Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
DAVUT ATALAY (2022/106461)
- Suçta ve cezada kanunilik
- Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
- Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
- Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Suçta ve cezada kanunilik | Suçta ve cezada kanunilik | İhlal Olmadığı | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (ceza) | İhlal Olmadığı | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı | Tutukluluk (suç süphesi ve tutuklama nedeni) | Süre Aşımı | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Silahların eşitliği ilkesi / çelişmeli yargılama ilkesi (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı | Mahkumiyete bağlı tutma | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı | Kişisel verilerin korunması | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
DAVUT ATALAY BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/106461) |
|
|
|
Karar Tarihi: 29/1/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Alperen KONAK |
|
Başvurucu |
: |
Davut ATALAY |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel hakların ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de içermektedir.
2. Başvurucu hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile bağlantılı olarak silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği şüphesiyle soruşturma başlatmıştır.
3. Soruşturma neticesinde Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 2/7/2018 tarihinde iddianame düzenlemiş; iddianamede başvurucunun örgüt tarafından iletişim amaçlı kullanıldığı tespit edilen ankesör/sabit numara içinde arama kaydının bulunduğu, ankesörlü görüşmelerin örgütsel amaçlı yapıldığı, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında adli işlem yapılan kişilerle çok sayıda HTS irtibatının olduğu, ele geçirilen dijital veriye göre örgütsel mahiyetteki toplantılara katıldığı, eşi ile birlikte FETÖ/PDY'yi bildiği yani örgütün varlığını kabul ederek yaşam standardını örgütün belirlediği şekilde devam ettirdiği, örgüte maddi destek sağlamak amacıyla himmet verdiği belirtilmiştir.
4. İddianamede ayrıca FETÖ/PDY soruşturmalarından alınan ifadelerden örgüt lideri F.G.den gelen emir ve talimatları sorgulamadan yerine getiren, örgütün çıkarları doğrultusunda yapılacak her şeyin mübah olduğunu savunan örgüt mensupları için "şakirt" kavramının kullanılarak sınıflandırıldığı, bu çerçevede 5/1 İslam dinî ile hiç alakası olmayan ehli dünya kişileri için, 5/2 arada sırada bayramdan bayrama namaz kılan, içki içen öğrenci velileri ve rehberlik istemeyenler öğrenciler için, 5/3 zaman zaman namaz kılan, cemaati seven, kazanılabilir öğrenci ve veliler için, 5/4 kendisi namaz kılan, kazanılmış hizmet şuuru oturmuş kişiler için, 5/5 veliler için tamamıyla kazanılmış mütevelli veya kurum çalışanı kişiler için, öğrenciler içinse tam şakirt olarak nitelendirilmesi yapılmıştır. Bu nitelendirmeler itibarıyla iddianamede başvurucunun 5/5'lik statüde örgüte gönülden bağlı örgüt üyesi statüsünde olduğu, örgütün emir ve talimatlarını sorgusuz yerine getirdiğinin anlaşılması neticesinde atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.
5. İddianamenin kabulü ile açılan dava İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Yargılamada 20/7/2018 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip tutanağında diğerlerinin yanı sıra tutuklu olan başvurucunun adli kontrol tedbiri (yurt dışına çıkmamak ve konutu terk etmemek şeklinde) uygulanması suretiyle tahliyesine karar verilmiştir.
6. Duruşma on celsede bitirilmiştir. Birinci celsede başvurucu üzerine atılı suça ilişkin ayrıntılı savunmasını yapmış, Mahkeme tensip tutanağı ile yazılan müzekkerelerin akıbetinin sorulmasına ve tanıkların beyanlarının tespiti için adresleri itibarıyla işlem yapılmasına karar vermiş; ikinci celsede tanık Y.S. dinlenilmiş ve diğer tanıkların tespiti için adresleri itibarıyla işlem yapılmasına karar verilmiş, üçüncü celse tanık M.A. dinlenilmiştir. Başvurucu ve müdafii ilk üç celseye katılmıştır. Tanık M.A.nın beyanı şöyledir:
"...İzmir Hava Teknik'ten mezun olduk, 1992 girişliyiz, 1995 de mezun olduk, 1995'den sonra atamamız Ankara'ya çıktı kura ile, sanığın da yine aynı şekilde Ankara'ya çıktı, devre iken de zaten muhabbetimiz vardı bizim, ondan sonraki süreç içerisinde de benim evim uzaktaydı, sanık [başvurucu] zaten Erzurumlu olduğu için Keçiören'de birlikte kaldık, 1996 yılının başından itibaren birlikte kaldık. Ben vardım, sanık vardı, Ö.K. vardı, bir de o yılın sonuna doğru E.Ö. geldi. Birlikte kaldık bu evde. Bu evde kaldığımız süreç içinde emniyetteki ifademde de söylemiştim, bir cami imamı vardı, bu üç dört haftada bir gelir bize ilmihal dersi verirdi. Bir de bizden kıdemli asker vardı, yanılmıyorsam 1980-1981 li olabilir ismini G. diye hatırlıyorum ama o da yine üç dört haftada bir gelir bize risale dersi verir, risale okurdu, namaz kıldırırdı..."
7. Dördüncü celsede duruşmaya kimse katılmamış ve koronavirüs salgını nedeniyle duruşmanın ertelenmesine karar verilmiş; beşinci celsede tanık Ö.K. dinlenmiştir. Mahkeme sonraki celse tanık Y.Z.nin dinlenilmesini kararlaştırmıştır. Bu celseye başvurucu ve müdafii katılmıştır. Tanık Ö.K.nın beyanı şöyledir:
"...Ben kendim şuan emekli astsubayım. Sanığı [başvurucu] da 1997 yılında Ankara Akıncı üssünde çalıştığım dönemden tanırım. Benim branşım makinisttir. Sanığın branşı ise sanırım personelci olması gerekir. Daha sonra hatırladığım kadarıyla 2003-2007 yıllarında Diyarbakır'da astsubay olarak görev yaptım. Sanık da o tarihlerde Diyarbakır'da görevliymiş. Sadece askeriye gereği selamlaşırdık. Kendisiyle pek bir samimiyetim yoktur. Bu nedenle fetö üyesi olup olmadığını bilemem. Ayrıca bana okumuş olduğunuz tanık M.A. isimli şahsı tanımıyorum. Bu tanığın belirttiği E.Ö. isimli şahsı da tanımıyorum. Ayrıca M.A.nın belirttiği gibi ben 1996 yılında kendim bekar evinde kaldım. Yanımda kimse kalmadı. Bu yöndeki iddiaları da kabul etmiyorum..."
8. Mahkeme altıncı celsede ise tanık Y.Z.yi dinlemiştir. Bu celse duruşmaya başvurucu ve müdafii katılmamıştır. Başvurucu müdafii mazeretinin bulunması nedeniyle duruşmaya katılamayacağına dair dilekçe sunmuş; Mahkeme, başvurucu müdafiinin mazeret dilekçesini duruşma günü sunmasını ve tanığın hazır olmasını dikkate alarak mazereti kabul etmemiştir. Tanık Y.Z.nin beyanı şöyledir:
"...2000 yılından itibaren de örgütte TSK yapılanmasında astsubaylardan sorumlu mahrem imam ya da hususi hizmet sorumluluğu yaptım. Sanığı [başvurucuyu] İzmir'den tanırım 2008-2013 yıllarında benim ilgilendiğim gruptaydı, ben hava kuvvetlerindeki astsubaylardan sorumluydum, haftalık olarak evlerde sohbetler yapardık. Sohbetlerde Kur'an okunur, risale okunur bazen de örgüt liderinin kitapları okunurdu. Sanığın da himmet verdiği oluyordu. Sanığın grubunda H. isimli bir astsubay daha vardı. Daha sonraki dönemde de sanığın grubundan E. isimli kişi vardı, bir defa benim üstüm konumundaki müdür N. kodlu N.K. sanıktan bir fotoğraf getirmesini istedi, sanık o zaman Buca'da Nato Karargahında çalışıyordu. Sanık bu fotoğrafları CD içerisinde getirdi, bana verdi, ben de N. kodlu kişiye verdim. Ben CD içeriğini bilmiyorum, nerede kullandığını da bilmiyorum..."
9. Mahkeme yedinci celse tanıklar S.D.Ö., G.M. ve M.Ç.yi dinlemiş, yazılan müzekkerelerin dönüşünün beklenilmesine karar vermiş; sekizinci celse başvurucunun 1. derece askerî yasak bölgede hudut emniyet hattında yakalandığının bildirilmesi üzerine adli kontrol hükümlerini ihlal etmesi nedeniyle tutuklanmasını kararlaştırmıştır. Dokuzuncu celsede iddia makamı esas hakkında mütalaa da bulunmuş; onuncu celsede ise başvurucu ve müdafii esas hakkında mütalaaya karşı savunmalarını yapmış, Mahkeme başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...ATAÇ raporunda belirtilen ardışık arama gruplarının örgütsel yöntem aramalarıyla uyumlu olduğu, sanığın [başvurucunun] arandığı tarihteki görev yeri ile uyumlu olacak sabit hat aramaları gerçekleştirdiği, ardışık arandığı askeri personeller ile kuvvetlerin denk olduğu görüldüğü, aramaların genelinin mesai saatleri dışında gerçekleştirildiği, mahrem sorumlu şahsın, askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı ilgisiz ve alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasının amaçlandığı bilindiği, yukarıda da belirtildiği üzere ilgisiz sivil kişilerin arandığı ve yine ardışık arama gruplarında sanığa ait telefon numarasının haneleri değiştirerek 19/03/2014, 11/05/2014, 25/04/2015, 28/09/2015, 17/10/2015 ve 18/06/2016 tarihli aramalarda örgütsel şifreleme yöntemleri de kullanıldığı, raporda belirtildiği üzere aramaların periyodik gerçekleştiği, sanıkla ardışık aranan tanıkların aynı iddia ile haklarında görülmekte olan/görülmüş dava dosyalarının bulunması nedeniyle kendileri ve sanık aleyhine beyanda bulunmalarının kendilerinden beklenemeyeceğinden beyanlarına itibar edilmediği, bu haliyle mahkememizce de sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanması içerisinde yer alan imamlar tarafından arandığına kanaat edilmiştir.
...
Deliller ve tüm dosya kapsamından; FETÖ/PDY Silahlı Terör örgütü soruşturmalarından alınan ifadelerden Fetullah GÜLEN‘den gelen emir ve talimatları sorgulamadan yerine getiren, örgütün çıkarları doğrultusunda yapılacak her şeyin mubah olduğunu savunan örgüt mensupları için ŞAKİRTLİK kavramını kullanarak sınıflandırdığı, bu çerçevede; 5/1 İslam dini ile hiç alakası olmayan ehli dünya kişileri, 5/2 arada sırada bayramdan bayrama namaz kılan içki içen öğrenci velilerine, öğrenciler içinse rehberlik istemeyenlere, 5/3 zaman zaman namaz kılan cemaati seven kazanılabilir öğrenci ve veliler için, 5/4 kendisi namaz kılan kazanılmış, hizmet şuuru oturmuş kişiler için, 5/5 veliler için tamamıyla kazanılmış mütevelli veya kurum çalışanı kişiler, öğrenciler içinse tam şakirt olarak nitelendirilmesi itibariyle sanığın 5/5'lik statüde örgüte gönülden bağlı örgüt üyesi statüsünde olduğu, itibar olunan dijital verilerden de anlaşılacağı üzere sanığın örgüt içerisinde 5/5lik tabir edilen örgütün emir ve talimatlarını sorgusuz yerine getirdiği, örgüte itaat ettiği ve mahrem imamın görüşüne göre örgüt adına önem arz edebilecek faaliyetlerde görevlendirilebileceği, örgüte olan bağlılığı nedeniyle örgüt tarafından öğretmen statüsüne getirilmesi yönünde sorumlusu tarafından tavsiyelerde bulunulduğu, bu yönüyle görevli olduğu birlikteki örgüt mensuplarına liderlik yapabileceği ve örgütsel faaliyetler düzenleyebileceği, üstleriyle iyi ilişkiler kurduğu, bu yönüyle emir astsubaylığı yapabileceği ve görev aldığı birlikteki TSK mensupları hakkında fişleme niteliğindeki kişisel bilgilerin örgüt tarafından kayıt altına almasına ve arşiv oluşturulmasına katkı sağlayabileceği bildirildiği,
Sanığın FETÖ/PDY asker mahrem yapılanmasında Y.Z. ve Y. isim/kod adlı örgüt mensuplarının sorumluluğunda bulunduğu, Y.Z.nin haftalık düzenli örgütsel mahiyetteki toplantılarına katıldığı, örgüt mensupları tarafından belirlenen miktarda örgüte maddi destek sağlamak amacıyla himmet verdiği,
Yine sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanması içerisinde yer alan imamlar tarafından askeri personel içerisinde yer alan elemanlarının gizlenmesi, açığa çıkmaması amacıyla uyguladığı tedbir mahiyetinde olan ankesörlü-kontörlü telefonlar aracılığıyla sanığa ait olan cep telefonunun periyodik ve ayrıca başka askeri personeller ile ardışık olacak şekilde aranmak suretiyle örgütün gizli haberleşme yöntemine dahil olduğu anlaşılmakla,
Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile organik bağ kurarak örgüt hiyerarşisine dahil olarak terör örgütü içerisinde faaliyet yürüttüğünün kabulü ile üzerine atılı silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediği kanaatine varılmıştır... "
10. Başvurucu, anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra tanık Y.Z.nin kendisinin hazır bulunmadığı duruşmada dinlendiğini, bu nedenle tanığa soru sorma hakkının kullandırılmadığını, kolluk tarafından tanzim edilen ATAÇ raporundaki ardışık arama iddialarına ilişkin araştırma yapılmadığını, ele geçirilen dijital verinin delil olarak kullanılmaması gerektiğini, üzerine atılı suçları işlemediğini belirtmiştir.
11. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine hükmetmiştir. Söz konusu kararı başvurucu, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebeplerle temyiz etmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi (Yargıtay) başvurucu hakkında verilen silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından temyiz isteminin reddi ile hükmün onanmasına karar vermiştir. Yargıtay kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Belirleyici delil niteliğindeki tanığın sanığın da hazır bulunduğu celsede dinlenilmiş olması ve diğer deliller karşısında sanık ve müdafiinin yokluklarında dinlenen tanığı sorgulama hakkı tanınmadığı yönündeki itirazları sonuca etkili görülmemiştir.
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükmün ONANMASINA..."
12. Başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından verilen hüküm kanun yolu denetiminden geçerek 19/10/2022 tarihinde kesinleşmiştir.
13. Başvurucu, nihai kararı 17/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 14/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
14. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
15. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
A. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
16. Başvurucu, beyanları mahkȗmiyet hükmüne belirleyici ölçüde esas alınan tanık Y.Z.nin kendisinin hazır olmadığı duruşmada dinlenmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiğini bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
18. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı yönünden incelenmiştir.
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
20. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).
21. Yargıtay kişilerin sabit veya ankesörlü hatlarla örgütsel iletişim kurma yöntemi uyarınca FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasına dâhil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya konulabilmesi için -somut olayın özelliğine göre- yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerini içtihatlarında açıkça belirlemiştir (Murat Albayrak [GK], B. No: 2020/16168, 8/3/2023, §§ 127-132; ayrıca bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/11/2024 tarihli ve E.2024/705, K.2024/15150; 19/11/2024 tarihli ve E.2022/6992, K.2024/14586; 21/10/2024 tarihli ve E.2022/3927, K.2024/11894 sayılı kararları).
22. Bu çerçevede Yargıtayın anılan kararlarında; sanıkla birlikte ardışık arandığı tespit edilen kişiler hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının araştırılması, ardışık aranan diğer şahıslar hakkında soruşturma bulunması hâlinde bu kişilerin tüm aşama ifadelerinin getirtilerek gerekirse tanık olarak dinlenmesinin sağlanması, sanığın kullandığını bildirdiği GSM hattı dışında operasyonel ve/veya patates hat kullanıp kullanmadığına yönelik yetkili kurumlar nezdinde araştırma yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca sanıkların bütün görev yerlerini kapsayan HTS kayıtları getirtilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda “gerçekleştirilen arama sayısı, aramaların ardışık ya da periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği saatler, konuşma süreleri, farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadıkları, ardışık aramaya dâhil olan şahısların aynı kuvvete mensup ve aynı rütbede olup olmadıkları, aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı” hususlarını gösterir analiz inceleme ve tespit raporunun düzenlettirilmesi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminde araştırma yapılarak sanık hakkında herhangi bir ifade yahut beyan bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa onaylı örneklerinin getirilerek duruşmada 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesi uyarınca sanık ve müdafiine okunması, anılan Kanun'un 210. maddesi kapsamında tek veya belirleyici ifade yahut beyan sahiplerinin duruşmada tanık sıfatı ile dinlenerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği de ifade edilmiştir (R.T. [GK], B. No: 2021/47924, 29/5/2025, § 30).
23. 5271 sayılı Kanun'un 206. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, "...sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir." hükmünden anlaşıldığı kadarıyla tanığın dinleneceğini bilen sanık duruşmaya mazeretsiz olarak gelmemişse tanık onun yokluğunda dinlenebilecek ve bu dinlemeye ilişkin tutanaklar sonradan gelen sanığa okunabilecektir.
24. İncelenen olayda Mahkeme, başvurucu ve müdafiinin hazır bulunduğu beşinci celsede bir sonraki celse tanık Y.Z.yi dinleyeceğine karar vermiştir. Altıncı celsede ise Mahkeme tanık Y.Z.yi bizzat dinlemiştir (bkz. § 8). Başvurucu müdafii duruşmaya katılamayacağına dair mazeret dilekçesi sunmuşsa da Mahkeme, mazeret dilekçesinin duruşma günü sunulmuş olması ve tanığın hazır bulunması nedeniyle mazeret talebini reddetmiştir. Başvurucu ise duruşmaya katılmamasına dair herhangi bir mazeret bildirmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun tanık sorgulama imkânından yararlandırılmamasının gerekçelendirilmesi yükümlülüğü somut olayda kamu makamları tarafından yerine getirilmiştir.
25. Diğer taraftan gerekçeli karar içeriğinden Mahkemenin tanık Y.Z.nin beyanları dışında mahrem imamlar tarafından ardışık olarak arandığına dair rapor, ardışık olarak aranan kişileri tanık olarak dinlediği, ele geçirilen dijital veriye göre örgüt toplantılarına katıldığı, örgüte maddi destek vermek adına himmet verdiği, örgüt içerisinde 5/5lik tabir edilen örgüt mensuplarından olduğu, tanık M.A.nın beyanları da gözetilerek mahkûmiyet hükmü kurduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§ 4, 9).
26. Bu kapsamda Mahkemece itibar edilen tanık beyanlarına göre duruşmada sorgulanamayan tanık Y.Z.nin beyanlarının mahkûmiyet kararına götüren tek veya belirleyici nitelikte delil olduğunun kabulü de mümkün görünmemektedir. Başvurucunun tanık sorgulama imkânından yararlandırılmamasının gerekçelendirilmesi yükümlülüğünün olayda kamu makamları tarafından yerine getirilmiş olması ve yine başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkânı bulmadığı tanık beyanının tek veya belirleyici delil olarak mahkûmiyette kullanılmadığının tespit edilmesi nedeniyle tanık sorgulama hakkıyla ilgili uygulanan testin üçüncü aşamasıyla ilgili bir inceleme yapılmamıştır.
27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
28. Başvurucu, suç tarihinde FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olarak kabul edilmediğini, terör örgütü suçunun oluştuğuna dair kabulün ceza kanunlarının geniş ve keyfî bir şekilde yorumlanması anlamına geleceğini ve bu doğrultuda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
29. Bakanlık görüşünde; ilk olarak başvurucunun şikâyetlerinin kabul edilebilirliği hakkında inceleme yapılması gerektiğini belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
30. Başvurucunun iddiaları suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmiştir.
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
32. Anayasa'nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13). Anayasa'nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suç ve cezaların kanuniliği ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47). Bu nedenle, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 62).
33. Anayasa Mahkemesi de önüne gelen birçok başvuruda FETÖ/PDY'ye üyelik suçu bağlamında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin kapsam ve içeriğini incelemiş, ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur (Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, §§ 26-52; Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 44-65; Yahya Turgut [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, §§ 44-59).
34. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik şikâyetleri kapsayan başvurularda çözümlenmesi gereken öncelikli meselenin başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi; başvurucunun örgütün terör niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği, örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı ortaya konulduğu takdirde söz konusu fiillerden dolayı cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini kabul etmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 40; Hasan Sarıcı, § 33).
35. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarihin verilmesi yoluna gidilmemiş olmakla birlikte örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi ile hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (Yahya Turgut, § 53; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 54; Hasan Sarıcı, § 36).
36. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirildiği tespit edilen örgütsel faaliyetlerin varlığının ortaya konulması suretiyle örgütün nihai amacının bilindiği sonucuna varılan durumlarda Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine de karar vermiştir (Yahya Turgut, §§ 57-59).
37. Başvuru konusu olayda Mahkemenin; tanık Y.Z.nin beyanlarını, mahrem imamlar tarafından ardışık olarak arandığına dair raporu, ardışık olarak aranan kişilerin tanık olarak dinlenmesi, ele geçirilen dijital veriye göre örgüt toplantılarına katılması, örgüte maddi destek vermek adına himmet vermesi, örgüt içinde 5/5lik tabir edilen örgüt mensuplarından olması ve tanık M.A.nın beyanlarını da gözeterek mahkûmiyet hükmü kurduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§ 4, 9). Bir başka deyişle bu deliller başvurucunun anılan örgüte üye olma suçu açısından örgüt hiyerarşisi içinde bulunması olarak değerlendirilmiştir.
38. Netice olarak Mahkemenin verdiği karardaki kabulün dosya kapsamındaki tüm delilleri bir bütün olarak değerlendirmek suretiyle olayın şartlarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır. Mahkeme, başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varmış ve aksi yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir. Mahkemenin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır.
39. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
40. Başvurucunun;
i. Yargılama ve kanun yolu incelemesi yapan makamların doğal hâkim güvencesine sahip, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmamaları nedeniyle kanuni hâkim güvencesinin ve bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının Mustafa Başer ve Metin Özçelik ([1. B.], B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 119-133) ile Hüseyin Talaz ([1. B.], B. No: 2017/26769, 15/12/2020, §§ 78-81) kararları doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
ii. Suç isnadına bağlı tutulduğu muhakeme süreci itibarıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Mehmet Emin Kılıç ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve Mehmet Şimşek ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020) kararları doğrultusunda süre aşımı; mahkûmiyete bağlı tutulduğu süreç yönünden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının da Yaşar Alat ([GK], B. No: 2021/65564, 21/11/2024, §§ 50-66) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
iii. Delillerin toplanmaması, kolluk tarafından tanzim edilen rapora dair bilirkişi raporu alınmaması ve bir kısım talebinin reddedilmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının başvurucunun yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu saptanmadığı dikkate alınarak Yüksel Hançer ([1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 14-21) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
iv. Aynı durumda olan kişiler hakkında farklı kararlar verilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ve ele geçirilen dijital verideki özel hayatına dair bilgileri nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının Cemal Günsel ([GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
v. Soruşturma kapsamında elde edilen dijital veri kayıtlarının hukuka aykırı şekilde mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının delillerin içeriği ile ilgili itirazlara değil, delillerin ele geçirilmesi ile ilgili şekli bir eksikliğe ilişkin olduğu, suç kapsamında delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle Orhan Kılıç ([GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018) ve Jakop Gabriel ([1. B.], B. No: 2013/2392, 15/4/2015) kararları doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 1. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, DAVUT ATALAY, B. No: 2022/106461, 29.01.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 03, sayfa 32–41
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.