Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
İBRAHİM METE (2021/7321)
- Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, terör olayları sonucunda manevi zarara uğrandığından bahisle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | Fiziksel ve ruhsal bütünlük (şiddet, kazalar vs) | İhlal | Yeniden yargılama |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
İBRAHİM METE BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/7321) |
|
|
|
Karar Tarihi: 6/5/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Sinan ARMAĞAN |
|
Başvurucu |
: |
İbrahim METE |
|
Vekili |
: |
Av. Arzu PAMUKÇU YÖRDEM |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, terör olayları sonucunda manevi zarara uğrandığından bahisle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Türkiye, 2015 yılı Haziran ayından itibaren yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu kapsamda kısa adı PKK olan Kürdistan İşçi Partisi terör örgütü tarafından Şırnak'ın merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak, bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış; teröristlerle çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında yaklaşık iki yüz güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir (Figen Yüksekdağ Şenoğlu [2. B.], B. No: 2016/25187, 4/4/2018, § 18; Murat Beydili [GK], B. No: 2019/14642, 17/6/2021, § 12).
3. Olayların yaşandığı dönemde Diyarbakır'ın Sur ilçesinde ikamet etmekte olan başvurucu, yaşanan terör olayları nedeniyle manevi zarara uğradığından bahisle tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; terör saldırıları nedeniyle eşyalarını dahi alamadan ikamet ettiği evi ailesiyle birlikte terk ederek başkalarının evine sığınmak zorunda kaldıklarını, bu durumlar nedeniyle ağır üzüntü yaşadığını, psikiyatri kliniğinde tedavi gördüğünü, hamile olan eşinin ise düşük yaptığını belirtmiştir. Olaylar esnasında ağır silahlarla evlerine ateş edildiğini vurgulayan başvurucu; çocuklarının da bu durumdan etkilendiğini, okullarının kapandığını, diğer okulların da çocuklarını kabul etmediklerini, bu nedenle 2015 yılında okula gidemediklerini, ancak 2016 yılında başka bir semtteki okula başlayabildiklerini fakat bu okulda adaptasyon sorunu yaşadıklarını, eğitim başarılarının düştüğünü dile getirmiştir.
4. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 24/4/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde özetle başvurucu tarafından manevi tazminat talebine konu edilen zararların terör eylemleri sonucu oluşmuş zararlar olmadığı, bunların terör olaylarının artması nedeniyle ilan edilen sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde eşyaların dahi tahliye edilemeden uzun yıllardır bulunulan yerden ayrılmak zorunda kalınması ve bu süreçte yaşanılan psikolojik rahatsızlıklar gibi hususlara ilişkin olduğu belirtilmiştir. Somut olayda idari faaliyet ile başvurucunun zararı arasında illiyet bağının var olduğu, bu nedenle başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü zararların tazmininde sosyal risk ilkesinin uygulanmasına olanak bulunmadığı ifade edilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun ileri sürdüğü manevi zararın idarenin faaliyet alanında meydana geldiği ve yürütülen idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen zararlardan olduğu ancak idarenin kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun bahsettiği hususların sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgede yaşayan tüm vatandaşlar açısından geçerli olduğu, diğer vatandaşlardan farklı, özel ve olağandışı bir nitelikte olmadığı ve somut olaydaki genel külfetlere kamu külfetleri karşısındaki eşitlik ilkesi uyarınca herkesin katlanması gerektiği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun manevi tazminat talebinin kusursuz sorumluluk ilkesi çerçevesinde de reddi gerektiği ve idare hukuku ilkeleri çerçevesinde kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
5. Başvurucu, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi (Daire) 20/11/2020 tarihinde İdare Mahkemesi kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğunu ve kararın kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığını belirterek istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
6. Başvurucu, nihai kararı 25/1/2021 tarihinde öğrenmiş ve 11/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
7. Öte yandan başvurucu hakkında Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 30/6/2017 tarihli İlaç Kullanım Raporu başlıklı belgede başvurucuya Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısı konulduğu belirtilmektedir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu; yaşanan olaylar esnasında bir süre evinden çıkamadığını, sonrasında ailesiyle birlikte eşyalarını dahi alamadan evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını ve nihayetinde evlerinin yıkıldığını belirtmiştir. Bu süreçte ağır çatışmalara ve birçok güvenlik görevlisinin şehit olduğuna şahitlik ettiğine dikkat çeken başvurucu; evde çocukları ile mahsur kaldığında ağır silahlarla evlerine ateş edildiğini, güvenlik görevlilerinin kendilerini evden çıkararak kurtardıklarını ifade etmiştir. Başvurucu; yaşanan bu olaylar, evlerini terk etmek zorunda kalıp başkalarının evine sığınmak zorunda kalmaları, evlerini, komşularını, hayat tarzlarını, resmî belgelerini, özel eşyalarını kaybetmeleri nedenleriyle ailece psikolojilerinin bozulduğunu, telafisi mümkün olmayan ağır bir üzüntü yaşadıklarını dile getirmiştir. Buna rağmen açtığı tam yargı davasının reddedildiğini vurgulayan başvurucu adil yargılanma hakkının, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, özel hayata saygı hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilgili mevzuat ve içtihatlar hatırlatıldıktan sonra Diyarbakır Valiliğinden temin edilen bilgi ve belgeler görüş ekinde sunulmuş ve başvurucunun şikâyetlerinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Diyarbakır Valiliğinin anılan yazısında başvurucunun maddi zararlarının karşılandığı, 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca manevi zararların karşılanmasına olanak bulunmadığı ifade edilmiştir.
10. Başvurucunun iddialarının özünün terör olayları nedeniyle ortaya çıkan manevi zararın tazmin edilmemesine ilişkin olduğu anlaşıldığından başvuru bir bütün hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında incelenmiştir (benzer bir değerlendirme için bkz. Güler Şengül [2. B.], B. No: 2021/56, 27/2/2025, § 26).
11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
12. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Yargı mercilerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira yargı mercileri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır [2. B.], B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli [2. B.], B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).
13. Maddi tazminat idari eylem ve işlem nedeniyle kişilerin uğradığı maddi zararların tazminini sağlarken manevi tazminat aynı işlem veya eylemden dolayı kişinin çektiği ızdırabın, elemin yarattığı manevi yıpranmanın hafifletilmesi ve tazmini amacına hizmet etmektedir. Öte yandan somut olayın özelliklerine göre tazminata hükmetmek ve tazminatın nasıl hesaplanacağı konusu hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin bir mesele olarak yargı mercilerinin takdirindedir. Bariz takdir hatası veya keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesinin yargı mercilerinin bu takdirine müdahale etmesi uygun değildir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Fatma Kılıç ve İbrahim Haldız [1. B.], B. No: 2017/37387, 21/4/2021, § 39).
14. Bununla birlikte kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında yargısal makamların kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan [2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 44).
15. Anayasa Mahkemesi, daha önce Güler Şengül başvurusunda somut olayla benzer bir konuyu incelemiştir. Anılan başvuru Sur'da ikamet etmekteyken yukarıda bahsedilen operasyonlar (bkz. § 2) sırasında başvurucu gibi evini terk etmek zorunda kalan ve olaylar kapsamında evi yıkılan bir kişinin açtığı tam yargı davasıyla ilgilidir. Söz konusu başvurunun konusu, inceleme yapılan olaylar ve yargılama süreçleri somut başvuruyla oldukça benzemektedir. Güler Şengül başvurusunda da İdare Mahkemesi -tıpkı eldeki başvuruda olduğu gibi- davanın reddine karar vermiş, davayı reddederken de gerekçeli kararda aynı değerlendirmelerde bulunmuştur.
16. Anayasa Mahkemesi, Güler Şengül başvurusunda İdare Mahkemesi tarafından başvurucunun ileri sürdüğü manevi zararların terör olaylarından değil terörle mücadele faaliyetlerinden kaynaklandığı yönünde bir ayrım yapıldığını belirtmiştir. Buna göre İdare Mahkemesince idari faaliyet ile başvurucunun zararı arasında illiyet bağının bulunduğu tespit edilmiş; bu nedenle başvurucunun manevi tazminat talebine konu iddiaları hakkında sosyal risk ilkesinin dikkate alınamayacağı, idarenin kusursuz sorumluluğu kapsamında inceleme yapılacağı vurgulanmıştır. İdare Mahkemesi kararında manevi tazminat ödenmesine karar verilebilmesi için özel ve olağan dışı bir zararın var olması gerektiği ifade edilmiştir. Sonuçta başvurucunun ileri sürdüğü hususların özel ve olağan dışı bir niteliği bulunmadığından ve olayların yaşandığı bölgede yaşayan tüm vatandaşlar açısından geçerli olduğundan bahisle davanın reddine karar verildiğinin üzerinde durulmuştur (Güler Şengül, § 32).
17. Söz konusu kararda Anayasa Mahkemesi, öncelikle İdare Mahkemesi kararında belirtilenin aksine başvurucu tarafından iddia edilen hususların tek başına o dönemde uygulanan sokağa çıkma yasağı uygulamasından kaynaklandığını söylemenin güç olduğunu ve yargısal makamlar tarafından bahse konu olayların ortaya çıkmasında başvurucunun katkısının olduğuna yönelik bir tespitin de bulunmadığına vurgu yapmıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi; yaşanan olaylar esnasında bir süre evinden çıkamamak, sonrasında ailesiyle birlikte eşyalarını alamadan evlerini terk etmek zorunda kalmak ve nihayetinde evin yıkılması, bununla birlikte yaşanan çatışmalar esnasında ağır silahlarla açılan ateşte evlerinin isabet alması, genel olarak evlerini, komşularını, hayat tarzlarını, resmî belgelerini, özel eşyalarını kaybetmeleri nedenleriyle ailece psikolojilerinin bozulması şeklinde iddia edilen hususlarla ortaya çıkan manevi zararın özel ve olağan dışı olmadığına ilişkin yargısal makamların ortaya koyduğu değerlendirmenin makul ve kabul edilebilir bir yorum olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir. Nitekim başvurucunun yaşadığı olaylar bağlamında birtakım zorluklarla karşılaştığı ve bunun acı ve ıstıraba neden olduğunun açık olduğu gibi toplumun diğer bireylerinin de başvurucu ile aynı şekilde zarara uğradığının söylenemeyeceğini belirtmiştir (Güler Şengül, §§ 38, 39).
18. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilirken yargısal makamlarca Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapılmadığını, bu bağlamda makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartının yerine getirilmediğini ve neticede yargısal makamlarca ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığını değerlendirmiştir. Bu nedenle maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı bakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğine karar vermiştir (Güler Şengül, § 40). Eldeki başvuru yönünden de Güler Şengül kararında yer alan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
19. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
20. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesine, yeniden yargılama yapılmasına ve tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
21. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
22. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
23. Diğer yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine (E.2018/1494, K.2019/976) GÖNDERİLMESİNE,
Ç. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesine (E.2019/1509, K.2020/1656) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, İBRAHİM METE, B. No: 2021/7321, 06.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 524–529
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.