Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
BİLAL KARAKURT (2021/62372)
- Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı
- Kötü muamele yasağı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; doktorlar tarafından yapılan tıbbi işlemlerin hatalı olması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, ceza infaz kurumu görevlileri ile jandarmanın sağlık hizmetlerini geciktirmesi veya düzgün şekilde yerine getirmemesi, hukuka aykırı şekilde kelepçe ve zincir kullanılması nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı | Tıbbi ihmal-Tıbbi uygulamalar | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
| Kötü muamele yasağı | Diğer kötü muamele iddiaları | İhlal | Yeniden soruşturma, Manevi tazminat |
| Kötü muamele yasağı | Tutulanın sağlık durumunun tutulmayla uyumsuzluğu | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
BİLAL KARAKURT BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/62372) |
|
|
|
Karar Tarihi: 5/5/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Sinan ARMAĞAN |
|
Başvurucu |
: |
Bilal KARAKURT |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; doktorlar tarafından yapılan tıbbi işlemlerin hatalı olması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, ceza infaz kurumu görevlileri ile jandarmanın sağlık hizmetlerini geciktirmesi veya düzgün şekilde yerine getirmemesi, hukuka aykırı şekilde kelepçe ve zincir kullanılması nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu, sağlık sorunlarının tedavisi için geçici olarak 20/11/2018 tarihinde Bakırköy/Metris 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) getirilmiş ve 6/7/2020 tarihine kadar burada barındırılmıştır. Başvurucu, İnfaz Kurumunda tutulmaktayken 22/11/2019 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyet dilekçesi yazmıştır. Başvurucu şikâyet dilekçesinde;
i. 1/9/2019 tarihinde dizinde oluşan şişlik nedeniyle 4/9/2019 tarihinde revirde muayene olduğunu, kendisine bazı ilaçlar verildiğini ve on gün sonra kontrole gelmesinin söylendiğini fakat bildirilen tarihte kontrole çağrılmadığını, dizindeki şişliğin düzelmemesi nedeniyle 18, 24 ve 25 Eylül ile 2 Ekim tarihlerinde revire çıkıp bir hastaneye sevk edilmek istediğini bildiren bir dilekçe yazmasına rağmen revire çıkamadığını, 3/10/2019 tarihinde infaz hâkimliğine şikâyet dilekçesi yazması üzerine İnfaz Kurumunun müdürünün kendisini çağırıp hastaneye sevk edileceğini söyleyerek dilekçesini göndermemesi konusunda ikna ettiğini, aynı gün revire çıkarıldığını ama üzerinden bir ay geçmesine rağmen yine hastaneye sevk edilmediğini, 7 ve 14 Kasım'da müdüre yeniden sözlü talepte bulunmasına rağmen sevk işleminin gerçekleştirilmediğini, 1/9/2019 tarihinde başlayan diz rahatsızlığının günlük hayatını zora soktuğunu, artık kalıcı bir hasar olmaya başladığını,
ii. Retina rahatsızlığı nedeniyle 21/11/2018 tarihinde gözünden ilk kez ameliyat olduğunu, şu ana kadar da gözünden toplam dört ameliyat geçirdiğini, bu süreçte ciddi ihmaller yapılarak mağdur edildiğini, 28/2/2019 tarihinde ameliyatı yapan doktorun ilk ameliyat sırasında kullanılan silikonun çok erken deforme olduğunu söyleyerek tutanak düzenlenmesini istediğini, buna göre ilk ameliyatta kullanılan silikonun yeterli özellikte olup olmadığının araştırılmasını gerektiğini, 30/9/2019 tarihinde yapılan ameliyatta gözüne takılan merceğin kaydığının bir gün sonra yapılan kontrolde fark edildiğini, bunun üzerine 4/10/2019 tarihinde yeniden ameliyat olması gerektiğinin söylendiğini, o tarihte ameliyat olduğunu fakat ertesi gün yapılan kontrolde merceğin yanlış yerleştirildiği söylenerek üç hafta sonra bir kez daha ameliyat olması gerektiğinin iletildiğini, bu süreçte 30 Eylül ve 4 Ekim'de yapılan ameliyatlarda çok ciddi doktor hataları yapıldığını, yetersiz olan hekimin yetiştirilmesi için kendisinin kullanıldığını, gözünde %90 görme kaybı olduğunu, sağlığını tehlikeye atanlar hakkında gerekli incelemenin yapılmasını istediğini,
iii. 21/11/2018 tarihinde Beyoğlu Devlet Hastanesinde tedavisi için yatırıldığı mahkûm hasta odasında eline kelepçe, ayağına zincir takılarak yatağa bağlandığını, güvenlik gerekçesiyle yapıldığı bildirilen bu eylemin insan haklarına aykırı olduğunu görevli askere söylediğini, hastane personelini çağırarak bu durumun tutanak altına alınmasını istediğini fakat isteğinin yerine getirilmediğini, ameliyattan sonra yüzüstü yatmasının ameliyatın başarısı için zorunlu olduğunun doktor tarafından söylendiğini, buna rağmen ameliyattan çıktıktan sonra ertesi gün yine yatar durumdayken ayağına zincir, otururken ise eline kelepçe takılmaya devam edildiğini, o tarihteki kötü muamele nedeniyle ilgili askerî personel hakkında yasal incelemenin yapılmasını talep ettiğini,
iv. 28/2/2019 tarihli ikinci göz ameliyatı sonrasında yanında dört asker varken eline takılan kelepçeyle yatağa bağlandığını, 30/9/2019 tarihli üçüncü ameliyat öncesinde ellerindeki kelepçe çözülmeden tansiyonunun ölçüldüğünü, damar yolu açıldığını, bu nedenle canının yandığını, kelepçenin ameliyat masasında çıkarıldığını,
v. 4/10/2019 tarihinde yapılan dördüncü ameliyattan sonra mercek doğru yerleştirilmediği için üç hafta sonra düzeltileceğinin söylendiğini fakat yedi haftadan fazla süre geçmesine rağmen sevkinin yapılmadığını, bu sürede kayan mercek nedeniyle görmesinin bozuk olduğunu, sıkıntı yaşadığını, sürekli olarak hastaneye sevklerini aksatan ve tedavisinin uzamasına neden olan -geçici olarak bir yıldır tutulduğu- İnfaz Kurumu yetkililerinden şikâyetçi olduğunu belirtmiştir.
3. Başsavcılık, şikâyet dilekçesi üzerine başlattığı ceza soruşturması kapsamında 4/12/2019 tarihinde başvurucunun ifadesini almıştır. Başvurucu; ifadesinde geçici olarak getirildiği ve bir yıldır süreyle tutulduğu İnfaz Kurumunda defalarca Beyoğlu Göz Hastanesine sevkinin yapıldığı ve her defasında ellerindeki kelepçeler çıkarılmadan muayene edildiğini, 21/11/2018 tarihinde yatarak gördüğü tedavi sırasında elinden kelepçeyle ve ayağından zincirle yatağa bağlandığını, bu durumun saat 15.00'ten ertesi gün saat 07.00-08.00'e kadar sürdüğünü, askerlere sorduğunda Binbaşı A.nın talimatıyla bunu yaptıklarını söylediklerini, istememesine rağmen bu şekilde fotoğrafını çekerek Binbaşı A.ya gönderdiklerini beyan etmiştir. Ayrıca dizindeki sorun nedeniyle beş kere dilekçe vermesine ve iki kere sözlü talep etmesine rağmen hastaneye sevkinin ancak seksen gün sonra gerçekleştirildiğini, göz ameliyatlarının düzgün yapılmadığını, uygun şekilde tedavi edilmediğini, doktorların yetersiz olduğunu belirtmiştir.
4. Başsavcılık 6/12/2019 tarihinde İnfaz Kurumuna müzekkere yazarak şikâyet edilen hususların incelenerek sorunun niteliğinin ve yapılan işlemlerin mevzuata uygun olup olmadığının belirlenmesini istemiştir.
5. İnfaz Kurumu 9/12/2019 tarihli cevap yazısında; Bandırma 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan sağlık sorunları için sevk edilen başvurucunun göz rahatsızlığı olduğunu, bu nedenle Beyoğlu Göz Hastanesinde randevusunun alındığını, gerekli tetkik ve tedavilerinin yaptırıldığını, diz şikâyetiyle ilgili olarak Bayrampaşa Devlet Hastanesine sevkinin sağlandığını ve yumuşak kitle tanısı konulduğunu, bu nedenle ameliyat olmasının önerildiğini, bunun için İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevkinin uygun görüldüğünü, orada yapılan muayene sonucunda MR tetkiki istendiğini, bu amaçla 10/12/2019 tarihli hastane sevk listesine eklendiğini, söz konusu tarihte sevkinin yapılacağını bildirmiştir. Başvurucuyla ilgili tetkik ve tedavi işlem belgeleri yazıya eklenmiştir. Yazıda, jandarmanın başvurucuya kelepçe takmasıyla ilgili olarak 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 50. maddesinde zorlayıcı araçların kullanılmasının düzenlendiğinden bahsedilmiş; yazıya bu konuyla ilgili olarak bir belge veya tutanak eklenmemiştir.
6. İnfaz Kurumu tarafından anılan yazı ekindeki belgede -ilgili sağlık belgeleri ve raporları da gönderilerek- başvurucunun faydalandığı sağlık hizmetleri daha detaylı açıklanmıştır. Buna göre 2018 yılı Kasım ayından 2019 yılı Aralık ayı sonuna kadar başvurucu, göz rahatsızlığı için Beyoğlu Göz Hastanesine (Ameliyat için yapılan sevklerden bahsedilmemiştir.), dizindeki rahatsızlıkla ilgili olarak ise 25/11/2019 tarihinde Bayrampaşa Devlet Hastanesine ve ertesi gün İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesine toplamda on iki kez sevk edilmiştir.
7. Başsavcılık, başvurucunun şikâyetiyle ilgili soruşturmada 10/2/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Verilen kararda başvurucunun gözüyle ilgili yapılan sağlık işlemleri sıralanmış; 20/12/2019, 25/12/2019 ve 31/12/2019 tarihlerinde ise başvurucunun kendi isteğiyle gözünden ameliyat olmak istemediğinden bahsedilmiştir. Ayrıca 9/12/2019 ve 6/1/2020 tarihlerinde dizindeki rahatsızlık nedeniyle İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevk edildiği, gerektiğinde poliklinik kontrolü önerildiği belirtilmiştir. Kelepçe takılması iddialarıyla ilgili olarak Başsavcılık kararında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılan başvurucu konusunda jandarmanın takdir ve yetkisini hastanedeki yatağında yattığı sırada kelepçe takma yönünde kullandığı ifade edilmiştir.
8. Sonuç olarak Başsavcılık verdiği kararı "müştekinin misafir hükümlü olarak kaldığı cezaevi şartlarında ve mevzuat çerçevesinde tedavisi için gerekli işlemlerin yapıldığı, defalarca hastaneye götürüldüğü ve hastanede o bölüme bakan doktor kimse ona ulaştırılmış olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla müştekinin tedavisinin kasten yaptırılmadığına, kasten yanlış tedavi uygulandığına ve muayeneleri sırasında haksız yere kelepçe takıldığına dair soyut iddia dışında takibi gerektirir ya da dava açmaya yeterli herhangi bir delil, bilgi, belge" bulunmadığı şeklindeki gerekçeye dayandırmıştır.
9. Başvurucu verilen karara itiraz etmiş; itiraz dilekçesinde şikâyet dilekçesindeki iddiaları yanında;
- 21/11/2018 tarihinde yapılan tedavisi sırasında ameliyattan önce yirmi saat, ameliyattan sonra ise yirmi dört saat eline kelepçe ve ayağına takılan zincirle yatağa bağlandığını, hâlbuki hiçbir şekilde kaçma, direnme veya saldırı riski oluşturmadığını,
- 30/9/2019 tarihli ameliyattan sonra bir gün hastanede kalması gerekirken aynı gün personel yetersizliği gerekçe gösterilerek ameliyattan üç saat sonra hastaneden çıkarıldığını, ertesi gün yeniden kontrol için hastaneye getirildiğini, bu şekilde sağlığının tehlikeye atıldığını, epikriz raporunda bu durumun görüldüğünü, 4/10/2019 tarihli ameliyatı sonrasında da aynı uygulamanın yapıldığını, aynı gün yeteri kadar dinlenmeden hastaneden çıkarılıp ertesi gün kontrole getirildiğini, hâlbuki epikriz raporunda hastane çıkışının 7/10/2019 olarak gözüktüğünü, ayrıca 31/10/2019 tarihli göz kontrolüne götürülmediğini, kontrol için sevkinin Başsavcılığa şikâyet dilekçesi verdikten sonra 26/11/2019 tarihinde yapıldığını,
- Dizindeki sağlık sorunuyla ilgili olarak ilk kez Başsavcılığa şikâyet dilekçesi verdikten sonra 25/11/2019 tarihinde Bayrampaşa Devlet Hastanesine götürüldüğünü, orada muayene edilmesi üzerine İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiğini, bu hastanede MR görüntülemesi istendiğini fakat 9/12/2019 tarihli MR randevusuna götürülmediğini, MR görüntülemesi yapıldıktan sonra muayene için 25/12/2019 tarihine randevu verildiğini ancak iki hafta (7/1/2020 tarihinde) geç götürüldüğünü, yapılan muayenede dizinde hasar kaldığının, bir daha şişmesi hâlinde ameliyat edileceğinin söylendiğini ileri sürmüştür.
10. Başvurucu 7/6/2021 tarihinde sunduğu dilekçeyle yüzüstü yatması gerektiğini de belirten 28/2/2019 tarihli doktor tavsiye listesini, ameliyatlar sonrası erkenden hastaneden çıkarıldığı iddiasına ilişkin olarak epikriz raporlarını, 31/10/2019 tarihinde göz muayenesi kontrol randevusu verildiğini gösteren belgeyi sunmuştur. Sunulan epikriz raporlarında 30/9/2019 tarihli üçüncü ameliyat için çıkış tarihi 1/10/2019, 4/10/2019 tarihli dördüncü ameliyat için ise çıkış tarihi 7/10/2019 olarak gösterilmiştir.
11. Başvurucunun itirazı Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) tarafından 10/9/2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Kararda; toplanan delillere göre Başsavcılığın kararının usul ve kanuna uygun olduğu belirtilmiştir. Verilen karar 13/10/2021 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 27/10/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
13. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
A. Maddi ve Manevi Varlığın Korunması ve Geliştirilmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
14. Başvurucu, göz ameliyatlarını yapan doktorların tıbbi müdahalelerinin yetersizliği nedeniyle gözünde yüksek oranda görme bozukluğu meydana geldiğini iddia etmiştir.
15. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında belirtildiği üzere yaşam hakkının veya bedensel bütünlüğün ihlaline kasten ya da ağır ihmalle sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmemektedir. Failin belirsiz olmadığı ve kişinin kendisine zarar verilmek kastıyla hareket edildiği yönünde bir iddiasının bulunmadığı durumlarda Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük mağdura adli ya da idari yargı mercileri önünde açabileceği bir tazminat ya da tam yargı davası yolunun tanınmış olmasıyla yerine getirilmiş sayılır (Yaprak Yüksek [1. B.], B. No: 2013/9116, 14/10/2015, §§ 32, 33, 35; Ramazan Demir [2. B.], B. No: 2014/16285, 22/3/2018, § 36).
16. Ceza yargılamasında objektif sorumluluğa yer verilmezken tazminat davalarında objektif sorumluluk ilkesinin etkin şekilde uygulandığı ve aynı maddi olaylar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda ceza hukukunda taksire dayalı sorumluluk istisnai nitelik taşımasına rağmen taksirle başkalarına verilen zarar nedeniyle tazminat sorumluluğu kapsamında giderim imkânının daha yüksek olduğu değerlendirilmektedir. Tazminat sorumluluğunda asıl gayenin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu, bu yolun daha yüksek başarı şansı sunabilecek etkili bir yol olduğu hususu dikkate alınmalıdır (Yaprak Yüksek, § 37).
17. Bu bağlamda kişinin vücut bütünlüğüne yönelen eylemlerde kasıt ya da ağır ihmalin bulunmadığı, aydınlatma yükümlülüğü kapsamında olayın ve failin belirli olduğu durumlarda hukuki tazmin yolunun -daha yüksek başarı şansı sunabilecek- kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu değerlendirilmektedir (Ramazan Demir, § 38). Somut olaydaki gibi vücut bütünlüğüne yönelik taksir veya ihmalden kaynaklanan zararlara ilişkin uyuşmazlıklarda tüketilmesi gereken etkili yol hukuki tazmin yoludur.
18. Olayda beden bütünlüğüne yönelik ihmal suretiyle yapılan müdahaleyle ilgili olarak yalnızca ceza soruşturması yoluna başvurulduğu, tazminat davası açma yoluna gidilmediği gözönüne alındığında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için etkili olan başvuru yolunun tüketilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
19. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
20. Başvurucu; Başsavcılığa ve Hâkimliğe sunduğu dilekçelerdeki şikâyetleri tekrarlayarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini, olayın tanıklarının dinlenilmediğini, verilen kararlarda; zincirle bağlandığını, hastaneden erken çıkarıldığını, dizindeki rahatsızlık nedeniyle hastane sevklerinin geç yapıldığıyla ilgili iddialarının tartışılmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ve yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
21. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; ilgili mevzuat hükümlerine ve içtihatlara yer verildikten sonra mevcut başvuruda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
1. Ceza İnfaz Kurumu Görevlileri ve Jandarmadan Kaynaklanan Sağlık Hizmetlerinin Geciktirildiği veya Düzgün Şekilde Yerine Getirilmediği Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
22. Başvurucu, göz ve dizindeki rahatsızlıkların tedavisi nedeniyle kamu görevlileri hakkında çeşitli şikâyetlerde bulunmuş; bunların kasıtlı olarak gerçekleştirildiğini ileri sürmüştür.
23. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
24. Anayasa'nın 17. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı, bu kişilere ihtiyaç duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (Turan Günana [1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 39).
25. Anılan yükümlülüğün hiç veya gerektiği gibi yerine getirilmemesi nedeniyle kişinin hayatı veya sağlığı için tehlikeli bir durum oluşursa, kişi şiddetli veya uzun süreli bir acı çekerse ya da kişinin tıbbi yardım alamadığı için yaşadığı stres, huzursuzluk veya aşağılanma hissi asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşırsa Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği kabul edilebilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Hayati Kaytan [2. B.], B. No: 2014/19527, 16/11/2016, § 44).
26. Eldeki olayda başvurucu, dizindeki rahatsızlıkla ilgili olarak ilk kez 4/9/2019 tarihinde İnfaz Kurumunda muayene olduğunu fakat dizindeki şişliğin geçmemesi nedeniyle hastaneye sevk edilmediğini iddia etmiştir. Aynı yıl eylül ve ekim aylarında hastaneye sevki konusunda birçok kez yazılı ve sözlü olarak talepte bulunduğunu, sevkinin yapılmaması sonrasında infaz hâkimliğine şikâyet yoluna başvurmak istediğini fakat şikâyetinden İnfaz Kurumu Müdürünün kendisini ikna etmesi üzerine vazgeçtiğini ileri sürmüşse de bu iddialarına ilişkin bir belge veya somut veri sunmamıştır. Dosyadaki belgelere göre başvurucu, dizindeki rahatsızlık nedeniyle 25/11/2019 tarihinde Bayrampaşa Devlet Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevk edilmiş; tedavi işlemleri İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinde devam etmiştir. Başvurucunun iddia ettiği gibi MR görüntülemesi için verilen randevuya veya kontrol muayenesine geç götürüldüğüne ilişkin dosyada bir belge yoktur. Kaldı ki başvurucunun yaşadığını iddia ettiği birkaç haftalık gecikmeler nedeniyle sağlığının bu durumdan olumsuz etkilendiğine ilişkin olarak soyut iddiası dışında bir sağlık raporu da bulunmamaktadır.
27. Öte yandan başvurucunun göz rahatsızlığıyla ilgili sağlık hizmetlerinden kaynaklanan ilk şikâyetinin göz ameliyatlarından sonra hastaneden erkenden çıkarılarak hastane yerine İnfaz Kurumunda tutulması olduğu görülmüştür. Olaya bakıldığında başvurucu, ameliyatlar sonrası kontrol için ertesi sabah İnfaz Kurumundan hastaneye getirilmiştir. Bu durumu başvurucu da kabul etmektedir. Sunduğu belgelere göre başvurucunun ameliyat sonrası yüzüstü yatmasının doktor tarafından önerildiği anlaşılmıştır. Buna karşın başvurucu, hastaneden İnfaz Kurumuna götürülüp ertesi sabah yine hastaneye getirilirken doktor önerisinin aksine yüzüstü yatış pozisyonu dışında naklinin yapıldığını iddia etmemiştir. Ayrıca ameliyatlardan sonra İnfaz Kurumuna götürülmesinin ne gibi bir sağlık sorununa yol açtığını da açıklamamıştır. Diğer taraftan başvurucu 31/10/2019 tarihli göz muayenesine götürülmediğini, bu nedenle görmede bozukluk yaşadığını iddia etmişse de sevkinin yapılmamasıyla ilgili olarak İnfaz Kurumu yetkililerine başvurduğuna, buna rağmen yine de sevkinin gerçekleştirilmediğine ilişkin bir iddia ileri sürmemiş; gecikme nedeniyle sağlığının bozulduğunu ortaya koyan bir rapor veya belgeden de bahsetmemiştir. Nihayetinde 26/11/2019 tarihinde hastaneye sevk edilerek kontrolünün yapıldığını söylemiştir. İncelenen olayda bir aydan kısa olan gecikmenin sağlık hizmetlerinin gerçekleştirilmesinde ortaya çıkabilecek aksaklıkların ötesinde kamu görevlilerinin kasıtlı davranışları sonucunda meydana geldiği konusunda bir delil bulunmamaktadır.
28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Hukuka Aykırı Şekilde Kelepçe ve Zincir Kullanılması Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu; göz ameliyatları öncesi ve sonrasında, tansiyonu ölçülüp damar yolu açılırken sebepsiz yere ellerinin kelepçelendiğini, yatağa yatarken de ayağından zincirlendiğini, saatlerce bu şekilde tutulduğunu iddia etmiştir.
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
31. Hukuka uygun olarak tutulan bir kişinin kaçmasının ya da kendisine veya başkasına zarar vermesinin önlenmesi için kelepçe gibi bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlara başvurulması -makul ölçüde gerekli olanın ötesinde güç kullanımı ya da kamuya teşhir içermemesi durumunda- genellikle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun oluşturmaz. Tutmanın haksız olduğunun sonradan anlaşılması da sonucu değiştirmez (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Ö.U. [1. B.], B. No: 2016/62587, 23/6/2020, §§ 32, 35; Bulut Doğan [2. B.], B. No: 2020/977, 22/5/2024, § 37).
32. Bununla birlikte kelepçe gibi hareket kısıtlayıcı araçların kullanılması, somut olayın koşulları nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için aranan asgari ağırlık derecesine ulaşabilir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede tutulanın mahkûm olduğu suçun ağırlığı, adli sicil kaydı ve şiddet geçmişi ile tutumu, muamelenin kamusal niteliği, süresi ve tutulanın fiziksel sağlığı ile ruhsal sağlığı üzerindeki etkileri gibi hususlar dikkate alınabilir. Muayene sırasında hareket kısıtlayıcı araçların kullanımı konusunda yapılacak değerlendirmede muayenenin kapsam ve mahiyeti de gözetilebilir (Leyla Akyıldız [GK], B. No: 2019/24131, 20/3/2025, § 59).
33. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).
34. Olayda başvurucu, gerekmediği hâlde kelepçe ve zincirle el ve ayağından bağlandığını soruşturma boyunca birçok kez dile getirmiştir. Özellikle göz ameliyatı öncesinde ve sonrasında saatlerce bu şekilde tutulduğunu, ameliyatın başlama anına kadar bunların çıkarılmadığını ileri sürmüştür. İddia konusu muameleye maruz kaldığı sırada başvurucunun devletin denetim ve gözetimi altında olduğu, soruşturma dosyasına bakıldığında başvurucunun iddialarının aksine bir delil veya kamu makamlarının bir kabulü bulunmadığı dikkate alındığında başvurucunun iddialarının savunulabilir nitelikte olduğunu söylemek gerekir. Dolayısıyla Başsavcılık, başvurucunun iddiaları hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütmekle yükümlüdür.
35. Başsavcılık, başvurucunun iddialarının araştırılması için İnfaz Kurumuna yazı yazmış; bu konuda başka bir araştırma yapmamıştır. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda jandarmanın başvurucuya yatağında yattığı sırada kelepçe takma yönünde takdir hakkını kullandığı, muayeneler sırasında kelepçe kullanımına ilişkin ise soyut iddia dışında delil bulunmadığı kabul edilmiştir. Başsavcılığın bu sonuca varmasının tek nedeni olarak ortaya çıkan İnfaz Kurumu yazısına (bkz. § 5) bakıldığında başvurucunun iddiaları özelinde herhangi bir tutanak, ifade veya belgeden söz edilmediği, yalnızca 5275 sayılı Kanun'daki kelepçe kullanılmasına ilişkin mevzuattan bahsedildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan zincirle bağlanıldığına ilişkin iddialar hakkında ise hiçbir değerlendirmede bulunulmamıştır. Dolayısıyla Başsavcılık tarafından başvurucunun iddialarının ve olayın gerçekleşme koşullarının aydınlatılmasına imkân veren etkili bir soruşturma yapıldığından söz edilemez. Buna göre özellikle olayın faili olan kamu görevlilerinin ifadesinin alınmaması, kelepçe veya zincir kullanılmasıyla ilgili düzenlenen tutanak olup olmadığının, ayrıca söz konusu araçlar kullanılmışsa başvurucunun kaçma veya başkalarına ya da kendisine zarar verme konusunda tehlike oluşturup oluşturmadığı konusunda yetkililerin değerlendirme yapıp yapmadığının araştırılmaması, olayın tanığı olan sağlık çalışanlarının beyanlarına başvurulmaması, varsa kamera kayıtlarının istenmemesi kayda değer eksiklikler olarak gözükmektedir. Kelepçe 5275 sayılı Kanun'un "Zorlayıcı araçların kullanılması" başlıklı 50. maddesine göre -diğer hâller dışında- hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbi nedenlerle, olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün "Zorlayıcı araçların kullanılması" başlıklı 155. maddesine göre ise -diğer hâller dışında- muayene, teşhis ve tedavi sırasında muayene, teşhis ve tedavi işlemlerinin güvenli bir şekilde yerine getirilmesi için zorunlu görülmesi hâlinde ceza infaz kurumu tabibi veya hekimin talep ve gözetiminde kullanılabilir. Bu bakımdan Başsavcılık, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmış, temelden yoksun bir sonuca ulaşmıştır.
36. Tespit edilen eksiklikler nedeniyle bu aşamada kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden inceleme yapılması mümkün görülmemiştir.
37. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
38. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 200.000 TL manevi ve miktar belirtmeksizin maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
39. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
40. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmaya konu eylemlerle ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.
41. İhlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 165.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Ceza infaz kurumu görevlileri ve jandarmadan kaynaklanan sağlık hizmetlerinin geciktirildiği veya düzgün şekilde yerine getirilmediği nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Hukuka aykırı şekilde kelepçe ve zincir kullanılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2019/112926) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 165.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, BİLAL KARAKURT, B. No: 2021/62372, 05.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 315–324
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.