İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

KRISTINA LUTSTSATTO (2021/60583)

  • Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
  • Kötü muamele yasağı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru; hukuka aykırılığı kesin yargı kararıyla tespit edilen sınır dışı etme işlemine bağlı olarak idari gözetim altında tutulma dolayısıyla tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, uygun olmayan koşullarda tutulma sebebiyle tazminata hükmedilmemesi nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıİdari gözetimİhlal Olmadığı—
Kötü muamele yasağıGeri gönderme merkezinin fiziki koşullarıBaşvuru Yollarının Tüketilmemesi—
Kötü muamele yasağıGeri gönderme merkezinin fiziki koşullarıİhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

KRISTINA LUTSTSATTO BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/60583)

 

Karar Tarihi: 22/4/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Mustafa Erdem ATLIHAN

Başvurucu

:

Kristina LUTSTSATTO

Vekili

:

Av. Nurali ÇİTİL

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; hukuka aykırılığı kesin yargı kararıyla tespit edilen sınır dışı etme işlemine bağlı olarak idari gözetim altında tutulma dolayısıyla tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, uygun olmayan koşullarda tutulma sebebiyle tazminata hükmedilmemesi nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Rusya Federasyonu vatandaşı olan başvurucu hakkında İstanbul Valiliği Göç İdaresi Müdürlüğünce başvurucunun ve eşinin bir terör örgütüyle bağlantıları bulunduğu yönünde tespitlerden hareketle 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) ve (e) bendleri uyarınca "kamu düzeni ve güvenliği açısından tehdit oluşturma" ile "vize ve vize muafiyet süresini on günden fazla aşma" gerekçeleriyle 22/10/2015 tarihinde sınır dışı etme ve idari gözetim altına alma kararları verilmiştir.

3. Başvurucunun sınır dışı edilmesi kararına ilişkin süreç şöyledir:

i. Sınır dışı etme kararına karşı başvurucu tarafından açılan dava idare mahkemesi tarafından 31/3/2016 tarihinde reddedilmiştir. Bu karara karşı yapılan bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi tarafından önce başvurucunun sınır dışı işleminin geçici olarak durdurulması yönünde tedbir kararı verilmiş, sonra 2015/19133 başvuru numaralı dosyada verilen 17/4/2019 tarihli kararla menşe ülkesinde var olduğu iddia edilen risklere ilişkin araştırma ve değerlendirme yapılmadan karar verildiği gerekçesiyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilerek yapılan yargılamanın yenilenmesine karar verilmiştir.

ii. Bunun üzerine idare mahkemesinde yeniden yapılan yargılama neticesinde 27/6/2019 tarihli kararla dava konusu sınır dışı etme işleminin iptaline karar verilmiştir.

4. Başvurucunun idari gözetim altına alınmasına ilişkin süreç şöyledir:

i. Başvurucu; idari gözetim altına alındıktan sonra önce İstanbul Kumkapı Geri Gönderme Merkezine (GGM), ardından Erzurum Aşkale GGM'ye ve sonunda ise Bursa GGM'ye sevk edilmiştir.

ii. Başvurucu, idari gözetimin sonlandırılması için önce İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine sonrasında ise Bursa Sulh Ceza Hâkimliğine başvurmuş; talepleri reddedilmiştir. İkinci ret kararı üzerine tedbir talebiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunan başvurucunun hakkında uygulanan idari gözetim kararının tedbiren kaldırılması yönündeki talebi 16/3/2016 tarihli ara kararı ile reddedilmiştir.

iii. Başvurucunun hakkında devam eden idari gözetimin sonlandırılmasını itiraz yoluyla tekrar istemesi üzerine bu talebi inceleyen Bursa 2. Sulh Ceza Hâkimliği 14/4/2016 tarihli kararla ve hakkında alınan sınır dışı kararının iptali için idare mahkemesinde dava açan başvurucunun o aşamada sınır dışı edilemeyeceği, başvurucu ile ilgili olarak kamu düzeni ve güvenliği açısından tehdit oluşturmasına dayalı tespit nedeniyle başlangıçta idarenin takdir yetkisinin bulunduğu ancak idari gözetimin devam etmesi için idarenin başvurucunun idari gözetim altına alınmasını gerektiren sebeplerin süreç içinde devam etmesini gerektirecek somut bilgi ve belge sunmamış olduğu, gelinen noktada başvurucunun yaklaşık beş aydır idari gözetim altında tutuluyor olduğu, yabancının kaçma ve kaybolma riskine karşı alternatif idari tedbirlere başvurma konusunda idarenin takdir yetkisinin de bulunduğu gerekçesiyle talebin kabulüne karar vermiş ve başvurucu ertesi gün salıverilmiştir.

iv. Başvurucu, iddiasına göre hem hamileliğinde hem de 26/11/2014 tarihinde dünyaya getirdiği erkek çocuğuyla birlikte toplam 178 gün idari gözetim altında tutulmuştur.

5. İncelenen bireysel başvuruya konu edilen tam yargı davası süreci şöyledir:

i. Başvurucu -22/10/2015-19/11/2015 tarihleri arasında olmak üzere- 29 gün boyunca haksız yere İstanbul Kumkapı GGM'de tutulduğunu ve bu süre zarfında yanındaki bir yaşında olan çocuğuyla birlikte açık havaya çıkma imkânı tanınmaksızın, istirahat ve sağlıklı/yeterli beslenme imkânı olmadan, hijyen koşullarının kötü olduğu aşırı kalabalık bir ortamda barındırıldığını ileri sürerek İstanbul 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır.

ii. Mahkeme tarafından esastan incelenen davada yabancıların ülkeye giriş yapmasını ve ülkede ikamet etmesini kontrol etme ve ülkedeki yabancıları sınır dışı etme yetkisinin uluslararası hukukun egemen devletlere tanıdığı bir yetki olduğuna işaret edilerek, hakkında sınır dışı etme -ve idari gözetim- kararı alınan başvurucunun bu kararlar doğrultusunda idari gözetim altına alınmasının sınır dışı edilinceye kadar kaçma ve kaybolmasının önlenmesi, bu sırada çıkış işlemlerinin tamamlanmasına yönelik bir tedbir olduğu ve Anayasa'nın 19. maddesinde yer verilen "usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz..." istisna hükmüne uygun olduğu belirtilerek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır. Mahkeme aynı kararda başvurucunun idari gözetim altında tutulduğu geri gönderme merkezlerinin fiziki koşulları ve kötü muamele iddiaları yönünden ilgili mercilere yapılan şikâyet ile bunun üzerine yapılmış tespit, rapor ve yine bu hususa dair somut bilgi ve belge bulunmadığını ve başvurucunun 29 gün süreyle gözetim altında bulunduğu sürece kötü muameleye maruz kaldığını, insan onuruyla bağdaşmayacak fiziki şartlar altında yaşadığı iddialarının herhangi bir şikâyete konu edilmediğini gerekçe göstererek 21/12/2020 tarihinde davanın reddi sonucuna varmıştır.

iii. Başvurucu, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; dava dilekçesinde ileri sürdüğü şikâyetleri istinaf dilekçesinde de tekrar etmiştir. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesi yaptığı yargılama sonucunda 12/10/2021 tarihinde verdiği kararla istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir.

6. Bu karar başvurucuya 8/11/2021 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 8/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

7. Komisyon adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

8. Başvurucu; toplam 178 gün boyunca tutulduğu GGM'lerde yanındaki bebeği ile birlikte açık havaya çıkma ya da sosyal faaliyet imkânı tanınmaksızın, iletişim araçlarına erişimi kesilmiş olarak, sağlıklı/yeterli beslenme imkânı olmaksızın, hijyen koşullarının kötü olduğu, aşırı kalabalık bir ortamda barındırılmış olması ve bu kötü koşullar sebebiyle tutulduğu çeşitli hastalıkları için de tedavi imkânından faydalandırılmadığını iddia ederek kötü muamele yasağı ve bu yasakla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuatın, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

9. Başvurucunun bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü yakınmasını idari gözetim altında tutulduğu tüm süreç için -178 gün- dile getirdiği ancak açtığı davada sadece İstanbul Kumkapı GGM'de tutulduğu 29 günlük döneme ilişkin talepte bulunduğu görüldüğünden ve bu durum sonuca etkili olduğundan değerlendirme iki başlık altında yapılmıştır.

1. Başvurucunun Erzurum Aşkale GGM ile Bursa GGM'de Barındırıldığı Dönemde Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

10. Yukarıda da (bkz. § 9) işaret edildiği üzere başvurucu, açılan tam yargı davasındaki talebini İstanbul Kumkapı GGM'de tutulduğu 29 günlük dönemle sınırlayarak Mahkeme önüne götürmüştür.

11. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermesi gerekir (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

12. Başvurucu, bireysel başvuru yapmasından önce tutulmakta olduğu geri gönderme merkezinden salıverilmiştir. Buna rağmen başvurucu, kötü koşullarda ve hukuka aykırı olarak idari gözetim altında tutulduğunun tespiti ve idari gözetim altında tutulmasından doğan zararlarının tazmini için bireysel başvuru yapmadan önce tazminat davası açmamıştır (bu gereklilik yönünden benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. B.T. [GK], B. No: 2014/15769, 30/11/2017, §§ 45-58; A.A. [1. B.], B. No: 2014/18827, 20/12/2017, § 37). Bu bakımdan başvurucu; bireysel başvuruya konu ettiği şikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletme, sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunma, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etme hususunda gerekli özeni göstermemiştir.

13. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Başvurucunun -Tam Yargı Davasına Konu Ettiği- İstanbul Kumkapı GGM'de Barındırıldığı Dönemde Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

14. Başvurucunun GGM'deki tutulma koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ve bu hakla bağlantılı olarak etkili bir yargı yolu bulunmadığı için etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu kapsamında değerlendirilmiştir.

15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

16. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

17. Anılan yasak kapsamında kalan hususlar, ceza infaz kurumlarında farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunlar ceza infaz kurumu idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir (Turan Günana [1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 37).

18. Anayasa'nın 17. maddesi, haklarındaki sınır dışı işlemleri yürütülürken geri gönderme merkezlerinde barındırılan yabancıların tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle sözü edilen yabancılar sınır dışı işlemlerinin yürütülmesi amacıyla özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı ve bu kişilere gerekli duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (ceza infaz kurumunda tutulan tutuklu ve hükümlüler yönünden yapılan aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Turan Günana, § 39).

19. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine ulaşmasına bağlıdır. Geri gönderme merkezindeki tutulma koşullarının bahsi geçen asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı konusunda yapılacak değerlendirmede tutulma süresi, açık havada egzersiz yapma olanakları, koşulların neden olduğu fiziksel ve psikolojik etkiler, bazı durumlarda yabancının yaşı, cinsiyeti, sağlığı ve davanın tüm koşulları gibi birçok faktörün önemli rol oynadığı belirtilmelidir. Bunlarla birlikte tutulma koşullarının kötü muamele oluşturup oluşturmadığı belirlenirken kişisel alan faktörünün temel bir unsur olarak dikkate alınması gerektiği vurgulanmalıdır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, §§ 93, 96).

20. Anayasa Mahkemesi bahsi geçen K.A. kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) mahpusların tutulma koşullarıyla ilgili ilke ve ölçütlerini ifade ettikten sonra mahpuslar açısından kabul edilen standardın gözetim altında tutulan yabancılar açısından evleviyetle geçerli olduğunu açıklamıştır (anılan kararda bkz. § 98). Dolayısıyla geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele yasağını ihlal edip etmediği konusunda yapılacak değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin mahpusların tutulma koşullarının değerlendirilmesinde esas aldığı ölçütler nazara alınmalıdır. Buna göre;

 i. Aşırı kalabalıklaşma ve buna bağlı oluşan kişisel alan eksikliğine ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde dikkate alınacak temel ilkeler Levent Cantekin ([GK], B. No: 2019/34408, 9/10/2024, §§ 33, 34) kararında ortaya konmuştur. Sözü edilen ilkelere göre çok kişilik koğuşlarda odalarda bir kişi için yüzey alanı en az 3 m² olmalıdır. Bir kişi için olan yüzey alanının hesaplanmasında banyo ve tuvalet alanı ile havalandırma bahçesi yaşam alanına dâhil edilmese de mobilyaların kapladığı alan hesaplamaya dâhil edilir. Çok kişilik koğuşlarda bir kişi için yüzey alanı 3 m²den az ise ya da her tutulan için ayrı bir uyku yeri yoksa veya koğuşun genel yüzeyi tutulan kişilerin mobilyalar arasında serbestçe hareket etmesine izin vermiyor ise tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde güçlü bir karine oluşur. Bu karine ancak üç unsurun bir arada bulunması durumunda ortadan kaldırılabilir. İlk unsur asgari kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin kısa süreli, küçük çaplı ve ara sıra olmasıdır. İkinci unsur bu tür azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesidir. Son unsur kişilerin genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir tesiste tutulmasıdır.

ii. Tutuklu kişilerin 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alana sahip olduğu hâllerde alan faktörü, tutulma koşullarının yeterliliğinin değerlendirilmesinde önemli bir faktördür ve bu durumun uygunsuz tutulma koşullarının diğer yönleriyle birleşmesi hâlinde kötü muamele yasağı ihlal edilmiş olur. Tutuklu kişilerin daha fazla kişisel alana sahip olmaları nedeniyle kişisel alan sorununa ilişkin herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı durumlarda ise tutulma koşullarının yeterliliği konusunda tutulma koşullarının diğer yönleri değerlendirilmelidir. Tutulma koşullarının diğer yönleri arasında temel sıhhi ve hijyen gereklerine uygunluk, tuvalet ve banyonun mahrem kullanılması, açık hava egzersizine, doğal ışık veya havaya erişim, havalandırma ve ısıtma sistemlerinin yeterliliği yer alır. Belirtilen koşullar altında tutulmanın süresi de dikkate alınmalıdır (Levent Cantekin, § 35).

iii. Alan standardına uysa bile dar ama uzun veya alçak tavanlı koğuşların istenen standardı sağlayamayacağı, duvarlar arasında minimum 200 cm, taban ve tavan arasında 250 cm mesafe olması şartının aranacağı belirtilmelidir. Ayrıca birden fazla tutulan kişinin barındırıldığı her koğuşta en az bir banyo ve tuvalet bulunmalı, bu alanlar koğuştan tamamen bölünmüş (tavana kadar) bir alanda bulunmalıdır (Cengiz Yetgin [GK], B. No: 2019/39068, 14/6/2023, § 59).

iv. Tutuklu her kişiye düzenli biçimde muhafaza edeceği ayrı bir yatak ile yatağını temiz tutması için gerekli sıklıkta değiştirebileceği ayrı ve uygun bir yatak takımı sağlanmalıdır. Bu bakımdan tutuklu bir kişinin bir yatağı aynı anda başkasıyla kullanmak, nöbetleşe olarak paylaşmak veya yataksız zeminde uyumak zorunda bırakılmasının kabul edilemez olduğu değerlendirilmektedir (Cengiz Yetgin, § 62).

v. Tutulma süresinin kısalığı, tutuklu kişinin yetersiz tutulma koşulları nedeniyle maruz kaldığı ızdırabın veya aşağılanmanın ciddiyetinin değerlendirilmesinde ilgili bir faktör olsa da bu süre -tek başına- şikâyet edilen muameleyi, diğer unsurların söz konusu hükmün kapsamına sokmak için yeterli olması hâlinde otomatik olarak kötü muamele yasağı kapsamından çıkarmaz. Ağır derecedeki olumsuz tutulma koşulları kısa süreli olsa bile ihlal sonucunu değiştirmeyecektir (Cengiz Yetgin, § 65).

vi. Tutuklu kişilerin makul ölçüde geniş ve mümkün olduğunda kötü hava koşullarından korunma sağlanan açık hava tesisinde en az bir saat egzersiz yapmasına izin verilmelidir. Bunun dışında sözü edilen kişilerin daha geniş bir koğuş dışı aktivite programının parçası olması tercih edilmektedir. İlgili uluslararası standartlara göre bu kişiler, günün makul bir bölümünü koğuşlarının dışında çeşitli amaçlara yönelik faaliyetlerle (çalışma, eğlence, eğitim) meşgul olarak geçirebilmelidir (Cengiz Yetgin, § 66; bazı değişikliklerle birlikte bkz. K.A., § 98).

vii. Çeşitli amaçlarla pencerelere metal panjurlar veya eğimli plakalar yerleştirilmesi tutuklu kişilerin doğal ışığa erişimini engelleyeceği gibi bir durumun koğuşa temiz hava girmesini önleyerek hastalıkların ortaya çıkmasına veya yayılmasına elverişli koşulların oluşmasına neden olacağı muhtemeldir. Bununla birlikte tutuklu bir kişinin tutulduğu sürede ciddi solunum yolu hastalığı teşhisi konulduğu ve hastalığa kaldığı tesiste tutulması aşamasında yakalandığı tespit edilse de (tedavi gördüğü veya tamamen iyileştiği gözönüne alınarak) havalandırma, ısıtma, aydınlatma veya sağlık koşullarının kendi başına kötü muamele kavramını haklı çıkarmayacağı da belirtilmelidir. Panjurların olumsuz etkisi, havalandırma sisteminin ve suni aydınlatmanın sağlanması durumunda tek başına kötü muamele yasağının ihlali için aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşmayacaktır. Yine de bu hususlar aşırı kalabalığın ve alan yetersizliğinin odak faktörüne ek olarak başvurucuların tutulma koşullarının kötü muamele yasağı bakımından tolere edilen eşiğin ötesine geçtiğini göstermek için önemlidir (Cengiz Yetgin, § 67).

viii. Koğuş içindeki banyo ve tuvalet alanlarının hem hijyen açısından hem de mahremiyet açısından yaşam alanından tamamen ayrılması gereklidir. Haftada bir defadan fazla duş imkânı sunulmaması uygun vücut hijyeninin sağlanması için yeterli olmayacaktır. Gerekli sağlık önlemleri kemirgen, pire, bit, tahtakurusu ve diğer haşarat istilasına karşı önlemleri içermelidir (Cengiz Yetgin, § 68).

21. Geri gönderme merkezindeki tutulma koşullarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal ettiği iddiasıyla açılan tazminat davalarında başvurucular, şikâyet edilen olguların ayrıntılı ve tutarlı açıklamasını yapmalı ve bazı durumlarda farklı kanıtlar sunabilmelidir (ceza infaz kurumları yönünden yapılan aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Cengiz Yetgin, § 69).

22. Başvurucunun kendisine düşen ispat yükümlülüğünü yerine getirdiği hâllerde tazminat davasını gören mahkemeler, şikâyet edilen tutulma koşullarını Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili ölçütlerine uygun olarak incelemeli; yargılamayı makul bir sürat ve özenle yürütmelidir. Bu kapsamda mahkemelerce gerekli deliller toplanmalı ve koşulların Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal ettiği sonuca varmaları hâlinde başvurucunun tutulma koşullarından doğan maddi ve manevi zararların tazminine karar vermelidir. Ayrıca koşulların Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerekliliklerini karşılamadığına dair bir bulgunun başvurucuya manevi zarar verdiğine dair güçlü bir karineye yol açtığı gözetilerek manevi tazminat verilmesi, manevi zararın kanıtlanmasına bağlanmamalıdır (ceza infaz kurumlarında tutulma koşulları yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. Neshkov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 36925/10 ve 5 diğer, 27/1/2015; Ulemek/Hırvatistan, B. No: 21613/16, 31/10/2019).

23. Başvurucunun açtığı tam yargı davasını inceleyen yargı mercileri, şikâyet edilen tutulma koşullarını Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili ölçütlerine uygun olarak incelememiş; geri gönderme merkezinde tutulma devam ettiği durumda tutulma koşullarının düzeltilmesini sağlayabilecek adli ve/veya idari bir merci bulunmamasına (bkz. K.A., §§ 80-82; İbrahim Muhammed Ali [GK], B. No: 2025/10406, 8/7/2025, §§ 52-57) ve başvurucunun şikâyet ettiği koşullarıyla ilgili delilleri toplaması gerekmesine rağmen geri gönderme merkezlerinin fiziki koşulları ve kötü muamele iddiaları yönünden ilgili mercilere yapılan şikâyet ile bunun üzerine yapılmış tespit, rapor ve yine bu hususa dair somut bilgi ve belge bulunmadığı ve başvurucunun 29 gün süreyle gözetim altında bulunduğu sürece kötü muameleye maruz kaldığı, insan onuruyla bağdaşmayacak fiziki şartlar altında yaşadığı iddialarının herhangi bir şikâyete konu edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Bu bakımdan sözü edilen yargı makamları Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği titizlikte bir inceleme yapmamıştır.

24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

25. Başvurucu; Bursa 2. Sulh Ceza Hâkimliğince idari gözetimin hukuka aykırı olduğuna karar verildiğini, haksız bir biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmasına rağmen manevi tazminat talebinin Mahkemece reddedildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin ve AİHM'in verdiği bazı kararlara ve idare mahkemelerinin gerekçelerine yer verilmiş; inceleme yapılırken Anayasa'nın ve mevzuatın ilgili hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

27. Başvurucunun şikâyetinin özü, uygulanan idari gözetim tedbirinin hukuka aykırı olduğundan bahisle açtığı tazminat davasının reddedilmesi olduğundan şikâyetin Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci ve dokuzuncu fıkraları kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden incelenmesi gerekir.

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

29. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu belirtilmiş; ikinci ve üçüncü fıkralarında özgürlüğün kısıtlanabileceği durumlar sayılmış, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında ise hürriyetinden yoksun kalan kişilere tanınan güvencelere yer verilmiştir (Safkan Aydoğdu [2. B.], B. No: 2014/7498, 5/4/2017, § 43).

30. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişiler" ifadesi ile maddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen kurallara aykırı bir işleme tabi kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddenin ikinci veya üçüncü fıkralarında belirtilen durumlara aykırı şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlinde uğranılan zararlar devlet tarafından ödenecektir (Safkan Aydoğdu, § 44).

31. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edilip edilmediğini belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğer fıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığını incelemesi gerekmektedir. Yapılacak bu inceleme sonucunda başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödenmediği tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusu olabilecektir (Safkan Aydoğdu, § 45).

32. Dolayısıyla Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanabilmesi için başvurucunun anılan maddenin diğer fıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığının yargılama makamlarınca ya da Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi gerekir. Bu bağlamda kişinin Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödenmediği veya bir tazminat imkânının bulunmadığı tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusu olacaktır (M.E. [2. B.], B. No: 2018/696, 9/5/2019, § 46).

33. Eldeki olayda idari gözetim kararının hukukiliğini denetleme noktasında asli yetkiye sahip olan Bursa 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucu hakkında verilen idari gözetim kararının -bu kararın alındığı ilk andan itibaren- hukuka aykırı olduğuna karar verilmemiş; gelinen nokta itibarıyla bu tedbiri gerektiren sebeplerin süreç içinde ortadan kalktığı ve başvurucunun kaçma ya da kaybolma riskine karşı alternatif idari tedbirlere başvurma imkânı bulunduğuna da işaret edilerek başvurucunun idari gözetim altında tutulmasına devam edilmesinin hak ihlaline yol açacağı gerekçesiyle talebin kabulüne karar verilmiş ve başvurucu ertesi gün salıverilmiştir (bkz. § 4/iii).

34. Başvurucunun diğer sebeplerin yanında haksız bir biçimde özgürlüğünden yoksun bırakıldığından bahisle tazminat talebinde bulunduğu tam yargı davasına bakan Mahkeme ise yabancıların ülkeye giriş yapmasını ve ülkede ikamet etmesini kontrol etme ve ülkedeki yabancıları sınır dışı etme yetkisinin uluslararası hukukun egemen devletlere tanıdığı bir yetki olduğuna işaret ederek hakkında sınır dışı etme -ve idari gözetim- kararı alınan başvurucunun bu kararlar doğrultusunda idari gözetim altına alınmasının sınır dışı edilinceye kadar kaçma ve kaybolmasının önlenmesi, bu sırada çıkış işlemlerinin tamamlanmasına yönelik bir tedbir olduğu ve Anayasa'nın 19. maddesinde yer verilen "usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz..." istisna hükmüne uygun olduğunu belirterek başvurucunun bu talebini reddetmiştir (bkz. § 5/ii).

35. Bu hâlde ihlal iddiasının değerlendirilebilmesi için başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Başvurucu hakkında verilen sınır dışı etme işlemine bağlı idari gözetim kararından başvurucunun 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesinde yer verilen "kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturan" bir kişi olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun idari gözetim altına alınması ise 6458 sayılı Kanun'un 57. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayandırılmıştır. Bu hükme göre sınır dışı etme kararı alınanlardan "kaçma ve kaybolma riski bulunan, Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar" hakkında valilik tarafından idari gözetim kararı alınabilir. Dolayısıyla başvurucunun idari gözetim altına alınmasının kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.

36. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutma hâlinin Anayasa'nın 16. maddesi uyarınca milletlerarası hukuka uygun olarak gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekir. Bu konuda Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin başında Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (MSHUS) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) gelmektedir. MSHUS'un 9. maddesine göre ''Herkes kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği hakkına sahiptir ve hiç kimse keyfî olarak gözaltına alınamaz veya tutulamaz. Hiç kimse hukukun öngördüğü sebepler ve usuller dışında özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.'' Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin 9. Maddeye İlişkin 8 No.lu Genel Yorumu'na göre 9. maddenin birinci fıkrası tüm özgürlükten yoksun bırakma hâlleri, cezai hâller veya hastalık, serserilik, uyuşturucu bağımlılığı, eğitim sebebiyle özgürlükten yoksun kalma hâlleri, göç kontrolünden kaynaklanan kısıtlamalar ve benzeri hâller açısından da uygulanabilir. Sınır dışı etme amacıyla tutma hâli de bu hüküm kapsamına girmektedir. MSHUS'un 9. maddesi "hukukun öngördüğü sebepler ve usuller dışında" ibaresinden anlaşılacağı üzere ulusal hukuka atıf yapmaktadır. AİHS'in 5. maddesi de hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle kişinin yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulmasına cevaz vermektedir ve AİHS de ulusal hukuka atıf yapmaktadır. AİHM'in bu tutma hâline ilişkin inceleme yöntemi ile Anayasa Mahkemesinin inceleme yöntemi benzer olduğundan bu konuda ayrıca bir değerlendirmeye gerek görülmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun tutulmasının milletlerarası hukuka uygun olmadığı yönünde bir tespite varılmamıştır (benzer yönde bkz. Şekip Karkur [2. B.], B. No: 2020/7458, 2/6/2020, § 61).

37. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasına göre hakkında sınır dışı etme ya da geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutulması mümkündür. Öte yandan 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesinde haklarında sınır dışı edilme kararı alınacak yabancılar sayılırken "Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar"a da yer verilmiştir. Aynı Kanun'un 57. maddesinde ise sınır dışı edilmeleri kararlaştırılanlardan hangileri hakkında valilikler tarafından idari gözetim kararı verileceği düzenlenmiştir. Bu bağlamda sınır dışı edilmelerine karar verilen kişilerden güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar valilik kararıyla idari gözetim altına alınacak kişilerdendir (Şekip Karkur, § 62).

38. Olayda İstanbul Valiliği, bir terör örgütüyle bağlantısının bulunduğu yönünde tespitlerden hareketle Rusya Federasyonu vatandaşı olan başvurucunun sınır dışı edilmesine karar vermiş; ayrıca kamu düzeni açısından tehdit oluşturduğunu değerlendirerek idari gözetim altına alınmasını kararlaştırmıştır. Buna göre başvurucu hakkındaki idari gözetim kararının sınır dışı etmeye yönelik olduğu görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına idari gözetim altına alma yoluyla yapılan müdahalenin meşru bir amacının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.

39. Diğer taraftan başvurucu hakkındaki idari gözetim tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir idari gözetim tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.

40. Başvurucu tarafından sınır dışı edilmesi sürecinde bir özensizlik yaşandığı iddiası ileri sürülmemiştir. Bununla birlikte tutulmanın ölçülülüğünün değerlendirilmesinde başvurucuya idari gözetime karşı usule ilişkin güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının da belirlenmesi gerekir. Bu bağlamda idari gözetim altında tutulma bakımından kural olarak altı aylık azami bir süre belirlenmiştir. Dolayısıyla sınır dışı işlemleri bitmese de yasal sürenin sonunda kişinin serbest bırakılması gerekecektir. Somut olayda başvurucu idari gözetim kararına karşı Bursa 2. Sulh Ceza Hâkimliğine başvurmuş ve talebinin kabulü üzerine yasal olarak belirlenen altı aylık azami süre henüz dolmadan yaklaşık beş buçuk ay idari gözetim altında tutulduktan sonra serbest kalmıştır. İdari gözetim altına alma süreci için öngörülen usule dair güvenceler açısından değerlendirildiğinde başvurucuya hangi nedenle idari gözetim altında tutulduğuna ilişkin bir bildirim yapıldığı, başvurucunun idari gözetim kararına karşı Bursa 2. Sulh Ceza Hâkimliğine başvurduğu ve hâkimlik kararıyla serbest kaldığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olayın özellikleri dikkate alındığında başvurucunun idari gözetim altına alınması sürecinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğini söylemenin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

41. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

42. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 7.441,60 TL maddi ve 76.800 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

43. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

44. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

45. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucunun Erzurum Aşkale GGM ile Bursa GGM'de barındırıldığı dönemde kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Başvurucunun İstanbul Kumkapı GGM'de barındırıldığı dönemde kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3.   Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 1. İdare Mahkemesine (E.2020/85, K.2020/2430) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, KRISTINA LUTSTSATTO, B. No: 2021/60583, 22.04.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 44–54

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.