Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
ÖZGÜR DORUDEMİR (2021/62117)
- Yaşam hakkı
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğu ileri sürülen bir canlı bomba saldırısı sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle yaşam hakkının, idarenin hizmet kusuru nedeniyle açılan tam yargı davasında maddi tazminat talebinin reddi ve hükmedilen manevi tazminatın düşük olması nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Yaşam hakkı | Koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin diğer iddialar | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-idare) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
ÖZGÜR DORUDEMİR BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/62117) |
|
|
|
Karar Tarihi: 12/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Merve ARSLANTÜRK |
|
Başvurucu |
: |
Özgür DORUDEMİR |
|
Vekili |
: |
Av. Sezin UÇAR |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğu ileri sürülen bir canlı bomba saldırısı sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle yaşam hakkının, idarenin hizmet kusuru nedeniyle açılan tam yargı davasında maddi tazminat talebinin reddi ve hükmedilen manevi tazminatın düşük olması nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Bir terör örgütünün gençlik yapılanmasının üyeleri olduğu iddia edilen bazı kişiler, Suriye Arap Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan bir şehri yeniden inşa edecekleri savıyla 19/7/2015 tarihinden itibaren bulundukları şehirlerden Şanlıurfa'nın Suruç ilçesine doğru hareket etmiş ve basın açıklaması yapmak amacıyla 20/7/2015 günü saat 12.00 sıralarında Suruç Belediyesine ait Amara Kültür Merkezinin bahçesinde toplanmıştır. Basın açıklaması yapılırken üzerindeki patlayıcı maddeleri patlatan bir kişi kendi ölümü dışında pek çok kişinin ölümüne, birçok kişinin de yaralanmasına neden olmuştur (Ali Sadet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/6838, 8/6/2021, §§ 8-11; söz konusu saldırı nedeniyle yürütülen cezai ve idari soruşturmayla ilgili süreçler için anılan kararda bkz. §§ 12-49). Başvurucu da saldırıda yaralananlardan biridir.
3. Başvurucu; Suruç'ta meydana gelen bombalı saldırıda yaralanması nedeniyle olayın gerçekleşmesinde güvenlik zafiyeti bulunduğunu, gerekli önleyici tedbirlerin alınmadığını, bu nedenle idarenin hizmet kusuru olduğunu belirterek 12/7/2016 tarihinde İçişleri Bakanlığına tazminat başvurusu yapmıştır. Başvuru, İçişleri Bakanlığı tarafından Şanlıurfa Valiliğine (Valilik) yönlendirilmiş; Valilik 29/9/2016 tarihinde idarenin sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir hizmet kusuru tespit edilmediğini belirterek başvurucunun tazminat talebi hakkında işlem yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir.
4. Başvurucu, Valilik tarafından reddedilen başvurusu üzerine Şanlıurfa 2. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde olayın güvenlik önlemlerinin alınmaması nedeniyle meydana geldiğini, idarenin hizmet kusuru olduğunu ileri sürerek 29/9/2016 tarihli işlemin iptali ile 10.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın yasal faiziyle ödenmesini talep etmiştir. Başvurucu; yargılama aşamasında sunduğu dilekçede Suruç'ta meydana gelen patlamada yaralandığını, uzun süre tedavi gördüğünü, kulağında kalıcı işitme kaybı oluştuğunu ve vücudunda kalıcı izler kaldığını beyan etmiştir.
5. İdare Mahkemesi, başvurucunun tedavi evrakını temin ettikten sonra Suruç'ta meydana gelen bombalı saldırı sonucunda başvurucunun kulağında kalıcı duyma kaybı, vücudunda izler oluştuğu iddiasına ilişkin olarak olayın tıbbi yönüyle değerlendirilmesi için 18/7/2018 tarihli ara kararıyla dosyanın Adli Tıp Kurumuna (ATK) gönderilmesine karar vermiştir. ATK tarafından kırık/yaralanma/yanık alanını da kapsayacak şekilde başvurucunun güncel durumunu ortaya koyan raporlar, odyo ve Bera tetkikleri sonucunda düzenlenecek raporun ve kulak burun boğaz hastalıkları bölümünde muayenesi neticesinde hazırlanacak raporların gönderilmesi gerektiği belirtilerek dosyadaki eksikliklerin tamamlanması için dosya iade edilmiştir. Bu doğrultuda İdare Mahkemesi başvurucunun Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Araştırma Hastanesi) sevkine karar vermiştir. Başvurucunun müracaatı üzerine Araştırma Hastanesi durum bildirir iki rapor, bir radyoloji raporu, bir odyometri raporu, bir adet Bera raporu ve bir CD sunmuştur. Hastanenin plastik ve estetik cerrahi hekimince düzenlenen 13/12/2018 tarihli durum bildirir raporunda muayene sonucunda patolojik bulguya rastlanmadığı, muayene bulgularının normal olduğu, aynı tarihte kulak burun boğaz hekimince düzenlenen durum bildirir raporunda ise 20/7/2015 tarihli patlama sonucu her iki kulak zarında perforasyon oluştuğunu belirten başvurucunun sağ kulağından 2016 Şubat ve 2018 Mayıs tarihlerinde iki kez ameliyat geçirdiği, çınlama ve işitme kaybı şikâyetlerinin sürdüğü, 13/12/2018 tarihli muayenede sağ kulakta ameliyat insizyon skarının mevcut olduğu, kulak zarlarının normal görünümde olduğu, odyometri sonucunda sağ kulakta 45 dB, sol kulakta 38 dB, Bera raporunda sağ kulakta 80 dB nHL, sol kulakta 50 dB nHL düzeyinde V. dalganın saptandığı, BT temporal raporunda sağ tarafta kemikçik zincirde erozyon ve dislokasyon, scutumda erozyon ve mastoid hücrelerde erezyon olduğu, bu bulguların kolesteatom açısından değerlendirilmesinin önerildiği, tespit edilen durumun basit tıbbi müdahale ile giderilmeyeceğinin belirtildiği ifade edilmiştir.
6. Araştırma Hastanesi raporlarının gönderilmesini müteakip ATK, dava konusu yaralanma ile kişinin kulaklarındaki işitme kaybı arasında illiyet bağı kurulabilmesi için başvurucunun olay sonrasına ilişkin tıbbi belgeleri ile meslek bilgilerinin temin edilmesi, başvurucunun pazartesi, çarşamba veya cuma günlerinden birinde muayeneye gönderilmesi gerektiğini belirterek dosyayı eksiklikler nedeniyle iade etmiştir. İdare Mahkemesi ATK tarafından belirtilen eksiklikler tamamlandıktan sonra başvurucunun 6/11/2019 Çarşamba günü ATK'ya gönderilmesine karar vermiş, söz konusu ara kararı başvurucunun vekiline 3/10/2019 tarihinde elektronik ortamda tebliğ edilmiş, tebligat 8/10/2019 tarihinde "Okundu." sayılmıştır. ATK'nın 27/11/2019 tarihli yazısıyla, başvurucunun muayene için müracaat etmemesi nedeniyle dosyanın iade edildiği bildirilmiştir.
7. İdare Mahkemesi olayın meydana geliş biçimini, alınmayan güvenlik tedbirlerini ve sorumlular hakkında yürütülen ceza soruşturması sürecini birlikte değerlendirerek idarenin hizmet kusuru olduğu sonucuna ulaşmış; kararda, olay yerinde önleme aramasının yapılmadığını, Suruç ilçe emniyet müdürünün gerekli güvenlik önlemlerini almadığını, görevi kötüye kullanma suçundan mahkûm edildiğini, gerekli tedbirler alınmış olsaydı saldırının önlenebileceğini belirtmiştir. Başvurucunun maddi tazminat talebini, iş gücü kaybının belirlenmesine yönelik muayeneye gitmemesi ve zararı kanıtlayıcı belge sunmaması nedeniyle reddetmiştir. Bununla birlikte yaralanması nedeniyle yaşadığı acı ve ızdırabı kısmen gidermek amacıyla başvurucuya manevi tazminat olarak 10.000 TL ödenmesine karar vermiştir.
8. Taraflar, İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu; ATK'ya sevk kararının kendisine tebliğ edilmediğini, bu nedenle muayeneye gitmemesi gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Davalı idare ise olayın terör niteliğinde olduğunu, 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında manevi tazminat ödenmesinin mümkün olmadığını, ayrıca önlenemezlik ilkesi gereği idarenin sorumluluğunun doğmadığını belirtmiştir. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi (Daire) 22/10/2021 tarihinde kesin olarak verdiği kararda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu yönündeki tespitte hukuka aykırılık görmemiştir. Daire, olayın izinsiz yardım toplama faaliyeti kapsamında gerçekleştiğini, başvurucunun bu faaliyete katılımının müterafik kusur oluşturduğunu belirtmiş; manevi tazminat yönünden başvurucunun müterafik kusuru, olayın oluş şekli ve meydana gelen üzüntünün ağırlığı ile Dairenin manevi tazminat miktarına ilişkin ilkesel olarak benimsediği ölçütleri dikkate alarak İdare Mahkemesince belirlenen manevi tazminat tutarının sonuç itibarıyla yerinde olduğu neticesine varmış, bu gerekçeyle tarafların manevi tazminata ilişkin istinaf başvurularını reddetmiştir. Maddi tazminat yönünden de kararın ve dayandığı gerekçenin usul ve hukuka uygun olduğunu değerlendirerek başvurucunun bu kısma ilişkin istinaf istemini reddetmiştir.
9. Başvurucu, nihai kararı 24/11/2021 tarihinde öğrendikten sonra 22/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
11. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
12. Başvurucu; canlı bomba saldırısından önce güvenlik ve istihbarat birimlerine ulaşan bilgiler olmasına rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığını, kamu makamlarının saldırıyı öngörmelerine rağmen ihmalkâr davrandıklarını, nitekim saldırının gerçekleşmesinde sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı verildiğini belirterek devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
13. Ölümün gerçekleşmediği bazı hâllerde de başvuru; kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ile türü, güç kullanımının ardında yatan niyet ve amaç ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gibi hususlar birlikte değerlendirilerek yaşam hakkı kapsamında incelenebilir (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20; Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69; Yasin Ağca [1. B.], B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 109). Başvurucu; pek çok kişinin öldüğü, birçok kişinin de yaralandığı bombalı saldırıda yaralanmıştır. Bu sebeple potansiyel olarak ölümcül bir saldırıda yaralandığında kuşku bulunmayan başvurucunun saldırının gerçekleşmesinde kamu makamlarının ihmali olduğuna yönelik iddialarının yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
14. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği hâllerde -bazı istisnaları bulunmakla birlikte- idari makamlar veya yargı mercileri tarafından ödenmesine karar verilen tazminatın başvurucuların mağdur sıfatını ortadan kaldırabilmesi için yaşam hakkının ihlal edildiğinin idari makamlar veya yargı mercilerince açıkça veya en azından öz itibarıyla tespit edilmesi ve ödenmesine karar verilen tazminatın Anayasa Mahkemesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinde hükmettiği tazminat miktarıyla uyumlu olması gerekir (Hasan Kılıç [2. B.], B. No: 2018/22085, 27/1/2021, § 42). Manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı konusunda yapılacak karşılaştırmada dikkate alınacak tazminat miktarı, tazminata karar veren yargı merciinin karar verdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine verdiği veya verebileceği tazminat miktarıdır (kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden yapılan benzer değerlendirme için bkz. Siyami Hıdıroğlu [GK], B. No: 2018/11489, 11/1/2024, § 35). Başvurucunun maddi tazminat talebinin reddedildiği, Dairece ödenmesine karar verilen manevi tazminatın da anılan kararın verildiği tarihte Anayasa Mahkemesinin işbu başvuruya benzer nitelikteki başvurularda hükmedebildiği manevi tazminattan önemli ölçüde az olduğu görülmüştür. Bu sebeple başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
15. Başvuruya konu bombalı intihar saldırısının yapılmasında devlet görevlilerinin ihmali olduğu, bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce Anayasa Mahkemesince Ali Sadet ve diğerleri başvurusunda incelenmiş ve bu inceleme sonunda ihlal iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu sonuca varırken şu hususları nazara almıştır:
i. Başvurucuların iddialarına dayanak olarak gösterilen haberlerde kamu makamlarının olay günü basın açıklamasına katılan kişilere saldırı yapılacağını önceden bildiklerine veya bilmeleri gerektiğine, buna rağmen Kültür Merkezi içinde ve çevresinde önleme aramasını da kapsayacak şekilde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığına ilişkin bir bilgi bulunmadığı gibi güvenlik güçlerince aranan ve başkalarının yaşamı için gerçek ve yakın bir tehdit oluşturduğu bilinen veya bilinmesi gereken Ş.A.A.nın saldırı öncesinde nerede saklandığının kamu makamlarınca bilindiğine, buna karşın Ş.A.A. hakkında hiçbir işlem yapılmadığına dair bir malumat da bulunmamaktadır.
ii. M.Y. hakkında açılan kamu davası sonucunda adli para cezasına hükmedilmesinin gerekçesi M.Y. hakkında soruşturma izni verilmesinin gerekçesi ile aynıdır: Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün “Takviye Kuvvet” konulu yazısına ve Suruç Sulh Ceza Hâkimliğince verilen önleme kararına rağmen Kültür Merkezi önünde ve çevresinde toplanan gruba yönelik olarak dışarıdan gelmesi muhtemel saldırılara karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırılmaması. Öte yandan olay tarihinde gerçekleşen saldırıya yönelik herhangi bir istihbarat bilgisine dayanmayan söz konusu yazıdaki tedbirlerin esbabımucibesi, bir terör örgütünün yapısı içerisinde faaliyet gösteren grupların 19/7/2015 tarihinde Suruç'a giderek buradan sınır ihlali yapmak suretiyle Suriye'ye geçmeye çalışacak olmalarıdır. Ayrıca Suruç Sulh Ceza Hâkimliğinin verdiği 7/7/2015 tarihli önleme araması kararı somut hiçbir yaşamsal tehdide dayanmamaktadır. Şüphesiz başvurucuların da iddia ettiği gibi Ş.A.A. terör nitelikli kayıp şahıs olarak güvenlik güçlerince aranmaktadır ancak bu aranmanın sebebi anılan kişinin herhangi bir zaman dilimi içinde olayın gerçekleştiği bölgede ve/veya olay günü toplanan kişilere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden veya bu yönde bir talimat vereceğinden şüphelenilmesi değil radikal gruplarla terör örgütü kamplarına katılmak için yasa dışı yollardan yurt dışına çıkabilecek olmasıdır. Bu durumda Ş.A.A.nın başvurucuların yakınlarının yaşamı için açık ve yakın bir tehdit teşkil ettiği ve bu hususun kamu makamlarınca bilindiği veya en azından bilinmesi gerektiği söylenemez.
16. Aynı olay nedeniyle açılan tam yargı davası sonrasında yapılan Ali Deniz Esen ([2. B.], B. No: 2021/34342, 17/9/2025) kararında da yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası Ali Sadet ve diğerleri kararına atıfla açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
17. Ali Sadet ve diğerleri kararındaki tespit ve değerlendirmeler mevcut başvuru yönünden de geçerlidir ve anılan kararda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir bilgi başvuru dosyasında bulunmamaktadır.
18. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu; açtığı tam yargı davasında maddi tazminat talebinin kendisine tebliğ edilmeyen ATK'ya sevk kararına uymaması gerekçesiyle reddedildiğini, dosyada yer alan hastane raporları ve tedavi evrakının dikkate alınmadığını, hükmedilen 10.000 TL manevi tazminatın olayın ağırlığı ve yaşadığı acı ile ızdırabı karşılamaktan uzak olduğunu, yargısal mercilerin etkili bir şekilde inceleme ve araştırma yapmadıklarını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
20. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013).
21. Somut olayda başvurucunun maddi tazminat talebi, ATK muayenesine gitmediğinden zararın tespit edilemediği ve başvurucunun meydana geldiğini iddia ettiği zarara ilişkin herhangi bir ispatlayıcı bilgi ve belgeyi dava dosyasına sunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Dosya kapsamına göre İdare Mahkemesi öncelikle olayın tıbbi yönden değerlendirilmesi amacıyla dosyanın ATK'ya gönderilmesine karar vermiş, ATK'nın başvurucunun güncel durumunu ortaya koyan tıbbi belgeler ile odyometrik ve diğer tetkik sonuçlarının teminini istemesi üzerine başvurucunun bu talep doğrultusunda hastaneye sevk edildiği, anılan sevk kapsamında Araştırma Hastanesi tarafından 13/12/2018 tarihli durum bildirir raporların düzenlendiği anlaşılmıştır. ATK, bu raporların da yer aldığı dosyayı ikinci kez değerlendirdiği aşamada illiyet bağının kurulabilmesi için başvurucunun olay sonrasına ilişkin tıbbi belgeleri ile meslek bilgilerinin temin edilmesini ve başvurucunun muayeneye gönderilmesini talep etmiştir. İdare Mahkemesinin ATK'da muayeneye ilişkin ara kararının başvurucunun vekiline 3/10/2019 tarihinde elektronik ortamda tebliğ edildiği, tebligatın 8/10/2019 tarihinde okundu sayıldığı, buna karşılık başvurucunun mazeretsiz olarak belirtilen tarihte muayeneye gitmemesi nedeniyle ATK raporunun düzenlenmediği ve meydana geldiği iddia olunan zarara ilişkin başka ispatlayıcı bilgi ve belgenin de dosyaya sunulmadığı görülmüştür.
22. İdare Mahkemesinin ATK'nın talep ettiği muayenenin gerçekleştirilememesi ve başvurucunun maddi zararına ilişkin ilave belge sunmaması gerekçesiyle uzman bilirkişi raporu almaksızın maddi tazminat talebini reddetmesi uyuşmazlığın çözümünde tıbbi illiyet ve iş gücü kaybının belirlenmesi için ATK raporunu gerekli görmelerine dayanan bir değerlendirme olup açıkça keyfî bir nitelik taşımamaktadır. Öte yandan Daire, başvurucunun yaralanması sebebiyle yaşadığı acı ve ızdırabı kısmen gidermek amacıyla 10.000 TL manevi tazminata hükmetmiş olup manevi tazminat miktarının düşüklüğü yargılamanın sonucunun adil olup olmamasıyla ilgili olup yargı mercilerinin takdirine giren bir meseledir. Başvurucunun ileri sürdüğü iddialar delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup kararda bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunmadığı da dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
23. Açıklanan gerekçelerle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, ÖZGÜR DORUDEMİR, B. No: 2021/62117, 12.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 245–250
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.