İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

SÜLEYMAN İYİSOYLU VE VEYSEL İYİSOYLU (2021/63775)

  • Kötü muamele yasağı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, yakalama esnasında ve gözaltı sürecinde maruz kalınan fiziksel şiddet ve bu olay hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Kötü muamele yasağıYakalama ve/veya gözaltı sırasında güç kullanımıİhlalYeniden yargılama, Manevi tazminat

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SÜLEYMAN İYİSOYLU VE VEYSEL İYİSOYLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/63775)

 

Karar Tarihi: 22/4/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Batuhan Salim YEŞİLKÖY

Başvurucular

:

1. Süleyman İYİSOYLU

2. Veysel İYİSOYLU

Vekili

:

Av. Muammer ÖZ

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, yakalama esnasında ve gözaltı sürecinde maruz kalınan fiziksel şiddet ve bu olay hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucular kardeştir. Bireysel başvuruya taraf olmayan kardeşlerinin 30/5/2010 tarihinde tutuklanmasına karar verilmesi üzerine ceza infaz kurumuna götürülmek için polis memurlarınca araca bindirilmek üzereyken başvurucular kardeşlerinin yanına gitmek istemiştir. Polis memurları buna müsaade etmemiş ve başvuruculara karşı güç kullanmıştır. Bu olayla ilgili olarak iki ceza muhakemesi süreci yürütülmüştür.

3. Bunlardan birincisi, iki polis memurunun şikâyeti üzerine başlatılan soruşturmadır. Bu soruşturmanın sonunda başvurucular hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan iddianame düzenlenmiştir. İddianameye göre başvurucular, tutuklanan kardeşleri ceza infaz kurumuna götürülmek için polis aracına bindirilmek üzereyken onun yanına gitmek istemiştir. Polis memurları buna müsaade etmemiş, bunun üzerine başvurucular polis memurlarına direnmiş (Nasıl bir direniş sergilendiğine ilişkin iddianamede ek bilgi bulunmamaktadır.) ve başvurucu Veysel İyisoylu polis memuru E.K.yı elindeki bıçakla yaralamıştır (Bıçağın marka ve boyut bilgilerine iddianamede yer verilmiştir.). Bu esnada polis memuru O.A. da yaralanmıştır (O.A.nın nasıl yaralandığına dair iddianamede herhangi bir detay bulunmamaktadır.). Polis memuru E.K. hakkında düzenlenen Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunda E.K.nın devlet hastanesindeki muayenesinde "göğüs bölgesi üzerinde travma izine bağlı yaygın erezyon ve ekimotik alan, her iki kol ve ön kolda travma izine bağlı ekimoz ve yaygın erezyon, sol spina iliaca bölgesine uyan alanda yaklaşık 5-6 cm boyutunda yüzeyel ciltte nafiz kesici ve delici alet yaralanmasına bağlı çiziklerin olduğunun" saptandığı belirtilmiştir. Polis memuru O.A. hakkında düzenlenen ATK raporunda ise O.A.nın devlet hastanesindeki muayenesinin akabinde düzenlenen adli raporunda "FM'de sağ ön kol üzerinde çizikleri ve erezyon, sağ el sırtında çizik izlerinin olduğunun" saptandığı açıklanmıştır. Sonuç olarak her iki polis memurunun da yaralanmalarının yaşamlarını tehlikeye sokmadığı ve üzerilerindeki etkilerinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu ifade edilmiştir.

4. Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi) iddianameyi kabul etmiş ve yaptığı yargılama sonucunda başvurucu Süleyman İyisoylu'nun beraatine, başvurucu Veysel İyisoylu'nun ise 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Kararın verildiği tarih 12/3/2013'tür. Kararın gerekçesine göre başvurucular, tutuklanan kardeşleri polis aracına bindirilmek üzereyken adliyedeki bahçe duvarından atlayarak onun yanına gitmiş ve polis memurlarıyla aralarında yaşanan arbede esnasında başvurucu Veysel İyisoylu elindeki bıçakla polis memuru E.K.ye saldırmış ve böylece görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlemiştir. Başvurucu Süleyman İyisoylu'nun ise polis memurlarına direndiğine dair her türlü kuşkudan uzak, kesin ve yeterli delil elde edilememiştir. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına karşı itiraz ya da temyiz kanun yoluna başvuran olmamış ve karar böylelikle kesinleşmiştir.

5. Olay hakkında yürütülen ikinci ceza muhakemesi ise başvurucuların şikâyeti üzerine polis memurları hakkında başlatılan soruşturmadır. Başvurucu Süleyman İyisoylu Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi üzerinden, Veysel İyisoylu ise Cumhuriyet savcısına verdiği ifade vasıtasıyla şikâyetlerini bildirmiştir. Bunun üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) soruşturma başlatmıştır. İki başvurucu da tutuklanan kardeşlerine kıyafet götürmek için yanına gittiklerinde polis memurları tarafından dövüldüklerini, polis merkezine götürüldüklerinde de kalabalık bir polis memuru grubu tarafından darbedildiklerini ve burada gerçekleştirilen fiziksel şiddet eylemleri sırasında başvurucu Süleyman İyisoylu'nun kaburgasına aldığı tekme darbeleri üzerine akciğerinin söndüğünü beyan etmiştir. Cumhuriyet savcısı olayla ilgisi bulunan polis memurlarının şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır. Şüphelilerin tamamı, başvurucuların adliyenin duvarından atlayıp tutuklanan kardeşlerinin yanına gelmek ve ona kıyafet vermek konusunda ısrar ederek polis memurlarına karşı direniş sergilediğini beyan etmiştir. Ayrıca polis memurlarının bir kısmı başvurucu Veysel İyisoylu'nun elindeki bıçakla polis memuru E.K.yi yaraladığını belirtmiştir (Polis memurlarının ifadelerinde başvurucuların gösterdiği direnişe ya da başvuruculara karşı kullanılan güce ilişkin daha fazla bilgi bulunmamaktadır.). Başsavcılık tanık sıfatıyla iki kişinin de bilgisine başvurmuştur. Bu kişilerden birisi polis memuru, diğeri ise başvurucuların kardeşiyle birlikte ceza infaz kurumuna götürülen bir kişinin olay yerinde bekleyen yakınıdır. Polis memuru olan tanık olayı görmediğini ifade etmiştir. Diğer tanık U.B. ise başvurucuların adliyenin duvarından atlayıp kardeşlerinin yanına gittiğinde polis memurlarının başvurucuları dövdüğünü ve başvurucuların polis memurlarına herhangi bir şekilde vurmadıklarını belirtmiştir. İfadesi alınan kişilerin hiçbirisi başvurucu Süleyman İyisoylu'nun duvardan atladıktan sonra düştüğünü ve bunun sonucunda akciğerinin söndüğünü söylememiştir.

6. Başvurucu Veysel İyisoylu hakkında düzenlenen ATK raporunda kürek kemiklerinin bulunduğu bölgede, sırtında, sol omuzunda ve sağ ön kolunda ekimozlar tespit edildiği ve yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokmadığı ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu Süleyman İyisoylu hakkında düzenlenen ATK raporunda ise kafasında, sağ omzunda, sırtında, kuyruk sokumunda, göğsünde, sol dirseğinde ve sol dizinde ekimozlar ve künt toraks travması nedeniyle pnömotoraks (akciğerle göğüs duvarı arasındaki plevral boşluğa hava dolması sonucu akciğerlerin sönmesi) şikâyetinin bulunduğu ve 19 gün süreyle hastanede yatarak tedavi gördüğü belirtilmiştir. Ayrıca anılan yaralanmaların başvurucunun yaşamını tehlikeye soktuğu ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte ağır olduğu açıklanmıştır. Raporun son kısmında göğüs bölgesine darbe vurulması dışında yüksekten düşme gibi künt travmatik yaralanma yaratacak her türlü durumda pnömotoraks oluşabileceği, hem darbe alma hem de yüksekten düşme hikayesi birlikte olan bir vakada bu olgular arasında tıbben ayrım yapılamayıp yaralanmanın hangisinden kaynaklandığının belirlenemeyeceği vurgulanmıştır.

7. Başsavcılık, başvuruculara karşı güç kullanılan yeri gören kameraların görüntü kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi raporunda, iki kişinin adliyenin bahçe duvarından atlayarak polis memurlarının polis aracına bindirmek üzere olduğu tutuklu kişilerin yanına gelmek istediği, polis memurlarının buna müsaade etmemesi üzerine bu kişilerin polis memurlarına direniş sergilediği ve bunun üzerine polis memurlarının da kişilere karşı güç kullanarak onları etkisiz hâle getirdiği ifade edilmiştir. Raporda, bu kişilerin nasıl bir direniş sergilediğine ya da polis memurlarının nasıl güç kullandıklarına ilişkin bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca raporda duvardan atlayan kişilerden herhangi birinin atladıktan sonra yere düştüğüne ya da başvuruculardan herhangi birinin elinde bıçak bulunduğuna dair bir belirleme yoktur. Polis merkezindeki kamera kayıtlarının celbedilmesi için bir işlem yapılmamıştır.

8. Başsavcılık, dört polis memuru hakkında kasten yaralama ve zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçlarından iddianame düzenlemiştir. İddianameye göre başvurucular, tutuklanan kardeşlerine kıyafet vermek için onun yanına gitmek istedikleri esnada polis memurlarının fiziksel şiddetine maruz kalmıştır. İddianamede başvurucuların maruz kaldığı iddia edilen fiziksel şiddetin detayları hakkında bilgi bulunmamaktadır.

9. Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) sanık polis memurlarının savunmalarının alınması ve başvurucuların dinlenmesi için gerekli işlemleri yapmıştır. Sanıklar ve başvurucular soruşturma aşamasında vermiş oldukları ifadeleri tekrar etmiştir. Mahkeme, soruşturma aşamasında tanık olarak dinlenen ve polis memurlarının başvurucuları dövdüğünü ancak başvurucuların polis memurlarına vurmadığını beyan eden U.B.yi dinlememiştir.

10. Mahkeme 5/2/2015 tarihinde tüm sanıkların beraatine karar vermiştir. Mahkeme, başvurucuların polis memurlarına direniş sergilemesi üzerine polis memurlarının başvuruculara güç kullandığını ifade etmiştir. Başvurucu Veysel İyisoylu'nun bir polis memurunu bıçakla yaraladığı için hakkında mahkûmiyet kararı verildiğinin ve iki polis memurunun yaralandığına ilişkin adli raporların bulunduğunun da altını çizmiştir. Ayrıca soruşturma aşamasında dinlenen U.B.nin bu olguların varlığına rağmen başvurucuların polis memurlarına herhangi bir şekilde vurmadığını beyan etmesi nedeniyle bu tanığın ifadesinin taraflı olduğunu ve beyanına itibar edilemeyeceğini belirtmiştir. Bunun yanında başvurucu Süleyman İyisoylu hakkında düzenlenen ATK raporunda da hem darbe alma hem de yüksekten düşme hikayesi birlikte olan bir vakada bu olgular arasında tıbben ayrım yapılamayıp pnömotoraks yaralanmasının hangisinden kaynaklandığının belirlenemeyeceğinin bildirildiğine işaret etmiştir. Ayrıca Mahkeme, başvurucu Süleyman İyisoylu'nun duvardan atlarken düştüğüne dair bir belirlemede bulunarak polis memurlarının güç kullanımının söz konusu yaralanmaya yol açıp açmadığı hususunda kesin bir kanaate varılamayacağını açıklamıştır. Mahkemenin kararının ilgili kısmı tam olarak şu şekildedir:

"... olay yeri cd'si incelendiğinde sanığın korkuluklardan atlarken düştüğü böylece katılan'ın yaralanmasının darp sonucumu yoksa düşme sonucumu olduğunun belirlenemediği şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanıkların beraatine karar vermek gerekmiştir."

11. Ceza davası dosyasında "olay yeri cd incelemeleri" olarak adlandırılan bir delil bulunmamaktadır. Mahkeme ayrıca başvurucu Veysel İyisoylu'nun yaralanmasının da basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek olmasına vurgu yapmıştır. Netice olarak başvuruculara karşı güç kullanılırken sınırın aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilemediğini ifade etmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi başvurucuların bu karara karşı temyiz talebini 18/10/2021 tarihinde reddetmiştir.

12. Başvurucular, nihai kararı 29/11/2021 tarihinde öğrendikten sonra 27/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

13. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

14. Başvurucular, polis memurlarının hem yakalama esnasında hem de polis merkezinde tekme ve yumruklarla güç kullanması neticesinde yaralanmalarından ve bu olay hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olmamasından yakınmıştır. Başvurucular yargılamanın olay tarihinden 11 yıl sonra sonuçlandığını, soruşturma aşamasında ifadesine başvurulan tanık U.B.nin yargılamada dinlenilmediğini, görüntü kayıtlarında başvuruculardan herhangi biri tarafından bıçak kullanıldığına ilişkin belirleme yokken aksi yönde değerlendirme yapıldığını ve olayda kullanılan gücün orantısız olduğunun açık olduğunu iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ihlal iddialarının incelenmesi sırasında ilgili mevzuat hükümleri ve içtihatlar ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

15. Başvuruya konu olay nedeniyle düzenlenen adli raporlara göre başvurucu Süleyman İyisoylu yaşamsal tehlike geçirmiş ancak diğer başvurucu basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralanmıştır. Ölümün gerçekleşmediği bazı hâllerde de başvuru; kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ile türü, güç kullanımının ardında yatan niyet ve amaç ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gibi hususlar birlikte değerlendirilerek yaşam hakkı kapsamında incelenebilir (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20; Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69; Yasin Ağca [1. B.], B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 110). Bununla birlikte olayda yaralanan iki polis memurunun varlığı, müdahalenin aynı olay kapsamında aynı amaçla gerçekleştirilmiş olması gibi hususlar nazara alındığında başvurucular arasında ayrım yapılmadan başvurunun kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiğine kanaat getirilmiştir (Bazı başvurucuların hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasına rağmen somut olayın koşullarında tüm başvurucular yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi kapsamında yapılan inceleme için bkz. Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05 ve 45001/05, 5/7/2011).

16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

17. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

18. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K., § 27).

19. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).

20. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).

21. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).

22. Somut olayda Başsavcılık; olayla ilgisi bulunan polis memurlarının şüpheli olarak ifadelerini almış, iki kişiyi bilgi sahibi sıfatıyla dinlemiş, olay yerini gören kameraların görüntü kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmış, başvurucuların adli muayenelerinin yapılması için gerekli işlemleri yapmış ve polis merkezindeki kamera kayıtlarının celbedilmesi için herhangi bir işlem yapmadan polis memurları hakkında iddianame düzenlemiştir. Mahkeme de sanıkları ve başvurucuları duruşmada dinlemiş, yaptığı değerlendirme sonucunda başvuruculara karşı güç kullanılırken sınırın aşılmadığına kanaat getirmiş ve sanık polis memurlarının beraatine karar vermiştir. Mahkeme bu sonuca varırken deliller ve olaylar üzerinde birtakım değerlendirmeler yapmıştır. Dava dosyasında başvurucu Süleyman İyisoylu'nun hayati tehlike geçirecek derecede yaralandığına ve pnömotoraks durumu yaşadığına (akciğerinin söndüğüne) dair ATK raporunda göğüs bölgesine darbe vurulması dışında yüksekten düşme gibi künt travmatik yaralanma yaratacak her türlü durumda pnömotoraks oluşabileceği, hem darbe alma hem de yüksekten düşme hikayesi birlikte olan bir vakada bu olgular arasında tıbben ayrım yapılamayıp yaralanmanın hangisinden kaynaklandığının belirlenemeyeceği belirtilmiştir (bkz. § 6). Mahkeme de rapordaki bu belirlemeye dayanarak ve "olay yeri cd incelemeleri" olarak adlandırdığı delilde başvurucu Süleyman İyisoylu'nun duvardan atlarken düştüğünün tespit edildiğini (bkz. § 10), başvurucunun akciğerinin sönmesinin güç kullanımı neticesinde oluşup oluşmadığı konusunda şüphe bulunduğunu belirterek söz konusu yaralanmanın dışındaki yaralanmalarının güç kullanımı çerçevesinde orantılı olduğu sonucuna varmıştır. Ceza dava dosyasında "olay yeri cd incelemeleri" olarak adlandırılan herhangi bir delil yoktur (bkz. § 11). Dosyada görüntü kayıtları hakkında düzenlenmiş bir bilirkişi raporu mevcuttur. Söz konusu raporda duvardan atladığı tespit edilen kişilerin düştüğüne ve bu sebeple sorun yaşadığına dair herhangi bir belirleme bulunmamaktadır (bkz. § 7). Ayrıca polis memurları da başvurucu Süleyman İyisoylu'nun bahçe duvarından atlarken düştüğüne ve bu nedenle akciğerleriyle ilgili bir sorun yaşadığına dair herhangi bir beyanda bulunmamıştır (bkz. §§ 5, 9). Tüm bu hususlar birlikte gözönüne alındığında Mahkemenin pnömotoraks yaralanmasının kaynağının belirsiz olduğuna dair değerlendirmesinin dava dosyasındaki tüm delillerle çelişki arz ettiği anlaşılmaktadır. Bu çelişkinin giderilmesi için görüntü kayıtları üzerinde tekrar bilirkişi incelemesi yaptırılması ve gerekirse bunların duruşmada izlenmesi gerekmektedir.

23. Öte yandan Mahkeme soruşturma aşamasında dinlenen tanık U.B.nin duruşmaya çağrılıp dinlenilmesi için gerekli işlemleri yapmamıştır. Polis memurlarının yaralandığına dair adli raporlar bulunmasına rağmen U.B.nin başvurucuların polis memurlarına vurmadığı yönünde beyanda bulunmasını yanlı bir tutum olarak değerlendirmiştir. Anılan tanığın duruşmaya çağrılıp bu hususu aydınlatacak sorular sorularak dinlenilmeden yalnızca soruşturma aşamasında vermiş olduğu ifade üzerinden böyle bir sonuca varılması başvurucunun iddiaları hakkında yürütülen kovuşturmanın etkisiz olduğunu gösteren önemli bir eksikliktir. Zira U.B.nin olay anında orada bulunduğu konusunda herhangi bir şüphe yoktur. Dolayısıyla bu kişinin beyanlarının itibar edilip edilemeyeceğine duruşmada dinlenilmesi üzerine oluşacak kanaate göre karar vermek gerekir. Bunun yanında başvurucu Süleyman İyisoylu hakkında görevi yaptırmamak suçu bakımından beraat kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir (bkz. § 4). Bu durum ve polis memurunu bıçakla yaraladığı iddia edilen kişinin Süleyman İyisoylu değil de Veysel İyisoylu olması hususu, başvurucu Süleyman İyisoylu'ya karşı güç kullanımının gerekli olup olmadığı noktasında gerekçeli kararda tartışılmamıştır. Oysaki bu tartışmanın yapılması sonucun belirlenmesi açısından oldukça etkilidir. Ayrıca başvurucu Süleyman İyisoylu pnömotoraks yaralanmasının da meydana gelmesine sebep olan asıl ağır güç kullanımının polis merkezinde meydana geldiğini iddia etmiştir. Buna karşın Mahkeme polis merkezine götürülmeden önce ve polis merkezinden çıktıktan sonra ayrı ayrı adli raporların mevcut olup olmadığı konusunda da herhangi bir araştırma ya da değerlendirme yapmamıştır. Bu meselelerin yürütülen yargılamada değerlendirilmesi, başvurucuların polis merkezine götürüldüklerinde darbedilip edilmediklerinin aydınlatılabilmesi için çok önemlidir. Tüm bu eksiklikler başvurucuların iddiaları hakkında yürütülen kovuşturmanın etkisiz olduğunu gösteren hususlardır.

24. Ayrıca ceza yargılaması süreci olayın meydana geldiği tarihten 11 yıl sonra sonuçlanmıştır. Somut olay özelinde sürecin bu denli uzun sürmesini gerektirecek herhangi bir durum söz konusu değildir.

25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

26. Kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddialarının incelenebilmesi için olayı çevreleyen maddi koşullar, inceleme yapmaya olanak verecek şekilde aydınlatılmalıdır. Olayın aydınlatılması ise ihlal iddiaları ile ilgili etkili bir soruşturma yapılmasına bağlıdır. Başvuruya konu olayda olayı çevreleyen koşullar yeterince aydınlatılmadığından bu aşamada kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden inceleme yapılması mümkün görülmemiştir.

III. GİDERİM

27. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile ayrı ayrı 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

28. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

29. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

30. Ayrıca başvuruculara manevi zararları karşılığında ayrı ayrı net 165.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2014/97, K.2015/44) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculara ayrı ayrı net 165.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, SÜLEYMAN İYİSOYLU VE VEYSEL İYİSOYLU, B. No: 2021/63775, 22.04.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 55–62

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.