İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

ŞEHİME SARI (2021/6308)

  • Mülkiyet hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Mülkiyet hakkıKamulaştırma bedeli, kamu yararıİhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ŞEHİME SARI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/6308)

 

Karar Tarihi: 22/4/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Nur Hilal MERMER

Başvurucu

:

Şehime SARI

Vekili

:

Av. Selahattin YILDIRIM

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Sakarya Büyükşehir Belediyesi (İdare) başvurucuya ait Sakarya'nın Arifiye ilçesi Hanlıköy Mahallesi'nde bulunan 3.250 m² yüz ölçümüne sahip taşınmazın organize sanayi bölgesi genişleme alanı içinde kalması sebebiyle Sakarya 1. Organize Sanayi Bölgesi tüzel kişiliği adına kamulaştırılmasına karar vermiştir. İdare, kamulaştırma bedelinde uzlaşma sağlanamaması sebebiyle Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırma bedel ve tescil davası açmıştır. Mahkeme tarafından 27/3/2015 tarihinde yapılan keşif sonucunda alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın kamulaştırma bedeli 526.500 TL olarak tespit edilmiştir. Bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın imar planı içinde kalması nedeniyle arsa vasfında olduğu, emsal olarak tespit edilen taşınmaza göre eksik veya üstün bir özelliği bulunmadığı belirtilerek m² değerinin 162 TL olduğu açıklanmıştır.

3. Tarafların itirazı üzerine Mahkemece 26/6/2015 tarihinde tekrar keşif yapılarak bilirkişi raporu alınmıştır. Bilirkişi raporunda kamulaştırma bedeli 633.750 TL olarak tespit edilmiştir. Raporda; emsal olarak belirlenen taşınmazlarla kıyaslama yapılarak taşınmazın konumu, yüz ölçümü, sınır şekilleri, inşaat yapımına uygun olup olmaması, yola cephesinin bulunup bulunmaması dikkate alınarak kamulaştırma bedelinin tespit edildiği belirtilerek dava konusu taşınmazın m² değerinin 195 TL olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme, son bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar vermiş; kararda dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile İdare adına tesciline, kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin yasal faiz işletilerek başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

4. İdarenin temyiz talebinde bulunması üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (Daire) Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararda emsal taşınmazlarla dava konusu taşınmazın kıyaslanması sonucu ayrı ayrı bulunan m² fiyatlarının ortalaması alınarak kamulaştırılan taşınmaza değer biçilmesinin doğru olmadığını, arsa m² rayiç bedeli ve takdir komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değeri karşılaştırılması sonucunda emsal taşınmazlar ile dava konusu taşınmazın aynı değerde olduğunun anlaşıldığını, buna rağmen dava konusu taşınmazın bir emsalden daha değerli diğer emsalden daha değersiz kabul edilerek vergi değerlerine ters düşecek şekilde yeterli, inandırıcı ve somut gerekçelere dayandırılmayan bir yöntemle kamulaştırma bedelinin tespit edilmesinin doğru olmadığını ifade etmiştir. Son olarak kamulaştırma bedelinin dava konusu taşınmazın emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ile oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırmaya göre tespit edilmesi gerektiğini açıklamıştır.

5. Mahkemece bozma kararına uyularak 7/9/2017 tarihinde yapılan keşif sonucunda bilirkişi raporu alınmıştır. Bilirkişi raporunda imar durumu, çevresel, fiziksel ve ulaşım özellikleri, altyapı ve çevredeki yapılaşma durumu, geometrik şekli ve yüz ölçümü dikkate alındığında dava konusu taşınmazın değerinin emsal taşınmazın değerinin %84,62'sine tekabül ettiği açıklanarak dava konusu taşınmazın m² değerinin 242,15 TL olduğu tespit edilmiş ve kamulaştırma bedeli 786.987,50 TL olarak belirlenmiştir.

6. Mahkeme, kamulaştırma bedelini 786.987,50 TL olarak belirleyip davanın kabulüne karar vermiştir. Karara karşı İdare tarafından yapılan temyiz başvurusu neticesinde Daire, Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararda, Mahkemece ilk bozma öncesi verilen kararın yalnızca İdare tarafından temyiz edilmesi üzerine bozulduğu gözetilmeksizin bozma öncesi dava konusu taşınmazın metrekare bedeli 195 TL iken bozma sonrası taşınmazın metrekare bedelinin 242,15 TL olarak belirlendiği rapora göre hüküm kurularak İdare yararına usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi ihlal edilmek suretiyle fazla bedele hükmedilmesinin doğru görülmediğini ifade etmiştir.

7. Mahkemece bozma kararına uyularak birinci bozma öncesi verilen karara karşı başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurmadığı, kararın tek taraflı yani davacı İdare tarafından temyiz edilmekle taraflardan yalnız birinin hükmü temyiz etmesi hâlinde Dairenin (temyiz eden tarafın lehine olarak) verdiği bozma kararına uyan Mahkemenin de artık temyiz eden tarafın önceki (bozulan) karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm veremeyeceği, İdare lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu belirtilmiştir. Bu kapsamda bozma sonrası daha yüksek bedelden yapılan hesaplamanın değil bozma öncesi ilk kararda belirlenen bedel nazara alınarak davanın kabulü gerektiği ifade edilmiştir. Son olarak kamulaştırma bedeli 633.750 TL olarak tespit edilmiş ve bozmadan sonraki karar sonucu fazla ödenen 153.237,50 TL'nin başvurucudan alınarak İdareye ödenmesi gerektiği açıklanmıştır.

8. Başvurucu, kamulaştırma bedelinin İdare lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle düşük tespit edilmesinin hukuka aykırı olduğunu iddia ederek temyiz talebinde bulunmuş; Daire, faiz ve başvurucu aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti yönünden kararın düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. Başvurucunun yaptığı karar düzeltme başvurusu reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

9. Başvurucu, nihai kararı 12/1/2021 tarihinde öğrendikten sonra 5/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

10. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

11. Başvurucu, İdare lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesinin adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

12. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

14. Anayasa Mahkemesi kamulaştırma bedelinin/kamulaştırmasız el atma tazminatının taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığı yönündeki şikâyetleri daha önce çeşitli kararlarında mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013), Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511, 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964, 23/2/2017), Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814, 16/11/2021) ve Hilmi Kocabey ([1. B.], B. No: 2019/21192, 21/5/2024) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle bedel tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin taşınmazın bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret bulunduğunu vurgulamıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırma bedeli olarak gerçek değerin ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre müdahalenin ölçülü olabilmesi için gerçek değerin ödenmesini sağlayabilmek amacıyla gerekli usule ilişkin güvencelerin etkili bir biçimde uygulanması, mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gerçek değeri belirlemeleri gerekir.

15. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği ilgili mevzuatı yorumlamak yargı makamlarının görevi olup Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğidir. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, bozma sonrası yapılan yargılamada önceki karardan daha yüksek tutarda belirlenen kamulaştırma bedelinin başvurucu tarafından bozma öncesi temyiz edilmemesi dolayısıyla İdare lehine usule ilişkin kazanılmış hak teşkil ettiği gerekçesiyle kabul görmemesine dair yorumun Anayasa'da güvence altına alınan gerçek kamulaştırma bedelinin ödenmesi gerekliliğine etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir. Bu kapsamda başvuru konusu şikâyet usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi dikkate alınarak mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına dair olduğundan öncelikle bu ilkeye ilişkin Yargıtay içtihatlarını ve Anayasa Mahkemesinin değerlendirmelerini açıklamak gerekmektedir.

16. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/12/2013 tarihli ve E.2013/23-131, K.2013/1681 sayılı kararına göre usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada, mahkemenin ya da tarafların yaptığı bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince de sonradan ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara ve dolayısıyla oluşan usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde ikinci bir bozma kararı verilmesini yasaklamaktadır.

17. Usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi; mahkemenin bozma kararına uyması hâlinde artık bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve/veya hüküm vermek zorunda olmasını, ayrıca bozma kararı dışında kalan kısım hakkında yeniden inceleme yaparak karar verememesini; temyiz merci yönünden ise bozma kararında belirtilen bozma gerekçeleriyle kendisinin de bağlı olmasını ve bozma kararı dışında kalan kısım hakkında tekrar inceleme yapamamasını ifade etmektedir (AYM, E.2019/115, K.2020/31, 12/6/2020, § 4).

18. Yargıtay tarafından usule ilişkin kazanılmış hak ilkesinin salt kavramsal tanımıyla bağlı kalınmak suretiyle anılan ilkenin uygulanmasında kategorik ve şekilci bir yaklaşımın sergilenmesinden kaçınıldığı, uyuşmazlığın özel şartlarının gözetilerek söz konusu ilkeye bazı istisnaların getirildiği görülmüştür. Bu çerçevede kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralının dikkate alınmadan karar verilmesi, bozma kararının hukuki değerlendirme dışında tamamen maddi olgulara yönelik ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açık ve belirgin, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek ve çoğu kez tersine çevirecek, düzeltilmemesi kamu düzenini ve vicdanını zedeleyecek nitelikte bir maddi hataya dayanması, mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra uyuşmazlığa uygulanma imkânı bulunan geçmişe etkili yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi, aksi yönde bir içtihadı birleştirme kararının alınması, uygulanması gereken kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi veya Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda ilgili dosyada ihlal kararı verilmesi, tarafların feragat ya da kabul yönündeki irade bildirimlerinin dava dosyasına girmesi gibi durumlarda usule ilişkin kazanılmış hak ilkesini uygulamama yönünde içtihat geliştirilmiştir (Müflis Estaş Kum Mad. Nak. Tic. ve San A.Ş. [GK], B. No: 2019/17103, 12/10/2023, § 45).

19. Öte yandan yargı makamlarının maddi gerçeği ortaya çıkarması ve uyuşmazlığı sağlıklı bir şekilde çözümlemesi gerekliliği usule ilişkin kazanılmış hak kapsamındaki hedeflerin elde edilmesi pahasına görmezden gelinemez. Zira uyuşmazlıkların çözümü için öncelikle maddi gerçekliğin aydınlatılması devletin ilgili hakları gerçekleştirme ve koruma yükümlülüğünün bir gereğidir. Kanuna dayalı haklı nedeni gösterilemediği takdirde uyuşmazlığın esasıyla ilgili olarak mahkemenin vakıayı aydınlatarak ulaştığı sonuçtan tarafların veya onlardan birinin yararlanamayacağı ileri sürülemez. Bu çerçevede usule ilişkin kazanılmış hakkı gözetmek suretiyle Anayasa'nın 46. maddesinde özel olarak güvence altına alınan gerçek kamulaştırma bedelinin ödenmesi gerekliliğinin görmezden gelinmesi mümkün değildir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Ahmet Özgan ve Şule Özgan [GK], B. No: 2020/21347, 21/12/2023, § 60).

20. Belirtilen ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde Mahkemece dava konusu taşınmazın m² değeri ilk olarak 195 TL belirlenmiş ancak kamulaştırma bedelinin dava konusu taşınmazın emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ile oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırmaya göre tespit edilmesi gerektiği yönündeki ilk bozma kararına istinaden yapılan yargılama sonucu bu değer 242,15 TL olarak tespit edilmiştir. Bu kapsamda ilk olarak 633.750 TL belirlenen kamulaştırma bedeli bozma kararı sonrası yapılan yargılamada bozma kararında belirtilen hususlar gözetilmek suretiyle 786.987,50 TL olarak saptanmıştır. Ancak bu karar da Daire tarafından ilk kararı başvurucunun temyiz etmediği dikkate alınarak İdare lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle bozulmuş ve sonuç olarak Mahkemece kamulaştırma bedeli ilk kararda olduğu gibi 633.750 TL belirlenmiştir. Böylece Mahkemece, İdare lehine oluştuğu belirtilen usule ilişkin kazanılmış hak dikkate alınmak suretiyle Anayasa'nın 46. maddesinde özel olarak güvence altına alınan gerçek kamulaştırma bedelinin önemli derecede azalmasına sebebiyet verildiği gözlemlenmiştir.

21. Diğer taraftan yargı makamlarınca anayasal bir ilke olarak gerçek kamulaştırma bedelinin ödenmesi gerekliliğinin usule ilişkin kazanılmış hakkın istisnalarından olup olamayacağına dair bir değerlendirmenin yapılmadığını da belirtmek gerekir. Bu kapsamda gerçek kamulaştırma bedelinin ödenmesi gerekliliğine yönelik somut gerekçe gösterilmeksizin salt ilk kararı başvurucunun temyiz etmediği gerekçesine dayanılarak daha düşük tutarda kamulaştırma bedeli belirlenmesinin maddi hukukun gerçekleşmesine engel olabileceği, bir başka anlatımla taşınmazın gerçek kamulaştırma bedelinin ödenmemesine yol açabileceği değerlendirilmiştir.

22. Dolayısıyla Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesi çerçevesinde ve Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinin gerektirdiği mülkiyet hakkının korunması gerekliliği ile müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur. Bu itibarla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III.   GİDERİM

24. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

25. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2018/393, K.2018/479) GÖNDERİLMESİNE,

D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, ŞEHİME SARI, B. No: 2021/6308, 22.04.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 07, sayfa 513–518

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.