Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
ZEKİ ŞAHİN (2022/105532)
- Hükmün denetlenmesini talep etme hakkı
- Mülkiyet hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; imar planı değişiklikleri sonrasında yan parseldeki taşınmaza yapılaşmaya izin verilmesi sebebiyle uğranılan zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kararın temyiz kanun yolu kapalı şekilde verilmesi nedeniyle de hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Hükmün denetlenmesini talep etme hakkı | Hükmün denetlenmesini talep | Konu Bakımından Yetkisizlik | — |
| Mülkiyet hakkı | İmar | İhlal Olmadığı | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
ZEKİ ŞAHİN BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/105532) |
|
|
|
Karar Tarihi: 5/5/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Mehmet ALTUNDİŞ |
|
Başvurucu |
: |
Zeki ŞAHİN |
|
Vekili |
: |
Av. Burcu HAS |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; imar planı değişiklikleri sonrasında yan parseldeki taşınmaza yapılaşmaya izin verilmesi sebebiyle uğranılan zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kararın temyiz kanun yolu kapalı şekilde verilmesi nedeniyle de hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/12/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. İmar Planı Değişikliği ve Ruhsat Süreci
5. Başvurucu; Manisa ili Soma ilçesi Namazgah Mahallesi 480 ada 10 ve 16 numaralı parsellerin hisseli malikidir. Başvurucu, 2015 yılı içinde taşınmazlarının bitişiğindeki 480 ada 11 numaralı parselde inşaat faaliyetlerinin başladığını fark etmiş; bunun üzerine 5/5/2015 tarihinde Soma Belediye Başkanlığına (Belediye) başvurarak imar durumu belgesi talep etmiş, yapılan inceleme neticesinde de 480 ada 10, 11 ve 16 numaralı parsellerin bulunduğu alanda imar planı değişikliği yapıldığını, bu değişikliğin Soma Belediye Meclisinin 3/7/2012 tarihli kararı ile kabul edildiğini öğrenmiştir.
6. Bunun üzerine başvurucu 23/6/2015 tarihinde Namazgah Mahallesi Öğretmen Salim Örge Sokak'a isabet eden 16, 17 ve 58 numaralı parsellerin imara uygun olmayan, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 15. ve 16. maddelerine göre yapılmış uygulamalar sonucu oluşan artık parseller olduğundan imar hattının kad. 480 ada 10, 11, 91, 118, 119, 120, 128 ve 134 numaralı parsellerin hattına kaydırılarak yolun genişletilmesine yönelik 1/1.000 ölçekli uygulama imar plan değişikliğinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek Manisa 1. İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. İdare Mahkemesi 26/11/2015 tarihinde plan değişikliğini iptal etmiş; kararın gerekçesinde plan ana kararlarını, bütünlüğünü ve sosyal donatı dengesini bozmayan, teknik gerekçelere dayanan, kamu yararı olan durumlar dışında plan değişikliğinin yapılamayacağını belirtmiştir. Ayrıca 3194 sayılı Kanun'un 18. ve 12. maddeleri uyarınca bu gibi sorunların ancak imar uygulaması veya kamulaştırma ile çözümlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Karar, kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.
7. İptal kararının ardından başvurucu 480 ada 11 numaralı parsel malikine verilen 27/7/2015 tarihli inşaat ruhsatı ile iptal kararından sonra yürürlüğe konulan 1/1.000 ölçekli revizyon uygulama imar planı ve 1/5.000 ölçekli revizyon nâzım imar planı kapsamında yapılan değişikliklerin iptali istemiyle Manisa 2. İdare Mahkemesi nezdinde yeniden dava açmıştır. Mahkeme 8/2/2017 tarihinde dava konusu işlemleri iptal etmiştir. Mahkeme gerekçeli kararında, iptal edilen plan değişikliğinin revizyon planına işlendiğini, geçersiz hâle gelmiş bir planın geçerliymiş gibi uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Karar, kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir. Belediye iptal kararı doğrultusunda 10/4/2017 tarihinde yapı hakkında 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca mühürleme işlemi yapmıştır.
B. 3194 sayılı Kanun'un Geçici 16. Maddesi Kapsamında Alınan Yapı Kayıt Belgesi Süreci
8. 480 ada 11 numaralı parsel üzerindeki yapı bakımından yapı sahipleri 18/5/2018 tarihinde yürürlüğe giren 11/5/2018 tarihli ve 7143 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle 3194 sayılı Kanun'a eklenen geçici 16. madde hükmüne dayanarak yapı kayıt belgesi almıştır.
9. Başvurucu, 2019 yılında yapı kayıt belgesinin varlığından haberdar olmuş; 12/11/2019 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına başvurarak yapı kayıt belgesinin iptalini talep etmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başvuruya yanıt vermemiştir.
10. Başvurucu, 480 ada 11 numaralı parsel üzerindeki yapı hakkında düzenlenen yapı kayıt belgesinin iptali isteminin zımnen reddedilmesine yönelik işlemin iptali için Manisa 2. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 31/12/2020 tarihli kararıyla davayı reddetmiş; kararın gerekçesinde 3194 sayılı Kanun'a 7143 sayılı Kanun ile eklenen geçici madde kapsamında yapı kayıt belgesinin öngörülen şartları taşıdığını, yapı ruhsatının iptalinden sonra ortaya çıkan ruhsatsızlık hâlinin ise imar barışı hükümleri çerçevesinde değerlendirilebileceğini ifade etmiştir. Karar, istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu, karara karşı Anayasa Mahkemesine başvurmuş; Anayasa Mahkemesi 27/6/2022 tarihinde başvuruyu süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.
C. Kamulaştırma İşlemi ve Yargısal Süreç
11. Belediye 11/4/2017 tarihinde aralarında başvurucunun taşınmazının da olduğu 480 ada 16, 18 ve 58 numaralı parsellerin yol ve kaldırım alanında kaldığı gerekçesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 8. ve 10. maddeleri uyarınca kamulaştırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, kamulaştırma işlemine karşı iptal davası açmıştır. Manisa 1. İdare Mahkemesi 29/12/2017 tarihinde dava konusu işlemi iptal etmiş; gerekçede, plan değişikliklerinin iptal edilmesi nedeniyle geçerli bir imar planı olmadığını, bu şekilde kamulaştırma yapılamayacağını, yeni bir plan yapılması gerektiğini belirtmiştir. Karar, istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
D. Ceza Soruşturmasına Yönelik Yargı Süreci
12. Başvurucu, iptal kararlarına rağmen 480 ada 11 numaralı parselde inşaatın devam ettiğini ve yıkım yapılmadığını belirterek şikâyette bulunmuştur. Başvuruda, Anayasa'nın 138. maddesi, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi ve 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesine açıkça aykırı davranıldığını belirtmiştir.
13. Soma Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştır. Yapılan soruşturma sonucunda Belediye yetkilileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla kamu davası açılmıştır. Soma 1. Asliye Ceza Mahkemesi 8/4/2025 tarihinde sanıkların beraatine karar vermiştir. Karar, istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
E. Bireysel Başvuruya Konu Tam Yargı Davası Süreci
14. Başvurucu 21/1/2021 tarihinde Belediye aleyhine Manisa 1. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmıştır. Davanın konusu plan değişikliği sonrasında yan parsel sahibine verilen inşaat ruhsatı nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararlardır. Başvurucu, imar planı değişikliği yapılmasaydı bir yükleniciyle arsa payı karşılığı anlaşabileceğini, en azından bir daire elde edebileceğini, bu hakkının elinden alındığını, iptal kararlarına rağmen yapının yıkılmadığını ve mülkiyet hakkının kısıtlandığını belirterek maddi zararının tespit edilmesi için bilirkişi incelemesi ile 1.000 TL maddi (ileride miktar artırımı yapılacak şekilde), 10.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.
15. İdare Mahkemesi, başvurucunun "plan değişikliği yapılmamış olsa kat karşılığı anlaşma yaparak büyük bir daire sahibi olabileceği" şeklinde ifade ettiği muhtemel zarar dışında somut ve güncel bir zararını ortaya koyamadığından maddi tazminat isteminin reddine karar vermiştir. Mahkeme, manevi tazminat istemi yönünden başvurucunun mülkiyet hakkına isabet eden idari işlemler nedeniyle birçok dava açmak zorunda kaldığı (ve açılan davalarda verilen iptal kararlarının kesinleştiği), davalı idarenin hukuka aykırı olarak tesis ettiği işlemler nedeniyle başvurucunun ruhi/duygusal durumunu ağır biçimde zedelediği hususları dikkate alındığında başvurucuya manevi tazminat ödenmesi için gerekli hukuki koşulların oluştuğu kanaatine varmış; 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmesinin hakkaniyetli olacağı sonucuna ulaşmıştır. Karar, istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
16. Nihai karar başvurucu tarafından 27/11/2022 tarihinde öğrenilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili hukuk için bkz. (Sevda Ülger [1. B.], B. No: 2019/4821, 23/11/2021, § 31).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Anayasa Mahkemesinin 5/5/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
19. Başvurucu; gerek imar plan değişikliklerinin gerekse inşaat ruhsatının iptaline ilişkin mahkeme kararlarının gereğinin yerine getirilmediğini, idarenin yıkım işlemi yapması gerekirken yapmadığını, imar affı kapsamında verilen yapı kayıt belgesinin hukuka aykırı olduğunu, plan değişikliği sonrasında yan parsel sahibine verilen ruhsat nedeniyle uğradığı zararların tazmin edilmediğinden bahisle gerekçeli karar hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
20. Bakanlık görüşünde; inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği açıklanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
2. Değerlendirme
21. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özü, imar plan değişikliği sonrasında yan parsel sahibine inşaat ruhsatı verilmesi ve bu süreçte uğradığı zararların tazmin edilmemesidir. Başvurucunun tüm iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Mülkün Varlığı
24. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31). Somut olayda başvurucu adına tapuda kayıtlı olan taşınmazın mülk teşkil ettiği açıktır.
ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü
25. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
26. Anayasa'nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş, ikinci fıkrasında mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiş ve son fıkrasında ise devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
27. İmar planı hazırlama, inşaat ruhsatı ve yapı kullanım izin belgesi verilmesi kamu makamlarının kontrol ve düzenleme yetkisi kapsamındadır. Bu sebeple başvurunun mülkiyetin kullanımını düzenleme ve kontrole ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.
iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
28. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
29. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
(1) Kanunilik
30. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company [2. B.], B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
31. Olayda müdahalenin 3194 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine dayandığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu değerlendirilmiştir.
(2) Meşru Amaç
32. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda tahdit edilmesine imkân verdiğinden, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında kısıtlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda sınırlamaya bir sınır oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah [2. B.], B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar [1. B.], B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
33. İmar planlaması faaliyetleri şehircilik ilkeleri çerçevesinde düzenli kentleşmenin sağlanması, kamu hizmetlerinin etkin yürütülmesi ve toplum yararının korunması gibi kamu yararı amaçlarına dayanır. Bu kapsamda imar planı değişiklikleri ile taşınmazların yol, yeşil alan veya kamu hizmet alanı içinde bırakılması, kentsel planlamanın gereği olarak meşru kamu yararı amacı taşımaktadır.
(3) Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
34. Son olarak kamu makamlarınca mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ve bu amacın gerçekleştirilmesi için kullanılan araç arasında makul bir ölçülülük ilişkisi olup olmadığı değerlendirilmelidir.
35. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
36. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven [2. B.], B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).
37. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk [1. B.], B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 64; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).
38. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için mahkemelerin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren, davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
39. İmar planlarına uygun şekilde gerçekleştirilen parselasyon işlemleri sonrasında oluşan kadastral parsellerde yapılaşma koşullarının belirlenmesi, inşaat ruhsatı verilmesi ve yapı kullanma izin belgesi düzenlenmesi süreçlerinin düzenli ve planlı kentleşmenin sağlanması amacına yönelik olduğu gözetildiğinde, bu kapsamda tesis edilen idari işlemlerin kamu yararını gerçekleştirmeye elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini ileri sürdüğü iddialarının önemli bir kısmının, doğrudan imar planı değişikliğinin kendisinden ziyade yan parsel malikine yapılaşma imkânı tanınması ve bu durumun kendi taşınmazı bakımından yarattığı olumsuz sonuçlar üzerine kurulduğu görülmektedir.
40. Bu bağlamda başvurucu, özellikle yan parsel malikine verilen yapı ruhsatı ve sonrasında yürütülen yapılaşma süreci nedeniyle taşınmazının değer kaybettiğini ve planlama sürecinde eşitlik ve adalet ilkesinin zedelendiğini ileri sürmüştür. Ayrıca 7143 sayılı Kanun ile 3194 sayılı Kanun'a eklenen geçici 16. madde kapsamında getirilen yapı kayıt sistemi çerçevesinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılar bakımından belirli şartlar altında hukuki koruma sağlanmasının olayın bütününe etkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede başvurucunun, yan parseldeki yapılaşmaya hukuki koruma sağlanması sonucunda kendi taşınmazı bakımından oluştuğunu iddia ettiği değer kaybı ve kullanım kısıtlılığı üzerinden zarar iddiasını kurguladığı, uyuşmazlığın merkezine de idarenin genel imar uygulamalarından ziyade bu somut yapılaşma olgusunu yerleştirdiği görülmektedir.
41. Başvurucu, imar planı değişikliği sonrasında yan parsel malikine verilen yapı ruhsatı ile daha sonra yapı kayıt belgesi sürecinin işletilmesi nedeniyle taşınmazını ekonomik olarak değerlendiremediğini ileri sürerek maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmiştir. İdare Mahkemesi, başvurucunun maddi tazminat talebini özellikle kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılabileceğine ilişkin iddianın varsayıma dayandığı gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkeme, başvurucunun iddiasını esas itibarıyla yan parseldeki yapılaşma ve bu yapılaşmanın kendi taşınmazı üzerindeki etkileri üzerinden temellendirdiğini, ancak bu kapsamda ileri sürülen zararların somut verilerle ortaya konulamadığını değerlendirmiştir. Yargılama sürecinde başvurucunun delillerini sunma, karşı tarafın beyanlarına karşı görüş bildirme ve iddialarını ileri sürme imkânlarının kısıtlandığına dair bir bulgu bulunmamaktadır. Dosya kapsamı, yargılamanın bütünü ve gerekçeli karar birlikte değerlendirildiğinde İdare Mahkemesinin nitelendirmesinde açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası bulunduğu söylenemez. Bu itibarla başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında kurulması gereken adil dengenin bozulmadığı ve müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Hükmün Denetlenmesini Talep Etme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
43. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında hükmün denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'da güvence altına alınmış olmakla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerin, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılama süreçleri (hukuk yargısı ile idari yargı alanı) yönünden söz konusu hakka dair bir güvence içermediğini açıklamıştır. Anılan kararlarda medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklar yönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının dışında kaldığı belirtilmiş ve bu bağlamda anılan hakka dair bir ihlal iddiasının incelenebilmesi için yargılamanın ceza hukuku alanına ilişkin bulunmasının şart olduğu ifade edilmiştir (birçok karar arasından bkz. E.Ç. [1. B.], B. No: 2019/2490, 3/12/2020, § 38; Y.E. [1. B.], B. No: 2020/5373, 2/3/2023, §§ 19-25; Turgut Öztop [2. B.], B. No: 2016/6023, 10/10/2019, §§ 47-54).
44. Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde temyiz sınırına ilişkin kuralı hükmün denetlenmesini talep etme hakkına aykırı bulup iptal etmişse de bireysel başvuruda hükmün denetlenmesini talep etme hakkı -Anayasa'da güvence altına alınmış olmakla birlikte- Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollere göre medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılama süreçleri (hukuk yargısı ile idari yargı alanı) yönünden bir güvence içermemektedir. Nitekim yukarıda yer verilen kararlarda idari bir işlemin iptali için açılan ve istinaf kanun yolunda nihayete erdirilen yargılamada temyiz kanun yoluna gidilememesi şikâyet konusunu oluşturmuştur. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruya konu yargılama süreçlerinin suç ve cezalara ilişkin güvenceler kapsamında değerlendirilebilecek şekilde ceza yargılamasına veya bir suç isnadına ilişkin bulunmadığını belirterek başvuruların konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Ömer Şanlı [1. B.], B. No: 2015/7304, 22/1/2019, §§ 43, 46).
45. Yukarıda yer verilen kararlarda da ifade edildiği üzere hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin bireysel başvuruda -Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu protokollerde bu hakkın düzenlenmemiş olması nedeniyle- incelenmesi mümkün değildir.
46. Açıklanan gerekçelerle hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, ZEKİ ŞAHİN, B. No: 2022/105532, 05.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 353–360
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.