şikâyetleri hakkında ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

21. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

22. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

23. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2016/315, K.2019/240) GÖNDERİLMESİNE,

E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, EMİN GÜRSES, B. No: 2022/16901, 10.02.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 03, sayfa 233–237

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.