İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

KADİR KARAYEL (2022/103029)

  • Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı
  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş akdine son verilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıMeslek (atama, disiplin, OHAL hariç işten çıkarma)İhlalYeniden yargılama
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Masumiyet karinesi (Hukuk)İncelenmesine Yer Olmadığı—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

KADİR KARAYEL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/103029)

 

Karar Tarihi: 5/5/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Ali KOZAN

Başvurucu

:

Kadir KARAYEL (T.C. Kimlik No: 11167832762)

Vekili

:

Av. Mervan Eren GÜL

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş akdine son verilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvuruya konu olayların meydana geldiği süreçteki olağanüstü hal (OHAL) koşullarına, OHAL ilanına ve uygulanan tedbirlere ilişkin genel bilgiler için bkz. C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 10-18; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 10-18.

3. Diyarbakır Yenişehir Belediyesine (Belediye) hizmet veren özel bir şirkette 2015 yılında işe giren başvurucunun iş akdi 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı KHK) kapsamında 12/4/2017 tarihinde feshedilmiştir.

4. Başvurucunun açtığı işe iade istemli tespit davasında Diyarbakır 2. İş Mahkemesi (Mahkeme) ret kararı vermiştir. Kararda, başvurucu hakkında terör örgütü propagandası yapma suçundan kovuşturmanın ertelenmesine dair karar ile terör örgütü üyeliğinden devam eden soruşturmalar olduğu tespit edildikten sonra 667 sayılı KHK'ya dayanılarak iş akdinin feshedildiği vurgulanmıştır. Başvurucunun bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurusu da Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin (Daire) 8/5/2019 tarihli kararıyla kesin olmak üzere reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, kanun hükmünde kararnameler kapsamında başvurucunun millî güvenliği tehdit eden yapılar ile irtibatı ve iltisakı olabileceğinin değerlendirildiğinden hareketle iş akdinin feshinin alt işverenden istenildiği, alt işveren şirket açısından feshin zorunlu hâle geldiği ve bu durumun en azından geçerli bir sebep olarak sayılabileceği belirtilmiştir.

5. Başvurucunun aktarılan yargılama sürecine ilişkin yaptığı bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkının ihlal edildiğine karar vererek yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: "667 sayılı KHK'nın 4. maddesinde belirtilen örgüt, yapı, oluşum veya gruplara üye olunması ya da bunlara mensubiyetin veya iltisakın yahut irtibatın bulunması geçerli bir fesih sebebi olarak öngörülmüştür. Ancak bu düzenleme sözü edilen yapılarla irtibatının bulunduğu gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen bir işçinin açtığı işe iade davasında derece mahkemelerinin geçerli fesih sebebi olarak gösterilen olguyu, diğer bir ifadeyle işçinin kuralda belirtilen yapılarla irtibatının bulunup bulunmadığını iş hukuku kurallarını da gözeterek araştırma ve ortaya koyma yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır... Yargı makamları yargısal fonksiyonun esasını oluşturan uyuşmazlığın içinde yer alan maddi ve hukuki sorunların bütünüyle ele alınması ve karara bağlanması işlevini yerine getirmemişler, gerçek anlamda bir yargısal faaliyet icra etmemişlerdir. Bu durumda başvurucunun mahkeme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır." (Menduh Temiz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/33165, 8/6/2021, §§ 44-45).

6. Anılan ihlal kararı doğrultusunda yeniden yapılan yargılama sürecinde Mahkemenin kurumlar üzerinden yaptığı araştırmada başvurucu hakkında PKK/KCK terör örgütü adına eylem ve faaliyette bulunmak suçundan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açıldığı, başvurucunun adli sicil ve arşiv kaydının bulunmadığı, terör suçundan yürütülen iki soruşturmadan birinin hâlen derdest olduğu, diğerinin kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandığı tespit edilmiştir. Mahkeme bu tespitleri hatırlattıktan sonra işçi ile işveren arasındaki güvenin bozulduğunun kabulü gerektiği yönündeki gerekçeyle davanın reddine karar vermiştir.

7. Başvurucunun karara karşı yaptığı istinaf kanun yolu başvurusunu Daire 30/9/2022 tarihinde kesin olmak üzere reddetmiştir. Kararda, başvurucunun üzerine atılı terör örgütü adına eylem ve faaliyette bulunmak suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmişse de suç tarihinin 17/3/2017 olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda fesih tarihinden önce başvurucu hakkında adli işlem ve soruşturma olması gözetildiğinde işveren açısından yeterli şüphenin bulunduğu ve fesih tarihi itibarıyla şüphe feshi şartlarının oluştuğu kabul edilmiştir.

8. Başvurucu, nihai kararı 10/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 29/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

9. Başvurucu; kendisine yöneltilmiş bir suçlama ve idari soruşturma olmaksızın kanun hükmünde kararname hükümleri gözetilerek iş akdinin feshedildiğini, bu hükümler gerekçe gösterilerek terör örgütüyle irtibat ve iltisakına dair yeterli araştırma yapılmadan ve hakkındaki soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlandığı gözetilmeden davasının reddedildiğini belirtmiştir. Sonuç olarak terör örgütü üyeliği ile itham edildiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına işten çıkarma sebebi olarak "OHAL/KHK" şeklinde şerh düşüldüğünü, kamuda ve özel sektörde iş bulma imkânının bu şekilde zorlaştırıldığını ifade etmiştir. Ayrıca işsiz biri olarak yaşamaya mahkûm edildiğini, örgüt üyesi gibi gösterilerek iş akdinin sonlandırılmasının mesleki ve sosyal saygınlığı üzerinde ciddi sonuçlara yol açtığını vurgulayarak özel hayata saygı hakkının, adil yargılanma hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, mevcut başvuruda başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Bununla birlikte yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

11. Anayasa Mahkemesi birçok kararında özel hayata saygı hakkının kapsamına ilişkin değerlendirmede bulunarak kişilerin mesleki hayatlarının da özel hayatlarıyla sıkı bir ilişki içinde olduğunu sıklıkla vurgulamıştır. Bu bağlamda özel hayata dair unsurlar gerekçe gösterilerek mesleğe müdahale edilmesinin uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi için yeterli olduğunu, diğer yandan özel hayata ilişkin bir nedene dayanmayan mesleki hayata dair müdahalelerin ise doğrudan doğruya özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirmesinin mümkün olmadığını kabul etmiştir. Bu durumda müdahalenin kişinin özel hayatına yönelik ciddi olumsuz etki ve sonuçlarının bulunduğu veya bulunma ihtimali olduğu ortaya konulmalıdır (K.Ş. [2. B.], B. No: 2013/1614, 3/4/2014, §§ 31-38; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Namet Sevinç [1. B.], B. No: 2015/9155, 10/1/2019, §§ 19-21, 31-35; C.A. (3), §§ 90-94; Ayşe Ortak [GK], B. No: 2018/25011, 6/1/2022, §§ 56-59).

12. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun silahlı terör örgütüyle bağlantılı gösterilerek iş akdinin feshedilmesinin ve SGK kayıtlarına bu hususun şerh edilmesinin kişisel, sosyal ve mesleki ilişkileri üzerinde ciddi olumsuz etkilerinin olacağı öngörülebilir bir durumdur. Başvurucunun da bu yönde açık bir şikâyeti bulunduğu da gözetildiğinde başvuru, özel hayata saygı hakkı yönünden uygulanabilir bulunmuş ve bu kapsamda incelenmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. M.A. [1. B.], B. No: 2021/6757, 29/4/2025, § 25; C.A. (3), §§ 97-101; Ayla Demir İşat, §§ 106-110).

13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

14. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde alınan tedbirleri konu edinen somut başvuruda Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi dikkate alınacaktır (Mustafa Önal [2. B.], B. No: 2018/9808, 9/2/2023, § 14). Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme müdahalenin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı, anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunup dokunmadığı, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği ve durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespitiyle sınırlı olacaktır (Ayla Demir İşat, § 146).

15. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Ayrıca başvuru konusu olaydaki tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırı olduğu da saptanmamıştır (Ayla Demir İşat, §§ 147, 148). Uyuşmazlığın Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi için ise öncelikle keyfî olmaması gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken elbette ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 349).

16. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi birçok kararında işçi ve işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak alınacak tedbirler bakımından basit bir şüphenin yeterli olmayacağını vurgulamıştır. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenmese de Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere (benzer yönde Yargıtay kararları için bkz. C.A. (3), §§ 46-56; Ayla Demir İşat, §§ 52-62) şüphenin işçinin kişiliğinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Aksi hâlde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı bir şekilde keyfî uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir (C.A. (3), § 125; Delil Metin [2. B.], B. No: 2019/1419, 18/1/2023, § 32; Mehmet Arif Yazıkoz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/336, 10/7/2024, §§ 22, 23).

17. Öte yandan 667 sayılı KHK dayanak alınarak uygulanan somut tedbirin başvurucu üzerinde doğuracağı etki de gözönüne alındığında özellikle yargılama sürecinde devletten beklenen yükümlülüklerin OHAL koşullarında da yerine getirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Bu anlamda terör örgütleriyle irtibatı ya da iltisakı olduğu konusunda çalışandan duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna ilişkin ikna edici gerekçeler ortaya konulmaması hâlinde alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında da söz konusu yükümlülüklere uygun olmadığı değerlendirilebilecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ayla Demir İşat, § 161; Mehmet Selim Öcek ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/263, 8/6/2023, § 19; Mehmet Arif Yazıkoz ve diğerleri, § 24).

18. Anayasa Mahkemesi şüphe feshine ilişkin verdiği birçok kararda işçinin ifa ettiği görevin niteliği de dikkate alınmak suretiyle işçi ve işveren arasındaki güvenin bozulmasına ilişkin değerlendirmenin ciddi, güçlü ve objektif nedenlere dayandığına ilişkin bireyselleştirilmiş ikna edici gerekçeleri içermesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda şüpheye neden olan durum ile işçi arasında kişisel bağlantının yargılamayı yapan mahkemelerce yeterli gerekçe gösterme yükümlülüğü çerçevesinde hareket edilerek ortaya konulması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi başvurucudan duyulan şüphenin bu kapsamda irtibat veya iltisakın, delillerin ve somut olayların tartışılması suretiyle yeterli gerekçeyle ortaya konulmadığını tespit ettiği başvurularda özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu çerçevede somut olay ve olgular tartışılmaksızın sadece başvurucu hakkında beraat, kovuşturmaya yer olmadığına, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olmasına, devam eden bir ceza soruşturmasına/kovuşturmasına ya da fesihten çok önceki bir mahkûmiyet kararına dayanılmasını yeterli bir gerekçe olarak kabul etmemiştir (beraat kararı yönünden bkz. Aydın Keser ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/37773, 20/6/2023, §§ 8-23; kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar yönünden bkz. Mehmet Çağrı Özaltın [2. B.], B. No: 2019/37417, 5/10/2023, §§ 12-20; devam eden soruşturma ve/veya kovuşturma yönünden bkz. F.G. [2. B.], B. No: 2019/14893, 20/9/2023, §§ 12-27; Sadullah Alphan [1. B.], B. No: 2022/42513, 20/3/2024, §§ 9-26; geçmiş tarihli mahkûmiyet kararı yönünden bkz. Nuri Balca [2. B.], B. No: 2019/13732, 6/9/2023, §§ 8-23; Abdulhaluk Yavi [1. B.], B. No: 2019/17695, 6/3/2024, §§ 17-31).

19. Başvuru konusu olayda Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen (bkz. § 5) ihlal kararına uyan Mahkeme yeniden yargılama yaparak davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme fesih tarihi itibarıyla başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürütülmesine dayanmıştır. Ancak anılan soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandığı sabittir. Ceza soruşturmasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin başvurucunun sözleşmesinin feshine olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki ilgili mevzuata göre bir kişi hakkında soruşturma yahut kovuşturma açılması da mutlak bir şekilde işten çıkarma sebebi sayılmamaktadır (benzer yönde değerlendirme için bkz. İsmail Aydemir [2. B.], B. No: 2020/23889, 22/5/2024, §§ 21, 23).

20. Eldeki olayda sonuç olarak yargı makamlarının başvurucu hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığına dair karara atıfla yetindiği, soruşturmaya sebep olan olay ve olgular ile elde edilen deliller değerlendirilmek suretiyle başvurucudan duyulan şüphenin fesih işlemini gerektirecek ciddiyette olduğunun -başvurucunun ifa ettiği görevi ve sicili de gözetilmek suretiyle- ortaya konulmadığı anlaşılmıştır.   Bu nedenle yukarıda anılan kararlarda yapılan değerlendirme ve sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı, terör örgütleri ile irtibatı ya da iltisakı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna ilişkin kişiselleştirilmiş ikna edici gerekçeler ortaya konulmadan alınan tedbirin söz konusu yükümlülüklere uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucu hakkında alınan ve Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına etki eden tedbirin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığı sonucuna varılmıştır (ayrıca gerekçeli karar hakkı yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. Nasri Aydın [1. B.], B. No: 2021/63276, 9/12/2025; Mehmet Kurtoğlu [2. B.], B. No: 2020/26080, 5/6/2024).

21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

22. Başvurucu, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olmasının gözetilmemesi ve suçlu olduğu algısı yaratacak şekilde dil kullanılması nedeniyle masumiyet karinesinin de ihlal edildiğini ileri sürmüşse de özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılarak yeniden yargılama öngörüldüğünden bu iddia yönünden inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

III. GİDERİM

23. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

24. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

25. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,

D. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 2. İş Mahkemesine (E.2021/637, K.2022/100) GÖNDERİLMESİNE,

E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/5/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY

Başvurucu, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesi ile iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Başvurucunun iş sözleşmesi 667 sayılı KHK kapsamında feshedilmiştir. 667 sayılı KHK’nın 4. maddesinde terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen bir Bakanlığa bağlı, ilgili veya ilişkili olmayan diğer kurumlarda her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dahil) istihdam edilen personelin, birim amirinin teklifi üzerine atamaya yetkili amirin onayıyla kamu görevinden çıkarılacağı belirtilmiş, yine aynı düzenlemede görevine son verilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceği, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyeceği, görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılacağı ve bu görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanacağı belirtilmiştir. Söz konusu düzenleme uyarınca Diyarbakır Yenişehir Belediyesi, taşeron olarak çalışan başvurucunun iş sözleşmesini terör örgütü üyeliğinden devam eden soruşturmaları olması ve terör örgütü propagandası yapma suçundan kovuşturmanın ertelenmesi kararı bulunması nedeniyle feshetmiştir.

Anayasa Mahkemesi tarafından aynı ya da benzer konulara ilişkin daha önce karara bağlanan bireysel başvurular mevcut olup, (2. Bölüm, 2021/62669, Karar Tarihi: 24/10/2024), (2. Bölüm, 2021/6590, Karar Tarihi; 29/7/2025), (2. Bölüm, 2020/39352, Karar Tarihi: 30/4/2025) söz konusu kararlara karşı yazdığımız karşıoy gerekçeleri işbu başvuru açısından da geçerlidir.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye
Ömer ÇINAR

​

​

​

AYM, KADİR KARAYEL, B. No: 2022/103029, 05.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 341–347

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.