İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

ABDULHAMİT KARA VE DİĞERLERİ (2021/7796)

  • Mülkiyet hakkı
  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Mülkiyet hakkıKamulaştırma bedeli, kamu yararıKişi Bakımından Yetkisizlik—
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk)Başvuru Yollarının Tüketilmemesi—
Mülkiyet hakkıKamulaştırma bedeli, kamu yararıİhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ABDULHAMİT KARA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/7796)

 

Karar Tarihi: 22/4/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Nur Hilal MERMER

Başvurucular

:

1. Abdulhamit KARA

2. Ali BABAT

3. Kamuran KARA

4. Ömer CAN

5. Tayyar BENEK

Vekili

:

Av. Şeyma ÜRPER

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu Ömer Can Şırnak'ın Uludere ilçesi Hilal beldesinin 486 ada 1 numaralı parselinde bulunan ve tarla niteliğinde olan 20.239,58 m² yüz ölçümlü taşınmazın malikidir.

3. Söz konusu taşınmazın Bakanlar Kurulunun 31/1/2011 tarihli kararıyla Şırnak Baraj Suları Projesi kapsamında acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından Uludere Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) acele kamulaştırma kararı nedeniyle dava açılmış, kamulaştırma bedeli bilirkişi raporuyla 18.209,94 TL olarak tespit edilmiştir. Taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması üzerine DSİ tarafından başvurucu Ömer Can aleyhine taşınmazın 4.486,17 m²lik kısmının kamulaştırılması, 8.237,80 m²lik kısmında ise irtifak hakkı kurulması nedeniyle kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası açılmıştır.

4. Mahkemece 16/2/2013 tarihinde yapılan keşif sonucu alınan raporda kamulaştırma bedeli ve irtifak hakkı bedeli toplam 108.898,41 TL olarak hesaplanmıştır. Raporda; taşınmazın sulu tarla vasfında olduğu, taşınmazda irtifak hakkı tesis edilmesi istenen alan ile kamulaştırılmak istenen alanın tamamının baraj göl alanının içinde kaldığı, taşınmaz üzerinde hâlihazırda tarımsal faaliyet yapılamadığı açıklanmış ancak taşınmazın konumu ve yerleşim birimlerine mesafesi dikkate alındığında değerinin %20 oranında artacağı yönünde görüş belirtilmiştir. Öte yandan DSİ tarafından proje kapsamında yapılan su şişirme bentlerinin su toplama havzasında taşınmazın kamulaştırmadan arta kalan kısmında herhangi bir değer düşüklüğüne sebep olmayacağı ifade edilmiştir. Mahkemece bilirkişi raporu değerlendirilmiş ve fen bilirkişi tarafından hazırlanan gözlem raporunda taşınmazın tamamen sular altında kaldığı belirtilmesine karşın nihai raporda taşınmazın kısmen sular altında kaldığı yönünde görüş bildirilmesi dolayısıyla taşınmazda yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.

5. Bu kez 15/4/2013 tarihinde yapılan keşif sırasında düzenlenen zabıtta; Mahkeme gözleminin taşınmazın sulu tarım arazisi niteliğinde olduğu, bir kısmının su altında kaldığı, geri kalan kısımda herhangi bir ağaç veya ekili bir ürün olmadığı, arazinin üç tarafının suyla kaplı olduğu, arazinin bir tarafının ise dağa sınır olduğu, dağın mayınla kaplı olduğunun söylendiği, bu hâliyle suların yükselmesiyle araziye ulaşmanın mümkün görünmediği şeklinde olduğu ifade edilmiştir.

6. Keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunda ise taşınmazın kısmen baraj suları altında kaldığı, büyük bir kısmının su altında olmadığı, üzerine baraj yapılması nedeniyle çevresindeki derenin su tuttuğu, bu sebeple kuzeydoğu, doğu, güney ve güneybatısı ile dağlık olan kuzeybatı kesiminden taşınmaza erişme imkânı bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca taşınmazın kullanım ve imar durumu dikkate alındığında tarım arazisi vasfında olduğu ifade edilmiş, taşınmaz üzerinde tarımsal faaliyet yapılmadığı açıklanmıştır. Taşınmazın tarımsal niteliği, toprak yapısı, vasfı ve kullanım şekli dikkate alındığında kapitalizasyon faiz oranı %5 olarak belirlenmiş; buğday, buğday samanı ve karışık sebzelik münavebesi dikkate alınarak kamulaştırma bedelinin tespit edildiği de dile getirilmiştir. Taşınmazın konumu ve yerleşim birimlerine yakınlığı dikkate alındığında taşınmazda meydana gelen objektif değer artışı oranı %20 olarak saptanmıştır. Öte yandan taşınmazın kamulaştırma alanının dışında kalan kısmında taşınmaza ulaşılan yolun tamamen yapılan baraj nedeniyle suyun altında kaldığı, taşınmaza ulaşmanın zor olduğu, bu kapsamda kamulaştırılacak alan ve irtifak hakkı alanı dışında kalan kısımda %75 oranında değer kaybı olacağı da vurgulanmıştır. Sonuç olarak kamulaştırılacak alanın bedeli, irtifak hakkı bedeli ve kamulaştırma ve irtifak hakkı dışında kalan alandaki değer kaybı oranı olmak üzere toplam kamulaştırma bedeli 156.327,16 TL olarak tespit edilmiştir.

7. Mahkeme, bilirkişi raporunda dava konusu taşınmaza %20 oranında objektif değer artışı uygulanmasını doğru bulmamış ve dava konusu taşınmazın merkezi konumlara yakın olmasından hareketle bu oran uygulanmış ise de taşınmaza ulaşmak için epey bir yaya yolunun katedilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu kapsamda %20 oranında belirlenen objektif değer artışı hariç olmak üzere kamulaştırma bedeli Mahkemece 130.171,42 TL olarak belirlenmiş, bu değer üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir.

8. DSİ tarafından temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince (Daire) kararın bozulması yönünde karar verilmiş; bozma kararında dava konusu taşınmazın kamulaştırılmadan önceki konumu ile kamulaştırma sonrası konumu arasındaki uyumsuzluğun yani üç tarafının dere, bir tarafının da dağa cepheli olmasının yapılan kamulaştırma işlemi ile herhangi bir değişikliğe uğramadığı gözetildiğinde ulaşımda zorluk oluştuğundan bahisle kamulaştırmadan arta kalan kısımdaki değer kaybının en fazla %10 olacağı düşünülmeden fazla kabulü ile karar verilmesinin doğru görülmediği ifade edilmiştir.

9. Mahkeme bozma kararı doğrultusunda ek bilirkişi raporu aldırılmasına karar vermiştir. Bu kapsamda alınan raporda; dava konusu taşınmazın kamulaştırma alanının dışında kalan kısmında taşınmaza ulaşılan yolun tamamen baraj suyu altında kaldığı, taşınmaza ulaşmanın zor olduğu, kamulaştırılacak alan haricindeki kısımda ulaşım nedeniyle tarımsal faaliyet yapmanın zorlaştığı belirtilerek dava konusu taşınmaza ulaşamamaktan kaynaklanan değer düşüklüğünün %10 olacağı kabul edilmiştir. Ayrıca DSİ lehine oluşan daimi irtifak hattı alanının taşınmazda biçimsiz arazi şekilleri oluşmasına sebep olduğu, taşınmazda eskisine göre daha fazla sınır boyunun oluşması nedeniyle makine ile ekilemeyen ve hasat edilemeyen alanların kaldığı, bu alanların barajda yağışlar nedeniyle meydana gelebilecek fazla su tutulmasından ilk etkilenecek alanlar olduğu açıklanmıştır. Öte yandan taşınmaz üzerinde irtifak hakkı tesis edilmesi durumunda fıstık ağaçlarının gelişimine ve verimine engel teşkil etmeyeceği belirtilerek fıstık ağaçlarının arazi değer tespitine alınmadığı ifade edilmiştir. Sonuç olarak kamulaştırma bedeli 81.222,26 TL olarak hesaplanmıştır.

10. Mahkeme; bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne, kamulaştırma bedelinin 81.222,26 TL olarak tespitine, dava konusu taşınmazın 4.486,17 m²lik kısmının tapu kaydının iptali ile DSİ lehine baraj olarak tapudan terkinine, 8.237,80 m²lik kısmında ise DSİ lehine irtifak hakkı tesisine karar vermiştir. Taraflarca yapılan temyiz başvuruları Daire tarafından reddedilmiş ve karar onanarak kesinleşmiştir.

11. Başvurucular, nihai kararı 15/1/2021 tarihinde öğrendikten sonra 15/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

13. Başvurucular, Daire tarafından Mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporundaki somut tespitlere yönelik herhangi bir eleştiri getirmeksizin ve soyut olarak objektif değer artışının %10 olarak sınırlandırılmasının kamulaştırmada gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olduğunu, taşınmazın büyük bir bölümünün baraj suyunun içinde kaldığını, taşınmaza ulaşabilme olanağı kalmadığını, taşınmazda irtifak hakkı kurulmak yerine taşınmazın tamamının kamulaştırılması gerektiğini, taşınmaz için belirlenen %5 oranındaki kapitalizasyon faizinin yüksek olup %4 olarak belirlenmesi gerektiğini işaret ederek mülkiyet hakkının, adil yargılanma hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvuruya konu davaya ilişkin olarak DSİ'den temin edilen bilgi ve belgelerin, Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Öte yandan DSİ Genel Müdürlüğü 10. Bölge Müdürlüğü Hukuk İşleri Müdürlüğü tarafından Bakanlığa gönderilen yazıda dava konusu taşınmazın başvurucu Ömer Can'a ait olduğu, diğer başvuruculara ait taşınmazın ise aynı bölgede yer alan 491 ada 1 parsel numaralı olduğu, belirtilen taşınmaza ilişkin açılan kamulaştırma bedel tespiti ve tescili davasının Mahkemenin başka bir esasına kayıtlı olarak yürütüldüğü, Mahkemece verilen kararın 2013 yılında Daire tarafından onanarak kesinleştiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

A.   Başvurucular Abdulhamit Kara, Kamuran Kara, Tayyar Benek ve Ali Babat Yönünden

15. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesine göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması için başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamusal eylem veya işlemden başvurucunun kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması gerekir (Onur Doğanay [2. B.], B. No: 2013/1977, 9/1/2014, §§ 42-45).

16. Başvuruya konu kamulaştırma bedel tespiti ve tescil talepli davanın DSİ tarafından yalnızca başvurucu Ömer Can aleyhine açıldığı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden yapılan sorgulama neticesinde de anılan taşınmazın tek malikinin başvurucu Ömer Can olduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda diğer başvurucuların işbu başvuruya konu davayla bir ilgileri olmadığı, dolayısıyla söz konusu davada taraf olmayan başvurucuların ihlale neden olduğunu ileri sürdükleri davada güncel ve kişisel bir haklarının etkilenmediği ve mağdur sıfatlarının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan Bakanlık görüş yazısının ekinde sunulan DSİ Genel Müdürlüğü 10. Bölge Müdürlüğü Hukuk İşleri Müdürlüğüne ait yazıda da adı geçen başvurucuların dava konusu taşınmazla aynı bölgede yer alan bir başka parselin maliki oldukları ve o parsele ilişkin ayrı bir davanın bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 14).

17. Açıklanan gerekçelerle Abdulhamit Kara, Kamuran Kara, Tayyar Benek ve Ali Babat yönünden başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucu Ömer Can Yönünden

1. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

18. Başvurucunun ihlal iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

20. Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013), Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511, 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964, 23/2/2017), Cevat Aydın ([2. B.], B. No: 2014/13886, 4/10/2017) ve Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814, 16/11/2021) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda, taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle kamulaştırılan taşınmazın bedelinin tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin kamulaştırma bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret olduğunu vurgulamıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesine göre gerçek değerin kamulaştırma bedeli olarak ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında taşınmazın gerçek bedelinin ödenmediği durumlarda somut olayın şartları da gözetilerek müdahalenin orantılı olmadığı sonucuna ulaşılabilir.

21. İdari irtifak kurulmak suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle idari irtifak kurulmak suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerek kamulaştırmada gerekse idari irtifak kurulmasında taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği ifade edilmiştir. İdari irtifak kurulan hâllerde gerçek karşılık, idari irtifak kurulması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalmayı karşılayan tutardır. Bu itibarla idari irtifak kurulması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalmayı karşılayacak düzeyde bir tazminatın ödenmediği durumlarda somut olayın koşulları da gözetilerek müdahalenin orantılı olmadığı sonucuna ulaşılabilir (Saadet Esin [2. B.], B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35).

22. Bilirkişi, uyuşmazlığın çözümünü etkileyen ve hâkimin hukuki bilgisiyle aydınlatılamayan bilimsel ve teknik meseleleri açıklığa kavuşturmak, bu tür meselelerde mahkemeyi bilgilendirmek amacıyla görüşüne başvurulan uzman kişi olup bilirkişi görüşünün mahkemeyi bağlamayacağı muhakkaktır. Bilirkişi raporu, hâkimin uyuşmazlığı çözerken dikkate alacağı takdirî bir delilden ibarettir. Hâkim; bilirkişi görüşünü içeren raporun yeterliliğini, raporda açıklanan görüş ve kanaatin itibar edilebilirliğini, dayandığı olguları gözönünde bulundurarak hükme esas alınıp alınmayacağını serbestçe değerlendirir ve takdir eder. Bu bağlamda hâkim, bilimsel ve teknik bakımdan yetersiz ve çelişkili bulduğu bilirkişi raporlarını hükme esas almak zorunda değildir. Bu durum, karar verme ve hüküm kurma yetkisinin hâkime ait olmasının doğal bir sonucudur. Aksi takdirde şekil olarak hükmü kuran hâkim olsa da gerçekte hüküm bilirkişi tarafından verilmiş olur ki bu durum yargı yetkisinin devri anlamına gelir (Saadet Esin, § 46).

23. Bununla birlikte bilirkişinin bilimsel veya teknik uzmanlık gerektiren ve objektif olarak bakıldığında mahkemenin vâkıf olmadığı meselelerde görüş beyan ettiği dikkate alındığında mahkemenin bilirkişi raporunu yetersiz görmesi durumunda bunun gerekçesini ortaya koyması gerekir. Mahkemenin gerekçesini açıklamadan bilirkişi raporunu hükme esas alınamaz bulması, raporun lehine olduğu kişi açısından yargılama adaletini olumsuz yönde etkileyebileceği gibi kamulaştırma veya idari irtifak bedelinin tespit edildiği davalarda taşınmazın gerçek bedelinin veya taşınmazda meydana gelen değer kaybının gerçek miktarının tespit edilmesini de engelleyebilir (Saadet Esin, § 47).

24. Başvurucunun şikâyetlerinden biri kamulaştırma bedelinin tespitinde kapitalizasyon faizinin %4 yerine %5 olarak kabul edilmesidir. Kapitalizasyon faizi taşınmazın bedelinin belirlenmesinde hesaba katılan bir unsur olup yıllık net gelir ile gerçek satış bedeli arasındaki oranı ifade etmektedir. Başvuru formu incelendiğinde başvurucunun dağlık bir bölge ve arazinin kıt olduğu dikkate alınarak kapitalizasyon faizinin %4 olarak kabul edilmesinin hakkaniyete uygun olacağını beyan ettiği ancak başka herhangi bir açıklamada bulunmadığı tespit edilmiştir. Öte yandan başvurucu dava konusu taşınmaza emsal taşınmazların incelenmediğini ifade etmişse de emsal taşınmazlara yönelik somut bir veri de sunmadığı görülmüştür. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki inceleme yetkisinin sınırları ve niteliği gözetildiğinde kapitalizasyon faiz oranının yüksek belirlendiği iddiasına yönelik daha öte bir inceleme yapılmasına yetecek verileri başvurucunun ortaya koyamadığı anlaşılmıştır.

25. Başvurucunun bir diğer şikâyeti ise taşınmazın kamulaştırmadan arta kalan kısmında meydana gelen değer kaybının %10 olarak belirlenmesine yöneliktir. Başvuruya konu davada kamulaştırmadan arta kalan kısımda meydana gelen değer kaybı bozma öncesi %75 olarak tespit edilmiş ancak bozma kararı sonrasında bu değer %10 olarak kabul edilmiştir. Bu durumun belirlenecek kamulaştırma bedelinin tutarında önemli derecede azalmaya sebebiyet verdiği açıktır. Bu hususun çözümüne yönelik olarak keşif zaptının, keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunun -bozma öncesi alınan- ve nihai olarak bozma kararının karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve değerlendirilmesi önemlidir.

26. Bozma kararı öncesi yapılan keşif sırasında düzenlenen zabıtta; Mahkemenin dava konusu taşınmazın üç tarafının suyla kaplı olduğu, bir tarafının ise dağa sınır olduğu, suların yükselmesi ile taşınmaza ulaşımın mümkün olmadığı yönündeki gözlemine yer verilmiştir (bkz. § 5). Söz konusu keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunda da taşınmaza ulaşılan yolun yapılan baraj nedeniyle tamamen suyun altında kaldığı, taşınmaza ulaşmanın ve taşınmazda tarımsal faaliyet yürütmenin zor olduğu ifade edilmiş; bu çerçevede taşınmazda kamulaştırmadan arta kalan kısımda meydana gelen değer kaybının %75 oranında olacağı açıklanmıştır (bkz. § 6). Buna karşılık Dairenin bozma kararında dava konusu taşınmazın kamulaştırılmadan önceki konumu ile kamulaştırma sonrası konumu arasındaki uyumsuzluğun yani üç tarafının dere, bir tarafının da dağa cepheli olmasının yapılan kamulaştırma işlemi ile herhangi bir değişikliğe uğramadığı, kamulaştırmadan arta kalan kısımda değer kaybının en fazla %10 olacağı belirtilmiştir (bkz. § 8). Sonuç itibarıyla Mahkemenin gözlemine ve bilirkişi raporuna bakıldığında taşınmaza ulaşılan yolun yapılan baraj nedeniyle tamamen suyun altında kaldığının ifade edildiği görülürken bozma kararında taşınmaza ulaşmakta kamulaştırma öncesi ve sonrası arasında bir fark oluşmadığının belirtildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla bozma kararındaki tespit ile keşif zaptı ve bilirkişi raporundaki tespitlerin birbiriyle çelişkili olduğu değerlendirilmiş ve yargılama makamlarınca çelişkinin giderilmesi noktasında ilgili ve yeterli bir açıklamaya yer verilmediği gözlemlenmiştir.

27. Son olarak başvurucu taşınmazda irtifak hakkı kurulması yerine taşınmazın tamamının kamulaştırılması gerektiğini iddia etmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun taşınmazın değerini etkileyen tüm nitelik ve unsurlar kısmında taşınmaz üzerinde irtifak hakkı tesis edilmesi durumunun fıstık ağaçlarının gelişimine ve verimine engel teşkil etmeyeceği yönünde görüş belirtilirken raporun değerlendirme tarihindeki mevki ve şartlara göre olduğu gibi kullanılması hâlinde taşınmazın getireceği net gelir ve değer hesabı kısmında DSİ lehine oluşan daimi irtifak hattı alanının taşınmazda biçimsiz arazi şekilleri oluşmasına sebebiyet verdiği, taşınmazda eskisine göre daha fazla sınır boyunun oluşması nedeniyle makine ile ekilemeyen ve hasat edilemeyen alanların kaldığı, bu alanların barajda yağışlar nedeniyle meydana gelebilecek fazla su tutulmasından ilk etkilenecek alanlar olduğu yönünde görüş bildirilmiştir (bkz. § 9). Raporda bir yandan tarımsal faaliyete konu olabilecek bir üründen bahsedilirken diğer yandan irtifak hakkı tesis edilen alanın dışında kalan alanda tarımsal faaliyet yürütülmesinin güçlüğünden bahsedilmekle iki görüşün birbiriyle çeliştiği görülmüştür. Bu durum dava konusu taşınmazda irtifak hakkı tesisiyle taşınmazın niteliğine uygun olarak kullanılıp kullanılamayacağı hususunda belirsizlik yaratmakta olup bu belirsizliğin giderilmesi bakımından kararlarda ilgili ve yeterli gerekçeye yer verilmediği değerlendirilmiştir.

28. Netice itibarıyla yargısal sürecin bütününe bakıldığında mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği, başvurucunun bu güvencelerden yararlandırılmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesi çerçevesinde ve Anayasa'nın 13. ile 35. maddeleri kapsamında mülkiyet hakkının korunması gerekliliği ile müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

31. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

32. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 50.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

33. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

34. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

35. Mülkiyet hakkı yönünden ihlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucular Abdulhamit Kara, Kamuran Kara, Tayyar Benek ve Ali Babat yönünden başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 1. Başvurucu Ömer Can yönünden makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

 2.    Başvurucu Ömer Can yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Uludere Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/182, K.2018/38) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucu Ömer Can'a ÖDENMESİNE, diğer başvurucuların yaptıkları yargılama giderlerinin üzerilerinde BIRAKILMASINA,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, ABDULHAMİT KARA VE DİĞERLERİ, B. No: 2021/7796, 22.04.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 07, sayfa 519–526

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.